Film ve Oyuncu Fıkraları

Adamın biri sinemaya gider. Tam sinemada film başlarken önüne saçını kazıtmış biri oturur ve sinemanın ışıkları bu saçını kazıtmış adamın kafasına vurur. Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez. Adam içinden "şunun ensesine bi tane yapıştırayım" der sonra "Oğlum adam iri yarı ellese bile beni parçalar" deyip vazgeçerken yanına Temel oturur. Adam Temel'e dönüp;
- Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bi tane vur sana 10 TL vereceğim, der. Temel de dayanamaz adamın ensesine bir tane yapıştırır ve devam eder.
- Ula Hasan sen burada mıydın, der. Adam dönüp;
- Ne Hasan'ı kardeşim, der Temel de;
- Pardon kardeşim karıştırdım, der ve adam önüne dönünce 10 TL yi alır.
Adam dayanamaz ve Temel'e dönüp;
- Kardeş bi tane daha yapıştır sana 20 TL vereceğim" der. Temel bi tane daha adamın ensesine vurur ve ilave eder;
- Hasan sensin be yeme beni, der. Adam dönüp;
- Hasan değilim kardeşim be! Deyip ön koltuklardan birine oturur.
Temel'in yanındaki adam artık filmi bırakıp bu kafasını kazıtan adamı aramaya başlar ve bulur hemen Temel'e dönüp;
- Bak kardeşim işte oraya oturmuş. Giт ensesine bi tane daha vur sana cebimdeki tüm parayı vereceğim, der. Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane yapıştırır ve der ki;
- Ula Hasan burada mıydın, ben de yarım saattir arkadaki
Adamı sen sanıp ensesine vuruyorum.
Adana yüreğir ile karataş arasında yolun herhalde tam ortasında doğankent diye niye var olduğunu sakinlerine sorsak mantıklı bir cevap alamayacağınız bir belde bulunur. 90’lı yılların başında doğankent jandarma karakolu da yolun karataş’a bakan yüzünde tarlalara sırtını dayamış, beyaza boyanmış alçak tuğla duvarlı ve iki üç göz odadan ibaret bir yapıydı. tam bir köy karakolu gibiydi. 20-30 er erbaş ve bir kıdemli bçvş komutanlığında dört astsb ile tesis edilmişti. o bölge çukurovanın tam da coğrafi merkezine denk geldiğinden karakolun etrafı da göz alabildiğine dümdüz bir araziydi. etrafta dağlar ormanlar gibi düşman unsurun saldırı yapmasını kolaylaştıracak bir şey olmayınca oradan da klasik askeri anlayışa göre bir olay beklemiyorsunuz. empati de kurunca lan kim doğankent karakoluna ne yapsın diyorsunuz.
Ama yaptılar. malesef.
Yanılmıyorsam 1993 yılında bir yaz gecesi, geceyarısına yakın ve geçkin saatlerde karakol bir anda çapraz ateşe alınıyor. etrafta doğal bir yükseltiyi bırak yüksek bir bina bile olmadığı için ağır silah kurmadan 10 veya daha az sayıda terörist doğu batı istikametinde ellerindeki yalnız kaleşnikoflar ve el bombaları olduğu halde saldırıya geçiyor. gecenin sükuneti sürerken birdenbire çapraz ateşe başlıyorlar. karakolda o güne kadar doğru düzgün silah ateşlemiş tek bir asker bile yok. zaten doğankentteki bütün olay tarlalarda esrar var mı diye bak – yol kes idari arama yap – “kocam beni çok dövüyor söyleyin az dövsün” diye karakol ziyaret eden hanımlardan ifade al ekseninde gerçekleştiği için bu birdenbire gelen silahlı saldırı karakolu paniğe sevkediyor.
Karakolda bir adet mg3 var onun dışında alay komutanının da deyişiyle içerde “bi bok yok”. cendermeler can havliyle mg3ü iki şeridiyle beraber çatıya kuşların yuva yaptığı mevziye çıkarmaya çalışıyorlar. silahını kapan dışarı kendini atıp duvar dibine mevzi almaya çalışıyor. herkes don atlet, duvarlara kolonlara camlara habire mermi isabet ediyor ve ilk bir iki dakikada karakol buna hiçbir karşılık veremiyor.
Çapraz ateşe girmek tüm pusu senaryoları arasında kendinizi en bulmak istemeyeceğiniz, yaşama şansınızın karşılık verme / düşmandaki ağır silah sayısı / ne kadar yakın oldukları / hava şartları gece karanlığı gibi bir çok değişkene bağlı olarak en hızlı azaldığı durumdur. çapraz ateşi kırmanın tek yolu da gökten ejderhalarınız yardıma gelmiyorsa üstün ateş gücüdür. pusuya girenler pusu atanlara bunaltıcı bir volümde mermi yağdırmayı başarırlarsa kafayı kaldırıp durum değerlendirmesi yapabilir, insiyatifi ele alabilir, oradan çıkmak için manevraya girişebilir. yapamazsanız oraya yapışır kalırsınız. burnunuzu bile çıkaramazsınız. bu zayıflığı da düşmanlarınız farkederse yaklaştıkça yaklaşırlar ve birden el bombası menziline girersiniz. sonrası felaket.
