Skip to main content

  • Home
  • Categories
  • Popular
  • Komik Resimler
  • en iyi fıkralar
  • En son şakalar
  • Sarışın fıkraları
  • Asker Fıkraları
  • Deli Fıkraları
  • Dini Fıkralar
  • Çorum Fıkraları
  • Doktor Fıkraları
  • Çocuk Fıkraları
  • Bayburt Fıkraları
  • Elazığ Fıkraları
  • Erzurum Fıkraları
  • Erkek Fıkraları
  • Evlilik Fıkraları
  • Nasrettin Hoca Fıkraları
  • Avcı Fıkraları
  • Bektaşi Fıkraları
  • Belaltı Fıkraları
  • Hayvan Fıkraları
  • İngiliz Alman Türk Fıkraları
  • Kadın Erkek Fıkraları
  • Kayseri Fıkraları
  • Kurban Fıkraları
  • Mühendis Fıkraları
  • Namık Kemal Fıkraları
  • Okul fıkraları
  • Politika Fıkraları
  • Ramazan Fıkraları
  • Seçim Fıkraları
  • Spor Fıkraları
  • Polis Fıkraları
  • Dursun Fıkraları
  • Trakya Fıkraları
  • Tarih Fıkraları
  • Soğuk Espriler
  • Sarhoş Fıkraları
  • Mardin Fıkraları
  • Komik Sözler
  • Komik Hikayeler
  • Karadeniz Fıkraları
  • Kamyon Yazıları
  • Kadın Fıkraları
  • Duvar Yazıları
  • Cimri Fıkraları
  • İngiliz Alman Türk Fıkraları
  • Fıkra Gibi Komik Olaylar
  • Kapak Edici Fıkralar
  • Karı Koca Fıkraları
  • Kısa Fıkralar
  • Köylü Fıkraları
  • Matematik Fıkraları
  • Meslek Fıkraları
  • Şoför Fıkraları
  • Ünlüler Fıkraları
  • Sekreter Fıkraları
  • +18 Fıkralar
  • Temel Fıkraları
  • Büyük Fıkraları
  • Kaynana fıkraları
  • Futbol fıkraları
  • Chuck Norris fıkraları
  • Yahudiler hakkında fıkralar
Български English Deutsch Español Русский Français Italiano Ελληνικά Македонски Bektaşi Fıkraları Українська Português Polski Svenska Nederlands Dansk Norsk Suomi Magyar Româna Čeština Lietuvių Latviešu Hrvatski
My Jokes Edit Profile Logout
  1. Home
  2. Bektaşi Fıkraları

Bektaşi Fıkraları

Bu kategorideki en yeni fıkralar
Bektaşi dervişlerinden birine:
- Erenler! Cenabı Hak her şeye kadirdir dersiniz; bir dikiş iğnesinin gözünden bir deveyi geçirebilir mi? demişler. Bektaşi:
- Vızır, vızır.
- Nasıl yani?, diye sorulunca, - Ya dikiş iğnesinin gözünü büyütür, ya deveyi küçültür, geçirir.
0 0
0
İstanbul'da gezinen Bektaşi, padişahın sarayı zannettiği görkemli bir binanın yanından geçiyormuş. Binanın önünde şatafatlı bir fayton duruyormuş.
Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durmuş. Adam faytona binerken, Bektaşî meraklanmış ve muhafızlardan birinin yanına yaklaşarak sormuş:
- Faytona binen padişah mıdır?
- Hayır, padişahın kuludur.
Bektaşî, önce faytondaki adama bakmış, sonra da kendi üstünün başının perişanlığına. Sonra, ellerini açarak:
- Hey Allah'ım. Bir padişahın kuluna bak, bir de senin kuluna!
