Film ve Oyuncu Fıkraları

İNGİLTERE – TÜRKİYE MAÇI:İngiltere, 5. ya da 6. golü atar…SPİKER:
“Evet sayın seyirciler İngilizlerin bir atağını daha gol yiyerek savuşturduk. Tabeladaki skor 8-0 olur ve…SPİKER:
“Maç bitti hala gol yiyoruz. Olacak iş değil
Haber spikeri zeynep kasimoğlu:
- ”Bu akşam oynanacak olan Beşiktaş-Galatasaray derbisinin sonucu henüz belli değil…”
Kalbimizde yaşiyor vedat okyar:
- ”Dünkü takımın en iyi oyuncusu Baki; yani siz düşünün Beşiktaş’ın halini”
Star tv spor spikeri ertem şener:
- ”Liverpool kalemize akın akın geliyor. Yüreğimiz ağzımıza gelmekten, ağzımızda yer kalmadı sevgili seyirciler!..”
Ntv spor spikeri murat kosova:
“Girerse basket olacak”
Ntv spor spikeri ercan taner:
“Beşiktaş bu akşam bir golü üç puanla aldı
ESKİ Futbolcu ARİF ERDEM:
- ”Golle galip olursak ayri bir mutlu oluruz”
Telegol spor programi:özhan canaydin:
“Bir yayın kuruluşu da iki tane tüyü yeni bitmiş köpek yavrusunun görüntülerini “Olimpiyat Stadı’nı kurtlar bastı” diye göstermişti. SERHAT ULUEREN:
“O görüntüleri biz yayınlamıştık
ESKİ Futbolcu HAKAN ÜNSAL:
“Çok zor bir deplasmandı, kazandığımız için mutluyuz”(Ali Sami Yen’deki Malatyaspor maçından sonra…)
3. Devre spor programi ilker yasin:
“Bu akşam değerli konuklarımızın yanında çok daha değerli iki konuğumuz var.”
Telegol spor programi / kina gecesi sinan engin:
“Bunu ele mi sürüyoruz” SERHAT ULUEREN:
“Suylu karıştırmak lazım onu“
Teleon bulent karpat:
- ”Alpay boy ortalaması yüksek bir futbolcumuz”.
Fb tv spikeri:
- Galatasaray – Fenerbahçe Küçük Bayanlar Basketbol maçı:
“Maçın skoru, Galatasaray çarpı iki artı beş eşittir Fenerbahçe
Telegol spor programi:ziya şengül:
“Galiba ben Türkçe anlamıyorum, özürlüyüm bu konuda.” TURGAY ŞEREN:
“Eeee, o zaman İngilizce anlat.” ZİYA ŞENGÜL:
“İtalyanca çalışıyorum.”
Ntv spor spikeri:burcu esmersoy:
“Aziz Yıldırım başkanlığa geri dönmeli. Aksi bir durum ‘iktidarsızlığa’ yol açar”
ESKİ Futbolcu / FUTBOL YORUMCUSU CAN BARTU:
“Walsh ikinci yarı çok etkisiz, kendisini oyunda hiç göremiyorum…”(Walsh devre arasında oyundan çıkmıştır.)
Maraton spor programi erman toroğlu:
“Şimdi hocam yan hakem n’apıyo, Tommiks falan mı okuyor?”ŞANSAL BÜYÜKA:
“Aman hocam ya, ben de okuyorum!”
Ntv spor spikeri murat kosova:
“Faul, faul!! Yok ya, faul değilmiş, sanırım ben gaza gelmişim…”
Telegol spor programi ahmet çakar:
“Bakın mesele laf sokmaksa benden iyi kimse iyi laf sokamaz. Başlayayım mı laf sokmaya?”
Maraton spor programi şansal büyüka:
“Ceyhun’a ne diyorsun hocam?ERMAN TOROĞLU:
“İnanılmaz. Tam dayaklık!”
Spor spikeri ümit aktan:
“Yapma be Nielsen yapma! Sen hakemsen, ben de Boğaz Köprüsü’nü yapan mühendisim!”
Show radyo spikeri:
“Zago’nun kel kafasından kayan top hız kazanıyor…”
Ahmet çakar:
“Ağzınla kuş tutsan… Ne kuşu?! Ejderha tutsan bunlara yaranamazsınız…”
Ntv spor spikeri:burcu esmersoy:
“Fenerbahçe’nin teknik direktörü bence İtalyan olacak: Scolari!” (* brezilyalı )
Spor muhabiri:muhabir:
“Peki Rıza, ama kısa bir aramız var, ben seni bırakmıyorum…” RIZA ÇALIMBAY:
“Bırakma”
Adana’da yerel bir spor spikeri:
“Eveet Adana Demirspor sahaya yaklaşık 11 kişi çıktı.”