Doğankent karakol komutanı astsb bçvş karakolda yattığı ve o sırada orada bulunduğu halde odasının delik deşik olması yüzünden can derdine düşüyor. silahı elde yatağının yanına çöküyor ve orada kalakalıyor. karakolu kendi haline bırakıyor. diğer astsubaylar da izinli. erleri yönlendirecek kimse yok ortalarda. böylece karakolda tam bir cehennem senaryosu hüküm sürüyor. ve teröristler bunu da çok geçmeden farkediyor. ateşi yoğunlaştırıp yaklaşmaya başlıyorlar, silah sesleri gitgide yakına geliyor.
Bu sırada en olması beklenmeyen şey vukua geliyor ve erbaş arasında bir çocuk öne çıkıyor, beyaz atleti şortu ile diğerlerinden ayıramayacağınız elinde g3’ü ile duran bir uzun dönem asker. ateş sürerken kaos esnasında kafasını parapetin üzerinden kaldırıp kendince durum değerlendirmesi yapıyor. bir onbaşı bu. 20 yaşında. kafasının üzerinde vızıldayan mermilerden bir gram çekinmiyor. atış ve yaklaşma noktalarına üstünkörü bir bakıp başlıyor emirler yağdırmaya. -“hüseyin sen şu duvara koş”, -“selim sen şu noktayı tara”, -“kadir sen her otuz saniyede bir aydınlatma mayını at önümüzü görelim”, -“mg3 sen şu alanı tara, sırtımızı temin et” diye bağırarak duvarın ardında ayağa kalkıp bizzat kontrollü bir atışa başlıyor. bunu gören erler korkularından silkiniyorlar. o ana kadar ne yapacaklarını bilemeden titreyen er-erbaşlar birden arkadaşlarından gelen kendinden çok emin ve otoriter bir edayla verilen bu emirleri hiç sorgulamadan hemen harfiyen uygulamaya başlıyor ve hayatında 3 mermiden fazlasını atmamış olan başlarında komutanları olmayan bu çocuklar bir anda inanılmaz bir savunma duvarı oluşturuyorlar. kendi başlarına… askerliğin pratiğine dair fikirleri olmayan askerler korkunç bir ateş volümü yakalıyorlar. onbaşı o kadar doğal bir liderlik sergiliyor ki çatışma on oniki dakikayı geçince atış yoğunluğunun azalmaması için koruma ateşi desteğinde malzemeliğe iki arkadaşını gönderip mermi ikmali falan da yaptırıyor. ateş altında kendine komando binbaşı diyenlere taş çıkartırcasına karar veriyor, uyguluyor, sevk ediyor. savaş alanını domine ediyor herif. teröristler de bakıyorlar ki işin rengi değişmeye başlıyor, komando unsurlarının karakolda olduğunu falan düşünüp, aynı zamanda mermileri de azaldığı için çatışarak çekilip kaçıyorlar. sakızlı hacıali istikametinden tarsus tarafına doğru fıyıyorlar. daha bildik bir tabirle “gece karanlığından faydalanarak” gidiyorlar. ama öğlen güneşi altında kaçsalar da kovalayacak kimse yok zaten.
Sonra ertesi gün oluyor.
Raporda doğankent bütün gece çatışmış ölü yaralı yok diyorlar. başçavuş silah sesleri kesilince odasından çıkıp telsizle yardım istemiş. yardım gelince de erlerin ifadeleri doğrultusunda hemen göz altına alınıyor. bilahare bir buçuk yıl kadar süren bir mahkeme süresince “korktum” diye kendini savunuyor. askeri hakim heyeti de korkmanın insani bir duygu olduğu yönünde emsal bir karar alıyor. bçvş ceza almıyor ama meslekten de ilişiğini kesiyorlar.
Il j. alay komutanı karakoldaki kurşun deliklerine bakıyor. yaklaşık 1000-1200 mermi isabeti var. karakolun her yeri isviçre peyniri gibi olmuş. 45 dakika bir saat boyunca erlerin neler yaptıklarını dinliyor. tüm erler tek bir onbaşıyı işaret ediyorlar. bizi o sevk ve idare etti komutanım diyorlar.
Jandarma albay onbaşıyı karşısına alıyor. hikayeyi bir de ondan dinliyor. zira o onbaşı olmasaydı bir ihtimal o gün gazeteler 30 şehit haberi yazacaklardı. şans. albay da biliyor ki o gün herkes şansa kurtuldu karakolda. ve oraya zorunlu askerlikle getirilmiş, aslında o işi kariyeri olarak yapmayan, yapmak istemeyen bir güruh içinde tam da ihtiyaç anında bir doğal lider çıkması ne büyük bir şans.
- Nerelisin sen onbaşı?
- Izmirliyim komutanım.
- Ne iş yapıyorsun?
- Kunduracı kalfasıyım komutanım.
- Karakolu bütün gece savunmuşsunuz evladım, bizzat sevk ve idare etmişsin. hiç korkmadın mı?
