Skip to main content
Acı kaybımız 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.
Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi’yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
Annemin Maceraları Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele tutuşmuş Shrek ve Fiona’yı gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
Alfabe Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: ‘Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme cesaretini gösterdiği için.
Annem!
‘Bu taraf bitti.’ diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da ‘CD çalar çalışmıyor!’ diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
Modem Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem ‘Bu ne?’ diye sordu. Ben de kolay anlasın diye ‘Hani benim bilgisayarım var ya onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu.’ diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; ‘Yani modem bu’ dedi ve konu kapandı…
Yaz Okulu Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.
Beyin göçü Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen giт, masrafları ben karşılıyorum.
Alman yazar Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp ‘Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır’ diyen hocaya, ‘Niye, kağıt bulamamış mı?’ cevabını veren arkadaşa gönderelim.
Düz mantık Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz bilin ki Trabzon’dasınız.
İngilizce yazılısı Bir alkış da ingilizce sınavında ‘Nice ……..’ şeklindeki boşluğu ‘Nice mutlu yıllara!’ şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
Hügo’lar Beşledi Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya ‘Beşinci Hugo’ diyen arkadaşımıza gelsin.
Ne zaman?
Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; ‘Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.’ Uyarılar özellikle babama yönelikti; ‘Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.’ Babam daha fazla dayanamadı ve sordu; ‘Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?’
Havale Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’ Teyzem cevap veriyor:
‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’
Lamba Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: ‘Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.’
Hacim nedir?
Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
Sorusu: ‘Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.’ Öğrencimizden gelen cevap: ‘Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?’
Asabi Polis Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğu üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye yaklaşılır ve; ”Ticari, bekleme yapma, devam et.” anonsu yapılır.
Camdan eliyle ‘1 saniye’ işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok manidar anons gelir ardından; ”Ticari, benne pölümüye girme! Devam et dedik!”
Neden olmasın 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: ‘Büyüyünce ne olacaksın kızım?’ ‘Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?’ Babası gayet sakin cevap veriyor: ‘Katil’ İkisine de meslek hayatlarında başarılar.
TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN Yapacağınız işle bir ilgisi yok ama, bu sıra herkes ingilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı.
ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız.
İNİSİYATİF SAHİBİ Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek..
SİSTEM OLUŞTURABİLEN ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 78 adet prosedür var.
SORUMLULUK ALABİLEN Vergi, sigorta müfettişleri bir usülsüzlüğü yakaladığında “ valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım…" diyebilecek saflıkta olan.
ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI Bayansanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yaani.
BİLGİSAYAR KULLANABİLEN Valla geçen gün arkadaşın aklına uyup bir bilgisayar aldık ama.
KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz.
SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN Altınıza bir araba vericez, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın. Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş.
İKNA KABİLİYETİ OLAN Müşterileri kalitesiz ürünleri daha pahalıya almaya razı edebilecek.
ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN Ne bütçeyi tuturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Herşey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın.
Tercihen yüksek lisans mezunu, ingilizceyi ana dili gibi konuşabilen, konusunda en az on yil deneyimli, askerliğini yapmiş, 30 yaşini aşmamiş."
Oha demeyin, aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama patron yazalım diyor, ilan havalı oluyormuş.
B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP Size araba vericez ama şoför vermicez. Uzun yola alışıksınızdır umarız.
TERCİHEN MUHASEBE VE / VEYA İNGİLİZCE BİLEN ( Valla gerçek !) Şimdi sizi tam olarak nerede kullanacağımızı bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz.
Üzümü ye, çekirdegini de ye,sahibi gelince onu da yersin.
Minimini bir kus kondu pencereye,attim tavaya çok güzeldi Sakla samani, simdi inekler gelir Hayat, beynimizdeki bulmacayi doldurma çabasidir.
Geçenlerde bir taksi çevirdim, hala dönüyor.
Sekiz dil bilen adami öldürdü, toplu katliam suçundan yargilandi.
Zengin insan gelecegi, fakir insan ise bugünü düsünür.
Kedi kullanamadigi programa, viruslu der. Delinin biri Network u bozmus, 40 supervisor duzeltememis.
Damlaya damlaya kota dolar.
Acele programa bug karisir.
Dogru program debug istemez.
Sifreni soyleme dostuna, o da soyler dostuna.
Cracker in hakkindan hacker gelir.
Hack e giden hacklenir Vakitsiz kilitlenen bilgisayar resetlenir Ayni memory adresinde iki degisken otmez Baskin basanin, memory allacote edenindir Bir PC nin nesi, iki PC nin network u var.
Tusa basmakla klavye eskimez Ummadigin program, makineyi kilitler Fazla utility, goz cikarmaz.
Virus istedi 1 EXE, Allah verdi 2 EXE.
PC in var mi derdin var.
Virusu an, antivirusunu hazirla Yigidin mali ANONYMOUS FTP dedir.
Yol sormakla, keyword aramakla bulunur.
Virus, ferman dinlemez.
Yüz defa söyleme, bir defa örnek ol O kadar sanssizdi ki sirtüstü düsünce bile burnunu kirardi.
Bir çocuk bes yasindayken söyle düsünürmüs:Babam herseyi biliyor. 10 yasindayken:Babam çok sey biliyor. 15 yasindayken:Ben de babam kadar biliyorum. 20 yasindayken:Babam hiçbirsey bilmiyor. 30 yasindayken:Bir de babama sorayim. 40 yasindayken:Babam ne çok sey biliyor. 60 yasindayken:Babam hayatta olsaydi da sorsaydim.
Ne Ka ekmek O ka köfte.
Peynir sade bana müsade.
Beni bir sen anladin , sen de yanlis anladin.
Sana 5000 kere soyledim abartmayi birak diye.
Son gülen , espriyi en son anlayandir. .
Acinin gamzesi yoktur.
Herkes kahve içince uyuyamaz. Bense uyudugum zaman kahve içemiyorum!!!
Acele ise, benim de var.
Ask bir caciktir içine hiyarlar duser. Ama beni ittiler!
Ayakkabim yoktu diye agliyordum, ta ki ayaklari olmayan bir çocuk görene dek..
Adamin biri altinci kattin atlamaya bayilirmis, atlamis ölmüs.
Ne düsünüyorsun? Sana söyliyecek olsaydim konusurdum. Düsünmezdim Istedim. Vermedi. Soförsün dedi.
Arkanizdan konusmak gibi olmasin ama çekilin de geçelim..
Erken kalkan ku$ yem bulur erken kalkan solucan yem olur.
Lambadan cin çikmis: Benden ne istersen komsuna da iki katini verecegim demis. Adam: Bir gözümü oy diye karsilik vermis.
Ayakkabin vuruyorsa sende ona vur… Yes abicim Türkçe egitime benden de okey!!!
Ask elma sekerine benzer, yedikçe kazigi çikar!
Bu ask böyle çekilmiyor. Biz en iyisi itelim..
Karnedeki her kirigin bir hikayesi vardir.
Kizini dövmeyen erken dede olur.
Horozu çok olan yerde nüfus planlamasi olmaz!
Paranin ne önemi var. Mühim olan Hisse Senedi.
Erkeker belediye otobüsüne benzer birini kaçirirsan bes dakika sonra digeri gelir Dünya delikanli olsaydi yuvarlak olmazdi… Adamin biri kizmis hemen istemeye gitmisler Oglumun adini mafya koydum, artik bi mafya babasiyim!
Yazilidan sifir aldim ama onemli olan katilmakti.
Bilmemek ayip degil, Yeter ki caktirma… Sizde bit sampuani var mi? Kirlendi hayvanciklar.
Adamin biri gülmüs,karisida lale.
Son gulen sen olacaksin, cunku gec anliyorsun Bu tup bebek hatali; Hep gaz kaciriyor…
- Erzincan’da aşırı sıcaklardan bunalan bir ev hanımı raflarını çıkardığı buzdolabının içine minder koyarak oturmuş. Kapısı açık kalan buzdolabının kompresörü bozulunca "İyi soğutmuyor" diyerek üründen şikayetçi olmuş.
- Diyarbakır’da fritöz alan bir müşteri, ürünün ilk kullanımda eridiğini görünce firmanın yolunu tutmuş. Büyük bir hırsla içeri giren müşteri, elindeki erimiş fritözü göstererek kendisine arızalı mal satıldığını söylemiş. Fritözü gören satış görevlisi nasıl kullandığını sorunca adam anlatmış; "Ocağı yaktım, fritözü üzerine koydum. İçine yağ koydum. Ama yanmaya, erimeye başladı." Satış görevlileri müşteriyi kusur kendisinde olduğu için ürünü değiştiremeyeceklerine ikna etmekte oldukça zorlanmış.
- Bulaşık makinesi her işe yarar. Servis elemanları Türkiye’nin dört bir yanından gelen "Bulaşık makinem tabakları, bardakları çiziyor ya da şu boşaltmıyor" şikayetlerini incelemek için gittikleri evlerde müşterilerin ıspanak, lahana gibi yıkanması zor sebzeleri bulaşık makinesinde yıkadıklarını, hatta salça yapmak için domatesleri bulaşık makinesinde yumuşatanlar olduğunu görünce şoke olmuşlar. Sebzelerdeki kumun, su çıkış borularını tıkadığı ya da makinenin içinde kalarak bulaşıkları çizdiği, bunun da arızaya yol açtığı ortaya çıkmış.
- Mersin’de son model bir ütü alan tüketici, elektrikler kesilip işi yarım kalınca elektriksiz ütü yapmanın yöntemini keşfetmiş! Ütüyü ocakta ısıtarak işine devam etmek isteyen ev hanımı, ütünün gövdesinin yanması üzerine bayisine başvurarak, ütünün değiştirilmesini istemiş.
- Şanlıurfa’da bir müşteri, satın aldığı mikrodalga fırında yumurta kaynatmayı denemiş. Deneme basınç nedeniyle yumurtanın patlamasıyla sona ermiş. Mikrodalga fırının infilak etmemesi şans olarak değerlendirilirken müşteri, "Yumurta bile kaynatamıyor. Bu fırını ne yapayım? Paramı geri verin" diyerek bayisine fırını iade etmeye kalkmış.
- Mersin’de fırının içinde elbisesinin yandığını söyleyen bir müşteri teknik servisi çağırmış. Elbisenin yanarak fırının içine yapışmasından muzdarip tüketiciye, fırınında sadece yemek pişirmesi önerilmiş. Fırının içinde çamaşır kurutma vakalarına sıklıkla rastlayan servis elemanları ayrıca çok sayıda beyaz eşya sahibinin fırınlarının içini mutfak dolabı olarak da kullandığına tanık olmuş. İçinde unutulan şeker, elbezi, mutfak önlüğü gibi malzemelerin yanması sonucu fırınların kullanılamaz hale geldiği belirlenmiş.
- Diyarbakır’da ise buzdolabının içini aydınlatan ışığı yetersiz bulan bir vatandaş, içine birkaç mum yerleştirerek kendince sorunu çözmüş. Ancak mum buzdolabının tavan kısmını yakınca üründen şikayetçi olmayı ihmal etmedi.
- İstanbul’daki bir müşteri de kettle’ının (su kaynatıcı) eridiği şikayetiyle servise başvurmuş. Kettle’ın elektrik ile çalıştığını bilmeyen müşterinin ocağın üzerine su ısıtıcısını koyarak suyu ısıtmaya çalıştığı anlaşılmış. Ocaktaki ateşin erittiği kettle’in yenisi ile değiştirilmesinde müşteri çok ısrarcı olmuş. İstanbul’daki başka bir müşteri de elektrikli karıştırıcıyı tencerenin içinden çıkarmadan yemek pişirmiş. Alet eriyince de şikayetçi oldu.
- Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki tüketici toplantısında bir kişi, buzdolaplarının sebzeliklerinin daha büyük olması gerektiğini söylemiş. Bu talebinin nedeni sorulduğunda, "Yaz ayları çok sıcak geçiyor. Ayakkabılarımızı içine koyup soğutuyoruz. Sebzelikler büyük olursa daha çok ayakkabı soğutabiliriz" cevabını verdi.
- Elazığ’ın Maden İlçesi’nde mağarada oturan bir vatandaş, aşırı sıcaklardan bunalarak klima almış. Mağarada elektrik bulunmaması sebebiyle dışardan kaçak elektrik çekmiş. Yetersiz olan elektrik klimanın performansını bozunca tüketici, klimanın randımanı düşük diye şikayette bulunmuş.
- Bir bilgisayar firmasına müşteriden gelen şikayet: ‘İlk disketi sürdüm, ikincisini sürerken çok zorlandım üçüncüsü asla içeri girmiyor.’ – Yeni aldığı bilgisayarın çalışmadığını ileri sürerek firmaya başvuran kadın sürekli, ‘Ayak pedalına basıyorum basıyorum makineden hiç ses gelmiyor’ demiş. Ayak pedalı’nın fare olduğu ortaya çıkmış.
- Bir bilgisayar firmasının müşterisi dokümanı yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. ‘Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu’ sorusuna karşılık ‘Ekranı yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor’ cevabını vermiş.
- Firmayı arayan bir müşteri, bilgisayarının faks çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık telefon görüşmesi sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp ‘Gönder’ tuşuna bastığı ortaya çıkmış.
- Siyah ekran çıktı efendim… – Yazın kullanıci adınızı.
- Yazdım.
- Parolanızı da girin.
- Tamam.
- Garip karakterler akmaya başladığında klavyeden F7´ye basın.
- Elimle mi?
- Eee, siz bilirsiniz.
- Ben bir IMac kullanıcısıyım.
- Buyrun hanımefendi, sorun neydi?
- Benim CD sürücümden içeri sinek girdi.
- Anlayamadım efendim.
- IMac´ime sinek kaçti.
- Peki ben telefondan ne yapabilirim sizce?
- Ama görüyorum, yürüyor içerde.
- Böcek ilacı falan sıkın isterseniz… – Bir şey olmaz mı?
- Bilmem, aslında biz IMac´e destek vermiyoruz pek, PC olsaydı yardımcı olabilirdim.
- Benim büyük bir sorunum var, siz acaba eve hizmet veriyor musunuz?
- Eeoo, hayır? Burdan yardımcı olmaya çalısayım… – Ben internete girmeye çalışınca bilgisayardan acayip sesler geliyor.
