Skip to main content
Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga dövüş, kıyamet!... Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
- Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!
Çocuklar bir kenara çekilmişler. Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?
Çocukların hepsi birden:
- Allah taksimi, Allah taksimi!
Diye bağırmışlar. Bunun üzerine Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine... Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Hoca'ya itiraza başlamışlar.
- Bu nasıl taksim Hoca Efendi, haksızlık ettin! Demişler. Hoca da:
- Çocuklar demiş, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?... Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!..
Nasrettin Hocanın ahbapları toplanıp, Hocaya bir oyun oynamaya karar vermişler. Her şeyi önceden hazırladıkları gibi yapmak için de anlaşmışlar.
Bu sırada Hoca olacaklardan habersiz bir şekilde dostlarını görünce sevinmiş; "Çok şükür, sohbet edecek birkaç dost var" deyip tespihini sallaya sallaya yanlarına gitmiş.
Dostları, "Hoca Efendi, Hoca Efendi, temizlik imandan gelir derler. Biz hamama gidiyoruz, sen de gelir misin?" dediklerinde Hoca, "Tabii gelirim, hemen gidelim" deyip onlara katılmış.
Hamamın önüne gelmişler:
"İşte, bu civarın en güzel hamamı... Ne dersiniz Hoca Efendi, girelim mi?" diye sormuşlar. Hoca da "Hay hay!" deyip kabul etmiş.
Hamamda güzel güzel yıkandıktan sonra, havadan sudan konuşurlarken biri, "Bir teklifim var. Hepimiz yumurtlayalım. Kim yumurtlayamazsa hamam paralarını o ödesin" demiş.
Biraz sonra hepsi, "Gıt gıt gıdaaak... Gıt gıt gıdaaak..." diye gıdaklamaya başlamışlar. Sonra da daha önce sakladıkları yumurtaları birer birer çıkarıp ortaya koymuşlar. Hoca bir oyuna geldiğini hemen anlamış.
İçinden "şimdi gösteririm ben size" diyerek "Kukurikuuuuuu, kukurikuuu!" diye ötmeye başlamış. Dostları hayretler içinde, "Hoca Efendi, aklını mı oynattın. Neden durmadan ötüp duruyorsun?.." diye sormuşlar. Hoca da:
- "Be yumurtacılar, bu kadar tavuğa bir de horoz lazım değil mi?" diye cevap vermiş.
Nasrettin Hocanın pek güzel, haşarı bir kuzusu varmış. Komşusu, ikide birde "Hoca" dermiş, "ne olur, şu kuzuyu kes de bize bir ziyafet çek" Hoca "o benim eğlencem" der, ama bir türlü dediğini yapmazmış. Adam, Hoca'ya muziplik olsun diye bir gün kuzuyu keser. Hocayı da davet edip bir ziyafet çeker, sonradan da işi anlatır. Hoca, bu duruma çok üzülür. Komşusunun bir tiftik keçisi varmış. O da onu tutup keser ve afiyetle yer. Komşusu, keçisinin kaybolduğuna yanar yakılır, her mecliste, "tüyü şöyle uzundu, boyu böyle güzeldi" diye devamlı keçisinden bahsetmeye başlar. Bir yıl geçer, her sohbette keçi bahsi bir türlü tükenmez. Nihayet bir gün her şeyden bezmiş olan Hoca, dayanamaz ve oğluna şöyle der:
- Deli gönül diyor ki, çıkar şu keçinin postunu ortaya da keçi miydi, fil miydi, görsün herkes!