- Korktum komutanım.
- Ee? nasıl başladın ya emir vermeye?
- Kendimi sorumlu hissettim komutanım. en rütbeli bendim.
Onbaşı teröristlerin nerelerden geldiklerini, ne tip silahları olduğunu, malzemeliğin kapısını nasıl kırmak zorunda kaldıklarını anlatır. o anlattıkça zabitan heyeti dinler. adana’nın ne kadar rütbelisi varsa bu kunduracı onbaşının sözünü kesmez. karşısında da oturmazlar. lider yetiştirilenlerin lider doğana bir yerde saygılı olması da böyle insanın içine çok işleyen bir manzaradır. sanki bütün o üniformaların, maskelerin ardında askerliğin daha antik koduna şahit olmak gibidir bu. nihayetinde askerlik kahramanlık mesleğidir. arada gerçek kahraman da görürsünüz. bu onbaşı gibi.
Bilahare doğankent karakolu hemen tadilata girer, dört makineli tüfek bir zırhlı araç ile takviye edilir. astsb yerine bir de üsteğmen atanır ve kahraman onbaşı önünde kalan 90 günlük askerliğini yapmaz. hemen o gün terhise hak kazanır. kendisine verildiğini çok nadir gördüğüm kırmızı tezkere yazılır ve bunu 6. kolordu komutanı korgeneral bizzat eliyle takdirnamesiyle beraber imzalar.
Bu onbaşıların çoğunlukta olduğu bir ordu yaratmak yerine onları kırmızı tezkerelerle eve erken gönderip yola katırlarla devam etmek de sanırsam bize has bir ironidir.
1. Kâğıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır.
2. Rüzgârlı havalarda küller uçmasın diye küllüğe su koyar.
3. Serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak karıştırır.
4. Gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerisini gösterip, kendisi çözdü diye sevinir.
5. Sakal traşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kâğıtlar yapıştırır.
6. Evdeki yaşlılar da kullanabilsin diye tv kumandası, telefon gibi aletlerin üzerindeki tuşların Türkçesini tercüme edip yapıştırır. (on-aç; off-kapa ; redial-tekrar ara ; volume-ses vb…) 7. Çayı soğumasın diye çay tabağının içine sıcak su koyarak soğumasını önler.
8. Soba borusu aktığında yoğurt kaplarını telle soba borusuna bağlar.
9. Nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak kullanır.
10. Diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp da saçını boyamak için kullanan birini görürseniz o, saçını seven bakımlı bir Türk tür.
11. Konuşma yeteneği olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini öğretir.
12. Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına havlu tutturarak giymeye çalışıp bir de arkadaşlarına "bakmayın lan" diye çıkışır.
13. Denize girip güneşlendikten sonra aşırı derecede yanan sırtına yoğurt sürerek iyileştirebilir.
14. Dolmuşta veya otobüste bozuk paraları avucunda toplayıp şıkır şıkır çevirip ses çıkartır.
15. Herhangi bir yere hesap öderken arkasına dönüp gizli gizli para sayar.
16. Denizde "suyun altında nefessiz ne kadar kalabiliyorum" diye deneme yapıp boğulma tehlikesi geçirir.
17. Beton döktükten sonra bir sanat eseri yapmışçasına beton kurumadan tarih ve imza atar.
18. Çorabının kirlenip kirlenmediğini burnuna götürerek kısa süreli koklayarak anlar.
19. Simit yedikten sonra, masaya dökülen susamları parmağının ucunu ıslatarak toplayıp yutar.
20. Daha birinci telefon zili çaldığında telefonun başına dikilir ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler.
21. Yeni yapılmış bir binanın yeni takılmış camına beyaz boyayla S harfi yazar.
22. Bir dükkâna girip, onun bunun fiyatını sorduktan sonra "abi araba beş dakka dursun, ben hemen gelicem" deyip, iki saat sonra gelir.
23. Okul yıllığında kendisi hakkında; okulu kırıyordu, kopya uzmanıydı gibi yazıları arkadaşlarına gösterip bununla övünür.
24. Gazete bayiinin önünde durup tezgâhtaki gazeteleri ayaküstü okur.
25. Cebinden çıkardığı paraların içinde en eskisini özenle arayıp bulduktan sonra para üstü verir.
26. Günlük gazeteyi alıp evinin bir köşesinde biriktirir ve kuş kafesinin altına sermek için, kışın sobayı tutuşturmak için, bardak çanak sarmak için kullanır.
27. Trafikte ambulansın peşinen takılarak sıkışıklıktan kurtulup, uyanıklık yaptığını zanneder.
28. Kâğıt paraların üzerine not alır ve parayı harcadığı için notu kaybeder veya elden ele dolaşacağını bildiğinden komik yazılar yazar. (Paranın ön yüzüne tehlike anında arkayı çeviriniz yazıp anında çevirince de şimdi değil salak tehlike anında yazanlardan bahsediyoruz) 29. Gece aşırı nem ve sıcak olmasına rağmen, üzerine örtmese de yanına yorgan alıp yatar.