Elaziğspor başkani baki aydin:muhabir:
“Elazığspor’un kondisyonu yok!” BAKİ AYDIN:
“Alırız”
Telegol / star tv turgay şeren:
“İkinci gol de Boer’un ayağının şeyinden oldu, üçüncü gol yine Boer’un şeyinden oldu…”
Tv 8/ italya seri a maçi:
“Gooool!!! Durum 2-1, hatta 3-1…”
Teleon:bülent karpat:
“Uğur, sağdan orta geldi vurdun gol oldu, gol nasıl oldu?” UĞUR TÜTÜNEKER:
“Aynen öle oldu ağabey”
Spor spikeri sabri ugan:
“Ahmed Hassan saklıyor topu, saklambaç oynuyor, toplu saklambaç!..”
Teknik direktör erdoğan arica:
“Yediğimiz golü önceden çalışmıştık!..”
Maraton spor programi erman toroğlu:
“Yav Letonya’nın defansı kalas gibi, kessen iki oturma takımı bir masa yaparsın…”
Telegol spor programi gökmen özdenak:
“Mehmet Yıldız, çok güçlü beygir gibi. Alınmasın da… Bana da ayı diyorlardı, sorun değil. Ben ayılığımla iftihar ederim.”
Spor spikeri ümit aktan:
“Gollerimizi Hagi ile Arif attı sayın seyirciler. Bu tablo bana büyük Türk bestecisi Hacı Arif Bey’i hatırlatıyor nedense.”
Skyturk spor spikeri:
“Ve Michael Jordan bugün futbolu birakti!”
Star tv spor spikeri ertem şener:
“Rüştü, öpüyorum seni Rüştü, ellerinden öpüyorum, hatta heryerinden öpüyorum Rüştü…”
Super fm spikeri:
“Hasan Şaş şöyle eliyle “Allah belanı versin hocam” gibilerinden bir hareket yaptı…”
Telegol spor programi adnan aybaba:
“Delgado müthiş bir gol attı.” SERHAT ULUEREN:
“Golü gördün mü ki?” ADNAN AYBABA:
“Serhat, sen güzel goldü, uzaktan vurdu dedin ya.”
Spor spikeri orhan ayhan:
“Vee penaltı sayın dinleyiciler. Kim atıyor göremiyorum, sanırım Ünal. Yo yok! Hami geldi topun başına, aaa Ünal mı? Bi saniye, haa bu arada gol oldu. Evet Hami atmış.”
Deplasmandaki 3-3’luk Manchester United – Galatasaray macinda Arif’in uzaktan attigi golden sonra maçın spikeri Ümit Aktan:
“o topu ordan schmeichel degil, tam bin tane maykil kurtaramaz sayin seyirciler!”.
Fener’in sahasında elazığ’ı 7-1 yendiği maçta Ümit Aktan:
- ”Tuncaaaay ve 7 oluyooorr… evet, 3 gol atanlara ‘hat trick yaptı’ denir. Bugün de tuncay 4 gol atarak elazığ’ı adeta fıttırik ediyor.”
90’lı yılların başında özel televizyonlarla ilk tanıştığımız yıllarda Star 1 spikerliği yapan Bülent Karpat 2-1 biten Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra koşarak sarı-kırmızılı takımın teknik direktörü Mustafa Denizli’nin yanına giderek; -Mustafa nasıl yendik Fener’i bir anlatır mısın? der, Coşan Mustafa Denizli bu soruya:
“Hakemi de Fener’i de yendik” diye yanıt verir
Ercan Taner, Galatasaray-Leeds United maci bitisi ; Bağırıyorummm, haykırıyorummm hatta sevincten çıldırıyorummmm…
Ümit Aktan, Dundee United-Trabzon macinda Hami’nin golunden sonra : Hami Dandi’ye dan diye cakti!
Umit Aktan, Grasshopers-Galatasaray macinda : Gollerimizi Hagi ile Arif attı sayın seyirciler. Bu tablo bana buyuk Türk bestecisi Haci Arif Bey’i hatirlatiyor nedense.
Ümit Aktan Zaten bizim Nosetel’den de 5 tane cocugumuz var.
Galatasaray’in Werder Bremen’e orda 2-1 yenilmesinden sonra umut verici bir skor oldugu icin sevincli bir halde Mustafa Denizli’nin yanina kosan Bulent Karpat:
- Mustafa iki bir daha kaç eder?
