if (!string.IsNullOrEmpty(Model.PrevPageFullUrl))
{
}
if (!string.IsNullOrEmpty(Model.NextPageFullUrl))
{
}
En İyi Fıkralar - Page 383
Skip to main content
Dursun, feci bir trafik kazası geçirmiş ve koma halinde hastaneye kaldırılmış. Kendine geldiğinde, bir kolunun olmadığını görmüş. Bunun üzerine Dursun'un morali çok bozulmuş ve doktora demiş:
- "Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi. Kendimi hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğim." Doktor bakmış ki, Dursun çok ciddi, başlamış Dursun'a nasihat etmeye:
- "Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık. Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan giт de bak."
Dursun, biraz sakinleşmiş ve hastaneden çıkarak Temel'in evine gelmiş. Eve geldiğinde, hakikaten Temel'in iki kolunun da kesik olduğunu görmüş. Fakat bir bakmış ki, Temel bahçede kıvıra kıvıra dans edip oynuyormuş. Dursun'un kafası karışmış ve hayretler içinde Temel'e yaklaşıp sormuş:
- "Ula Temel, iyi ki seni gördüm, yoksa hayatım gidiyordu. Benim bir kolum kesildi diye neredeyse intihar edecektim. Gördüm ki senin iki kolun kesik, ama bir dansöz gibi oynayıp göbek atıyorsun."
Bunun üzerine sinirlenen Temel, acı içinde cevap vermiş:
- "Ula Dursun, sen manyak mısın, ne göbek atması? Sırtım fena halde kaşınıyor. Çatlamak üzereyim."
Fenerbahçeli bir şoför, kaza yapmış. Arabasının kırılan farından bir cin çıkmış. "Dile benden ne dilersenı" diye sormuş. Şaşkınlığı hemen üzerinden atan şoför, "Istanbul'un bütün caddelerini dört şeritli yap" isteğinde bulunmuş. Cin, başını kaşımış, "Bu çok zor, daha kolay birşey iste" demiş. Şoför, sevinçle atılmış:
"Fenerbahce'yi şampiyon yap o zaman."
Cin, şöyle bir düşünmüş, yeniden sormuş:
- Pardon, Istanbul'un caddelerini kaç şeritli istemiştinı Fenerbahçeli bir şoför, kaza yapmış. Arabasının kırılan farından bir cin çıkmış. "Dile benden ne dilersenı" diye sormuş. Şaşkınlığı hemen üzerinden atan şoför, "Istanbul'un bütün caddelerini dört şeritli yap" isteğinde bulunmuş. Cin, başını kaşımış, "Bu çok zor, daha kolay birşey iste" demiş. Şoför, sevinçle atılmış:
"Fenerbahce'yi şampiyon yap o zaman."
Cin, şöyle bir düşünmüş, yeniden sormuş:
- Pardon, Istanbul'un caddelerini kaç şeritli istemiştinı
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kaç kırmızısı güller.
Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller. Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı şöyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti. Onları hiç bir şey ayıramazdı. Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm. genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü. Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu.
Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü.
Kendi aralarında şöyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala Yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı.
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. genç adamşöyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu.
Martılara baktı, Birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara. Ne kadar güzel dans ediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok. Bu kadar geç kalmaması görekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bağırak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine?. Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır. Hayır. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki. O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı. Yine sevgilisi geldi aklına. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir?er gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı. Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı. Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu. genç adam ayağa kalktı. Sevdişöyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı.
Padişahın yakınlarından bir beyin çok güzel bir atı vardı. Bir gün o ata binip padişahın alayına katıldı. Padişahın gözü, ansızın o ata takıldı. şöyle bir at kendi sürüsünde yoktu. Atın çalımı, rengi padişahın gözünü aldı, аттаn gözünü ayıramıyordu. Çevikliği, güzellişöyle beraber atta padişahı çeken bir şey vardı. Önce önemsemek istemedi ama, gönlü atı istiyordu. Padişah geziden dönünce, vezirine durumu açtı. Yolda bir at gördüğünü, derhal gidip o atı, sahibinden alıp, getirmelerini emretti. Padişahın adamları, hızla atın sahibi beyin yanına geldiler. Padişahın atı çok beğendiğini, ne fiat isterse hemen vereceklerini bildirdiler. Bey, beyninden vurulmuşa döndü. O güzelim, canı gibi sevdiği atını padişah istiyordu ha! Ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırdı. Padişahın adamlarını oyalamak için onlara yemek ikram etti. Onlar yemeklerini yerken İmadülmülk aklına geldi. Hemen durumu ona danışmalı, ondan akıl almalıydı. Çünkü o, zamanın en bilgini, en akıllısı, en güzel ahlaklısıydı. kaç kere vezirliği bırakıp, ibadet için uzlete çekilmişse de padişah ona yalvararak izin vermemişti. Atın sahibi üzüntülü bir halde İmadülmülk'ün yanına koştu. - Ey benim en büyük yardımcım! Yardımına ihtiyacım var. Padişah benim herşeyden daha çok sevdiğim atımı istemiş. Onu alırsa ben yaşayİmam. Her şeye dayanırım da atımın elimden alınmasına dayanamam. Bey hem söylüyor, hem ağlıyordu. İmadülmülk, beyin bu halini görünce gözleri yaşardı. Ona yardım etmeye karar verdi. Doğru padişahın huzuruna gitti. Bir taraftan Cenab - ı Allah'a:
- "Ya Rabbi! genç bey padişaha karşı gelmekte hata ediyor ama Sen yine de ona yardımcısı ol. " diye yakarıyor, inşaallah atını padişah almaz diye dua ediyordu. O sırada seyisler, beyin o güzel atını padişahın yanına getirdiler. İmadülmülk gerçekten de eşine nadir rastlanan bir at diye düşündü. Padişah, bir müddet ata hayran hayran baktı, yüzünü imadülmülk'e döndü. - " Ey büyük insan! Güzel bir at değil mi? Sanki yeryüzünden değil de, cennetten gelmiş. " dedi. İmadülmülk:
- "Padişahım! Ata gönlünüşöyle kaptırmışsın ki, hatalarını göremiyorsun.
İyice bir bak bakalım. Aslında çok güzel, çok çevik bir at ama bedenine göre başı kusurlu. Başı adeta öküz başına benziyor. Padişah fikirlerine her zaman hürmet ettiği İmadülmülk'den bu sözleri duyunca at, gözünden düştü. Padişah:
- " doğru söyledin! Artık eskisi gibi güzel göremiyorum.
Bunu sahibine geri verin" dedi. Padişah, at hakkındaki bu yermeyi bir kerecik duymakla gönlü аттаn soğudu. Kendi gözünü ve aklını bıraktı, İmadülmülk'ün sözünü kabul etti. Öğütler: * Kişinin her gördüğüne sahip olmak istemesi müsrifliktir. * İnsan danışacağı kimseleri iyi seçmelidir.