30. Çocuğu yanlışlıkla elini kestiği veya düştüğü için ağladığında elini kesti veya düştü diye çocuğunu döver.
31. Taksi tuttuğunda şoförün yanına oturur. Eğer üç dört kişi taksi tutuyorsa, taksi parasını veren kişi ön koltuğa oturur.
32. Kredi kartının işlevsel kısmı zarar görmesin diye seloteyp yapıştırır.
33. Kaldırımda değil de cadde ortasında yürür ve yanından hızla geçen arabaya da "çarpsaydın bari" diye tepki gösterir.
34. Bir turiste adres tarif ederken bağıra bağıra Türkçe konuşur.
35. Beş genci yazın öğle sıcağında beyaz renkli Şahin marka bir otomobilin içinde, atletli olarak sokakları turladıklarını görürseniz bilin ki onlar Türk tür.
36. Alışveriş merkezlerindeki güvenlik kameralarında saç tarar.
37. Birini çağırmak için kapı zilini çalmak yerine evin camına taş atarak amacına ulaşmaya çalışır.
38. Kürdanla dişini karıştırdıktan sonra çıkarıp bakar ve tekrar ağzına koyar.
39. Ütü fişi, teyp fişi veya televizyon fişi kablosunun bakır teli dışarı çıkmış ise çocukları elektrik çarpmasın diye bakır teli seloteyple yapıştırır.
40. Yemeğini yedikten sonra tatlı yiyecekse, bulaşık çıkarmamak için çatalını veya kaşığını iyice yaladıktan sonra tatlısını yer.
41. Ailece televizyon izlenen bir evde kumanda babanın elindeyse ve o ne izlerse diğerleri de onu izlemek zorunda kalır.
42. Ceket giyecekse gözükmez diye gömleğini ütülemez, kazağının altına giyecekse gömleğin sadece yakasını ütüler.
43. Çantasının içinde yeni tanıştığı birisine bile çekinmeden göstermek üzere en güzel fotoğraflarını ve aile albümünü taşıyan birisini görürseniz hemen boynuna sarılmayın yoksa çantayı kafanıza yiyebilirsiniz, çünkü o kişi bir Türk kızıdır.
44. Bir Türk esnafı, müşterisinden aldığı parayı önce iki ucundan tutup iki defa gerginleştirir daha sonra da güneşe doğru tutup bakarak sahte olup olmadığını anlar.
45. Fayton, at arabası ve el tezgâhına bisiklet kornası takma fikrinin patenti yüzde yüz bir Türk e aittir.
46. Evin bir odasının ampulü patladığı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadığı bir odanın ampulünü onun yerine takar.
47. Evinde bulunan saksıların dibini kül tablası olarak kullanır.
48. Dişlerini gazoz açacağı, fındık ve ceviz kıracağı olarak kullanır.
49. İşinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk ten başkası olamaz. ( Şerefsizin oğlu ne iş yapmış be kardeşim, helal olsun) 50. Aracın sinyal lâmbaları dururken kolunu çıkararak "dönüyorum" işareti verir.
51. Yemeğin etini en sona bırakır.
52. Trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde önündeki herkesi kör veya salak sanarak kornaya basar.
53. Dingildeyen bir masanın ayağına kâğıt sıkıştırma fikri bir Türke aittir.
54. Dişlerinin arasından "vııj vııj" diye ses çıkarabilir.
55. Tv de film seyrederken filmin oyuncularıyla diyalog kurabilen (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinemaseverlerdir.
56. Kulağını kalem ya da örgü şişiyle karıştırabilir.
57. Arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma gibi bir buluşun sahibidir.
58. Gazete kâğıdını en iyi şekilde kullanır.(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi) 59. Ancak bir Türk kadını, denize dikkat çekmemek için elbiseleriyle girip, bütün dikkatleri üzerine çekebilir.
60. Plastik yoğurt kabını saksı yapar.
61. Arabasının arkasına yazı yazar. (Rahmetli de sollardı, tek rakibim THY, kıroyum ama para bende) 62. Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyeceğini bildiği halde el sallar.
63. Çiğnediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki tülbente yapıştıran bir Türk kadınından başkası değildir.
64. Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranır.
65. Desenlerini çok beğenerek aldığı yeni bir mobilyanın üstünü başka bir örtü örterek kullanır.
66. Çayı, çay tabağına döküp içer.
67. Geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde çıkıp çarpılmış arabasına üzülür.
68. Tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder.
69. Yemekte eti bıçakla değil, çatalın yanıyla kesmeye çalışır.
70. Kırmızı ışıkta durduğunuz için size ancak bir Türk bağırabilir.
71. Otoyolda, otomobilin gaz pedalına tuğla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk ündür.
72. Cola yı çalkalayıp fışkırtarak asitsiz içmeyi akıl edebilir.
73. Elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasını naylona sarmış, üzerine de ambalaj lastiği geçirmiş birini görürseniz Türk tür.