Bulent Karpat Tugay, vurursa gol olur, vuruyoooor, aut…
Bulent Karpat “Alpay boy ortalaması yüksek bir futbolcumuz”.
Mac: Ingiltere-Turkiye Yayin: TRT Spiker: Abidin Aydogdu Skor: 8-0 8. gol sonrasi:
- Vay anasini sayın seyirciler, bir gol daha yedik!?
Euro2000, Turkiye ceyrek finale cikmis, Hüseyin Basaran Ömer Üründül’le rakibimiz Portekiz’i tartışıyor:
- Simdi bu Portekiz’de Figo diye bir arkadaş var.
Maç: Kocaelispor-Besiktas Yayin: TGRT Spiker: Ümit Aktan -Amokachi malvarligini icine soktu.. (Amokachi altin zincirini formasinin icine sokmustur…)
Biz bu Almanya’yı sadece İnönü’de degil, dünyanın her yerinde yeneriz
Aman aman Recep, aman aman Recep, Aman Recep ve gol anonim
Fenerbahce-Karşıyaka maci Özturk Pekin:
- Aygün kaleci ile karsi karsiya… Aygün… Aygün!!… At onu Aygün!!!!…. Ahaha gooooll!!!!…. Eehehooe ee e e yani futbolun guzelligi icin at Aygün, seyir zevki icin at…
İlker Yasin(95′) Euro96 grup eleme maci, Isvicre-Turkiye (1-2) Hakan Şükür bir gol pozisyonunu kaçırdıktan sonra: Hakan, onunde kocaman bir kale, bir plase yapsan yetecek gole…
Can Bartu, ATV’de Besiktas maçını yorumlarken:
- Walsh ikinci yari çok etkisiz, kendisini oyunda hiç goremiyorum… (Walsh devre arasinda oyundan çıkmıştır..)
Parma ve Inter arasinda oynanan Italya kupasi maci, kanal TRT 1. Parma takimi cosmus maci 6-1 onde goturuyor. Maci anlatan Huseyin Basaran abi de cosmus Parma’nin her ataginda “yedinci gol mu geliyorr” diye bagiriyor. Son dakikalarda hepten cigirdan cikip asagidaki kelime oyunlu cumleleri sarfediyor:
- Parma yine atakta… Cunyir… Cunyirrrr… yedi mi? yedi miii? yemediiiiiii. Kaleci Ballotta yemedi bu golu. (Huseyin Basaran bu espriyi yaptiktan sonar mikrofonu kapatip kendi esprisine gulmustur)
Manchester Utd-Galatasaray macinda Cantona Stumpf’a yaptigi faulden sonra özür dilerken:
- Bir Fransiz bir Almandan, bir Turk ve bir Ingiliz takimlarinin macinda özür diliyor. Ümit Aktan.
- Zamorano siyrildi, Zamorano, Zamorano ve goool. Zamorano’nun golu (kisa bir sessizlik) yine Zamorano dedim sayin seyirciler
00/01 Sampiyonlar Ligi ceyrek final Galatasaray-Real Madrid radyodan. Spiker: Umit Aktan. Mac 2-0’dan 3-2’ye dondukten sonra Hagi yine yokluyor kaleyi. Umit, Hasan ve Jardel’den sonra Casillas’a bir ampul de ben takacagim diyor. Ispanya’da da variz Real Madrid. Madrid’de de variz, orda da takariz…
Eee tabi sevgi olayi Ercan… (Şu kel kafali Italyan hakem oyundan cikan Hagi’nin elini sıkan Tanju’nun Ercan Taner’e ettigi laf)
Ilker Yasin Oliviera’nin hat-trick yaptigi Belcika-Turkiye maci esnasinda:
- Evet sayin seyirciler. Elin zencisi, elin arabi hat-trick yapiyor bizim Hakan’imiz, bizim Oktay’imiz uyuyor.
Turgay Seren Antep’deki Gaziantep-Galatasaray maci ertesi:
- Yalniz soyle de bir olay oldu, bir pozisyonda Emre topu aldi orta sahadan gitti gitti “Batistuta” ona ole bi vurdu ki hakemin orda faulu verip Batistuta’ya bi de kirmizi kart cikarmasi lazimdi, ama o naapti oyunu devam ettirdi Batistuta da butun mac tekme atti…
Abidin Aydogdu Danimarka-Fransa macini anlatirken, Zidane koşarken тора basar ve düşer:
- Evet Zidan’dan fantastik hareketler…
Peter Schmeichel bir pozisyonda sakatlanir ve ayaga kalkamaz:
- Simaykil 39 yasinda… Acaba yasliliktan mi yerde kaldi, yoksa gercekten mi sakatlandi…
Yanlis karar veren hakemi seyirciler protesto eder:
- Bu dunyadaki en yalniz insanlar hakemlerdir sevgili seyirciler, bu dunyanin her yerinde boyledir.