- Ne yaptığınızda geliyor o sesler?
- Bağlan diyorum, telefon sesi geliyor, sonra da cıyaklıyor.
- O modem sesidir efendim, o ses sizin modeminiz ve Türk. Net modemi arasında bir bağlantı kurulduğu… (Sözümü keser) – Yok yok, bozuk bu, siz iptal etmiyim diye öyle diyorsunuz… Benim hesabımı siler misiniz?
- Fakat bu bir sorun değildir, bu herkesin bilgis… (Yine sözümü keser) – Ne yani, herkesin bilgisayarı gazi olan bebek gibi viyaklıyor mu, kimi kandırıyorsunuz Allah aşkına… Dolandırıcılar…
- Efendim sizin modemler bana küfrediyor.
- Anlayamadım efendim.
- Bunda anlayamayacak ne var, resmen küfrediyorlar işte.
- Emin misiniz?
- Buyrun dinleyin (telefonu çevirme sesi, çalan telefon sesi, peşinden ana avrat küfür).
- Ee siz hangi numarayı aramıştınız bir kontrol edelim.
- 0… – 344 26 16.
- Bu sizin numaranız mı?
- Hayır, aradığım numara.
- Beyefendi, o bizim numaramız değil bir ev numarası.
- Ben 10 gündür bu numaradan bağlanmaya çalışıyorum ama… – O zaman doğaldır küfretmesi.
- Benim sayfalarım gelmiyor.
- Şu an yurtdışı çıkışımızı sağlayan uydudan kaynaklanan bir sorun var efendim.
- Bir ilgileniverseydiniz siz.
- Şey, uydu uzayda efendim.
- Haa, tamam o zaman.
- Benim kredi kartımdan para çekilmiş.
- Aylık hesap mıydi?
- Evet.
- O zaman her ay başında para çekilir efendim.
- Hani sınırsızdı lan bu… – iyi akşamlar, bilmem ne net.
- Iyi akşamlar birader, ben tam olarak 26 dakika 36 saniyedir internete bağlıyım ve haalaaaa hiçbir şey gelmiyor, daha ne kadar beklemem lazım acaba? (sinirli bir ton) – Gelmiyor derken sayfalar mı açılmıyor beyfendi?
- Hayır kardeşim, hiçbir şey olmuyor. İşte bak 27 dakika 53 saniye oldu, hâlâ yok.
- Internet explorer´i açtınız mı beyfendi?
- Nasıl yani?
- Himm beyfendi, Internet´e girdikten sonra Internet explorer ya da Netscape programını çalıştırarak web sayfalarını gezmeye başlamanız lazım.
- Alala, Internet´e girince kendi bağlamıyor yani.
- Sanırım makinam kilitlendi.
- Şimdi söyle yapalım, ctrl-alt-delete.
- Hepsine aynı anda mı?
- Evet.
- Ama parmaklarım yetmiyor?
- Bakın önce ctrl´ye sol elinizin baş parmağıyla, sonra sağ elinizin baş parmağıyla alt-gr´ye, sonra da sağ elin işaret parmağıyla delete tuşuna basıyorsunuz.
- Ctrl´ye bastım, alt tuşuna da şimdi.
- Delete´e basıcaksınız.
- Ctrl´den elimi çekeyim mi?
- Hayır efendim.
- Peki alt-gr´den?
- Hayır efendim dedim ya, hepsine aynı anda basıyo olmanız gerekiyor.
- Daha kolay bir yolu yok mu?
- Var efendim, makinada reset yazan yere basın.
- Nerede o?
- İsterseniz ctrl alt delete´i deneyelim, basmanız gerek, sadece bir tuş kaldı.
- Tamam fişini çektim.
- Peki… – İyi aksamlar.
- İyisi falan kalmadı beyfendi! Sinirden köpürüyorum, derhal iptal edin hesabımı!
- Buyrun, problem nedir hanımefendi?
- Bakın, birkaç gündür sizden aldığım paketle Internet´e giriyorum, bu arada arkadaşlarım sürekli telefonumun meşgul olduğundan şikâyet ediyorlar, önceleri anlayamadım, sonra saatlere bakınca, ne zaman sizin hesabınızı kullansam telefonumun meşgul olduğunu anladım!!!
- Bu çok doğal hanımefendi, çünkü modeminiz telefonunuzu kullanıyor bağlantıyı sağlayabilmek için, bizimle bir ilgisi yok bunun, bütün bağlantılarda aynı şey olur, hatta olması gereken de budur.
- Yok kardeşim yok, siz benim Internet´te olmamdan faydalanıp telefon hattımı kullanıyosunuz.
- Öyle bir şey teknik olarak mümkün değil zaten hanımefendi, lütf… – İptal edin dedim, sorun çıkarmadan iptal edin, ben de bu işi büyütmeden kapatıyım, yoksa kötü olacak sizin için.
- Hanımefendi siz bilirsiniz, fakat..
Ülkemizde de ilgiyle izlenen Seinfeld dizisinde George Costanza`yı canlandıran Jason Alexander, iş yerinde "çok çalışıyor" görünmek isteyenlerin yapması gerekenleri sıraladı.
İnternet kullanıcıları arasında dolaşan kurallar listesinin ilk maddesi ;
"Her zaman ellerinde dökümanla yürü". Alexander`a göre, ellerinde çeşitli döküman bulunan insanlar, özellikle işverenlerin gözünde kolayca çok çalışıyor imajı çizebiliyorlar.
Jason Alexander`a göre "Çalışıyor Gözükmenin 10 Kuralı" şöyle :
· Her zaman ellerinde dökümanla yürü.
· Bilgisayarı meşgulmüş gibi kullan! Tabii iş yapıyorum diye e-postalarını kontrol edebilir, sohbet edebilir, hatta sevdiğin bir arabanın özelliklerini takip edebilirsin. Eğer patron yakalarsa, "Yeni bir yazılım deniyorum" mazereti genellikle çalışır.
· Masanı kalabalık тuт. Çalışma masası üzerinde ne kadar çok malzeme varsa o masanın sahibi, iş verenlere, o kadar çok çalışkan gözükür. Bu sebeple masanızda ilgili ilgisiz her zaman bir sürü şey bulundurun.
· Sesli mesaj sistemi kullan. Gün boyu seni sürekli birileri arayarak onlar için bir şeyler yapmanı isteyecektir. En önemlisi de senin internet´ te sörf ile geçebilecek zamanını çalacaklar. Bu sebeple eğer mümkünse sesli mesaj sistemi kullanmak akıllıca bir çözüm olur. Hatta cihaza "Yoğun işlerim sebebiyle şu an yanıtlayamıyorum, lütfen adınızı ve telefonunuzu bırakın, daha sonra size döneyim" mesajı yerleştirmek akıllıca bir davranış olur.
· Sabırsız ve huzursuz davran. Eğer işverenlerin gözü önündeyken aceleci ve huzursuz davranırsan, patron sizin çok çalışmaktan gerilmiş olabileceğini düşünecektir.
· Ofisi geç terk et. Her zaman çalıştığın yeri geç terk et. Özellikle patron oradaysa ondan önce asla çıkma. Masanda bazı magazin dergilerini ya da gazeteleri oku ama sakın erken çıkma.
· Etkileyici iç geçir. Aynı ortamda birileri varken yüksek sesle iç geçirmek, evrendekilere son derece yoğun ve baskı altında olduğun mesajını verir. Patronlar buna bayılır.
· Yığın stratejisini iyi uygula. Odanın kalabalık ve sürekli çalışılır bir yer olduğu mesajını vermek için sadece masanı değil, yerleri de bir şeylerle doldur. Kalın bilgisayar kitapları olabilir. Özellikle patron odaya geldiğinde üzerinde kitapların bulunduğu bir koltukta kendisine yer açmanız patronun size minnetle bakmasını sağlayacaktır.
· Kendi sözlüğünü kendin yarat. Bazı teknik terimleri öğren ve bunları özellikle toplantı zamanlarında bol bol kullan. Kimse ne söylediğini anlamayabilir ama öğreneceğin bu kelimeler patronunun gözünde minnettarlık olarak sana geri dönecektir.
· Patrona göndereceğin yazılara dikkat et. Örneğin burada anlattığım taktikleri arkadaşlarına gönderirken sakın patrona da gönderme!
1- Çamaşırlarınızı kalorifer petekleri üzerinde kurutmayın, bu odanın ısısını düşürür.
2- Aracınızın camları açık gitmesi size daha çok yakıt harcaması sağlar. Bunun için ihtiyacınız olmadığında camları kapatın.
3- Marketlerde çoklu ürünlerde bulunan indirimlere kanıp ihtiyacınızdan fazla ürün satın almayın.
4- Alacağınız kombi elektronik ateşlemeli olursa ısı tasarrufu sağlayabilirsiniz.
5- Gündüz evininizin perdelerini açık tutun ve lamba yakmaktan kaçının.
6- Tuvalet rezarvuarlınızın içerisine bir iki damla boya atarak su sızdırıp sızdırmadığını test edin.
7- Tuvalet rezervuarınız çok su gönderiyorsa, içine pet şişe koyarak bu miktarı düşürebilirsiniz.
8- Tencerelerinizin çapı ocağınızdan büyükse daha hızlı ısınır.
9- Elektrik süpürgenizi haftada en fazla 2 kere çalıştırın. Diğer temizlikler için gırgır ve el süpürgesi kullanabilirsiniz.
10- Çamaşır ve bulaşık makinelerinizi elektriğin indirimli olduğu gece saatlerinde çalıştırın. Bu size % 10 elektrik tasarrufu sağlar.
11- Çelik tencereler, emaye tencerelere oranla % 35 daha fazla ısı tasarrufu sağlarlar.
12- Kalorifer peteklerinin duvarla arasına ısı yansıtıcı aluminyum paneller koymak ısının dolaşımı açısından size tasarruf sağlayacaktır.
13- Yokuş aşağı inerken vitesi boşa atmak yerine ayağınızı gazdan kaldırmayı tercih edin.
14- Musluk bataryalarınızı fotoselli seçerek % 75 oranında su tasarrufu sağlamanız mümkündür.
15- Bulaşık ve çamaşır makinası satın alırken suyu ve elektriği ne kadar harcadığına dikkat edin.
16- Kombinizi seçerken evinizin metrekaresini göz önünde bulundurarak, pompasının yeterli bir kombi olmasına dikkat edin.
17- Kapı ve pencerelerinize gereken izolasyonu yaptırarak % 10'a varan ısı tasarrufu sağlayabilirsiniz.
18- Apartman içi aydınlatmalar için fotoselli lambalar seçerek gereksin enerji sarfiyatının önüne geçebilirsiniz.
19- Markete gitmeden önce mutlaka eksiklerinizi tespit edip liste oluşturun.
20- Bulaşıklarınızı elde yıkamak yerine makineyi tercih edin ve kesinlikle dolmadan çalıştırmayın. %20 elektrik ve su tasarrufu sağlar.
21- Banyolarınızı daha az basınçı suyla yaparak %15 su tasarrufu sağlayabilirsiniz.
22- Aracınızın bakımlarını düzenli yaptırarak daha az yakıt tüketimi sağlayın.
23- Tatile çıkarken evdeki bütün muslukları kontrol edin, buzdolabında bozulacak birşey yoksa elektrikleri ana sigortanızdan kesin.
24- Kışın evinizde kullanmadığınız alanları ısıtmayın ve de kapılarını kapalı tutmaya özen gösterin.
25- Evinizde kullandığınız ampullerin enerji harcama oranlarına dikkat edin. Daha çok floresan ve tasarruflu ampuller kullanmaya özen gösterin.
26- Hazır gıdalar kullanmak yerine evinizde taze gıdalar kullanarak yapmaya çalışın. Hem sağlık hem de tasarruf sağlamış olursunuz.
27- Çamaşır makinaları ortalama olarak bir çalışmada 180 litre su harcar, çamaşır makinalarınız tam dolmadan çalıştırmayın.
28- Evinize ısı yalıtım yaptırarak doğalgaz masraflarınızı %20 oranında düşürebilirsiniz.
29- Kombinizin ısıyı algılama sistemleri olup olmadığına dikkat edin. Dolap gibi kapalı yerlerin içerisinde kullanmayın.
30- Küvette banyo yapıp küveti doldurmak yerine duş almayı tercih edin. Bu size % 30 su tasarrufu sağlayacaktır.
31- Kredi kullanırken ödeyebileceğiniz en kısa vadeyi seçerek, faizi en düşüğe indirmeye çalışın.
32- Elektrikli fırınlar kullanmak yerine daha az enerji tüketen mikrodalga fırın kullanabilirsiniz.
33- Kombi en çok doğalgazı açıp kapatırken harcar, bunun için sürekli açıp kapatmak yerine en kısıkta sürekli çalıştırın.
34- Kışa girmeden radyatörlerinizin havasını kontrol edin, gerekiyorsa havalarını alın.
35- Doğalgaz sobası kullanıyorsanız, ayda bir kez temizleme ve bakım yapın.
36- Elektrik süpürgesinin torbasını sık sık değiştirerek emiş gücünü arttırın.
37- Saç kurutma makineleri ısı ürettiği için çok elektrik harcar, mümkün olduğu kadar az kullanmaya gayret edin.
38- Ütülerinizi toplu bir biçimde yapmak ayrı ayrı zamanlarda yapmaya oranla 3 kat enerji tasarrufu sağlar. Ütü ısınması esnasında çok enerji harcayan bir alettir.
39- Gece uyurken vantilatörlerinizi açık bırakmayın. Vantilatörlerde motor bulunduğu için çok elektrik tüketirler.
40- Tek kişilik yemekler yapmaktansa çok kişilik yaparak tasarruf edebilirsiniz.
41- Buzdolabından çıkardığınız donmuş gıdalarınızı mutlaka çözdükten sonra ocakta pişirin.
42- Kullanmadığınız kredi kartları ve banka kartları varsa aidatlarını ödememek için kapatın.
43- Ekmeğinizi her zaman raf ömrünü düşünerek satın alın. Gereğinden fazla ekmek alırsanız bayatlayınca çöpe gideceğini düşünün.
44- Yemekler kaynadığında ocağınızı kısın.
