if (!string.IsNullOrEmpty(Model.PrevPageFullUrl))
{
}
if (!string.IsNullOrEmpty(Model.NextPageFullUrl))
{
}
En son şakalar - Page 320
Skip to main content
Nasrettin Hoca, her akşam yatarken:
- "Ya Rabbi! Yüz altın isterim. Doksan dokuz olursa almam" derdi.
Hocanın bir de Yahudi komşusu vardı. Her akşam, Hoca komşunun bu şekil dua ettiğini duyunca Hocayı denemeye karar verdi. Bir akşam yine Hoca duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam" demeye başlayınca daha evvel damın başına çıkan Yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi. Daha evvel:
- "99 olursa almam" diyen hoca:
- "99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz" dedi ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken Yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye başladı. Sabah oldu, Yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
- "Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim. Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı? diye denemek istemiştim" falan diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
- "Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi" deyince Yahudi ne yapacağını şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikayet etti. Nasrettin hocaya gelip:
- "Mahkemeye gideceğiz" deyince, hoca:
- "Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim" dedi. Yahudi çaresiz bunları kabullenip bir at, bir de kürk aldı hocaya.
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
- "Benim paralarımı vermiyor" dedi. Kadı, hoca merhuma:
- "Ne diyeceksin bu iddialar karşısında?" diye sordu. Hoca merhum:
- "Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu adam korkuyorum biraz sonra dışarıdaki ata bile 'benimdir' diyecektir" dedi.
Yahudi'nin gözleri bir karış açık:
- "Evet, kadı efendi. Dışarıdaki at da aslında benim" dedi. Hoca merhum:
- "Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir. 'O da benimdir' diyebilir. Bu adam bu kadar yalancı ve düzenbazdır" dedi. Yahudi heyecanla:
- "O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu" dedi. Hoca Merhum:
- "Ben demedim mi Kadı efendi?" dedi.
Kadı Yahudi'nin haksızlığına hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp gitmeye başladılar. Hoca atta, Yahudi yürüyor. Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
- "Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme" diyerek adama biraz da akıl verdi.
- Şoför bey mübarek bir yerde inebilir miyim?
- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni...
- Başıbüyük mü?
- Evet, Başıbüyük.
- Ne zaman kalkar?
- Sen oturursan kalkar bacım.
- Kaç vericem?
- 800 Şoför :
- Arkadan vermeyen var mı?
Yolcu :
- Az önce eline verdik ya kardeşim. hehe Yolcunun sigarası bitmiştir; fakat minibüste olduğunu unutmaktadır.
Yolcu :
- Bir Monte Carlo lütfen.
Şoför :
- Abla, bu Bakırköy'e gider.
- Neriman, sen arkadan verme ben veririm.
Kadın:
- Kızım, dur! Ben vereyim, benimki bozuk zaten.
Kızı :
- Aman, ne olacak sanki! Nasıl olsa benimki de bozulacak, ben vereyim!
- Oğlum, bu Eminönü'nden geçer mi?
- Yok teyze, biz Taksim'e çıkıyoruz.
- Hah tamam oğlum, siz gidin ben gelmeyeceğim. hehe Yolcu:
- Abi, Heykel'e çıkıyor mu?
Şoför:
- Yok abi, yanından geçiyor.
Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:
- Kızım, şurdan bir kişi uzatır mısın?
- Ben kız değilim!!!
- Amaaaan ne bileyim ben kız mısın dul musun! Uzat işte!
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan "Polisin Hatıra Defterinden" kitabından.
Heyecanlı bir ses:
"Merkez tarandık".
Merkez:
"Hayır efendim aranmadınız."
4512:
"Merkez! Alet kontrol"
Merkez:
"Elinizdeki alet değil, cihaz".
4512:
"Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez"
Şöför:
"Müdürüm, araç intikal etsin mi?"
Müdür:
"Etsin, ama içinde şöförüde olsun".
Merkez:
"Camide son durum nedir?"
5436:
"Cenazeler mezarlığa seyir halindeler"
4536:
"Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir tosun kaybolmuş".
Merkez:
"Anlaşıldı. Istasyonlar not alın. Kaybolan tosun eşkali veriyorum."
3370:
"Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat etmiş".
Merkez:
"Başın sağ olsun evladım."
Merkez:
"*****n Yeri'nde "lokanta kavga ihbarı var. Ekip intikal etsin".
7443:
"Anlaşıldı Merkez"
"*****n Yeri'ne ekibimle seyir halindeyiz".
5690:
"Burada çekilmesi gereken bir araç var".
5491:
"Efendim, ben sahilden intikal ediyorum".
Merkez:
"91, sen bulunduğun yerde kal, 31 çeksin"
7553:
"Kaçan aracı takip halindeyiz".
Merkez:
"Anlaşıldı. Mevkiiniz?"
7553:
"Kaybolduk Merkez"
Merkez:
"Mevkiiniz?"
4566:
"Cumhuriyet caddesi".
Merkez:
"Tam mevkiiniz?"
4566:
"Arabadayız Merkez"
5452:
"Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam"
Merkez:
"Araç alkollü mü?"
5452:
"Olumsuz efendim, araç dizelmiş"
4512:
"Merkez, hırsız kaçıyor!"
Merkez:
"Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?"
4512:
"Şuraya doğru kaçıyor".
Merkez:
"Biri 4512'den telsizi alsın, adam gibi tarif etsin."