74. On yıllık bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarını çıkarmadan kullanma becerisini gösterir.
Bunlar dışında aklına gelen ekleyebilir…
Cinsiyet: Kadın; Yaş:30; İl: İstanbul Yıllar önce dedemi doktora götürmüştük. Doktor, tahlil yapılacağı için:
- Karnınız aç mı tok mu?” diye sorduğunda şu karşılığı almıştı:
- Sağ ol evladım, gelin sabah börek yapmış, yedim, bir şey istemem
Cinsiyet: Kadın; Yaş: 24; İl: İzmir Bir haftadır günlük tutuyorum. Şunu anladım ki boşa yazıyorum. Her günüm aynı geçiyor. İlk günü yazıp gerisini fotokopi çeksem de olurmuş. Ne kadar monoton bir hayatım varmış
Cinsiyet: Erkek; Yaş:20; İl: İzmir Ailem beni aldırmak istemiş. Doktor:
- Burada alamayız, daha iyi şartları olan bir hastaneye gitmelisiniz, demiş.
100 km. uzaktaki üniversite hastanesine gitmek bizimkilere zor gelmiş ve ben doğmuşum!
Cinsiyet: Erkek; Yaş: 31; İl: İstanbul Hafta sonu evde karımla birlikte “Örümcek Adam 2” filmini izliyorduk. Filmin bir sahnesinde Örümcek Adam kurtardığı sevgilisi için iki bina arasında büyük bir ağ yaptı, birlikte o ağda gökyüzünü seyrettiler. Tam da o sahnede karımın bana söylediği:
- Sen bana hiç böyle bir ağ yapmadın, cümlesinden sonra kadınları anlama çalışmalarıma bir son vermiş bulunuyorum. Duyurulur.,
Cinsiyet: Kadın; Yaş: 35; İl: İstanbul Bebeklerini oturma odasında bırakan kızıma biraz da çıkışarak:
- Şu çocuklarını toplar mısın,dedim.
3,5 yaşındaki kızımdan cevap gecikmedi:
- Onlay senin toyunun!!
Ben mi?
Cevap bile veremedim.
1) İyi yapilmiş bir işi takdir etmeyi :
Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim…!!!
2) Dualarin gücünü :
Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu fark etmedi…
3) Zamana karşi yarişmayi :
O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın..
4) Mantikli düşünmeyi :
Ben öyle diyorsam öyledir…!!!
5) İleri görüşlü olmayi :
Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.
6) Hayatin trajikomik yanlarini :
Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem…
7) Hayatin çelişkilerle dolu olduğunu :
Kapa çeneni ve çorbanı iç..!!
8)Dayanikli olmayi :
O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!
9) Hava raporu tahmini yapmayi :
Şu dağınıklığa bak… Yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır…
10) Abartmayi :
Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye..!!
11) Davraniş psikolojisini :
Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu …
12) Olağanüstü durumlara hazirlikli olmayi :
Dinleme bakalım anne sözü dinlemee…!!! Kafana meteor düşecek kenara çekil diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi……!!!!
13) Kiskanmayi :
Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kaç milyon çocuk var biliyor musun…
14) Sabirli olmayi :
Baban eve gelsin, sen görürsün
15) Hakkimizi alacağimizi :
Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı
16) Diyalog kurmayi :
Sana bir şey sorduğumda cevap ver…!! Ne söyleyeyim anne? Sus!! Bana cevap verme!!!
17) Tip bilgilerini :
Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin
18)Olgun olmayi :
Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.
19) Genetik bilgileri :
Sen de o lanet olası babana çektin.
20) Bilgeliği :
Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.
21) V e …adaleti :
Bir gün senin de çocukların olacak.. İnşallah onlar da sana senin simdi bana yaptıklarını yaparlar…
Sevgili günlük, Bu sabah Hürriyet´in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Şimdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.
SEKİZİNCİ SAAT Sevgili günlük, Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır mısın, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim,ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman´ı aradım, sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adını taktı. "Oğlum" dedim, "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu".
Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Yavşak işte, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu işten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman itinden ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de…. Neyse, bakıcaz….
ONUNCU SAAT Sevgili günlük, Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.
ON BİRİNCİ SAAT Acaba azaltarak mı bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.
ON ÜÇÜNCÜ SAAT İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu:
"Abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."
ON DÖRDÜNCÜ SAAT Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teomanmış. "Sağlığında yeni düzelmeler var mı?" diye sorup kahkaha attı . Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde başarısız olmamı bekliyor demekki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk işim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak ON YEDİNCİ SAAT Sevgili günlük, Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı götürmüş. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin´e benzemeyeyim sakın?
YİRMİ DÖRDÜNCÜ SAAT Sevgili günlük, Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman´ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından sözettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül… Gidip kabak çekirdeği alayım.
İKİNCİ GÜN Sevgili günlük, Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hıncal Uluç köşesinin yarısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkıları"na ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundansonra o dükkanın önünden geçemem.
ÜÇÜNCÜ GÜN Sevgili günlük, Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari… DÖRDÜNCÜ GÜN Sevgili günlük, Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. Kız kaçmaya başladı, ben de peşinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını farkedince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.