Akin Goksu, Meltem TV’de Peruggia-Trabzon Uefa kupasi macini anlatiyor, bir ara yorumcu Huseyin Tok’un ismini karistiriyor:
- Evet sayin Top… eee top? top sahada… sayin Tok… Ayni macta Trabzon 3-1 one gecince Italyan taraftarlar ellerine ne gecerse sahaya atiyor, yan hakem can havliyle bayragini atip sahanin ortasina kaciyor. Bizim oyunculardan biri yalakalik olsun diye ofsayt bayragini alip hakemlere getirirken:
- Evet, iste goruyorsunuz sayin seyirciler, sahaya Galatasaray bayragi atmislar!!
- Capone’un vurusu ve top diregin ah ustunden disari gidiyor sayin seyirciler. Resmen, ah ustu bu, az ustu diil sayin seyirciler…
25.07.2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Vllaznia Sampiyonlar Ligi 2. oneleme turu ilk maci. Ilker Yasin:
- Ah Arif… orda döndün mü vuracaksin taaak…
- Umit Karan, boyu 181 olmasina ragmen taymingi iyi, iyi vurusuyor toplarla…
Galatasaray-PSG kupa galipleri 2. Tur, Galatasaray macin basinda 2-0 galip:
- Vurdurmalayalim oralardan… Vuruyor… Yapma Hayrettiinnn… Ahhhhh… Yapma yapma…
Rangers-Fenerbahce macinda Fener’in kacirdigi bir pozisyondan sonra Ziya Sengul:
- Bu… Bu… Bu gol katliami baska bir sey degil…
Tarih 19/09/2001, mac PSV Eindhoven-Galatasaray (yagmur yagmis, saha ıslak ve agirdir):
- Dileriz bu yagmur Cimbom’un gol ciceklerini sulamak icin yağıyordur!
Emeği geçenler : ertem şener, akın göksu, abidin aydoğdu, turgay şeren, ilker yasin, ercan taner, can bartu, öztürk pekin, bülent karpat, gökmen özdenak, serhat ulueren, adnan aybaba, orhan ayhan, zeynep kasımlıoğlu, hakan ünsal, ahmet çakar, şansal büyüka, burcu esmersoy,ziya şengül…
Adamın biri sinemaya gider. Tam sinemada film başlarken önüne saçını kazıtmış biri oturur ve sinemanın ışıkları bu saçını kazıtmış adamın kafasına vurur. Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez. Adam içinden "şunun ensesine bi tane yapıştırayım" der sonra "Oğlum adam iri yarı ellese bile beni parçalar" deyip vazgeçerken yanına Temel oturur. Adam Temel'e dönüp;
- Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bi tane vur sana 10 TL vereceğim, der. Temel de dayanamaz adamın ensesine bir tane yapıştırır ve devam eder.
- Ula Hasan sen burada mıydın, der. Adam dönüp;
- Ne Hasan'ı kardeşim, der Temel de;
- Pardon kardeşim karıştırdım, der ve adam önüne dönünce 10 TL yi alır.
Adam dayanamaz ve Temel'e dönüp;
- Kardeş bi tane daha yapıştır sana 20 TL vereceğim" der. Temel bi tane daha adamın ensesine vurur ve ilave eder;
- Hasan sensin be yeme beni, der. Adam dönüp;
- Hasan değilim kardeşim be! Deyip ön koltuklardan birine oturur.
Temel'in yanındaki adam artık filmi bırakıp bu kafasını kazıtan adamı aramaya başlar ve bulur hemen Temel'e dönüp;
- Bak kardeşim işte oraya oturmuş. Giт ensesine bi tane daha vur sana cebimdeki tüm parayı vereceğim, der. Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane yapıştırır ve der ki;
- Ula Hasan burada mıydın, ben de yarım saattir arkadaki
Adamı sen sanıp ensesine vuruyorum.
Adana yüreğir ile karataş arasında yolun herhalde tam ortasında doğankent diye niye var olduğunu sakinlerine sorsak mantıklı bir cevap alamayacağınız bir belde bulunur. 90’lı yılların başında doğankent jandarma karakolu da yolun karataş’a bakan yüzünde tarlalara sırtını dayamış, beyaza boyanmış alçak tuğla duvarlı ve iki üç göz odadan ibaret bir yapıydı. tam bir köy karakolu gibiydi. 20-30 er erbaş ve bir kıdemli bçvş komutanlığında dört astsb ile tesis edilmişti. o bölge çukurovanın tam da coğrafi merkezine denk geldiğinden karakolun etrafı da göz alabildiğine dümdüz bir araziydi. etrafta dağlar ormanlar gibi düşman unsurun saldırı yapmasını kolaylaştıracak bir şey olmayınca oradan da klasik askeri anlayışa göre bir olay beklemiyorsunuz. empati de kurunca lan kim doğankent karakoluna ne yapsın diyorsunuz.
