Aylardan Ekim’in başıydı galiba… Semt pazarına çıkarken, hanım turşu kuracağını mutlaka 3 kilo salatalık (hıyar) almamı sıkı sıkı tembih etti. Tam kapıdan çıkarken iyi salatalığın nasıl olduğuyla ilgili ayak üstü yetiştirebildiği kadar malumat verdi. Pazar yeri evimize zaten pek uzak değildi. Yol boyunca alacağım salatalıkları düşündüm, gözümden hanımın tarif ettiği salatalıklar geçiyordu.
Neyse Pazar yerine vardım, ilk önce unutmadan şu turşulukları aradan çıkarayım ki eve varınca hanımla bozuşmayayım diye düşündüm. Pazar yerinde meyve sebze satılan bölümde satıcıların tezgahlarına konsantre olmuş dalgın dalgın salatalık bakıyordum.
Öyle dalmışım ki, birilerinin arkamdan omuzuma dokunduğunu fark ettim. Bir an tezgâhlardan başımı kaldırıp geri dönünce çok sevdiğim bir Edebiyat Öğretmeni arkadaşla burun buruna geldik. Öğretmen arkadaş iyice yanıma sokulmuş, bir yandan gülüyor, bir yandan da biraz sitemkâr bir üslupla –“Sevgili dostum, beni niye görmezden geliyorsun. Tam karşından geldim hiç görmemiş gibi geçip gittin. Yoksa bilmeden bir kusurumuz falan mı oldu, söyleyin de biz de bilelim?” deyip sustu. Hemen arkadaşın elinden yakalayıp bir kıyıya çektim ve durumu kendisine izah ettim. Dedim ki; sayın hocam sizi görmediğime şükredin, çünkü ben evden sipariş verildi tüm dikkatimle salatalık bakıyorum , eğer siz de salatalık cinsinden olsaydınız inanın hemen görürdüm. Çünkü evden tüm özellikleri ayrıntılı şekilde verilmiş salatalıklara odaklandığım için başka şeyleri tam seçemiyorum, kusurumu affedin” deyince arkadaş kahkahayı bastı, dakikalarca gülüştük. O arkadaşıma da tekrar buradan sevgilerimi sunuyorum.
Mustafa ÇAĞIRAN Selçuklu-KONYA
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.
1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the рот nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek (chew the fат) adı veriliyordu.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti "graveyard shift" denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the веll") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye.
Yağmur yağarken balıklar neden şemsiye kullanmaz?
- Balıkçılara yerlerini belli etmemek için
Hacılar içinde hiç uykusu gelmeyen hangisidir?
- Hacı yatmaz
Bir laz pilot ucagi nasil ucurur?
- Dinamitle
Bir laz gulmekten katila katila olmus…Otopsi yapmislar… espriyi bulamamışlar
Bir lazi sinifta nasil teşhis edebilirsiniz?
- Öğretmen tahtayi silerken o da defterini siler
Bir lazi cenazede nasil teshis edebilirsiniz?
- Sadece o hediye getirmiştir
Dolapta iskelet ne anlama gelir?
- Laz saklambaç oynamış
Lazlar buz dolabinda nicin bos sise bulundurur?
- Içki içmeyen misafirler için
Hangi kalemle yazı yazılmaz?
- Kontrol kalemi ile
Timsahlar neden gazete okumazlar?
- Insanlarla ilgili konular onları ilgilendirmez şeker
Bir saat günde 13 defa çalarsa neyi gösterir?
- Bozuk olduğunu
Kimler çalışırken sigara içemez?
- Dalğıçlar
Balıklar neyi sevmez?
- Izgara olmayı
İtfayeciler neden kırmızı kemer takarlar?
- Pantolonları düşmesin diye
Bir ağaçtan bir zencinin koluna düşen böcek ne diye feryat eder?
- Eyvahhh karakola düştük
Hangi yürüyüşte ayakkabılarımızı çıkartırız?
- Sessiz yürüyüşte
İnek kuyruğunu niçin sallar?
- Sütüne sinek düşmesin diye
Türkçede en uzun sözcük hangisidir?
- Lastik
Ankara neden soğuktur?
- 06 olduğu için
Ne zaman 22 dörtten fazla eder?
- 2 ile 2 yanyana olduğu zaman
Hiç solmayan çiçek hangisidir?
- Yapma çiçek
İnsanlara hüzün verici yaş hangisidir?
- Gözyaşı
Türkiye’nin en tatlı dağı hangisidir?
- Elma dağ
Sinamada önümüze bir ayı oturursa ne yapmış oluruz?
- Filmin büyük bir bölümünü kaçırmış oluruz
Dünyanın en büyük kirazı nerede yetişir?
- Tabikii kiraz ağacında
Patlıcan harakeri yaparsa ne olur?
- Karnıyarık olur
Renkli televizyon siyah beyaz televizyona ne der?
- Rengin solmuş
Hiç diş ağrısı çekmeden dökülen şey nedir?
- Tarak
Bir zenci kutuplara giderse ne olur?
- Çikolotalı dondurma
Nerde Cuma Salı dan önce gelir?
- Sözlükte
Kulak ne işe yarar?
- Gözlük takmaya
Dana kuyruğunu niçin sallar?
- Kuyruk danayı sallayamadığı için
Sıfır sekizi görünce ne der?
- Ne kadar sıkılgan, beni görünce belini sıktı
Karınca ata binmiş ve ata ne demiş?
- Hadi bakalım.. lüne parka gidelim
İnekler neden çıngırak takarlar?
- Tabiki kornaları olmadığı için
Elmanın iyisini kim yer?
- Armuttan hoşlanmayan ayılar
Hangi barajda top oynanmaz?
- Futbolcuların kurduğu barajda
Yeniçeriler niçin kazan kaldırmışlar?
- O tarihlerde halter olmadığı için
Duvardaki barometrenin düşmesi neyi gözterir?
- Çivisinin iyi çakılmadığını
İnsanlar nerede ve nasıl susuz banyo yaparlar?
- Plajda güneş banyosu
Kirpi kaktüse ne der?
- Anneciğim
Bir kadın apartmanın 8. katından 6 ayda düşmüş niçin?
- 6 kere ay aya demiş
Patladığı halde ses çıkarmayan şey nedir?
- Sivilce
Pireler ne diye zıplarlar?
- Hop hop diye
Bir kaptan gemiyi ne zaman terk eder?
- Karaya çıkıp evine giderken
Patişahlar neden tahta otururlar?
- Henüz koltuk bulunmadığı için
Ayaklarımızda ellerimiz gibi olsaydı ne yapardık?
- Ne yapacağız , çorap yerine eldüven giyerdik
Nasrettin Hoca eşeğine ne zaman ters biner?
- Eşeğin dikiz aynası kırıldığında
Penguenler niçin sandalyeye oturmazlar?
- Smokinleri buruşmasın diye
Kırmızı pelerine hangi boğalar sinirlenmez?
- Kör boğalar
Sigara içeni köpek ısırmaz niçin?
- Çünkü her yerde herkesten sigara isterler
Bir kartal bir kartala ne demiş?
- Vay be tıpkı bana benziyorsun demiş
Ürök ninile dilimizde hangi anlamda geçer?
- Elinin körü