45- Yemeğin kapağını ocaktayken kontrol için sık sık açmayın.
46- Uygun olan yemeklerinizi daha çok düdüklü tencerede pişirin.
47- Yumurtalarınızı tencerede değil, cezvede haşlayın.
48- Ekmeklerinizi sofraya dilimlenmiş olarak koymaya dikkat edin. Kopartarak yenen ekmeklerde kalan parçalar başkası tarafından yenmeyip ziyan olabilir.
49- Bayat ekmeklerinizle kuru ekmek yemekleri yapabilirsiniz.
50- Birikimlerinizi mevduat hesapları ile değerlendirebilirsiniz.
51- Küçük odalar için büyük ekranlı televizyonlar tercih etmeyin. Uzaklık ve görüntü kalitesine göre kendinize en uygun ekranı bulun.
52- Elbiselerinizi ve çamaşırlarınızı ıslakken değil tamamen kuruduktan sonra ütüleyin.
53- Evinizin sıcaklığını ortalama 20 derece olarak ayarlayın.
54- Tıraş olurken ve dişlerinizi fırçalarken musluğu açık bırakmayın.
55- Sebze ve meyvelerinizi akan suda temizlemeyin.
56- Küçülen sabunları birbirine yapıştırarak kullanabilirsiniz ama yine de sıvı sabunlar kullanmayı tercih edin.
57- Gereksiz yere lamba yakmayın, yananları kapatın.
58- Kredi başvurusu yapmadan önce mutlaka ihtiyaç kredisi karşılaştırma araçlarını kullanarak taksitleri en hesaplı krediyi bulun.
59- Akıllı sayaçlar ile indirimli elektrik tarifelerinden yararlanabilirsiniz.
60- Az miktarda su ısıtacaksanız ocak yerine elektrikli ısıtıcıları tercih edebilirsiniz.
61- Yakın mesafelere yürüyerek gitmeyi tercih edin.
62- Daha çok toplu taşıma araçlarını tercih edin.
63- Tüm harcamalarınızı nakit yapmaya çalışın.
64- Özel günlerdeki harcamalarınızı kontrollü yapın.
65- Cebinizde olmayan parayı harcamaktan kaçının.
66- Evinize mobilya alırken, malzeme kalitesini ve uzun ömürlü olanları göz önünde bulundurun.
67- Uçak bileti alırken tarihi belliyse olabildiğince önceden almaya çalışın ve mutlaka uçak bileti karşılaştırması yaparak ucuz uçak bileti bulun.
68- Yatırım haberlerini ve yatırım araçlarını takip edin.
69- Elinize geçen paraları birikim için kullanmaya özen gösterin.
70- Faturalarınızı zamanında ödeyerek faiz ödemek zorunda kalmayın.
71- Aracınızı yüksek devirlerde kullanmayın. Deviri yükselterek yakıt tüketimini arttırmış olursunuz.
72- Bulaşıklarınızı, bulaşık makinesine su ile durulamadan koyun. Bulaşık deterjanları tüm lekeleri çıkartacak şekilde dizayn edilirler.
73- Buzdolabınızın kapağının iyice kapandığından emin olun. Kapağını açık tutmaktan kaçının.
74- Buzdolabınızı, ocak fırın gibi ısı üreten aletlerden uzağa yerleştirin.
75- Tatilinizi yaparken otellerin özelliklerini karşılaştırarak bütçenize en uygun otel seçenekleri üzerine yoğunlaşın.
76- Çamaşırlarınızı kurutma makinası yerine asarak kurutmaya çalışın.
77- Bilgisayar, televizyon ve oyun konsolu gibi aletler kapalı olsalar dahi fişten çekilmedikleri için elektrik harcarlar. Bunları düğmelerinden kapatmak veya fişlerini çekmek yılda 600 TL kazanç sağlayabilir.
78- Özel olarak sunulan ve tanıtım amaçlı, kampanyalı tatil paketlerini değerlendirmeye çalışın.
79- Tatil için erken rezervasyon fırsatlarını kullanmaya çalışın.
80- Daha az harcama yapacağınız ama farklı bir deneyim olabilecek gemiler ve teknelerdeki turları değerlendirin.
81- Araçlarınızı satın alırken küçük silindir hacimli ve daha az yakıt tüketen çevreci araçları tercih edin.
82- Aynı güçte olan araçların arasında en hafifi en az yakıt tüketenidir, tercih etmeye çalışın.
83- Evinizin internet bağlantısını kotası yüksek paketler seçmekyerine, size en uygun adsl tarifesi araştırması yaparak seçin.
84- Arabanızın motorunu rolantide çalıştırmak daha fazla yakıt tüketimine yol açar, bekleme durumlarında kontağınızı kapatın.
85- Yeni teknoloji araçlarda aracın ısınması için uzun süre beklemeye gerek yoktur, araç çalışmasından 15 saniye sonra gitmeye hazırdır.
86- Aracınızla ani ve süratli kalkışlar yapmaktan kaçının.
87- Aracınızı yüksek süratlerde kullanmak yerine trafik kurallarına uygun ortalama hızlarda kullanmak büyük yakıt tasarrufu sağlar.
88- Viteslerinizi atarken devir aralığını kaçırmayın, düzenli vites değiştirmek yakıt tasarrufu sağlayacaktır.
89- Lüzumsuz yere aşırı fren yapmak da tüketimi arttıracağı için gereken durumlarda fren yapın.
90- Gerekmediği durumlarda şerit değiştirip zikzak yapmayın.
91- Lastiklerinizin hafasını sık sık kontrol edin, eğer havaları yeterli değilse yakıt sarfiyatı artacaktır.
92- GSM tarifenizi seçerken ihtiyaçlarınız doğrultusunda kendinize en uygun gsm hattını seçin.
93- Aracınızın yağı ve suyunu kontrol ederek olması gereken seviyelerde tutmaya çalışın. Aksi taktirde artan sürtünme ile yakıt kullanımı da artar.
94- Bankacılık için, daha çok online bankacılık hizmetlerinden yararlanmaya çalışın, hem para hem de zaman tasarrufu sağlayabilirsiniz.
95- Kağıt havlu, tuvalet bezi ve çocuk bezi gibi toptan alınabilecek ve bozulmayan ihtiyaçlarınızı toplu almaya çalışın.
96- Ev aletlerinizin garanti sözleşmelerini uzun tutun gerekirse uzun oranları alın.
97- Aracınız ve eviniz için sigorta seçerken, kulaktan dolma bilgilere inanmak yerine sigorta karşılaştırması yaparak karlı çıkın.
98- Aracınıza mutlaka kasko yaptırın, çalınma ve kaza yapma durumlarındaki yüksek maliyetlerden kurtulun.
99 - Finansal kararlarınız için uzmanlara danışmaktan çekinmeyin.
100 - Eğer bu yazıyı faydalı bulduysanız Facebook ve Twitter üzerinden paylaşarak, arkadaşlarınızı da bilgilendirin.
* Asansörlere ayna konmasının birincil sebebi, kravatınızı ya da saçınızı düzeltin diye değil; kapıyı açınca kabinin yerinde olduğunu görün diyedir.
* Noel Baba'nın kıyafeti aslında yeşildir. Ancak bir kola markası bunu kırmızı beyaz olarak dünyaya sunmustur.
* Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insan ölümüne neden oluyor.
* Kutup αyılαrı sıcαk ve nemli bir ortαmdα kαlırlαrsα kürklerinin rengi yeşile döner.
* Göktürkler ekşiyen yoğurdun ekşiliğini azaltmak için üzerine su döktüklerinde tesadüfen ayranı keşfetmişlerdir.
* Fillerin rengi aslında gri değil tam olarak kızıl-toprak rengidir. Gri görünümlerinin sebebi vakit geçirmeyi sevdikleri çamurlu sulardan çıkınca üzerlerindeki suyun kurumasıdır.
* Uzun süre haşlanan yumurta uzun zamanda öğütüleceği için vücudun harcadığı enerji miktarı yumurtadan daha fazladır. Haşlanmış yumurta bu yüzden çok iyi bir diyet yemeğidir.
* Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
* Einstein 9 yaşından sonra akıcı konuşmaya başladı. Aile onda zihin geriliği olduğunu bile düşündü.
* Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.
* Salatalığın yüzde 96'sı sudur.
* Bal bozulmayan tek gıdadır.
* En parlak cisim olan ayın ışığının bize ulaşması 1,3 saniye sürüyor.
* Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat uzundur.
* Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi Bambu bir günde 90 cm. kadar uzuyor.
* Dünyanın en çok sатаn telefonu iPhone değil Nokia'nın 2003 yılında satışa çıkardığı ve 250 milyon sатаn Nokia 1100'dur.
* Alışveriş arabaları ve sepetleri daha çok şey satın almanız için büyük yapılmıştır. Yapılan deneyler boyutu iki katına çıkarınca tüketimin yüzde 19 arttığını ortaya koymuştur.
* Ak-47 (Kalaşnikof) makinalı tüfeği 1947 yapımıdır; buna rağmen bir çok modern silahtan daha yüksek kullanım ve hasar puanına sahiptir.
* Soğan doğrarken sakız çiğnenirse göz yaşarması önlenir.
* Jackie Chan dünyadaki bütün dövüş sporlarında dünya şampiyonu olmuştur.
* İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.
* Ölüm anında dokunma ve görme hissinden sonra duyma yetisini kaybedilir. Kalp durduktan sonra ortalama 2 dk boyunca sesler algılanabilir.
* İnsomnia (uykusuzluk) şikayetiyle doktora başvuranların IQ değerlerinin normalden daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.
* İnsanlar uykusunda koku alamaz. Yani, uykunuzda kucağınıza kokarca koysalar sarılıp uyursunuz.
* Oltayla tutulan balıklar, ağ ve torlarla tutulan balıklar gibi saatlerce acı çekmediğinden daha lezzetlidir.
* Niagara şelalesinden düşüp hayatta kalabilen ilk insan olan Bobby Leach, evinde portakal kabuğuna basarak düşmüş ve iç kanamadan ölmüştür * Çakmak kibritten önce üretilmiştir.
* Dünyanın en sadık canlısı denziatıdır. Eşi öldükten kısa bir süre sonra o da ölür.
* Bir salkım üzümden 2 şer 2 şer kopardığınızda en son her zaman 1 adet kalır.
* İnsan yılda en az 1460 rüya görür.
* Çabuk kızaran insanların daha tutkulu aşıklar olduğu kanıtlanmış bir gerçektir.
* Dünyada insanlara en çok verilen isim Muhammed'dir.
* Yıldız kayması diye adlandırılan şey atmosfere girdiğinde yanmaya başlayan küçük göktaşlarıdır.
* Cep telefonuyla konuşurken yürüyorsanız, yanınızdan biri geçtiğinde yere bakma eğilimine girersiniz.
* Google Earth programıyla Dünya'nın her yerini görüntüleyerek gezebilirsiniz. Ancak insanların % 95'i sadece kendi evine bakıyor.
* Anadolu ve Orta Asya'da, gelinin üzerine şans ve mutluluk getirmesi için darı atma geleneği vardır. "Darısı Başına" sözü buradan gelmektedir.
* Yorgunluk sadece fiziksel değil, duygusal olarak da yaşanır. Yani karşınızdaki sizi ne kadar çok severse sevsin bir süre sonra yorulacaktır.
* Ördeğin sesi yankı yapmaz.
* En büyük kuş yumurtası devekuşunundur. 15 - 20 santimetre uzunluğunda ve ortalama 1.7 kilogram ağırlığındadır. Kaynatılarak pişirilmesi 40 dakika sürer.
* En zeki hayvanlardan biri olarak kabul gören kargalar, tıpkı insanlar gibi yaşlı ebeveynlerini yıllar sonra gidip ziyaret ederler.
* 1 kuruş maliyetinin 1,92 kuruş olması sebebiyle tedavülden kalkmıştır.
* Sinekler ellerini ovuşturup kafalarından geçirme hareketini, uçarken yapışan molekülleri temizlemek için yaparlar.
* İngiliz ölçü birimindeki 1 inç in İngiltere kraliçesi 1. Elizabeth 'in el baş parmağının ucundan ilk eklem yerine kadar olan uzunluğun cm cinsinden değeridir. (2,54 cm) * Uyurken, TV izlerken olduğundan iki kat daha fazla kalori harcarız.
* Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
* Süleymaniye camiinin 4 minaresi olmasının sebebi, Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonraki dördüncü padişah olmasıdır. Bu dört minaredeki on şerefe de Kanuni'nin Osmanlı'nın onuncu padişahı olmasının bir işaretidir.
* Başkan John F. Kennedy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
* Dünyanın en genç üniversite öğrencisi Ganesh Sittampalamdır.. Sittampalam üniversiteye başladığında daha 11,5 yaşındaydı.
* Atakama çölüne 400 seneden beri yağmur yağmamaktadır. Yağan yağmur da havada buharlaştığından yere düşmemektedir.
* Develerin 3 tane kaşı vardır.
* Yunuslar bir gözü açık uyurlar.
* Bir sineğin hızı saatte 8 km. Dir.
* Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
* Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.
* Istakozların kanı mavi renktedir.
* Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
* Fil zıplayamayan tek memelidir.
* Sığırların 4 tane midesi vardır.
* Kangurular geri-geri yürüyemezler.
* Erman Kunter, 1988 yılında Fenerbahçe formasıyla Hilalspor karşısında 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda da attığı 81 sayıyla bir devrede en fazla sayı üreten basketçi olarak da tarihe geçti.
* Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
* Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
* Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
* Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.
* Zürafanın ses telleri yoktur.
* Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
* Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.
* Ünlü Arap şairi Kahire üniversitesi profesörü Şeyh Muhammed Abdul İbrahim 150 yaşında vefat etmiştir. 105 sene bekar yaşamış. 105 yaşında evlendikten sonra 5 çocuğu olmuştur.
* 2600 kadar kurbağa cinsi var.
* Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.
* Sadece domuzlar güneşten yanabilir.
* Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.
* Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
* Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.) * Sadece dişi sivrisinekler ısırır.
* Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
* Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.
* Osmanlı sultanlarının ve bazı alimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu, sık sık ölümü hatırlayıp ona göre karar verdiklerini, ayrıca öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini * Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.