Ama yaptılar. malesef.
Yanılmıyorsam 1993 yılında bir yaz gecesi, geceyarısına yakın ve geçkin saatlerde karakol bir anda çapraz ateşe alınıyor. etrafta doğal bir yükseltiyi bırak yüksek bir bina bile olmadığı için ağır silah kurmadan 10 veya daha az sayıda terörist doğu batı istikametinde ellerindeki yalnız kaleşnikoflar ve el bombaları olduğu halde saldırıya geçiyor. gecenin sükuneti sürerken birdenbire çapraz ateşe başlıyorlar. karakolda o güne kadar doğru düzgün silah ateşlemiş tek bir asker bile yok. zaten doğankentteki bütün olay tarlalarda esrar var mı diye bak – yol kes idari arama yap – “kocam beni çok dövüyor söyleyin az dövsün” diye karakol ziyaret eden hanımlardan ifade al ekseninde gerçekleştiği için bu birdenbire gelen silahlı saldırı karakolu paniğe sevkediyor.
Karakolda bir adet mg3 var onun dışında alay komutanının da deyişiyle içerde “bi bok yok”. cendermeler can havliyle mg3ü iki şeridiyle beraber çatıya kuşların yuva yaptığı mevziye çıkarmaya çalışıyorlar. silahını kapan dışarı kendini atıp duvar dibine mevzi almaya çalışıyor. herkes don atlet, duvarlara kolonlara camlara habire mermi isabet ediyor ve ilk bir iki dakikada karakol buna hiçbir karşılık veremiyor.
Çapraz ateşe girmek tüm pusu senaryoları arasında kendinizi en bulmak istemeyeceğiniz, yaşama şansınızın karşılık verme / düşmandaki ağır silah sayısı / ne kadar yakın oldukları / hava şartları gece karanlığı gibi bir çok değişkene bağlı olarak en hızlı azaldığı durumdur. çapraz ateşi kırmanın tek yolu da gökten ejderhalarınız yardıma gelmiyorsa üstün ateş gücüdür. pusuya girenler pusu atanlara bunaltıcı bir volümde mermi yağdırmayı başarırlarsa kafayı kaldırıp durum değerlendirmesi yapabilir, insiyatifi ele alabilir, oradan çıkmak için manevraya girişebilir. yapamazsanız oraya yapışır kalırsınız. burnunuzu bile çıkaramazsınız. bu zayıflığı da düşmanlarınız farkederse yaklaştıkça yaklaşırlar ve birden el bombası menziline girersiniz. sonrası felaket.
Doğankent karakol komutanı astsb bçvş karakolda yattığı ve o sırada orada bulunduğu halde odasının delik deşik olması yüzünden can derdine düşüyor. silahı elde yatağının yanına çöküyor ve orada kalakalıyor. karakolu kendi haline bırakıyor. diğer astsubaylar da izinli. erleri yönlendirecek kimse yok ortalarda. böylece karakolda tam bir cehennem senaryosu hüküm sürüyor. ve teröristler bunu da çok geçmeden farkediyor. ateşi yoğunlaştırıp yaklaşmaya başlıyorlar, silah sesleri gitgide yakına geliyor.