0 0
0
Avcı Sultan Mehmet diye anılan 4. Mehmet bir gün akşama kadar uğraştığı halde, bütün attıkları boşa gider. Bunun sebebini sabahleyin ilk gördüğü adamın uğursuzluğuna hamlederek:
- Saraydan çıkarken kapı önünde sallana sallana biri geçiyordu. Sivri külahlı, sırtı kamburumsu. Bana çabuk onu bulun, diye emir vermiş.
Hemen tanımışlar, meşhur Bektaşi Ayyaş Hamza. Karakullukçular yaka paça adamı huzuruna getirirler. Öyle bir uğursuzun yaşamak hakkı olmadığı için derhal asılmasına karar verilir. Bektaşi der ki:
- Sabahleyin ilk beni gördüğünüz için iki keklik bile vuramadınız. İyi ama Padişahım, benim de bu sabah ilk gördüğüm siz oldunuz, fakat benim kellem gidiyor. Uğursuzluk hangimizde fazla?
Cevap padişahın o kadar hoşuna gider ki hayatını bağışladıktan başka bir kesede altın verir.
0 0
0
Kanuni Sultan Süleyman’ın son devirlerinde sadrazamlığa getirilen Sokullu Mehmet Paşa cidden bilgili ve büyük bir devlet adamıydı. Sayısız başarılı hizmetleri ile olduğu kadar, iffet ve istikameti ile de pek haklı ve şerefli bir şöhret kazanmıştı.
Bazı dileklerde bulunmak üzere huzuruna giden bir delinin hançeri ile ölen ve Eyüp Sultan'da gömülen bu paşanın yalnız on beş senesi sadrazamlık olmak üzere elli seneden fazla devlet hizmetinde geçmesine rağmen ancak defin işlemlerine yetecek kadar parası çıktığı anlaşılınca herkes tarafından hayretle karşılanmış ve sevenleri birkaç misli artmıştı. Gömüldüğü sırada mezarı başında bulunanlar arasında devrin Bektaşî erenlerinden tok ve doğru söyleyenlerden bir Bektaşi babasının derin bir düşünceye dalması, ocak ağalarından birinin gözüne çarpar. Yavaşça sokulur ve sorar:
- Dedem nedir seni bu kadar endişeye düşüren? Sokullu'nun ölümü mü? Bektaşi acı acı gülümser ve cevap verir:
- Hayır evlat, çalıp çırpmayan rahmetlinin devlet hazinesinde bıraktığı büyük miras ile bu mirasın geride kalan devlet büyükleri arasında uyandıracağı ihtiras düşündürdü beni...
0 0
0
Bektaşi'nin biri şeyhülislâmın huzuruna çıkmış:
- Efendim, Allah size 27 yıl ömür versin.
Bektaşi'nin arzu ettiği yıl sayısını biraz tuhaf karşılayan şeyhülislâm sorar:
- Ne için 27 yıla bağlıyorsun?
- Geçen yıl Ram azan 29 gün çekmişti; bu yıl da 28 gün oldu.
Eğer Allah size 27 yıl ömür uzunluğu verirse mübarek Ramazandan da, oruçtan da kurtulacağız.
0 0
0
İkinci Abdülhamid'in son devirlerinde Edirne'de vali ve kumandan bulunan Müşir Ârif Paşa, Ramazan günlerinde, vilâyet ve ordu erkânına mükellef iftarlar yaparmış. Yine böyle bir dâvet günü, iftar edildikten sonra paşa:
- Haydi efendiler! Namazı da birlikte kılalım, der.
Davetliler arasında bulunan Bektaşî bir topçu binbaşısı ceketinin cebinden davetiyeyi çıkarıp baktıktan sonra tekrar cebine koyarak şöyle der:
- Efendimiz, davetiyenizde yalnız iftar yazılı olup namaz kaydı yoktur!
0 0
0
Bektaşi'nin biri Ramazanda bir iki gün oruç tutmuş, sonra bırakıvermiş. Bir mecliste sormuşlar:
- Erenler, bu yıl Ramazan uğradı mı?
Bektaşi biraz düşündükten sonra şu cevabı vermiş:
- Uğradı ama sıyırdı geçti.