BEŞİNCİ GÜN Sevgili günlük, Bu sabah İstikbal´den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal´i arayıp siparişi iptal ettim, Seray´ı var Mobella´sı var canım, banane yani… ALTINCI GÜN Sevgili günlük, Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara imesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be… YEDİNCİ GÜN Sevgili günlük, Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel´da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş. Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic´I açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mı-yo-ruм. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz eşşoğlueşşekler sizi be! Akşam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Buinsanlarne kadar anlayışsız var ya günlük, aklın oynar. Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığındanberi kilo aldın lan kocagöt" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman´a. Yapmasam iyiydi.
SEKİZİNCİ GÜN Sevgili günlük, Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabı verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.
DOKUZUNCU GÜN Sevgili günlük, Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi farkettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyormusun, sevgilim beni terketti. Alçak kadın, Manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin bokunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.
ONUNCU GÜN Sevgili günlük, İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden sözetmiştim. Ben iki yöntemi birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.
ON BİRİNCİ GÜN Sevgili günlük, Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, şimdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani… ON İKİNCİ GÜN Sevgili günlük, Bugün gazetede Amerika´da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan da bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.
ON ÜÇÜNCÜ GÜN Sevgili günlük, Sevgilimi ve Teoman´ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarın akşam buluşmaya karar verdik.
ON DÖRDÜNCÜ GÜN Sevgili günlük, Teoman´la ocakbaşına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman´ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sana ne?
ON BEŞİNCİ GÜN Sevgili günlük, Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha işim olmaz seninle.
Ayrılık anında karşındakini kırmamak için maksimum çaba gösterdiğiniz ancak ilişkinin de bir an önce bitmesini istediğiniz için geçen her saniede iycene daraldıınız dialoglardır. o anda ilişkiyi bir an önce bitirmek adına türlü yalanlar sarfedersiniz , o anda her iki taraf da bilir ki tüm bu söylenenler olay bir an önce bitsin diyedir ve olay sonunda mutlaka bir taraf gecici olarak üzülecektir.
- Sorun ben miyim?
- Hayir kesinlikle sen degilsin.
- Sorun ne o zaman.
- Biraz yalniz kalmam dusunmem lazim.
- Ara mi veriyoruz.
- Sana beni bekle diyemem – neden ama neden.
- Ben farkli seyler yasamak istiyorum – birlikte de yasayabilirdik o farkli seyleri – hayir anlamiyorsun sen evlenilecek cinsten bir kizsin. seninle keşke daha geç tanissaydim kusturuncaya kadar gider bu.
En iyisi sms yoluyla ayrilmaktir aslinda.
- Bu ilişki bana gore degil, sevgini hissetmiyorum, hatta bunu bilmiyorum da. eskinin seni degilsin artık, değiştin..
- Aslında ben de seni artık sevmiyorum. belki de hiç sevmedim, kendime ve sana durust olmam lazım, kalbimi carptırmıyosun, sırf surdurmus olmak için devam edemem ben bu yola. meali ben baska birinden hoslanıyorum – eyvallah.
- Eee. Burdan nereye gidiyoruz?
- Hiçbi yere.
- Bundan sonra iyi olur belki.
- Hayır olmaz.
- Bi sigara daha içseydin -gitmem lazım.
- Peki.
- Kadin: bu ilişki burada biter -erke: burada biten ilişki değil yavrum…saptamalar, analizler, yorumlar, kritikler, tanımlar, sevda sözleri, şarkılar, filmler, kitaplar, dergiler, sevişme pozisyonları.
- Kadin: adiyos amigos.. ben gidiyos -erkek: lütfen gitme aysel, kültürel açıdan ben yıkılırım, gidersen.. ben sana anlatmak için okuyorum, dinliyorum, seyrediyorum tek tirajım sensin -erkek: dünya hızla ısınıyor, ormanlar yok oluyor, toprak verimsiz, insanlar duyarsız, gelecek kaos … -kadin: açık konuş, ayrılmak mı niyetin ?
- Kadin: başka yatak odalarında hayat var mıdır ?
- Erkek: ??
- Kaktusun hep senin icin cicek acacak balkabagi tatlim benim.. Sana deli gibi asigim..
- Сок mutluyum ben de seninle oldugum icin.. Ama bi bakis yakaladim yuzunde.. Farkli bisi bu.. Ayrilmak mi istiyorsun..
- Evet!!bunu ifade etmek zor.. Nasi anlaticam bilmiyorum.. Hatta anlaticak bisi de yok.. Ben de bilmiyorum..
- Anlatma zaten.. Temde jartiyer giymis bi fil ancak sasirtirdi beni..
- …bitti sana olan tutkumu kaybettim.. Telefonda konusmayalim.. Yuzyuze konusmamiz lazim… -neyi konusucaz .. Konusmayalim.. Hersey birbirinin tekrari nasilsa.. Farkli ne soyleyebilirsin ki.. Dramatize etmek anlamsiz.. Ben sonu сок onceden anlamis , baskasini bulmustum bile….
- Bana bunu yaptın, bunu yaptın, sunu ve sunu da yaptın, sunu sunu da yapmasaydın kalırdım, ama sunun ve sunun ustune bı de sunu yaptın, yanı artık bıttı bu is!