Bu sırada en olması beklenmeyen şey vukua geliyor ve erbaş arasında bir çocuk öne çıkıyor, beyaz atleti şortu ile diğerlerinden ayıramayacağınız elinde g3’ü ile duran bir uzun dönem asker. ateş sürerken kaos esnasında kafasını parapetin üzerinden kaldırıp kendince durum değerlendirmesi yapıyor. bir onbaşı bu. 20 yaşında. kafasının üzerinde vızıldayan mermilerden bir gram çekinmiyor. atış ve yaklaşma noktalarına üstünkörü bir bakıp başlıyor emirler yağdırmaya. -“hüseyin sen şu duvara koş”, -“selim sen şu noktayı tara”, -“kadir sen her otuz saniyede bir aydınlatma mayını at önümüzü görelim”, -“mg3 sen şu alanı tara, sırtımızı temin et” diye bağırarak duvarın ardında ayağa kalkıp bizzat kontrollü bir atışa başlıyor. bunu gören erler korkularından silkiniyorlar. o ana kadar ne yapacaklarını bilemeden titreyen er-erbaşlar birden arkadaşlarından gelen kendinden çok emin ve otoriter bir edayla verilen bu emirleri hiç sorgulamadan hemen harfiyen uygulamaya başlıyor ve hayatında 3 mermiden fazlasını atmamış olan başlarında komutanları olmayan bu çocuklar bir anda inanılmaz bir savunma duvarı oluşturuyorlar. kendi başlarına… askerliğin pratiğine dair fikirleri olmayan askerler korkunç bir ateş volümü yakalıyorlar. onbaşı o kadar doğal bir liderlik sergiliyor ki çatışma on oniki dakikayı geçince atış yoğunluğunun azalmaması için koruma ateşi desteğinde malzemeliğe iki arkadaşını gönderip mermi ikmali falan da yaptırıyor. ateş altında kendine komando binbaşı diyenlere taş çıkartırcasına karar veriyor, uyguluyor, sevk ediyor. savaş alanını domine ediyor herif. teröristler de bakıyorlar ki işin rengi değişmeye başlıyor, komando unsurlarının karakolda olduğunu falan düşünüp, aynı zamanda mermileri de azaldığı için çatışarak çekilip kaçıyorlar. sakızlı hacıali istikametinden tarsus tarafına doğru fıyıyorlar. daha bildik bir tabirle “gece karanlığından faydalanarak” gidiyorlar. ama öğlen güneşi altında kaçsalar da kovalayacak kimse yok zaten.
Sonra ertesi gün oluyor.
Raporda doğankent bütün gece çatışmış ölü yaralı yok diyorlar. başçavuş silah sesleri kesilince odasından çıkıp telsizle yardım istemiş. yardım gelince de erlerin ifadeleri doğrultusunda hemen göz altına alınıyor. bilahare bir buçuk yıl kadar süren bir mahkeme süresince “korktum” diye kendini savunuyor. askeri hakim heyeti de korkmanın insani bir duygu olduğu yönünde emsal bir karar alıyor. bçvş ceza almıyor ama meslekten de ilişiğini kesiyorlar.
Il j. alay komutanı karakoldaki kurşun deliklerine bakıyor. yaklaşık 1000-1200 mermi isabeti var. karakolun her yeri isviçre peyniri gibi olmuş. 45 dakika bir saat boyunca erlerin neler yaptıklarını dinliyor. tüm erler tek bir onbaşıyı işaret ediyorlar. bizi o sevk ve idare etti komutanım diyorlar.
Jandarma albay onbaşıyı karşısına alıyor. hikayeyi bir de ondan dinliyor. zira o onbaşı olmasaydı bir ihtimal o gün gazeteler 30 şehit haberi yazacaklardı. şans. albay da biliyor ki o gün herkes şansa kurtuldu karakolda. ve oraya zorunlu askerlikle getirilmiş, aslında o işi kariyeri olarak yapmayan, yapmak istemeyen bir güruh içinde tam da ihtiyaç anında bir doğal lider çıkması ne büyük bir şans.
- Nerelisin sen onbaşı?
- Izmirliyim komutanım.
- Ne iş yapıyorsun?
- Kunduracı kalfasıyım komutanım.
- Karakolu bütün gece savunmuşsunuz evladım, bizzat sevk ve idare etmişsin. hiç korkmadın mı?
- Korktum komutanım.
- Ee? nasıl başladın ya emir vermeye?
- Kendimi sorumlu hissettim komutanım. en rütbeli bendim.
Onbaşı teröristlerin nerelerden geldiklerini, ne tip silahları olduğunu, malzemeliğin kapısını nasıl kırmak zorunda kaldıklarını anlatır. o anlattıkça zabitan heyeti dinler. adana’nın ne kadar rütbelisi varsa bu kunduracı onbaşının sözünü kesmez. karşısında da oturmazlar. lider yetiştirilenlerin lider doğana bir yerde saygılı olması da böyle insanın içine çok işleyen bir manzaradır. sanki bütün o üniformaların, maskelerin ardında askerliğin daha antik koduna şahit olmak gibidir bu. nihayetinde askerlik kahramanlık mesleğidir. arada gerçek kahraman da görürsünüz. bu onbaşı gibi.
Bilahare doğankent karakolu hemen tadilata girer, dört makineli tüfek bir zırhlı araç ile takviye edilir. astsb yerine bir de üsteğmen atanır ve kahraman onbaşı önünde kalan 90 günlük askerliğini yapmaz. hemen o gün terhise hak kazanır. kendisine verildiğini çok nadir gördüğüm kırmızı tezkere yazılır ve bunu 6. kolordu komutanı korgeneral bizzat eliyle takdirnamesiyle beraber imzalar.