0 0
0
Bir Hoca ile bir Bektaşi dervişi yol arkadaşı olmuş. Hocanın bir beygiri dervişin de bir eşeği varmış. Mevsim yaz olduğundan akşamüstü bir çayırlık mahalle civarında geceyi geçirmeye karar vermişler. Heybelerindeki nevaleden beraberce yiyip biraz konuştuktan sonra yatıp uyuma vakti gelince Hoca “Yarabbi, beygirimi sana emanet ettim, sen koru.” demiş.
Bektaşi de, “Şeyhim, benim eşeği de sen bekle.” demekle hoca hayretle, “Allah'a emanet et, günaha giriyorsun" demiş ise de derviş aldırmamış. Yatıp uyumuşlar. Ertesi sabah kalktıkları zaman hocanın beygiri meydanda olmadığı halde Bektaşi'nin eşeği orada otlayıp duruyormuş. Bu hali gören hoca hayretle, “Bu nasıl şey” Allah'a emanet ettiğim beygir gitmiş, Bektaşi'nin eşeği duruyor” diye söylenmeye başlayınca derviş, “Bunda hayret edilecek bir şey yok. Allah'ın kulu bir sen değilsin. Beygiri diğer kuluna verdi. Halbuki bizim şeyhin yegane dervişi benim. Tabii malımı sabaha kadar bekledi” diyerek hocayı da güldürmüş.
0 0
0
Bir Bektaşi her ne olursa olsun "Allah'tan" dermiş. Bir gün bir külhanbeyi, bu Bektaşinin ensesine sultani bir sille aksetmiş. Bektaşi arkasına dönünce külhanbeyi, “Baba efendi!, ne bakıyorsun, Allah'tan, demiş.
Bektaşi hiç düşünmeden cevap vermiş;
- Amenna, be imanım, ben de Allah'tan olduğunu biliyorum ama hangi pezevengin eliyle yaptırdı diye merak ettim de ona bakıyorum.
0 0
0
Meşrebin Padişaha karşı olan davranışlarını gören şeyhülislam, Meşrebe:
- Tövbe et, divane, kâfir! der.
- Bir soruma cevap verir misiniz? Diye sorar Meşreb.
- Sor ama cahillik edip, hakaret etme! Der şeyhülislam.
- Allah'ın, insanları yaratırken alınlarına işleyecekleri günah ve sevaplarını yazdığı doğru mu?
- Doğru.
- Benim alnımda kâfir mi yoksa mümin mi yazıyor?
- Buna ilmi bilinmezlik denir. Onu Allah'tan başkası bilemez.
- O zaman neden "tövbe et, kâfir oldun!" diyorsun, diye cevap verir, Meşreb.
0 0
0
Bir Sünni üç kez "boş ol" diyerek hanımını boşamış, daha sonra pişman olup hocaya giderek geri almak istediğini söylemiş Hoca da:
- Bu mümkün değil, tek çaresi var o da hülle, demiş ama adam razı olmamış Hoca demiş ki:
- Birde Bektaşi'ye danış onlar belki bir yol gösterir, demiş adamda Bektaşi'ye gitmiş durumu anlatınca Bektaşi sormuş - Şartı sen mi ettin yoksa eşin mi, demiş adam da - Ben ettim. demiş. Bektaşi'de demiş ki;
- O zaman kadının suçu yok, hülle sana düşer hadi ğit demiş
0 0
0
İstanbul'un meşhur ayaklanmalarının birinde padişah sarayının etrafını kuşatan halkın "istemezük, istemezük" diye bağırmalarına hiçbir şeyden habersiz içkili Bektaşi de katılır, o da "istemezük, istemezük" diye bağırmağa başlar. Neyi istemediklerini anlamak maksadıyla halkın arasına katılan padişah soruşturma neticesinde sadrazamı istemediklerini anlar.