- Simdi ne yapmam lazim?
- Bisi yapma artık bitti bu is -niye ama bisi yapmam lazım olmaz rahat etmez icim -!
- Сок muhalifet tavırların dayanılmaz bisi bu -сок muhalif diilim ben -her seye itiraz ediyosun ama sen -her seye itiraz ediyo diilim -ediyosun neyse uzatmayalım bitsin bu is -etmiyorum, uzasın, uzatalım bitmicek bu is -ulan ıtıraz edıyosun iste gene (ayrılamıyoruz yıllardır) -etmiyorum dedim ya -peki etmiyosun(modern mantık okumustuk lan lısede bu boyle olmucak ders kıtapları catıdaydı galıba bı formul vardır buna uygun)
- Bak seni seviyorum sana tapıyorum hayatımın kadınısın sen elın guzel ayagın aksın gozun…. bıtanemsın sen ebnım ama yıllar yıprattı belkı rıca edıyorum cekirdek yemene sınır oluyorum, dayanmıyorum sıfırlanıyosun gozumde -cit cit citcit cit cit (sevgiye bak sevgiye) -yapma bıllurum bı tanem yapma delırtme benı -cit cit citcitcitcit cit cit cit cit citcit(hah delirecek birazdan) -defoooool gıttttttttttt cehenneeme kadaaaaaaaaaaarrrrr mesafennn var bıletın teek yoooooooooon!
- Cit cit cittcittciitciittciit cittciiitciiiit(ulan sevgı annayısına tukurdugunm erkek yıllardır delı olcagına mors alfabesı ogrenseydın ya)
- Bak anlamaya calis sen benim ideallerim icin bi engelsin. ve ben engelli kosu atletı degılım -yani?
- Yani… sen engelsin ben atlet degilim.
- Bittin sen bittin -ne yani sen de pireydin mi demek gerekiyo acıtmak adına biraz yaratıcı ol selami ayh.
- Uzgunum -ben daha сок uzgunum (enteresan olan bu dıyalogun ayrılık dıyalogu olmasıdır uzgunsen nıye kardesım kım yalan soyluyo yanı, kım somuru yapıyo bellı bıle dııl)
- Huzurlu musun simdi?
- Huzur arayan sendin… ben baska bisey arıyodum sanırım.
- Of necati gene darmadaginik bu ev biraz toplasan ortaligi… – daginik dedigin salonda icinde iki izmarit bulunan bir kulluk, bos bir kahvefincani bir de mont var… – ya birak simdi cop ev oldu burasi.. miskin miskin oturuyorsun orda nasil kalabiliyorum senle burda anlamiyorum vallahi… – …..
- Bisey soylesen diyorum… – cikarken anahtarlari portmantonun uzerine birak…
- Neden ayrilmak istiyorsun askim neden neden ?
- Cunku askimiz oldu, sevgimiz bitti, hicbir anlami yok artik iliskimizin..
- Neden ama neden anlayamiyorum?
- Senden ayrildigimda hayatimdan alti sifir atmis olacagim, anliyor musun?
- ………..
- ………..
- Sanirim artik susmaliyiz..
- Ben coktan sustum..
- Sana bişi diycem canım -efendim -nasıl söylesem bilmiyorum.
- Dinliyorum bebeğim -canım,ben sana layık değilim. Sen çok iyisin ,daha iyilerine layıksın. Ben seni çok üzüyorum.
- ?
- Niye konuşmuyosun canım?
- ?
- Sana hayatta başarılar.
- ?
- Yanımda kal desem, her gün mutsuzsun, huzursuzsun, giт desem ben… + kimbilir belki anlıyacaklar bizi, biraz zaman geçsin herkes bi yatışsın..
- Yorgunum çok hayattan… + hayat kırıklığı diyorum ben buna… – ruhum sıkışıyor..
- Ben senin yanına bırakıyorum ruhumu ona iyi bak.
- Sensiz buralar çok sessiz, çok anlamsız olacak..
- Mecburum buna biliyorsun şimdi gitmem gerek..
- Peki..
- … – …
- Benden ayrılmak mı istiyorsun?
- Ben senden bir hafta önce ayrıldım. ama sen 10 gündür beni aramadığın için bunu yeni öğreniyorsun.
- Başkası mı var?
- Hayır başkasının hayali var.
- Benim seni senin istedigin gibi sevememem ve senin beni benim istedigim gibi sevmemen galiba birbirimizi artik sevmedigimiz anlamina geliyor….!
- Hönk ….?!
- Uzgunum, gorusuruz..
- Sanmam.
- Beni neden karanlıkta bırakıyorsun?
- Çünkü seni karanlıkta bulmuştum.
- Tamam +ne tamam?
- Giт zaten bunu istiyorsun biliyorum +nereye gideyim?
- Ne zamandır gözümün önünde flört ettiğin kişinin yanına giт +yanlış anlamışsın hiç bir şey yok onunla aramızda -önemli değil gerçekten gidebilirsin sana doğum günüde verebileceğim en güzel hediye bu benden kurtuldun artık… +……..