Bu onbaşıların çoğunlukta olduğu bir ordu yaratmak yerine onları kırmızı tezkerelerle eve erken gönderip yola katırlarla devam etmek de sanırsam bize has bir ironidir.
Atan alir spor:
Mahalle maçları genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için topun kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında topu kaçıran takımın karşısındaki takım hemen, “Atan alır spor.” der.
Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde karşı takım topu almak zorunda kalır.
Elin avantaji olmaz:
Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu topu elle keser fakat pozisyon devam eder ve gol olur. Golü yiyen takım el var diye mızırdanır. Karşı takım, “Avantaj oğlum.” der.
Hemen akabinde kaleci “Ulan elin avantajı olmaz.” diye haykırır.
Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.
Adamin gol diyor:
Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan “Direk ulan.” Diye anırmaktadırlar. Fakat içlerinden biri, “Gol abi.” der. Karşı takımdan bunu duyan biri direk atlar ve “Ulan adamın gol diyor.” diye serzenişte bulunur.
Gol sayılır, adam dövülür.
Abanma yok:
Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler abanma yok derler. Aralarından yaşça büyük olanı “Lan karı mısınız.” dese de abanma olmaz.
Gönül alma:
Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta büyüklerden biri gaza gelip küçük bir çocuğa sert girince direk penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk sevilen bir simadır ve faulü yapan abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol olmaz çünkü kalede bir ayı vardır ve penaltıyı atan küçük çocuktur.
Kaleci değiştin 2 penalti:
Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından biri geçmek ister çünkü o her mevkide iyidir. Buna karşılık karşı takıma teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2.
3 Kere sektirme:
Kaleci degaj kullanırken eğer yanında bir rakip forvet varsa topu 3 kere sektirir ve, “Açılsana ulan üç kere sektirdim işte.” der, rakip açılır. Ne keyiflerdi bunlar be. Bak gözlerim dolu dolu oldu.
1’E 1 atiş:
Çift penaltı sisteminde eğer birinci penaltı kaçarsa ikinci şans vardır ama gol olursa ikinci şans kullanılamaz. Bunun mantığını hala çözebilmiş değilim.
Sağlik önlemleri:
Bazen top insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelir, herkesin reaksiyonu aynıdır:
“işe işe!” Uygun araziye çiş edildikten sonra maça devam edilir. Mahalle maçlarında her zaman saçı ince telli ve uzun olan kişiler vardır. Bunlar geriden topu alıp bütün güçleriyle ileri koşarken kafalarını ileri doğru atarlar. Amaç gol atmak ya da rakibi çalımlamak değil, saçların rüzgârda ahenkle dans etmesini sağlamaktır. Bu kişiler büyüyünce Ümit Davala gibi olurlar.
Top kurtarma operasyonu:
Top zırt pırt araba altına kaçar. Böyle durumlarda, sahadaki en çelimsiz ve en hop-zıp kişi, en iri iri kişi tarafından topu almaya gönderilir. Arabanın altına kaçan toplar tam ortasında durur bazen, kimse yetişemez oraya. Bu sefer taş atma ve sopayla itekleme faslı başlar. Arabanın egzozuna vurulan bir kaç darbeden sonra top yuvarlana yuvarlana çıkar bir taraftan; artık koşarak maça geri dönme zamanıdır.
AT BAKİM ABİNİN KILLI GOĞSÜNE… Ya ne iğrenç bir şeydi bu. Sen takımını kurmuşsun, paşa paşa maçını yapıyorsun. Muhtemelen yaşça ve boyutça senden büyük olan eleman damlar, bu gereksiz cümleyi sarf ederek maça dâhil olur, tadımızı tuzumuzu kaçırır.