Bu arada padişah Bektaşî'yi de sorguya çeker. Hiçbir şeyden haberi olmayan baba erenler:
- Ben meyhaneci Anastas'ı birkaç günden beri şaraba fazla su kattığı için istemiyorum, deyince bu cevaptan hoşlanan padişahın ihsanına nâil olur.
0 0
0
Bir paşa bazı yakınlarıyla bir gün oturup satranç oynamaktayken bir taşın hareketinde anlaşmazlık olur. Esasen haksız olan bu kişi etrafındakilere hitaben:
- Yahu, siz de izliyorsunuz. Kim haklı ve kim haksızdır, söyleyiniz, der ise de kimse ses çıkarmaz. Tam o sırada bir Bektaşi babası odaya girer ve:
- Paşam, siz haksızsınız, der. Paşa hayretle:
- Baba efendi, siz henüz geldiniz. Bir şey görmediniz, deyince, baba:
- Eğer siz haklı olsaydınız bu kadar kalabalık sorunuza karşı suskun kalmazdı. Onların suskunluklarından anladım ki siz haksızsınız, diyerek güzel bir ders verir.
0 0
0
İçkinin şiddetle yasak olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde içen Bektaşi, salına salına giderken birden bire tanıdık bir yüz ile karşılaşmış.
Hemen teklifsizce elini o çehre sahibinin omuzuna koyarak, sormaya başlamış.
- İmanım, seni iyice gözüm ısırıyor. Acaba nerede gördüm, Fenerdeki Çardaklı meyhanede mi?
- Hayır.
- Öyleyse, Tavukpazarı'ndaki Küprü'de.
- Hayır.
- Eh, o halde, mutlaka Uzunodalar'da.
- Hayır.
- Allah Allah... Bari söyle de meraktan kurtulayım.
- Herhalde sen beni selamlık ettiğin zaman görmüş olacaksın.
Bektaşî karşısındaki adamın padişah olduğunu anlamış. Artık söyleyecek söz bulamamış. Hemen oraya sırtüstü yatarak:
- Ey ahali... Ben kalıbı değiştiriyorum, buyurun cenaze namazına, diye bağırmış.
0 0
0
Adamın biri hasta yatmakta olan çocuğuna okuyup dua etmesi için bir Bektaşi babasını çağırmış. Bektaşi gelip çocuğun başında okuyup üfleyerek elini sürüp “İnşallah bu çocuk ölür” demiş.
Bu duruma canı sıkılan ev sahibi ses çıkarmadan Bektaşi'yi yolcu etmiş.
Aradan birkaç gün geçince hasta çocuk iyileşip ayağa kalkmış ve bir gün Bektaşi’ye rastlayan adam:
- Baba erenler, geçen günler seni götürüp hastamıza dua etmeni istemiştik. Siz aksine beddua ettiniz. Fakat Allah'a çok şükür çocuk iyileşti. Senin kötülüğün yanına kaldı, diye tepki gösteren adama Bektaşi fütursuzca:
- Oğlum, o sıra benim Allah ile aram yoktu. Dediklerimin hep aksini yapıyordu. Ben öyle istedim ki çocuğa sıhhat versin...
0 0
0
Din adamları bir gün Padişaha gidip:
- Şehrimizde Meşreb adında divane bir genç var. On altı yaşlarında olmasına rağmen çıplak gezip bizi utandırmakta, derler.
- Nerede peki şimdi? diye sorar Padişah.
- Mezarlığa kaçtı, efendim. Diye cevap verirler.
Padişah, Meşrebin huzuruna getirilmesi için bir adamını gönderir.
Meşreb gelen elçiye:
- Beni rahat bırakın. İşi olan adam, işi düşünce uğrar. Benim Padişahla işim yok! Eğer ben ona lazımsam, kendi gelsin, der.
