Bir gün ihtiyar bir adam, sреrм testi yaptırmak için doktora gider. Doktor adama bir kavanoz verir şöyle der:
─ Buna numune için sреrм koyun, yarın bana getirin.
Ertesi gün ihtiyar adam kavanozu getirip doktora verir. Doktor kavanoza bakar ve boş olduğunu görünce sebebini sorar. İhtiyar anlatmaya başlar :
─ Doktor bey; dün gece sağ elimle denedim olmadı, sol elimle denedim olmadı, iki elimle denedim yine olmadı. Karımı çağırdım ; o da sağ eliyle denedi olmadı, sol eliyle denedi olmadı, iki eliyle denedi gene olmadı. Baktık olacak gibi değil, komşunun karısını çağırdık...
Doktor kendini tutamamış ve hiddetlenerek:
─ Ne yaptınız! Komşunun karısını mı çağırdınız?
Diye sorunca, ihtiyar adam da cevap verir:
─ Ne yapalım yahu, bir türlü açamadık şu lanet kavanozun kapağını.
Nasreddin Hoca'nın komşusunun iri yarı toy bir delikanlı olan oğlu, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamaya karar vermiş. Gittiği baltalık ormanda su yokmuş. Herkes heybesine bir testi su koyar öyle gidermiş. Delikanlı ise,
"Su testisini taşıyacağıma iki üç karpuzu taşırım, daha iyi olur. Nasıl olsa dönüşte odunları sırtlayıp getireceğim. Birde toprak testimi kırmadan geri getirmeye uğraşmayayım" diye düşünmüş. Torbasına karpuzlarını koyup ormana gitmiş.
İşe koyulmadan evvel bir karpuz yiyeyim demiş.
Karpuzu kesmiş. Beğenmemiş, bir kenara atmış. Öbür karpuzları kesmiş, o karpuzlar da çok hammış, kaldırmış atmış. Kızmış karpuzların üstüne işemiş.
Ormana gitmekte olan Nasreddin Hoca olayı görmüş. Yanına yaklaşınca:
- "Delikanlı, ham da olsa nimete işenmez, tövbe et. Nimeti vereni gücendirirsin!" Demişse de delikanlı öfkesini yenip tövbe edememiş.
Öğlen vaktine doğru, hem sıcaklardan hem de çalışmaktan dolayı iyice susamış. Etrafta su isteyebileceği hiç kimse yok. Su yok. Varmış ham karpuzların yanına.
"Ona değdi, buna değmedi"
Diye diye attığı bütün karpuzları yemiş. Son parçalardan birini yemekteyken, ormanda işini bitirip, eşeğine odunlarını yükleyip dönen Nasreddin Hoca ile tekrar karşılaşmış. Hoca bir yenmiş karpuzların kabuklarına ve birde delikanlı'ya bakmış:
- "Suphanallah, bak, becerip tövbeni yetiştiremedin. Rabbim ne kadar çabuk, senin çişini sana yedirdi! ..." demiş.