3345:
"Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?"
6220:
"Henüz Abone'yi söylemedi amirim"
5433:
"Caddede şüpheli bir paket var."
Merkez:
"Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın, pakete dokunmayın. Uzman ekip seyir halinde"
5433:
3 dakika sonra:
"Uzman ekibe gerek yok. Paket boş".
Merkez:
"Nereden anladınız, 'Çevre güvenliğini alın' demiştik".
5433:
"Üzerinden kamyon geçti efendim"
Merkez:
"İskeledeki aracın belgelerini alın".
5426:
"Araç feribota binmekte..."
Merkez:
"Belgeleri muhakkak alın".
5426:
"Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum".
5426:
5 dakika sonra:
"Aracın belgelerini aldım".
Merkez:
"Derhal merkez karakoluna intikal edin".
5426:
"Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben karşıya geçiyorum. 17.00 feribotu ile dönerim."
Uçağın havalanmasını beklerken, kitap okumak isteyen adamın yanında oturan yolcu, adama dönmüş ve:
- "Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum. Eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana." demiş.
Kucağındaki kitabı okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça kapatmış ve diğer yolcuya:
- "Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?" diye sormuş.
Diğer yolcu:
- "Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz?" demiş.
Kitabını okumak isteyen adam:
- "Olabilir, bu ilginç bir konu ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım. Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden?"
Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış:
- "Bilmiyorum. Hiçbir şey aklıma gelmiyor" demiş.
Kitabını okumak isteyen adam:
- "Hiç bir bok hakkında bilgin yok. Ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istiyorsun?" demiş.
Dünyada insanlar, çok çeşitli nedenlerle firmalara ve kurumlara dava açıyor. Aynı davalar Türkiye'de açılsa neler olurdu, işte araştırma sonuçları:
* Eline kahve dökülen kadın, üzerinde 'Sıcaktır' yazmadığını iddia ederek, dava ettiği Mc. Donald's dan 2.5 milyon dolar tazminat kazandı.
BİZDE OLSAYDI: Kadının eline diş macunu sürülür. Kadın yaygaraya devam edince de garsonlar kadını bir temiz döver, sonra da derin dondurucuya kapatırlardı.
* San Diego'da bir adam, erkekler tuvaletinde kadın gördüğünü söyleyerek, duygusal travma geçirdiği iddiasıyla dava açtı.
BİZDE OLSAYDI: Öncelikle travmayı erkek değil, erkekler tuvaletine gören kadın geçirirdi. Hem de duygusal olmayanından. Hatta başına daha neler gelirdi Allah bilir.
* Bir soyguncu, kendisine bedava deodorant vermediği için hapishane yönetiminden şikayetçi oldu. BİZDE OLSAYDI: Adam Önce "Burası Migros mu lan" cümleleri eşliğinde güzelce bir ıslatılır, adamın ter kokusu hafifletilir, ceza evinde parasız hiçbir şeye sahip olamayacağı bir güzel anlatılırdı. Ertesi gün de mahkuma sadece deodorant değil, cep telefonundan tabancaya kadar satın alabileceği her türlü ürünün listesi verilirdi.
* Gene Amerika'da bir kanser hastası, öngörülen süre içerisinde ölmediğini söyleyerek sağlık müdürlüğünü dava etti. Doktorların koyduğu teşhise göre çoktan ölmesi gerektiğini söyleyen davacı tazminat istedi.
BİZDE OLSAYDI: Hasta tazminat talebinin ardından yetkililerce apar topar Devlet Hastanelerinden birine yatırılır, kanserden olmasa da kaptığı başka bir enfeksiyondan ölmesi kesin olarak sağlanırdı.
* Bira düşkünü bir Alman, Anheuser - Busch biraları üreten şirkete 10 bin dolarlık dava açtı. Biracıya göre reklamda birayla kadınların tavlanacağı söyleniyordu. Ancak kendisi başarılı olamamıştı. BİZDE OLSAYDI: Açtığı davanın ardından, derhal ana haber bültenlerine çıkar. Magazin programlarına konuk olur ve kendi çapında ciddi bir şöhrete ulaşırdı adam. Ve bu sayede kadın bulduğundan bira şirketi de tazminat ödemekten kurtulurdu.
* Florida'da bir balıkçının ailesi, hava tahmini tutmadığı için fırtınada ölen babalarının ardından, hava tahmini yapan kanalı mahkemeye verdiler.
BİZDE OLSAYDI: Dava asla açılamaz ve sonuçlanamazdı. Çünkü Türkiye'de hava tahminleri her türlü ihtimal göz önüne alınarak yapılır. "Yarın hava kar yağışlı olacak ve zaman zaman da güneşli geçecek." Veya "denizlerimizde hava 2 ile 6 kuvvetinde olacak." (Bu hava tahmini gerçekten yapılır bizde ve inanın yaşayan bilir, ama 2 ile 6 hava arasında dağlar kadar fark vardır.) * Bir kadın sürücü, çarptığı ve öldürdüğü adamın eşinden, kaza anında kendisine şok yaşattığı için tazminat talebinde bulundu.
BİZDE OLSAYDI: Sık sık olan bir vakadır bizde bu. "Önüne baksaydı kardeşim" ile başlayan ve "onlar da dikkat etseydiler birader" denilerek salınan çok trafik canavarı vardır bu ülkede.
Tazminat istemediklerine dua edelim.