Elçi, Meşrebin cevabını Padişaha iletir. Padişah bu duruma sinirlenerek, mezarlığa gider. Padişahın sinirle geldiğini gören Meşreb, iki tane kemik bulup, yola çıkar:
- Neden çağırdığımda gelmedin, Padişahın emri her kul için geçerlidir! Diye bağırır Padişah.
- Şu kemiklerden hangisi Padişahın, hangisi dilencinindir söyler misiniz? Der Meşreb:
- Bunların hepsi aynı, Padişahın-dilencinin diye ayırmak olur mu?
Diye cevap verir Padişah.
- Madem ki, der Meşreb alaycı bir tavırla, ölürken Padişah da dilenci de bir ise, neden şimdi beni diğerlerinden ayırıp, üstünlük taslıyorsun?
0 0
0
Bektaşi'nin biri hiç zeytin ağacı görmemiş. Bir gün zeytin ağacı olan bir memlekete gelmiş ve üzerinde zeytin bulunan bir ağacın yanına gelerek bir zeytin koparmış. Yemek için ağzına atmış ki çok acı. O zaman Bektaşi:
- Hey Allah'ım, bunu Kuran'da methetmişsin ya, tadına bakmamışsın.
0 0
0
Köyün birinde yağmur duasına çıkarlar. Bektaşi de bunların peşine takılır. Cemaatin arkasından giderken eline geçirdiği bir ağaç dalını kendi tarlasına dikerek başını yukarı kaldırır.
"Bizim tarla da işte burası. Bari iyice bir yağmur yağdır da sulansın" der.
Yağmur duası bitince herkes evine döner ve o akşam şiddetli bir yağmur ve dolu yağar. Bektaşi sabahleyin tarlasını gezmeye gider. Bir de ne görsün, dolu bilhassa kendi tarlasındaki ekinleri mahvedip toprağa katmış. O vakit de başını yukarı kaldırarak Allah'a şöyle hitap eder:
- Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren pezevenkte.
0 0
0
Karaağaçtaki Bektaşi tekkesi dervişlerinden birkaçı, nevalelerini alarak Kâğıthane'ye gidip köprüye yakın bir yere yerleşir, içmeye başlarlar. Tam cümbüşlendikleri sırada Üçüncü Selim'in saltanat kayığı, pek yakından görünmesiyle ne yapacaklarını şaşırırlar ve içlerinden birinin uyarısı üzerine acele kalkıp birden namaza dururlar. Fakat nevaleleri kaldırıp saklamaya vakit bulamadıklarından sürahiler, kadehler, meze takımları meydanda kalır.
Padişah, ağır ağır giden kayıkta bunları seyre başlar. Bunlar da hiç kıyamı bozmazlar. Padişah bir müddet baktıktan sonra gülerek:
- Bu ne acayip namaz; hiç rükûu, sücudu yok, çekinmesinler, zevklerinde olsunlar, diye kendilerine haber ve ihsan gönderir.
0 0
0
Bektaşî tarikatına mensup ileri gelenlerden birisi vilayette vali olup iyi yönetimiyle herkesin saygısını ve sevgisini kazanır.
Bir gün vali hapishaneyi gezip mahkumların durumlarını görmek ve yerinde incelemek amacıyla hapishane müdürünü yanına alarak koğuşları dolaşmaya başlar. Mahkumların hepsine birer birer sorar. Hepsi kendilerinin suçsuz olduklarını, oraya garez ve iftira ile sokulduklarını iddia ederler.
Nihayet biri:
- Efendim ben falan suçu işledim ve muhakkak cezası olmak üzere buraya getirildim, deyince valinin hoşuna gider. Hemen hapishane müdürüne:
- Bu fena adamı burada, bu kadar suçsuz ve masumlar arasında bırakmak doğru değildir. Çünkü hepsinin ahlakını bozar. Şimdi bunu tahliye edip buradan kovunuz, emrini verir ve doğru söylediği için adam hapishaneden gönderilir.
0 0
0
  • Önceki Sayfa
  • Sonraki Sayfa
Privacy and Policy Contact Us