- Ayrılalım erbüzük…olmuyo falan yane… -hmm….. Diyo sun sevdiceğim. Demek öyle..
- ………… -………… -ne düşünüyorsun?
- Brian boitano diyorum.. Acaba burda o olsaydı, ne yapar idi?
- Görüşürüz – ….
- Byeeee – ….
- ….?
- ….
- …?
- … – ..?
- ..
- .?
- .
- ?
-
Ne kadar seviyeli olsa da bu diyaloglar, illa iki tarafin da birbirine laf sokmasiyla sonuclanir. umarim hep mutlu olursun dendiginde bile insallah mutlu olamazsin ifadesi vardir
Bence en temiz olani f. U. C. K offfffffff diyip bitirceksin hatta elinde imkanin varsa bide ustune kusacakisnnn
Sonucta bitmistir hayat devam ediooo seni unutmiycam laflari filan bostur yeni bir ask her seyi unuturur
Yilmaz erdoganin siirden bir satirla bitireyim.
- Bende sana yetecek kadar ben kalmadı..
Vaziyyet-ül velvele ve isgal-i cemaatiyye : Seyircinin sahayı işgali Krampon-ül bela-i şeytan : İyi futbolcu (rakip takimdan) Krampon-ül kabiliyye-i maasallah: Iyi futbolcu (bizim takimdan) Mühendis-i kürre-i hümayun: Teknik direktör Gaflet-ü dalaletiye: Kendi kalesine atilan gol Hiyanet-ül vatan-fir kayme: Şike Hakimiyyet-ül kürre: Top kontrolü Krampon-ül deccal-uryan-ül kayb-i kürre: Futbolcunun topu kaybetmesi Serdar-i kuvva-ül kürre: Takim kaptani Asakir-i milliye-i devleti Osmaniyye: Türk milli takimi Vaziyet-ül madara: Tarihi fark Hezimet-ül yarabbi sükür: Serefli maglubiyet Sut-ul minare: Havadan atilan top Zamane-i yekun-u kürre-i cihad: Topun oyunda kaldigi süre (2 dakika) Zamane-i fuzuliyye: Bosa gecen zaman Biserefiye-i tribün-ül sarih: Acik tribün Cihad-ül kuvva-i milliye: Milli mac Akibet-ül cihad ya seydi: Uzatma dakikalari Vaziyyet-ül hararet: Karambol Seyh-ül divan-ül kürre-i hümayun: Futbol federasyonu başkani Ulema-i rezil-i rüsva: Spor yazari (veya skoru yazan) Cihad-ül reis-i cumhuriyye: Cumhurbaskanligi kupasi Cihad-ül vezir-i azam: Basbakanlik kupasi Vaziyyet-ül kalaba ve istif ül balik-i numerra: Numarali tribün Muhafazzar-i kal’a: Kaleci Asakir-i muhafazza-ül satih : Defans oyuncusu Veled-i rüzigar: Kanat oyuncusu Asakir-i saha-ül merkeziyye: Orta saha oyuncusu Cihad-i vallah-ül azim: Kavga Müfreze-i krampon-ül bomba: Golcüler Reis-ül tekke-yi kurre-i hümayuniyye: Klüp baskani Gariban-i umumiyye: Taraftar Gariban-i gurbet: Gurbetci taraftar Mudr-i terbiyye-i bedeniyye ya sehr-i Istanbul: Istanbul GSGM genel müdürü Defterdar-i cihad-ül kürriye: Hakem Sancaktar-i hatt-ül saha: Yan hakem Sur-ül düttürü: Hakem düdügü Sükun-u mahser: Yenilen gol sonrasi sessizlik İsyan-i garibaniyye: Kötü tezahürat Tezahür-ü cümle-i cemaat: Toplu tezahürat Reis-i imam-i cemaatiyye: Amigo Ceza-i serriye aman yarabbi: Penalti Vaziyyet-ül hüzzam velakin Allahüm Rabbena ve Insallah vaziyet-i zafer-i kuvva-i aliye sehr-i Istanbuliyye : 1 gol Istanbul’da turu getirir mi ?
La havle ve la kuvveten: Yenilen gol Alllaaaaaahhhh: Atilan gol Darbe-i müstehcen: Faul Taaruz-u aleyküm selam: Kontra atak Cenazi-i mefta-i kürre: Ölü top Sut-ul hürriyet: Frikik Taaruz-u fevkal beser: Mükemmel atak Ferman-i kehribar: Sari kart Ferman-i ahmer: Kirmizi kart Taaruz-ul beles: Ofsayt Kabe-i hürriye-i hümayuniyyeh sahane: Stadyum Divan-i krampon-ül deccal-i üryan-ül mafis kaabiliyet: Yedek kulübesi Hareket-ül rabiya-il kusuriyye: 9 kusurlu hareket Darbe-i mabad: Teknik direktörün kovulmasi İblis-i vesvese: Basin Harabet-i kürre-i feza: Hava topu Cinsiye-i defterdar-i cihatül kürriye na mümkün: Ibne hakem Krampon-ül deccal-u uryan: Futbolcu Akibet-ül hüzzam : Elenme