* Çekirgenin kulağı dizindedir.
* Yeryüzünün en sıcak yeri Afrikada El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece) * Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece) * Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.
* İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.
* Eski Romada şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.
* Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısırın El-Ezher üniversitesidir.
* İlk yeraltı tüneli 1 km. uzunluğundadır ve bundan 4 bin yıl önce Irak'ta Fırat nehrinin altından geçmiştir.
* Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.
* Dünyada 2000'e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.
* Paristeki Versailles Sarayının 1300 odası vardır ve hiç tuvaleti yoktur.
* Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.
* İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.
* İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.
* Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çinli Li Ching-Yuen 256 sene yaşamıştır. (1680-1933) * Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.
* Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.
* Hindistan'ın ücra ve fakir bir köyünde yaşayan Dashrath Manjhi, en yakın doktorun 70 kilometre uzakta olması yüzünden, doktor geç geldiği için karısını kaybeder. O da 1960 yılında eline kazmasını alarak, aradaki yolu 40km kadar kısaltacak bir yol yapmaya başlar. Tam 22 yıl sonra 110 metre uzunluğunda, ve 9 metre genişliğinde yolu tamamlar.
* Pasifik'te küçük bir ada ülke olan Tuvalı her yıl hiçbir şey yapmadan 4 Milyon Dolar Kazanıyor! Bunun sebebi ülkenin kısaltmasının TV olması ve . Tv uzantılı alan adlarının satışından elde edilen gelirlerden pay almaları!
* Radyoloji biliminin kurucusu ve radyoaktiviteyi keşfeden Marie Curie'nin çalışma notları, hala aşırı derecede radyoaktiftir. Bu yüzden özel izin, ve özel kıyafetlerle görülebilir.
* 1800'lerin ortasına kadar Istakoz, fakir yemeğiydi. Eskiden, en fakirler ve köleler ıstakozla beslenirmiş. Fare yemekle eş değer tutuluyormuş. Şimdiyse en sosyete yemeklerden..
* Berlin Duvarı yıkıldı ama, hala uzaydan bakınca Doğu Almanya ve Batı Almanya çok net bir şekilde fark edilebiliyor.. Sebebi, iki tarafta aydınlatma için farklı tarz ampullerin kullanılması!
* Titanik batmadan tam 14 yıl önce kitabı yazılmıştır. 1898 yılında yazılan kitabın adı Titan'ın Enkazı.. Evet ilk dikkat çeken benzerlik kitapta batan geminin adının Titan olması, gerçekte de Titanic olması. Ama sadece bununla kalmıyor! 1- Tita nic için batmaz deniliyordu, kitapta Titan için de aynı ifadeler kullanılıyor. 2- İkisinin de kapasitesi 3000 kişi. 3- Titanic 14 Nisan 1912'de Kuzey Atlantik'in 400 mil açıklarında buzdağına çarparak batıyor. Kitapta anlatılan Titan da, tamamen aynı şekilde, bir Nisan akşamı, Atlantik'in 400 mil açıklarında buzdağına çarparak batıyor !!! Kitabın yazarı kazadan sonra, bu kitabın fikri bana rüyamda geldi demiş..
* Rusya Pluto'dan daha büyüktür. Pluto: 16.650.000 kilometrekare / Rusya: 17.075.000 kilometrekare * Dünya'nın En Yüksek Noktası Everest'te 3G Çeker! Everest parkurundaki 5200 metre yükseklikte bulunan ilk kamp alanına kurulan baz istasyonu sayesinde tüm Everest tırmanışı esnasında cep telefonunuz çeker. İsveçmerkezli mobil operatör firması TeliaSonera'nın sahip olduğu Ncell (Nepal'in Mobil Operatörü) kurmuş baz istasyonunu..
* Gravity filminin bütçesi 100 Milyon Dolarken, Hindistan Mars Uydusu projesinin toplam bütçesi 73 Milyon Dolardır.
* Normal kutu kola suda batarken, kutu diyet kola batmaz..
* Pasifik okyanusundaki bir adanın içindeki gölün içindeki adanın içindeki gölün içinde bir ada daha vardır.
* Paraguay bayrağı dünyadaki önü ve arkası farklı olan tek bayraktır. Ortadaki logo önde değişik, arkada değişiktir.
* Süper Mario oyunundaki bulutlarla çalılar aynı şekillere sahiptir. Bulutlar beyaz, çalılar yeşile boyanmıştır.
* Aşırı sessizlik sizi delirtebilir. Dünyanın en sessiz yeri, Orfield Laboratuarlarındaki yankı odası. Ses dalgalarının %99.99'unu absorbe edebilen yapısı ile insanları gerçekten çok ilginç bir şekilde etkiliyor. O kadar sessiz ki, kendinizi duymaya başlıyorsunuz. Kalp atışınız, midenizden gelen sesler, nefes alış verişiniz, hatta kanınızın pompalanmasının ve akışının sesi. Yeteri kadar vakit geçiren denekler, dengelerini kaybedip halisünasyon görmeye başlamışlar. 45 dakikadan fazla dayanansa olmamış.
* Dubai'deki Burj Khalifa gökdeleni o kadar yüksektir ki, Güneş'in doğuş ve batışını 2'şer kez izleyebilirsiniz. Burj Khalifa'nın tepesindeyeken o kadar yüksektesinizdir ki, Dünya'nın yuvarlaklığını bile farkedebilirsiniz. Tepedeyken Güneş'in doğduğunu gördüğünüz anda hemen asansörle en alta inerseniz, havanın aslında hala karanlık olduğunu ve Güneş'in doğmadığını görebilir, tekrar deniz üstünden doğuşunu izleyebilirsiniz.
* Venüs'te 1 Gün, 1 Yıldan Daha Uzundur. Venüs'ün kendi etrafında 1 tur dönmesi Dünya zaman ölçüsüyle tam 243 gün sürer. Güneş etrafında 1 tur dönmesi ise 224.7 gün.
* Bir kavanoz balı 3000 yıl saklayabilirsiniz.
* Tüm Internet 540 Milyar Trilyon (10 Üzeri 21) Elektron ile birbirine bağlı. Toplam ağırlıkları yaklaşık 1 çilek kadar..
* İskambildeki papazlardan sadece kupa papazının bıyığı yoktur.
* Pablo Escobar'ın uyuşturucu karteli o kadar büyüktü ki, her yıl 2500 dolarlık paket lastiği alınırdı.. Paraları tutmak için.
* Dünyada 4300’den fazla ve birbirinden farklı din vardır.
* Karaoke kelimesi Japonca kara ve orkestra kelimelerinin kısaltılmasıdır. Kara ise Japonca’da boş anlamına gelir.
* Her iki kişiden 1 tanesi en son ne zaman telefonundan ayrı kaldığını hatırlayamıyor.
* İnsanların 3’te 2’si denize çiş yaptıklarını itiraf ediyorlar. Peki denize çiş yapmak zararlı mıdır? İdrarın, yüzde 95’i sudur, bunun dışında sodyum, klorür içerir, yani sofra tuzunun içeriklerir ki bunlar zaten denizsuyunda olan maddelerdir. İdrarın deniz suyunda olmayan tek içeriği üredir. Bilim adamlarıan göre üre deniz bitkileri için besleyici bile olmaktadır.
* Dünyada köken, dil, ırk gözetmeksizin bütün yeni doğan bebekler 440 hz yüksekliğinde ve “la” notasıyla ağlar.
* 60 yaşın üzerindeki her 4 kişiden 1’inin hiç dişi yoktur.
* Dünyadaki Facebook kullanıcılarının 189 milyonu (ülke nüfusumuzun 80 milyon civarlarında olduğunu hatırlatayım) Facebook’u yalnızca telefon uygulaması olarak biliyor ve yalnızca telefondan kullanıyor.
* Türk erkeklerinin boy ortalaması 1,72, kilo ortalaması ise 75,8 kilogramdır.
* Türk kadınlarının boy ortalaması ise 1,61, kilo ortalaması ise 66,9 kilogramdır.
* Develer hiç su içmeden 3 ay boyunca çölde yaşayabilirler.
* İnsanların saçları neden beyazlar biliyor musunuz? Çünkü aslında her insanın saçı zaten beyazdır fakat saç kökünden salgılanan bir pigment saçınıza renk verir. Bu pigmentin üretimi yaşınız ilerledikçe durur ve böylece saçlarınız doğal, beyaz rekli haline döner.
* Haşlanmış yumurta besin değerleri yüksek olsa bile sindirimi de bu ölçüde enerji yakıcı olduğu için iyi bir diyet yiyeceğidir.
* Karabasan yani uyku felci hakkında bilimsel olarak çok fazla veri olmaması ilginç bir konu olmakla birlikte, bazı ekstrem kaabasanların süreleri 4-5 saati bulabilmektedir.
* Kaptan korsanların kullandıkları tek göz bandının amacı, karanlık yerlere girildiğinde karanlığa alışma süresini ortadan kaldırmak içindir.
* Denizin 10 metre derinine indiğinizde kanınız yeşil görünür. Çünkü bu seviyeden sonra kırmızı ışık dalgası bulunmaz.
* General Douglas Mac Arthur'un Batı Cephesine atanmak için yaptığı iki başvuru da reddedilmiş. Ama yılmak bilmeyen Mac Arthur üçüncü kez başvurmuş ve böylelikle tarih kitaplarına geçmeyi başarmış.
* Basketbol yıldızı Michael Jordan lisedeyken basketbol takımından atılmış.
* Winston Churchill altıncı sınıftayken sınıfta kalmış. İngiltere Başbakanı olduğunda ise, tam 62 yaşındaymış. Başbakan olduktan sonra çok kez geri adım atmak zorunda kalmış ve büyük yenilgiler yaşamış. Yaşamının en büyük başarılarını emekli olduktan sonra elde etmiş.
* Ünlü opera sanatçısı Enrico Caruso'nun anne babası, oğullarının hep mühendis olmalarını istemişler. Caruso'nun müzik öğretmeni ise, onun sesinin hiç iyi olmadığını ve şarkı söylemesinin olanaksız olduğunu söylemiş.
* Albert Einstein 4 yaşına kadar konuşamamış. Okumayı ise yedi yaşında öğrenebilmiş. Öğretmeni Einstein'ı tanımlarken şu ifadeleri kullanmış:
"Kafası çok yavaş çalışıyor. Üstelik çok asosyal ve aptalca düşlerin peşinde bir serseri. "Okuldan atıldığı için de Zürih Politeknik Okuluna kabul edilmemiş.
* Louis Pasteur üniversitedeyken vasat bir öğrenciymiş ve kimya dersinden aldığı ortalama not ise, 22 üzerinden 15'miş.
* Blue Book Mankenlik Ajansı'nın yöneticisi olan Emmeline Snively 1944 yılında Norma Jean Baker'e (Marilyn Monroe), "Bence sen ya sekreterlik yap ya da evlen; bu işi başaramazsın" demiş.
* Decca plak şirketi, ünlü İngiliz rock grubu Beatles ile çalışmayı reddettiğinde şöyle bir açıklama yapmış:
"Tarzlarından hiç hoşlanmadık. Onlardan çok daha iyi gruplar var."
* Grand Ole Opry'nin menajeri Jimmy Danny 1954 yılında ilk performansından sonra Elvis Presley'i işten kovmuş. Presley'e ise şunları söylemiş:
"Hiçbir işe yaramazsın, oğlum. Sen giт kamyon sürücülüğüne dön!"
* Alexander Graham Веll 1876 yılında telefonu icat ettiğinde, kimse telefonu kullanmak istememiş. Başkan Rutherford Hayes ise bu konuda şunları dile getirmiş:
"Çok gülünç bir buluş. Böyle bir aleti kim kullanır ki?"
* Thomas Edison elektrik ampulünü icat ettiği zaman, ampulü çalışır hale getirebilmek için 2000'in üzerinde deney yapmak zorunda kalmış. Bir gazeteci kendisine bu kadar başarısızlığa uğradıktan sonra neler hissettiğini sorunca, onu şöyle yanıtlamış:
"Hiç başarısızlığa uğramadım ki. Ben elektik ampulünü icat ettim ve bu icat sadece 2000 aşamalı bir süreçti. "
* İşitme kaybı geçen yıllarla giderek artan Ludvig Van Beethoven, 46 yaşında tamamen sağır olmuş. Ancak, en büyük bestelerini - bu besteler arasında beş önemli senfoni vardır - yaşamının son yıllarında yapmış.