Gol değil oğlum bel üstü:
Minyatür kale maçlarda elle tutulmasına engel olunmak için getirilmiş bir çözümdür ancak bel üstü gibi kişiden kişiye değişen ve ispati zor bir kriter getirdiği için nice kavgaların çıkmasına, nice başların yarılmasına sebep olmuştur. İyi güzel de bütün bu kavramlar kitabı olmadan, televizyon olmadan nasıl herkes tarafından bilinebiliyor? Ben diyorum ki gizli bir örgüt var, her mahalleye bir adam gönderiyor bilmem kimin amcaoğlu olarak bilmem kim de örgütten. Sonra mesela hem gol hem penaltı olunca ağızlara kolayca yerleşecek “giren gole penaltı olmaz” cümlesini söylüyor, pozisyon geçiyor, çocuk evine dönüyor ama ifade baki. Oynayacak kişi sayısının tek olması ve kimsenin oyundan çıkarılarak kalbinin kırılmak istenmemesi durumu söz konusu olur sıkça. Bu durumda futbol kariyeri en berbat durumda olan fasulyeden tabiri ile adlandırılarak birinci devre bir takımdan ikinci devre bir takımdan oynatılarak ufacık yüreklere ve beyinlere adaleti yerine getirmiş olma duygusu zerk edilir. Akşam herkes eve gidip yattığında da hep o günkü maçı, varsa attığı golleri, kaçırdıklarını, bir sonraki maçlarda yapmayı planladığı hareketleri hayallenerek uykuya dalar. Bu planlanan ama becerilemeyen hareketlere girmiyorum. Ben mahalle maçı kurallarının nasıl bilindiği sorusuna ise kalıtsal diyorum. Bazen küçükler kendi aralarında oynarken eli torbalı bir iş dönüşü adamı maça dalıp topu küçüklerin ayağından alır ve aptal aptal şeyler yapmaya başlar. Eğer adam yetenekliyse bir iki numara yapıp çocukların aklını alır. En sonunda тора hızlıca vurur. Çocuklar topu yakalayamaz ve top uzağa gider. Eli torbalı iş dönüşü adamı yaptığı ufak hareketten mutlu bir halde evinin yolunu tutarken çocukların “hay ………, top ta ………….. Gitti, kim alcek lan topu?” dedikleri duyulur.
Elden gol olmaz:
Paşa paşa oynuyoruzdur, adamın tekinin eline çarpar top, biz dikeriz topu, hemen bir mahalle maçı oyun kuralları uzmanı pörtler oradan bir yerden ve der ki, “Elden gol olmaz”! Ulan niye olmasın hasta mısın sen? El kararı verilmişse, bunun sonucu frikiktir. Herkes de kabullenmiştir elden gol olmayacağını, hatta baraj bile kurulmazdı bazen. Ben de büyüyünce öğrendim elden direk kaleye çekilip gol atılabileceğini. Öğrendim de ne oldu, o canım frikikler geri mi geldi?
Üç adim açilmak:
“üç adım açılmak” denen olayı atlamak senelerini betonda top oynayarak, dizinde o çok derin olmayan ama sürekli yanan yaralarla dekore eden birçok mahalle topçusunu üzecektir. Top frikik noktasına dikilir ve rakip barajın üstüne doğru adeta ‘onlar orda değilmişçesine yürünür’. Kocaman üç adım atılır ve baraj göğüsle itmek suretiyle uzaklaştırılır. Adımların büyüklüğünden şikâyet edenler iki kere “o-ha” der.
Teknik vurmak:
Penaltı vuruşlarında en biçkin forvet oyuncusu sahne alacağından kalecinin gözü korkar. Hemen içi rahatlatılır:
“korkma oğlum, teknik vuracağım”.
Kaleci düzeni:
Mahalle maçlarında rastlanan pek çok tatsız durumdan sadece biridir kalecisizdik. Herkes kendisini ispatlamak ve golleri yağmur edip yağdırmak. İstediğinden kimse kaleye geçmeyecektir. Adil düzen ilk “kalede son” diye bağıranı kayırmaktadır. Hemen arkasından gelen “son bir”, “son iki”. Gibi çığlıkların sonunda artık son kaç olduğunun bir önemi kalmayan ağırkanlı arkadaş kaleye geçer. Kaleci gerek iki golde bir, gerekse dakika ayrıyla eldivenleri bir sonraki arkadaşına teslim edebilir. Nizam böyle emreder. Arkadaşın biri iyi orta gol getirir diye bağırır o da iyi bir orta yapmaya çalışır ve ortasını yaptıktan sonra düşer. Arkadaşın dizi kanıyordur ama farkında değildir birisi oradan “oğlum dizin kanıyor” der ve olan olmuştur dizi kanayan çocuk ağlamaya başlar.
Ee bide her zaman bağırılarak söylenen sözler vardır;
- Avut be oğlum avut – Kasti faul yapma lann – direk abi direk – valla gol değil – Abi siz çok güçlü oldunuz ya – Mithat’ı bize verin, Mete’yi siz alın – Ahh bacağım – annem anneeem – Top benim oğlum istediğimi oynatırım – Beste devre onda biter – Santra yapın lan santra – Şahsi oynama oğlum pas ver – Abanma beee – Yuhhh o da kaçar mı?
- Hakeme gözlük – Ortanı göreyim