Bir gün Hoca, kırda, bayırda dolaşırken iki adamın, dağı, bağ yaptıklarını görür: “Hele merhaba sonraya kasım ağalar; bu çubuklar burada tutar mı dersiniz?” Adamlar bu söze bıyık altından güler: “Çubuklar da söz mü, adamı diksen biter; mübarek toprak değil, tutya!” derler. Hoca kulağına inanamaz: “Aman, öyle ise beni dikin şuraya, bakalım ne biçim yemiş vereceğim!” der. Allah’ın dağında vakit nasıl geçecek? Bağcılar tutar, Hoca’yı yarı beline kadar toprağa gömerler; kendileri de bir ağaç altına çekilip, ekmeklerine soğan kırmaya başlarlar. Hoca, şöyle bir zaman, bir ağaç gibi dikilip durduktan sonra kendi kendini söküp, bağcıların yanına gider. “Bre efendi, ne diye yerinde durmadın?” deyince onlar, Hoca: “Vallahi birader, der; ben yerimi sevmedim, yerini sevmeyen ağaç da, tutar mı, tutmadım işte.”
Bir gün Hoca, kırda, bayırda dolaşırken iki adamın, dağı, bağ yaptıklarını görür:
“Hele merhaba sonraya kasım ağalar; bu çubuklar burada tutar mı dersiniz?” Adamlar bu söze bıyık altından güler:
“Çubuklar da söz mü, adamı diksen biter; mübarek toprak değil, tutya!” derler.
Hoca kulağına inanamaz:
“Aman, öyle ise beni dikin şuraya, bakalım ne biçim yemiş vereceğim!” der.
Allah’ın dağında vakit nasıl geçecek? Bağcılar tutar, Hoca’yı yarı beline kadar toprağa gömerler; kendileri de bir ağaç altına çekilip, ekmeklerine soğan kırmaya başlarlar.
Hoca, şöyle bir zaman, bir ağaç gibi dikilip durduktan sonra kendi kendini söküp, bağcıların yanına gider.
“Bre efendi, ne diye yerinde durmadın?” deyince onlar, Hoca:
“Vallahi birader, der; ben yerimi sevmedim, yerini sevmeyen ağaç da, tutar mı, tutmadım işte.”