* Bence dünya pazarında ancak 5 bilgisayara yer var. "(Thomas J Watson, IBM, Yönetim Kurulu Başkanı. ) * Telefon denen bu aletin o kadar çok eksiği var ki, ona bir iletişim aracı demek ciddiyetten uzaktır. Bu aletin bizce hiçbir değeri yoktur. (Western Union dahili memorandum, 1876) * Aktörlerin konuşmalarını kim duymak ister ki?" (H. M. Warner, Warner Brothers, 1927) * Onların soundunu sevmiyoruz, zaten gitar müziğinin de modası geçiyor. "(1962 de the Beatles'ı reddeden Decca Kayıt Şirketi. ) * Biz de Atari firmasına gittik ve, ‘Hey, bizim harika bir şeyimiz var, sizin bazı parçalarınızı bile imal edebiliriz. Bize parasal kaynak olmaya ne dersiniz? Ya da onu size verelim. Biz sadece onu yapmak istiyoruz. Maaşımızı ödeyin, sizin için çalışalım.' ‘Hayır', dediler. Sonrada Hewlett - Packart'a gittik. Onlar da, ‘Hey, size ihtiyacımız yok. Siz daha üniversiteyi bile bitirmemişsiniz, ' dediler. "(Apple Computer Inc. kurucusu Steve Jobs, Steve Wozniak'la birlikte tasarladıkları kişisel bilgisayarı, Atari and H-P'ye götürdüklerinde) * Petrol çıkarmak için kuyu açmak mı? Yani toprağı delip petrol aramaktan mı söz ediyorsun? Sen delisin!" (Edwin L. Drake 1859'da bazı kuyu açıcılara iş teklifi götürdüğünde, onlar ona bu cevabı vermişlerdi. ) * Gelecekteki bilimsel ilerlemeler ne olursa olsun, insanlık Ay'a asla ulaşamayacaktır." (Dr. Lee De Forest, vakum tüpünün kaşifi ve televizyonun babası. ) * Keşfedilebilecek her şey keşfedilmiş bulunuyor. "(Charles H. Duell, commissioner, U. S. Office of Patents, 1899) * Lokomotiflerin posta arabalarından iki kat daha hızlı gidebileceği hakkında beslenen kanaatten daha saçma ne olabilir?" (The Quarterly Review, England (March 1825) * Ameliyatlarda acının dindirilmesi aptalca bir hayaldir. Onu aramaya çalışmak saçmalıktır. Ameliyatlardaki bıçak ve acı hastaların zihninde ebediyen birlikte yaşayacak iki kelimedir." (Dr. Alfred Velpeau (1839) French surgeon) * İnsanların Ay'a seyahat edebileceklerini düşünmek, fırtınalı Kuzey Atlantik Okyanusunu buharlı gemiler kullanarak geçebileceklerini düşünmek gibidir. " (Dr. Dionysus Lardner (1838) Professor of Natural Philosophy and Astronomy, University College, London) * Ay'a roket göndermek gibi aptalca bir fikir, habis uzmanlaşmanın düşünceye karşı kapıları sımsıkı kapalı hücrelerde çalışan bilimcileri hangi saçma noktalara götürebileceğinin bir örneğidir." (A. W. Bickerton (1926) Professor of Physics and Chemistry, Canterbury College, New Zealand) * Paris sergisi kapanınca elektrik ışığı da sönecek ve artık ondan hiç söz edilmeyecek. "(Erasmus Wilson (1878) Professor at Oxford University) * İyi bilgilenmiş kimseler bilirler ki, sesi teller üzerinden nakletmek imkansızdır, bu mümkün olsa bile böyle bir şeyin pratik bir değeri olamaz. "(Editorial in the Boston Post 1865) * Geçen yıl hiç bir radikal gelişme ortaya çıkmamış olmasından anlaşılıyor ki otomobil gelişiminin son noktasına pratik olarak ulaşmıştır. "(Scientific American, Jan. 2, 1909) * Havadan hafif ve uçabilen makineler imkansızdır. "(Lord Kelvin, ca. 1895, Biritish mathematician and physicist) * Radyonun geleceği yoktur. "(Lord Kelvin, ca. 1897) * Televizyon teorik ve teknik olarak mümkün olsa bile ben onun ticari ve finansal bakımdan imkansız olduğunu ve geliştirilmesi için çok fazla zaman harcamamak gerektiğini düşünüyorum. "(Lee DeForest, 1926 American radio Pioneer) * ENIAC'ın üstündeki hesap makinesi 19,000 vakum tüpüyle donatıldığına ve 30 ton geldiğine göre, gelecekteki bilgisayarlarda belki de sadece 1,000 vakum tüpü bulunabilir ve onlar 1,5 ton ağırlığında filan olabilir."(Popular Mechanics, March 1949) * Herkesin evinde bir bilgisayar bulunmasının gereği yok. "(Ken Olson, 1977, President, Digital Equipment Corp. ) * Nükleer enerjinin bir gün elde edilebileceğine dair en ufak bir gösterge bile bulunmuyor. Bu, atomu istediğimiz gibi parçalayabileceğimiz anlamına gelirdi. "(Albert Einstein, 1932)
Bir gün tüm ülkelerdeki polisler birleşmişler. Türkiye'den de "MİT" gitmiş. Derken aralarında bir yarışma düzenlemişler:
- "Ormana bir fil bırakacağız, en çabuk kim bulup getirecek" diyerek yarışma başlamış. İlk "FBI" çıkmış ortaya. Ellerinde bilgisayarlar, radarlar ve buna benzer aletlerle fili ormandan 2 dakikada çıkarmışlar. Derken sıra diğerine gelmiş. 5 dakikada çıkarmışlar. Diğeri 10 dakika sürmüş. Sıra gelmiş MİT'e. Bizimkilerin ellerinde zincir, sopa, akü, bakır tel, çıkmışlar ormana doğru. Neyse aradan 1 saat geçmiş gelen giden yok. 2 saat geçmiş yine kimse yok. Artık tam millet toplanmış gidiyorlar, bizimkiler ufuktan görünüyor. Neyse bunların yanında zavallı bir zürafa. Ama boynu bükük, ayakları topallıya topallıya geliyor. Oradakiler soruyor:
- "Nerede kaldınız?"
Bizimkiler cevap veriyor:
- "Ancak yakaladık."
Diğerleri:
- "Ama kardeşim bu zürafa, fil değil ki."
Bizimkiler:
- "İstersen sor bakalım zürafa mı fil mi?"
Hayvana soruyorlar:
- "Sen zürafa mısın fil misin?"
Zürafa başlıyor:
- "Abi gözünüzü seveyim artık dövmeyin, ben filim vallahi filim."
* Kendi yapabileceğiniz, fakat astlarınıza da yaptırabileceğiniz ufak tefek işleri, mutlaka astlarınıza yaptırın. (Yaptığı işi yine beğenmeyin.) * Onları yanınıza çağırıp acil iş vereceğiniz vaktin, mesai bitimine 5 dk. kala veya öğle arası olmasına dikkat edin.
* Fırça atacak bir bahane bulduğunuzda fırsatı sakın kaçırmayın.
* İşiniz icabı firmada olmayacağınız günlerde, gitmeden onlara zor görevler verin ve geldiğimde tamamlanmış olsun deyin. Gittiğinize sevinemesinler.
* Her ofise bir yazıcı değil, her kata bir yazıcı tahsis edin.
* İşinize yaramasa bile astlarınızdan hazırlaması zor raporlar isteyin.
* Size sunulan rapor ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun eksik tespit edin ve beğenmediğiniz kısımlarına çizik atın.
* Asla astlarınıza özel hayatınızdan bahsetmeyin. Onların yanında sürekli işten bahsedin.
* Günaydın, iyi akşamlar derken bile ses tonunuz donuk olmalı.
* Astlarınızın yaptığı işleri beğenmeme yönünde tavır alın.
* Size espiri yapıp da havayı yumuşatmak isteyenlere tebessüm etmeyin.
* Onlara zor görevler verin ve gerçekleşmesi için kısa vakit tanıyın.
* Bir işi bitirmeden başka bir iş daha vermeye çalışın.
* Şikayetlenirlerse yaptığı işin basit birşey olduğunu ima edin.
* Toplantılarınızda bitirilmiş işlerden değil bitirilmemiş işlerden bahsedin.
* Pazartesi günü öğleden önce toplantı yapın, bitiremedikleri işler için neden cumartesi pazar bitirmediniz diye sorarak ücretsiz fazla mesaiye alıştırın.
* Firma dışında olduğunuz zamanlarda telefonla hesap sorun.
* Onlara verdiğiniz işin daha pratik çözüm yollarını bilseniz bile onlara söylemeyin. Kendileri uğraşıp bulabiliyorlarsa bulsunlar.
* Doldurmasını istediğiniz tablo türünden boş raporları kağıt olarak verin, elektronik ortamda geri isteyin. Uğraşıp aynı tabloyu bir daha çizsinler.
* Astlarınız "müsaitseniz felan iş konusunda görüşecektim" gibi birşey sorduğunda müsait olsanız bile meşgulmüş gibi onu biraz bekletin.
* Hediye vermek isterlerse kabul etmeyin.
* Sizden izin isterlerse sebebini sorun ve izin verseniz bile zorluklar çıkartın ki bir daha izin isterken iyice bir düşünsün.
* İzin isteme sebebine göre mümkünse izin kağıdına yazdığı tarihten başka bir tarihe izin verin ki belki başka bir firma ile randevulaşıp iş görüşmesine gidiyordur.
* İzin isteme sebebi belgelenebilecek bir şeyse (para çekme, doktora reçete yazdırma gibi) izin dönüşü o belgenin fotokopisi isteyin.
* Satışlar iyi gitse bile sürekli kötüymüş gibi bir hava verin.
* Zam verme konusunda yetkiniz varsa zam isteyenlere vasıflarındaki eksikliklerden (ileri düzey ing. Sertifikası vs.) bahsedin. Önce o vasfı kazanması gerektiğini söyleyin.
* Astlarınızdan birine verdiğiniz bir işi bazen ötekine de verin ki, aynı işi ayrı ayrı yaptıklarını anladıklarında sizin onlara pek güvenmediğinizi anlasınlar.
* Astınızı oturuyor gördüğünüzde "felan iş ne oldu bak ta gel gibi" bir soruyla onu yerinden kaldırın.
* İki astınızı iş dışında konuşuyor olduğunu hissettiğinizde yanınıza çağırıp "felan acil iş sonuçlandı mı?" gibi sorularla onu rahatsız edin.
* Boş kadro oluştuğu zaman yeni eleman hemen almayın. Diğer personel işleri yürütüyorsa gözlemleyin ve sessiz kalın. İşler yürüyorken niye bir kişi alıp maaş veresiniz ki. Bırakın boş kadroya rağmen işleri yürüten diğer personel belki kendilerinin makamı arttırılır diye idealist çalışsınlar. Ümitvar olmaları, çalışmaları için güzel birşeydir.
* Eğer boş kadroya eleman alma zorunlu hale geldiyse yine de aceleci olmayın. Biriken işleri yeni eleman iş bulmanın sevinci içinde yapar nasıl olsa.
* Eğer boş kadro müdür veya şef pozisyonunda ise yeni aldığınız kişiyi "sorumlu" sıfatıyla işe alın ama müdür veya şefin tüm sorumluluklarının hesabını ona sorun. Böylece aynı görevi yapan kişiye hem daha az maaş verirsiniz. Hem de haddini ona bildirmiş olursunuz.
* Eğer sorumlu sıfatındaki kişi kendisinin neden sorumlu diye geçtiğini sorarsa daha yeni işe girdiğini hemen aceleci davranmaması gerektiğini zamanı gelince yapılacağını söyleyin. O zaman belki hiç gelmeyecektir ama bırakın ümitvar olsun.
* Zam dönemi geldiğinde işi ağırdan alın. 2 veya üç ay sallayın. Soranlara konunun henüz görüşülmediğini, geçmiş ayların farklarını sonradan alabileceklerini ima edin. Ama geçmiş ayların farklarını vermeyin.
* Firmanızın araç park bölgesi varsa astlarınızın arabalarını oraya park etmelerini yasaklayın. Bunu direk siz söylemeyin. Güvenlik görevlisine talimat verin.
* Firma içerisinde yapılmaması gereken davranışları yazılı olarak tebliğ edin ve imza alın.
* Astlarınızla telefon görüşmelerinde telefonu siz kapatmadığınız sürece onların kapatmaması gerektiğini prensip edinin. Belki o söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandı ama sizin aklınıza başka bir konu geldi. Ya da başka bir talimat daha vermesin diye kasıtlı yaptı.
Eğer sizden önce kapatırlarsa tekrar arayıp neden önce kapattığının hesabını sorun.
* Bir astınıza bir talimat vereceğiniz zaman telefonla görüşüyorsa telefonu "sonra tekrar ararım" deyip kapatmasını, sizi bekletmemesini sağlayın.
* Mesai bitiş saati bile olsa ayrılmadan size haber vermeleri gerektiğini prensip edinin. Haber verdiğinde ise felan iş ne oldu gibi rahatsız edici sorular sorun.
* Haftasonu tatilinde siz firmada iseniz, astınızın evini veya cebini arayacak bir bahane bulunuz. Direk siz görüşmeyin başkasına aratın ve hemen firmaya gelmesi gerektiğini kendisine bildirin. Ya gelecektir ya gelemeyecektir yada kasten gelmeyecektir. Ama her halukarda keyfi kaçacaktır.
* Astınız senelik izinde iken siz çalışıyorsanız onu rahatsız etmenin vakti gelmiş demektir. Onu arayarak falan dosyayı nereye kaldırdın veya nereye kaydettin gibi sorularla hedefi vurunuz.
* Arada bir "ekibimden memnun değilim" gibi sözlerle egolarının damarına basınız.
* Elemana ihtiyacınız olmadığı zaman gazeteye "eleman alınacaktır" ilanı veriniz ama ilanda firma adı olmasın. Müracaatlar felan nolu posta kutusuna yapılacaktır diye yazdırın. Sizin elemanlardan müracaat edenleri tespit edip, yanınıza çağırın ve başvurusunu kendisine iade edin.
* Telefonlara 1 dk. dış hat sınırı koyun. Vakti aşınca otomatik kesilsin.
* Firmanızın muhtelif yerlerine kamera döşetin. Uygunsuz davranışları ekrandan tespit ettiğinizde telefonla anında arayıp uyarın ki gözlemlendiklerini anlasınlar.
* Sizden önce firma personele ikramiye veriyor idiyse önce ikramiyeleri maaşlara eşit dağıtın. Sonra maaşlar yüksek diyerek zam döneminde zam yapmayın.
* Firmanızda bilgisayar ağının server'ından kim hangi sitelere girdiğini kontrol ettirin. Uygunsuz sitelere girenlere uyarı yazın.
* Faks cihazından kim nerelere ne çekmiş raporu alın.
* Santralden hangi iç hat nereleri ne kadar aramış raporu alın.
* Bant, makas, kağıt gibi malzeme alım talep fişlerindeki öğeleri çizin veya miktarı azaltın. Sonra imza atın.
* Fazla mesai yapan büro personeline ücret zaten vermiyorsunuz ama devamsızlık veya mazeret izinlerinin ücretini maaşından kesin.
* Avans zaten vermiyorsunuz ama zaruri isteyenler olduğunda dilekçe ile başvuru isteyin.
* Tarafınıza yazılan dilekçelerde imla hataları bulun ve iade edip tekrar yazdırın.
* İşyerinde kahvaltıyı yasaklayın.
* Mesai başlama saatinde ortalıkta dolanın ve bakışlarınızla vaktinde işe başlayıp başlamadıklarını kontrol edin.
* Aynı şeyi mesai bitimine yakın herkesin gevşediği zamanlarda da yapın.
* Yemek saatinde yemekhaneye biraz erken girin. Erken yemek almak isteyen uyanıklar karşılarında sizin ekşi suratınızı görsünler.
