Skip to main content
Bektaşinin biri cuma günü bir caminin önünden gecerken,hocanın verdiği vaazı,yoldan duyar. bektaşi hocanın verdiği vaaza kulak verir, ve Bektaşiye göre hocanın anlattıkları hep yalandır.
Bektaşi dayanaz ve camiye girer. bir köşeye oturur ve hoçanın vaazını dinlemeye devam eder,bektaşi içinden ,ben bu yalana daha fazla dayanamam der ve, ayaga kalkarak.. Aniden Heey camat, bu hoçanın anlattıkları hep yalan,sakın inanmayın der. bunun üzerine herkes döner bektaşiye bakar.. Hocada buna sert tepki gösterir ve
Heeey camati müslimin, aramaızda bir zındık var , şuna hattini bildirin der.
Bunun üzerine camiide bulunan cemaat, bektaşinin üzerine saldırır.
Ve Bektaşi orada yediği dayakla kalır.
Gel zaman giт zaman , yine bir cuma günü Bektaşi yine aynı camiinin önünden gecer. Ve aynı hoça gene vaaz verir ve Bektaşi gene dayanamaz ve içeriye girer.
Bektaşiye göre hocanın anlattıkları gene hep yalandır.
Bu sefer bektaşinin aklına parlak bir fikir gelir.. Ve ayağa kalkar
Heeey camaat bu hoca varya bu hoca öyle bir ermiş hocaki bunun sacının bir telinden alan cennete gider vallahii der.
Bunun üzerine cemaat hocanın üzerine hurra, yürür,
Ve hoca orada don gömlek, birazda hırpalanmış şekilde kalır.
Bektasi, evinde misafir oldugu için, karpuzcuya ugramis:
- Iyi karpuzun var mi?
- Kurabiye gibi baba, güven bana!
- Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalim.
Karpuzcu birini seçip vermis. Baba erenler, almis ve eve gitmis.
Bektasi, yemekten sonra, konuklarinin önünde karpuza gururla biçagi vurmus. Fakat o ne?Ilk biçak darbesinden sonra etrafi koku salmis. Karpuz ikiye ayrilinca, fos diye çürüyen içi masaya yayilmis. Tabii her taraf berbat, Bektasi ise mahçup olmus. Baba, sabahi zor etmis ve solugu karpuzcuda almis:
- Erenler, seni tebrik ederim?
Karpuzcu sasirmis:
- Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
Bektasi:
- Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasil siçtin, dogrusu sasip kaldim. Seni onun için tebrik ediyorum.
Yeni evli iki çift gerdek gecesi sevişmek için hazırlanırken kadın birden eşine;
- Yapamayacağım, der.
Eşi sebebini sorduğunda;
- Bu papağan bana bakarken rahat davranamıyorum, yanıtını verir. Bunun üzerine adam papağana doğru yönelir. Papağana - Şimdi arkanı dön. Eğer bizim tarafa dönecek olursan senin ananı *ikerim, der.
Bunun üzerine papağan arkasını döner. Karı kocanın işi biter, sabah olur.
Papağanın arkası hala dönüktür. Çift ise balayına gitmek için valizlerini toplamaya başlarlar. Fakat son bir parça valize sığmamaktadır. İçeride şu diyalog geçer:
- "İttir ittir..."
- "Olmuyor ittiriyorum."
- "Biraz daha zorla, girdi girecek."
- "Dayanamayacağım, gücüm kalmadı."
- "Ha gayret, sık dişini, az kaldı giriyor."
- "Yok bu böyle olmayacak. Ben en iyisi gardolabın üstüne çıkıp oradan atlayiim, belki o zaman girer."
Bunun üzerine papağan arkasını dönerek - "Valla diil anamı, sülalemi mikseniz bu pozisyon kaçmaz..."
Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.
Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.
Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.
Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi tokmak veya çan, zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı.
Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.
Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.