* Kendinize sekreter mutlaka alın ama ayrıyeten firmaya santralci almayın. Bekçi boş boş oturuyor nasıl olsa o bağlasın telefonları.
* Bekçi demişken aklıma geldi. Arabanızı bekçiye yıkatın, sildirin. Nasıl olsa canı hep sıkılıyor. Ne diye yıkama servisine para veresiniz.
* Firmaya giriş ve çıkışlarınızda bekçiye asker selamı verdirerek egonuzu okşayın.
* Sigorta primlerini eksik gösterin, hatta bazı dönemler hiç yatırmayın.
* Hesapta para olsa bile maaşları gününde yatırmayın. Bırakın biraz repoda değer kazansınlar.
* Vergi iadesi, nema gibi paraları personele geç ödetin. Bırakın onlar da değer kazansın.
* Herşey yolunda giderken bile ortamı gerecek bir konu veya bir kurban bulun.
* Mesai bitiminde servislerin tamamı birden talimat almadan kalkmasın. Servisleri vaktinde kaldırmamak için servise binmesi gereken birilerini oyalayın ve servislere birazdan geliyor deyin. Servis araçlarını bir süre beklettikten sonra oyaladığınız kişi gelemeyecek diye servisleri gönderin. Hem servisler geç kalksın hem oyalayıp iş verdiğiniz personel servise binemesin.
* İş başvurusu görüşmelerinde işe almaya karar verdiğiniz personele o an için çok iyi davranın. İşe girince de feleği şaşsın.
* İşe almamaya karar verdiğiniz görüşmeciye ise kök söktürün. Ama biraz ümit verin. Sonradan ise başvurunuz kabul edilmemiştir diye bir bildirim yapmayın. Ümit içinde bekleyip dursun. Eğer o kişi sizi ararsa görüşmeyin. Değerlendiriliyor deyin.
* Astlarınıza önemli tecrübelerinizi anlatmayın ki size alternatif olmasınlar.
* İşe alacağınız astınızın özgeçmişi kabarık ise işe almayın ki o da size alternatif olmasın.
* Çözebileceğiniz sorunlar çoksa ve tecrübelerinizle kısa sürede çözebilecek olsanız bile bunu zamana yayarak yavaş yavaş çözün. Çünkü varlık sebebiniz sorunlardır. Onları çabuk çözerseniz artık size ihtiyaç yokmuş fikri oluşabilir.
* Sorunlar biterse kendiniz sorun yaratın ve onu çözün.
- ---- EN İLGİNÇ BEDDUALAR --------- * Uyuz olasın da kaşıyacak tırnak bulamayasın.
* Canın dondurma çeksin de, buzluktaki dondurma kabından köfte çıksın.
* Çayın içerisine batırdığın bisküvi kırılsın da çayın içine düşsün.
* Ayak serçe parmağın kanepeye çarpsın.
* Çöle düşesin de kutup ayısıyla karşılaşasın.
* Evlendirme programına çıkasın da arayan kimsen olmasın.
* En sevdiğin dizi çıka da elektrikler kesile izleyemeyesin.
* Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç olasın.
* En sevdiğin dizinin karşısına geçtiğinde, dizinin günü değişsin inşallah.
* On parmağından biri kala, o da dolama ola.
* Nikahında kaleminin mürekkebi bite de imzanı atamayasın.
* Yetmişine kadar kaynananla aynı evde yaşayasın.
* Düğün günü cırcır olasın.
* Yeni aldığın elbisenin üstüne çamaşır suyu döküle, hiç giyemiyesin de gözün kala.
* Ekmeğin tavşan, kendin tazı ol, koştur da yakalayama.
* Çok sıkışasın da gidecek tuvalet bulamayasın.
* Çayın üstüne döküle üfleyecek nefesin olmaya.
* Diyetisyenlerin, plastik cerrahların elinde kalasıca.
* Allah senin işini devlet dairesine düşüre.
* Tam 24 saat ola da telefonun hiç çalmaya.
* Saçını değiştiresin de kocan fark etmesin.
* Evlilik yıl dönümünü unutasın da, karın 40 yıl başının etini yiye.
* Yüzün sivilce dola da, sürecek gram fondöten bulamayasın.
* Kuş gibi uçasın da konamayasın.
* Kulağına su kaçsın da çıkarama.
* Nezle olupta peçete bulamazsın İnşallah.
* Çorbandan kıl çıksın.
* Allah ölmüşlerine kavuştursun.
* Allah seni davul etsin, beni de tokmak emi.
* Yaşam ünitelerine bağlanan fişini çekme kararları bana sorulsun inşallah.
* Sırtından sopa, kafandan bit eksik olmasın.
* Takım elbiseyle çamurlara düşesin.
* Terliğinin kenarı kopsun da yolda kal.
* Topu inşaata kaçasıca.
* Tuttuğun takım küme düşsün.
* Umarım yeni giydiğin çorap ile banyoda ıslağa basarsın.
* Maşa yaparken kulağını kıvırırsın inşallah.
* Kırık azı dişinin içine et kaçsın da onu çıkarmaya kürdan bulama. Dilin sürekli oraya gitsin. Ağzın yamuk geze.
* Fıkrana kimse gülmesin.
* Çekirdek çitlerken son cekirdeğin çürük çıksında ağzında o iğrenç tat kalıcı olsun.
* Araban yolda bozulsun da itecek birilerini bulama inşallah.
* Arabanın altında kal, jiletle kazısınlar.
* Öpüşürken sevgilinin suratına hapşurursun inşallah.
* Allah senin işini devlet dairesine düşüre.
* Heyecanla bir şeyleri ballandıra ballandıra anlatırken, adam gelsin desin ki bunu daha önce anlatmıştın.
* Hapşırman gelsin de hapşırama.
* Bütün beddualarım tutsun da iflah olamayasın inşallah.
* Araba kullanırken cep telefonuyla konuşasın, sonrada trafik polisine yakalanasın.
* Ucuza aldım diye sevindiğin araban çalıntı çıka.
* Silikonun patlasın inşallah.
* Hem fikir, hem zikir suçlusu olasın.
* Ne yersen ye asit yapa ağzında, bir "falım" çiklet bulamayasın.
* Susurluk Skandalı'na adın karışsın.
* Medyalara gelesin inşallah. Talk showlara, reality showlara çıkasın imajın sarsıla.
* Tam otomatik çamaşır makinen kireçlensin, bir gram Calgonit bulamayasın.
* Dağın başında araban bozula, kontörün bite.
* İddaa kuponun son maçtan yatsın.
* Sayısal da 5 tuttur inşallah.
- ------ BİLGİ İŞLEM BEDDUALARI ------- * Mouse'un kırılsın, tık tıklayama.
* Hatların kopsun da hiç bir yere bağlanama.
* Disk'lerin "crash" ola.
* File'larına virüs bulaşa.
* Network'lerden atılasın.
* İnternetin kopa da hiç bir yere bagῘanamayasan * Database'in patlaya.
* Security key'lerin deşifre ola.
* Back-upların bozulsun da geçmişe dönemeyesin.
* Kartuşun bitsin.
* Bütün hatlar dolu ola da bağlanamayasın.
* E-mail'in bozula da kimseyle mesajlaşamayasın.
* Netten 500 MB'lik bir dosya indirirken, bitmesine iki dakika kala elektrikler kesile de mosmor ol inşallah!
* Chat yaparken kapı zilin çalsın.
* İçtiğin çay klavyeye dökülsün.
* Arama motorlarına giremeyesin.
* Hitin düşsün, liste sonu ol.
* Posta kutuna iki ay mail gelmesin.
* Üç vakte kadar bağlantın kopsun inşallah.
* Klavyenin sesli harf tuşları basamaz olsun da, sevgiline mektup yazamayasın.
* Windowsun çöksün, ele güne muhtaç ol inşallah.
* Kafana harddiskler kadar taş düşsün.
* Kodlarını yanlış yazasın da web sayfası yapamayasın.
* Askerliğini uzun dönem yapasın da, 12 ay nete bağlanamayasın.
* 2 senedir yazmaya çalıştığın 500 sayfalık roman dosyana virüs girsin de, edebi hayatın bitsin.
* Pes kolunda ki savunma tuşun tutukluk yapsın da ceza sahası dışından gol ye emi.
* Klavyenin space tuşu bozulur inşallah.
* Kapsama alanı dışında kalasın.
* Cep telefonun kırılsın, laptopun yansın.
* Teknolojiden mahrum kalasın.
* Modemin olur da, bilgisayarın olmaz inşallah.
* bilgisayarın geçersiz işlem yürütsün emi.
* Bilgisayarına virüs kaça da format atmak zorunda kal inşallah.
* Bilgisayarına virüsler dadansın inşallah.
* Evde kumandayı bulama.
* Parmakların klavyenin arasına sıkışa, enter tuşun bozula da bir şey gönderemeyesin.
- ------ EKONOMİK BEDDUALAR ------- * Repo'da açığa düşesin, faiz sana zarar yaza.
* IMKB 100 endeksin 1600 direncini kıramaya.
* Uygun kur bulmaya, pozisyon açığına düşesin.
* Reuters'in arızalana, rate'leri izleyemeyesin.
* Paran aracı kurumda kala, iç edile; Dövize endeksli kredi alasın.
* Merkez Bankası para piyasalarına müdahale ede. O sırada sen de orada olasın, halden anlamayan Bireysel Danışmana denk düşesin.
* Sabah seansında endeks hızla düşe, sen panik olup kağıt çıkasın, ikinci seansta endeks kendini toplaya ama iş işten geçmiş ola.
* İMF nin gazabına gelesin.
* Aldığın dolarlar sahte çıka.
* Kredi kartının şifresini unutasın da paranı çekemeyesin.
- ---- ÖĞRENCİ BEDDUALARI --------- * Sınavda kaleminin ucu bitesice.
* Tarih sınavından önce kitabını okulda unutasıca.
* Akşam servisini kaçırasıca.
* Fen projesini evde unutasıca.
WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması. Bu konuşma sonrası helpdesk elemanı işinden kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
İşte Telefon Konuşması :
- Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
- Bir "hece" mi?
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi... çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
- Bağlı.
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı? diye bakın.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı? diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız....
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...! (kısa bir sessizlik) - Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mü?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz...
Güneşli, hafif rüzgarlı bir sonbahar günüydü. genç adam, arkası dönük olduğu halde; pencereden dışarıyı eyrediyordu.
"Yaprakların dökülüşlerini görüyor musun?" dedi, duygu yüklü bir ifaşöyle. Sonbahar, dışarıda hükmünü icra ediyordu. Karşıda ki tek katlı evin avlusunda, şemsiye şeklindeki erik ağacının sararmış yaprakları rüzgarın etkisi ile havada daireler çüzerek uçuşuyorlardı. "Bilir misin?
Her yaprağı koruyan bir melek varmış. O bırakmadıkça yere düşmezlermiş.
"Pencerenin önündeki akasya ağacının yaprakları hala yeşil ve zinde gözüküyordu. Ardıç ağacı, yaprağını dökmemenin gururuyla bir minare şeklinde yükseliyordu. Yeşilliğinin bütün ihtişamı üzerindeydi.
Üniversitenin bahçesinde kavak ağaçları yapraklarını dökeli çok olmuştu.
Caddeden; el ele, kol kola, kızlar, erkekler gelip geçiyordu. "Sen, akıllı ve zeki bir kıza benziyorsun. "Beklemediği iltifat hoşuna gitmişti. Dinledi ve beklemeye geçti. Her iltifatın arkasından genellikle bir istek geldiğini bilirdi. "Bana hatıralarını yazar mısın?"
"Bir genç kızın hatıraları ne olabilir ki? Hem bunu neden istiyorsunuz?"
" Hikayeni yazmak istiyorum. "
" Hiç düşünmedim. Hayır, Hayır, yapamam. "
"Fevkalade yapabilirsin. Hem itiraz da istemiyorum"
Genç adam, döndü ve bilgisayarın tuşlarına dokunarak; wordu açtı. Earana iri bir başlık atmıştı. "adı da, "Taşradan Gelen Çiçek"olsun. İsim çok güzeldi. genç kız; içinden birkaç kez tekrarladı. "Taşradan Gelen Çiçek"
"Taşradan Gelen Çiçek"Bu sanki kendini anlatıyordu. Bu nasıl olurdu?
Genç adamı yeteri kadar tanımıyordu. Bilgili birine benziyordu.
Bakışları ve sözleri insanın içine işliyordu. Yanındayken bir şey yazmadı. Gitmesini bekledi. Uzun süre kalmadı. İşleri vardı gitti. Büro genç adamın olmasına rağmen; arada bir işi oldukça uğruyordu. Hiç düşünmediği halde; bu emre itaat etmek istiyordu. İşe alırken katı kurallar koyan ve sert konuşmaları olan bu insanı; fazla tanımıyordu.
Görünüşü saygı duyulmayı telkin ediyordu sanki. İlk gün onu, çok sert ve katı kuralları olan, anlaşılması imkansız biri olarak görmüştü.
İnsanları anlamak için sadece görüntü yetmezmiş. Meğer hiç deşöyle biri değilmiş. Annesi, insanları çekiniçecek birer mahluk olarak göstermişti.
Hepşöyle anlatmıştı. Duyguları, akıldan öne geçiyordu. Duygularının kendini yanılttığını anladı. Babacan tavırları karşında; ona olan sevgi ve saygısı her geçen gün biraz daha artıyordu. İçinden " Hatıralarımı niçin yaİmamı ister ki? Hikayeni yazmak istiyorum demişti ya. O, bir yazar mıydı ki? Daha önceleri, İsmini hiç durmamıştı. Acaba, hiç kitap yazmış mıydı? Veya başka bir sebeple istiyor olabilir miydi?
Yazacaklarımı bir başka amaçla kullanabilir miydi?"Ardı arkası kesilmeyen sorular aklını kurcaladı durdu. Nereden ve nasıl başlayacağını da bilemiyordu? Her şeye rağmen denemekle ne kaybederdi ki? Bu isteği, reddedemedi. Başladı ve bir kaç satır yazıp bıraktı.
"Oturduğumuz köy, bir dağın eteğinde ve önünde koca bir ova uzanıyordu.
Her yıl erken bastaran kar, yorgan döşek hasta gibi yatardı. bağıra hatta yaza kalırdı. Hiç kalkası gelmezdi. Dağların ve taşların karla kaplı olduğu bir günde doğmuşum. Günün anısına adımı "Kardelen"koymuşlar. Kaderlerimizin benzer oluşundan mı? İsimlerimizin benzer oluşundan mı? Bilmiyorum ama adımı taşıyan kardelen çiçeklerini bir ayrı seviyorum. Kışın ortasında kara inat kaç altından boylarını uzatırlar. Parlayan güneşin altında nazlı nazlı boyun bükerler. Ak rengini kardan alırlar. kaç suyu ile beslenir. Soğuğa ve gecelerin ayazına dayanırlar. Katlanmayı bilirler. Sevgiye, sevince ve bağıra müjdeci olurlar. Dağlarda ve kırlarda yetiştiklerinden dolayı kardelenler taşralıdırlar. Bunun için utangaçtırlar. Usul erkaç bilmezler. Bir bakıma çekingenliğin ve utangaçlığın sembolüdürler. O, hep yalnızdır. O, hep yok ve acılı günlerde vardır. Bahar geldiğinde, tabiat renkten renge girdiğinde de yine yalnızdırlar. Çiçekler, toprağın zindanından daima yağmurun ipine tutunarak çıkarlar. Kardelen, karlı sarp ve buzlu yüksek tepelerde açan mucize çiçektir. Sarp ve yüksek tepeler onun vatanıdır. Bazen en yakın yeşillik bile çok uzaklardadır kardelen için. Işığa, güneşe sevdalıdır yaratılandan beri. Cılız bir ışık, küçük bir umut görse kırar buzları, eritir karları kardelen.
Işığa, aydınlığa ulaşmayı kafaya koymuştur bir kere. "
"Kardelen şubat ayında karları delerek kendini gösteren soğanlı çiçeklerdendir.
Türkiye`de Toros dağlarında doğada kendiliğinden yetişmekte ve soyu giderek tükenmektedir. Kardelenin ince ve küçük yaprakları vardır. Beyaz çiçekleri damlacıkları andırır. Karın zorlu baskısını ve ağırlığını delip yüzeye çıkarlar. Bu narin çiçek, bu nitelişöyle bizim yurtdışında çeşitli zorluklarla boğuşarak hayata yükselen çocuklarımızı benzerler.
Bağıra ait ne varsa, yaşama ait ne varsa, alıp götürecek karlar altındaki ak sinesinde saklayacak toprağın. Karakış kara toprağın bağrında büyütünceye kadar ümitleri, koruyacak tohumları. Ve sonra yeniden Yüce adaletin söz sırasını ona vereceği ana kadar toprak annelik edecek ak saçlarıyla, yeşerecek ümitlere. Yeni muştulara gebe bahar gelsin, toprak filizlerini büyütsün diye. Kalp ateşinin sıcaklığında konaklasın. Gönüllerin misafiri olsun, filizlenip boy vereceği bir sine buluncaya kadar. İşte son yapraklarını da toprağa veriyor ağaçlar, yavrusunu cennetlere yolcu eden anne hissiyatıyla. "Birkaç gün sonraydı.
Genç adam; "yazamaya başlaya bildin mi?" diye sormuştu. Kardelen, imtihan ediliyormuş gibi bir mahcubiyet içerisinde "sadece birkaç satır"
Diyebildi. Yazıyı açtı. Evet, yazılan azdı. genç adam, yüreklendirmek ve cesüretlendirmek için; "Bir insanın hatıralarını yazması aslında fevkalade bir şey. İçini birilerine dökerek; rahatlar. İnsanın yaşamı boyunca sır tutabilen gerçek dostu bir elin parmaklarından daha azdır.
Ama kalem ve defter dinler. Yazılanları saklar. Anlattıklarına asla ihanet etmez. "Sözleri onu yüreklendirmişti. Sonra, yazmaya devam etmişti. " dedem erişmiş bir adammış. Babamsa dini bütün, yiğit bir adammış. Ceketini, bahçede ağaca astığında Hacı Ali Musa, evde diye çekinirlermiş. Çok yakışıklı ve bakımlı bir adammış. Çok güzel sesi varmış Köyde üstüne güzel kaval çalan olmazmış. Bekarlığında köyün genç kızları aşık olmak için yarışırlarmış. Unutamazlarmış. Merhametliymiş.
Seveni çokmuş. Yardım ve ihsan etmeyi severmiş. En büyük amcam, annem gelin olmadan kanserden ölmüş. Üç halam olmasına rağmen; genç yaşta ölmüşler. Babamsa, dedemlerin son çocuğuymuş. "
"Rahmetli olan babamın yüzünü hiç hatırlamıyorum. Öldüğünde çocukmuşum. Baba sevgisinin, babanın ne olduğunu bilemedim. babasız büyümenin zorluklarını, güçlüklerini, babasız olanlar daha iyi bilirler. Evin son çocuğuyum.
Önümde bir ağabeyim ve iki ablam vardı. Hayatın acımasızlıklarına bizim için katlanan dul bir kadın ne kadar başarılı olabilir? Kolay mıydı?
Genç yaşında dul kalmak. Bir kadının; evin hem erkeği hem de hanımı olmak. Her insanın cesaret edemeyeceği bir sorumluluktu bu. Ama şöylesin ki iş başa düşmüştü. Ne yapabilirdi? Evlenip çocuklarını ortada mı bırakmalıydı? şöyle yapan çok değil miydi? Ama benim annem annelerin en fedakarıydı. "
"Oturduğumuz ev amcamların eliyle bitişikti. Taşlarla örülmüştü. Çamurdan sıvalı iki katlı bir evdi. Babağırahmetli oldukçan sonra; amcam adeta Azrail kesilmişti. Babam sağken bile; babamı kıskanırdı. Ama babamın yiğitliği karşısında hiçbir şeye cesaret edemezdi. Annem güzel bir kadındı. Dört çocuğu olmasına rağmen; genç bir kızdan farksızdı. Annemi tehdit ediyordu. Evli ve çocukları olmasına rağmen; "ya benimle evlenirsin ya da defolup babanın evine gidersin"
Diyordu. Annem bu gözü dönmüş, amcamdan çok korkuyordu. Biz olanları sadece Yaşlı gözlerle seyrediyorduk. Elimizden bir şey gelmiyordu. Babam hayattayken evimizden çıkmayanlar, sürekli babamın yanında olanlar;
Artık yoktu. Ne olmuştu. Değişen neydi? Akrabalarda sadece bize üzülmekle yardım ettiklerini sanıyorlardı. "
"Biz de; amcamı gördüğümüzde kaçacak delik arardık. Kendinden nefret ettirmişti.
Korkumuzdan dışarıya çıkamıyorduk. Annem; ahıra kapıdan gidemiyordu.
Evimizin salonundan ahıra inen bir kapı açmıştı. Bu kapıya, merdiven dayadı. Bu şekilde hayvanları besliyordu. Bu kapıdan kimsenin haberi yoktu. Üzerini tahta ve kilimlerle kapatmıştık. Bu şekilde fark edilmiyordu. "
"Yağmurlu bir sonbahar günü idi. Amcam; yine annemle tartışıyordu. Biz; korkumuzdan titriyorduk. Annemi dövmek için içeriye girmeye çalışıyordu. Ama bağıramadı. Yağmurdan dolayı toprak olan evimiz akıyordu. Islanmadık bir yer kaİmamıştı. Yataklarımızı varana kadar her yer ıslanmıştı. Yatacak ne yer, ne de yatak kalmıştı. Annem ağlıyor, bizde annemin ağlamasına. Göz yaşlarımızıyağmur sularına karışıyordu.
Annem daha fazla dayanamadı. Çektiği sıkıntılar gözüne görünmüyordu.
Amcamın yaptıkları çok yıpratmıştı bizleri. Üstelik akrabalardı. Amcam, annemin halasının oğluydu. Ama hiç kimseden çekmemişti, amcamdan çektiği kadar. Dayımlara haber gönderdi. Adeta yalvarırcasına "beni kurtarın bu deliden" diyordu. Dayılarım toplanıp geldiler. Traktörü çektiler evin önüne, eşya olarak fazla bir şey yoktu. Bütün köylü, amcama lanet yağdırıyordu. Hem ağlıyorlar hem de eşyaları traktöre taşıyorlardı.
Evimizin önü cenaze evi gibiydi. Sanki babam o gün yeniden ölmüştü.
Kolay değildi babamın hatıralarını bırakıp ta başka köye göç etmek.
Köyün kadınları bir yandan ağıtlar yakıyorlar bir yandan da bize sarılarak dua ediyorlardı. Ben o zaman dört buçuk beş yaşlarındaydım.
Evimizi sökmüşlerdi. Arkamızda babamdan kalma sadece bir toprak yığını bırakmıştık. Amcama, "bütün dünya senin olsun biz gidiyoruz daralma "
Dercesine Yaşlı gözlerle bakıyorduk. "
"İdealim; bir kadına yakışır meslek sahibi olmaktı. Beni, bugünlere getiren; dünyanın en fedakaç insanı olan anneme bakmaktı. Herkesin annesi çok fedakardır ama benim ki başka bir fedakardı. Tüm gençliğini, bizi büyütmek amacıyla harcamıştı.
Evlenerek; bizi, bir başkasının eline bırakmadı. Gerek maddi sıkıntılardan, gerekse sahipsizlikten kaynaklanan meseleler yüzünden, arzu ettiğim mesleği edinemedim. İnsanın başarılı olabilmesi için mutlaka bir desteğe ihtiyacı vardır. Bu desteği annemden başkasından almadım, alamadım. "
"Çocukluk günlerimi; yaşayamadım. İlkokul beşinci sınıfa giderken, hafta sonları dağlara fidan dikmeye giderdik. Yaşım küçük diye almazlardı. Yalvarırdım. Ne olur beni işe götürün, çalışabilirim derdim. Anam gündüzleri dağa fidan dikmeye gidiyor, geceleri ise lamba ışığında kilim dokuyordu. Babamın ölümünden bir süre sonra annemin köyüne göç etmek zorunda kaldık. Ama ancak sekiz ay dayanabildik. Annemin babası; yani dedem annemi evlendirmek istedi.
Annem reddetti. "
"Tekrar Babamların köyüne döndük. Bir süre çadırda yaşadık. Yeniden ev yaptık. Aradan geçen zaman amcamı uysallaştırmış veya da yılmıştı. Bir gün dağa oduna gittiğinde; kalp krizinden köyden kavgalı oldukçarı insanların kucağında öldü. Kırk gün sonra da yeni evli oğlu yol kenarında dolmuş beklerken trafik kazasında öldü. "
"Akrabalarımızı babam öldükten sonra bize karşı çok sorumsuz ve duyarsız olmuşlardı. "Ne haliniz varsa görün" diyorlardı. Allah’a şükürler olsun, annemin yüreği sayesinde, kendi ayaklarımızın üzerinde durabildik. Şu anda muhanete muhtaç değiliz. Eskiden yalınızca anam çalışıyordu. Çok şeye yetişemiyordu. Ve çok rezillik çektik. Yiçecek kuru ekmek bulamayıp; çok aç yattığımız zamanlar oldu. İsyan etmemeyi anam öğretti. Her şeye rağmen şükretmesini, büyük bir sabırla gelecek rahat günleri beklemeyi öğretti. Aslın da yazacak çok şey var ama ben kısaltarak yazmak istiyorum. "
"Bu yaşıma kadar, okula giderken yeni bir kitaba sahip olmadım. Büyüklerim deşöyleydi. Ağabeyimi, babam trafik kazasında öldükten sonra ortaokulundan almışlardı. Biz kızlar, okula hep anamdan gizli kayıt yaptırmıştık. Maddi sıkıntılardan dolayı okutİmam sizi derdi. Ama başarılı olduğumuzu görünce; öğretmenlerinde zorlaması ile bizi okuldan almaktan vazgeçti. Üniversiteye kadar geldim.
Başkalarının; eski kitaplarıyla okuyordum. Cebimde; on milyon zor olurdu. Gerekirse yemeklerimden kısarak onunla bir ay geçinmeye çalışırdım. Bu durum beni cimri değil ama tutumlu olmaya sevk etti.
Hayatta en nefret ettiğim şey cimrilikti. Çektiğim sıkıntılar bende hırsı oluşturdu. Bir gün çok param olursa; benim gibi durumumda olanlara yardım etmeyi isterim. Düşüncelerim gerçekleşir mi bilmiyorum?
Üniversiteyi; çok zorluklar içerisinde bitirdim. "
"Arkadaşlarım; bana bu sıkıntılara rağmen nasıl hayata iyimser bakıyorsun, nasıl mutlu olabiliyorsun derlerdi. Bende onlara zaman her şeyin ilacıdır, son gülen iyi güler derdim. Bu tutumumdan dolayı çevremden çok taktir alırdım.
Canı sıkılan, "bana moral ver" diye yanıma gelirdi. En umutsuz anımda bile; mutlu olmayı, hayattan zevk almayı bildim. Önemli olan da sıkıntılar içinde var olmayı, ayakta kalabilmeyi başarmaktır. Çalışmayı çok istiyordum. Amacım şimdiye kadar hep rezillik çeken anamı rahat ettirmekti. "
"İhtiyacım olmasa evimden dışarı çıkmazdım. Çünkü kadınların çalışmasına karşıyım. Bir kadın muhtaçsa, bakmakla yükümlü olduğu birileri varsa, kocası ölmüş veya boşanmışsa, ülkeye faydalı mesleği varsa, çalışsın. Kadının yeri erkeğinin dizinin dibidir. Erkek getirmeli, kadın israf etmeden güzel bir şekilde değerlendirmeli en güzeli budur bence. Benim fikrime katılmayacak çok kadın olabilir.
Yuvayı dişi kuş yapar. Kadın kendi görevini, erkekte kendi görevini bilmeli. Evlilikte kadına da çok iş düşüyor. Erkeği evine kadın bağlar.
Erkeğim beni aldatıyor. Kim bilir ne eksiğin varda erkeğinin gözü dışarıda oluyor. Anlayış lazım. Koca sinirlenirse; kadının cevap vermemesi gerekir. "
"Siniri geçince gelip özür dileyecektir. Yani alttan almak çok önemlidir her kadın başarılı olamaz bu konuda. Dünyada erkeğin en büyük cenneti kadın, cehennemi de kadınıdır. Evlendiğim zaman, dört dörtlük bir ev hanımı olmayı çok istiyorum ve bunu bağıracağım. Erkekte kadınını sadece bulaşık, çamaşır yıkayan çocuklara bakaç olarak görmemeli. Kadınlar ilgi ister. İşinin yeri ayrı olmalı.
Eşinin yeri ayrı olmalı. İkisine de vakit ayırmalıdır. Çalışıyorum diye bütün sinirini evde eşinden çıkaİmamalı. eliyle güzel konuşmalı.
Sıkıntılarını eliyle paylaşmalı, eşi de hem evdeşi, hem de dert yoldaşı olmalı. "
"Yoksulluk çekmiş oİmama rağmen; hiçbir zaman lüks peşinde olmadım. Yeter ki, mutlu bir yuvam olsun. Tek odalı ev de; benim için saray gibidir. Hangi zengin, mal varlığını ahrete götürebilmiş? Muhanete muhtaç olmayacak kadar olsun, yeter. Fazla zenginlikte zarardır. Fazla fakirlikte. İkisi de adamı kötü yola sevk edebilir. Eğer, zenginlik merhameti ve imanı yok edecekse hiç vermesin daha iyidir. Anamın istediği de bizi helal süt emmiş birileşöyle evlendirip mürüvvetimizi görmek. Ancak o zaman rahat bir nefes alır. Yapmak istediğim şöyleri şöyleyince anam bana "yanında eşin olursa, kimsenin bir şey şöylemeye hakkı olmaz, ama tek başına bir kıza namusuyla çalışıyor da olsa şöyleyecek bir şey bulurlar" der. Erkeksiz kadın gövdesiz dala benzer.
Yapmak istediklerini hiçbir zaman tam olarak yapamazsın. Kadın erkek eşittir derler ama Hayır hiçbir zaman eşit olamaz. " günler gelip geçiyordu. Kardelen’i yeni bir hayat bekliyordu. İşyerinde rahatsızlanır. Sancılar içerisinde kıaranmaktadır. Patronun bekaç genç ortağı tarafından özel doktora götürülür. Muayene olur. Film, tahlil derken; safra kesesinde taş ocağını andırır bir şekilde on sekiz adet taş vardır. Bir an önce ameliyat olması gerekmektedir. Bayramdan birkaç gün önce ameliyata yatar. AmeliYaşlı taşları alınır. Hastanede bir kaç gün yatmak mecburiyetinde kalır. Kısa bir zamanda başından geçenlerin karşısında beklemediği ilgi ile karşılaşır. Yapılan ziyaretler, getirilen çiçekler, yapılan yardımlar karşısında minnettardır. Bu arada abisinin çalıştığı özel şirket abisini işten çıkarmış, kara kışın ortasında evde karakıştan daha acı gelmiştir. Eve gelir getiçecek hiçbir şey yok. kaç kış her yılkından daha zor şartlar altında geçmektedir.
Sanki, her şey; üst üste gelmiş ve evde yakacak gereğinden önce bitmiştir. Kader ağını örmekte, bu iki genç yoğun duygular yaşamaya başlamaktadırlar. Ama Kardelen’in önünde haklı olarak endişe edebileceği evlenme yaşını doldurmuş ama bir türlü kısmeti çıİmamış iki ablası vardır. Sevmek, severek evlenmek arzusu içerisindedir. Duygularını ima etse de şöyleyememektedir. Bir gün arzu ettiği halde şöyleyemediği teklif karşı taraftan gelir. Patronu gelip koltuğuna oturmuştu. Kardelen :
"Çay içer misiniz?"sualine karşı "birini de kendine al" demişti.
Eskisi kadar çekinmiyordu. Alışmıştı nasıl olsa. Ama saygıyı da elden bıraİmamaya kararlıydı. Çayları getirdi ve karşı koltuklardan birine oturdu. "Senden memnunum Kardelen. Sana bir teklifim var. Düşünmeni ve sonra karar vermeni istiyorum. Kabul etmekte veya ret etmekte tİmamen hür ve serbestsin. "Kardelen, meraklanmıştı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Ne teklif edebilirdi? Teklifi ne olabilirdi? Ya aklına geldiği gibiyse. Kendine olabilir miydi? Ama kendisi evliydi. Yok yok, bu olamazdı. Bir şöyler sezmiş, veya duymuş olabilir miydi? Saygı duyduğu bu insandan, azar işitmek, ölmekten daha zordu. Bir daha asla yüzüne bakamazdı. Şöylesine konuşuyor olamazdı. Kardelen utangaçlığı içinde kızardı. Sıkıldı. İçinde ala bora olan sorular karşısında tufana tutuldu. Bir süre sesi, sedası gelmedi. Kendine gelememişti. Kısık bir sesle " dinliyorum, efendim" diyebilmişti. "Seni aramızda görmek istiyoruz. Diğer bir tabir ile gelinim olur musun? Seni Ahmet’e istiyorum. "Kardelen, rahatlamıştı. Aradan geçen zaman fazla uzun oİmamıştı. Baştan konulan kurallar, yürüyor gibi gözükse de zaman zaman ihlallere kadar varmıştı. Acaba Ahmet’e karşı olan duygularından haberdar mıydı? Neler biliyordu? Bu teklifi Ahmet’ten habersiz mi yapmıştı? Ahmet’in haberinin oİmaması mümkün değil gibiydi. O zaman Ahmet’in de karşı olumlu duyguları olmalıydı. Ahmet’in bakışlarından ve yumuşak daaranışlarından alaka duyduğunu yüreğinde hissediyordu. Geçen günlere rağmen; Kardelen tereddüt etmektedir. Önünde iki ablasının olması, Kardeleni haklı olarak endişelendirmekte, hatta kara kara düşünmektedir. Kendi kendine çözüm üretmemektedir. Annesi bir şöyler sezmesine rağmen kırıcı bir şöyler şöylememektedir. "Kızım yüreğine hakim ol. Gönlünü kaptırma " derken bir şöyler sezdiğini de açığa vurmaktaydı. Teklifi kabul etmiş; işin devamının zamana bırakılmasını arzu etmişti. Kış bir türlü bitmek bilmedi. Bahar gelmeden günler yaza durdu. Nihayet badem ve erik ağaçları her zamanki gibi yapraklardan önce çiçeklerle donandı. Annesi "şöyle olmayacak, şehir bize göre değil, köye döneceğiz. " derken Kardelenin içini tarifi imkansız ayrılık acısı sarmaktadır. Geçmişi köy hayatı ile dolu da olsa; şehrin rahatlığı ve yüreğinde açan sevda çiçeğinin solmasından korkmaktadır. bağıra erdim derken; karakışa dönmekten ürkmektedir. Bir Cuma gününde ailesine düğürcü gidilir. Çaylar içilir. Hal hatır sohbetlerinden sonra niyet açıklanır. Mihriban kızın, yüzünden dökülenler; yere düşmeden buza kesmektedir. Her gün canı kadar; sevdiği yeğenini gelen misafire hakaret edercesine dövüp, ağlatarak tavır koymaktadır. Hiçbir şeyden habersiz gözüken anne bile; şokta, şaşkındır. Gün; yıl olur, zaman bir türlü geçmek bilmez. Düşünün denilerek müsaade istenir. Misafirlerin gitmelerinden sonra eve gelen Meral kız; eve anlatılanlar karşısında baygınlık geçirmekte, o anda işte olan Kardelen’i ise tarifi imkansız bir fırtına beklemektedir. O gün bir türlü geçmek bilmedi. Umutları, endişelerine çare olamadı. Biliyordu ki; iki abla, iki kara yılan olup;
Dönüp dönüp sokacaklardı. Anne, "emeklerim yüzüne gözüne dursun"
Diçecek; en ağır kahırlarını; üstüne üstüne alacaktı. Umutları, yüreğinde filizlenmekte olduğu sevgi adına direnmeli, her kahıra katlanmalıydı. Muştulu bir ilkbahar akşamının alaca karanlığında; eve giderken ayakları; bedenini taşıyamaz olmuştu. Eve, gitmek istemiyordu.
Ama; başka çaresi de yoktu. Dalgınlıktan etrafı görmüyordu. Evdekileri, solukları burnunda, pencerede önünde yolunu gözler buldu. Bütün gözler;
Sarı yılanın hain bakışlarından daha yakıcıydı. Beklediği an gelmişti.
Ne olacaksa olsun. Fırtına mı yoksa kıyamet mi kopacak; kopacaksa kopsun istiyordu. Her geçen anını buna hazırlamıştı. Acıyan ve içine ağlayarak; bir kıyılara sinen yengesinin önünde, annesi ve ablaları; üç koldan saldırdılar. "bunu bize nasıl yaparsın?" diyorlardı. Sevmek suç muydu? Sevilmek, istenmek suç muydu? Evde kalan ablaların olursa suç olurdu. "Sen nasıl bir insansın?, AYaşlı gecelerde, parmaklarım kanaya kanaya kilimler dokum. Üç beş kuruş harçlık için. Daha ellerimin kanları kurumadı. Hem bunu bizden gizlemeyi nasıl becerdin? Kesinlikle evlenemeyeceksin. Seni asla o oğlana vermeyeceğiz. Hatta ölsen bile.
"Kardelen, bütün saldırılara cevap vermedi. Onlar, içlerindeki hınç ve kini iyice kusmalarını bekledi. Uzun süre susması; onları daha da hırçınlaştırmıştı. Anne, kara kara düşünüyordu. Annesi, "Yarından tezi yok, işi bırakıyorsun. " dedi. Kardelen; göz yaşlarını tutamadı. Bir iki damla göz yaşı yanaklarından yuvarlanarak göğsüne düştü. Göz yaşlarını içine akıtmayı yeğledi. Kanadı kırılmış bir serçe gibiydi. Akşam yemeğini yiyemedi. Gece, gözlerine uyku girmedi. Sabahı zor etti. Her ne olursa olsun işe giçecek ve genç patronu ile vedalaşacaktı. Yanında annesi ve büyük ablasının arasında; birer zabitten farksız koruma ve kollama altında iş yerine geldiler. genç patronu, her zamanki gibi kendilerinden sonra geldi. Hiçbir şey oİmamış gibi tebessümle, hepsine ayrı ayrı " Hoş geldiniz" dedi ve bir gecede Kardelen’in gereğinden fazla yıpratıldığı gözünden kaİmamıştı. Kadın, "oğlum, Kardelen’i almaya geldik. Köye gideceğiz. " genç adam : olgunlukla "Teyze, Kardelen sizin. Ne zaman arzu ederse gidebilir. "Sabahın bu ilk vakitlerinde;
Kardelen, ana ve ablasının ortasında bir mahkumdan farksız; infaz edilmek üzere; vedalaşarak işten ayrıldı. Aradan bir hafta geçti. genç adam, netice için; eliyle birlikte; Kardelen’lere vardığında evde kimse yoktu. İkinci gün, gelin ve Kardelen’i eve; anne ve iki kızı misafirliğe gitmiş olarak buldu. Kardelen, sevindi. Hürmet etti. Sormasına fırsat vermeden anlattı. "Beni, kesinlikle vermek istemiyorlar. Biliyorum ki;
Benim ailem; sizlere layık değil. Ben de; sizlere layık değilim. Beni kabul etmeniz bile; şereflerin en büyüğüdür. Aileme ihanet içinde olmak istemiyorum. Seviyorum. Sevmeye de devam edeceğim. O, daha güzel ve daha şerefli kıza layık bir insan. Ve yarın annemle köyümüze gideceğim. "Bir gün sonra; ailesi evdedir, hiçbir şey oİmamış gibi varılır. Çay faslından sonra müsaade istendiğinde; annesi "bu iş olmayacak, kesinlikle de köye gelmeyin. "Ablası "kızın beyni yıkanmış, o daha cahil" diyordu. Gen adam "On dört on beş yaşında ki kızların gelin gittiği bir memlekette, yaşı yirmi dört ve üniversite bitirmiş kızın cahilliği mi olur? Zorla almak istemiyoruz. Hayırlısını diliyoruz. "Bir gün sonra Kardelen, annesi yanında olduğu halde köyüne gitmektedir. Her şeyi geride bırakırken; içten içe şöylenmektedir. " dostluğu, komşuluğu, kardeşliği Arkadaşlığı, sırdaşlığı, yoldaşlığı Hasılı Sevgiyi ve insanlığı Terk ediyorum şehirle birlikte Duyuyor musun? Feryad’ımı Duyuyor musun? Ah’ ımı, Sızısıyla dolu yıkık kalbimle Terk ediyorum şehirle birlikte"Kardelen; gönlü yıkık, köyde, pencere önündeki divanda oturmakta ve arzuları rüyalara dönüşmektedir. Sıcak bir yaz akşamında;
Avludaki yazlık tahtta yastıklara yaslanarak; oturmakta yıldızları seyretmekteydi. Kendinde değildi sanki. Yaz böcekleri ötüşmektedir.
Yassı tepeden, doğmakta olan; ay dolunaydaydı. Uzaktan bir kaval sesi gelmekteydi. Sese yöneldi. Dinledi. Köyün çıkışında; ulu bir çınar ağacı altında, çoban çeşmesinden gelmekteydi. Etrafta kimseler yoktu.
Üzerinde bembeyaz bir ipek elbise vardı. Hafif hafif esen yel; aşığın dizelerini de beraber getirmekteydi. Dinledi. Dinledi. Evet, bu ses onun sesiydi. Adeta yürümekten daha çok uçarak çeşmeye varmıştı. Koca kayanın üzerinde, bağrı yanık seşöyle içten içe söylüyordu. "Bendeki bir dert ki, Anlatİmam kimseye, Kulak verip de beni Dinler misin Kardelen?
Sardı tüm benliğimi, Mecalim yok gülmeye Sende benle ağlayıp, İnler misin Kardelen? Hatıralarımızıa dolu Gurbet aksamlarında Hasret denen türküyü şöyler misin Kardelen? Senin de gözlerin yaş Ağlamışsın besbelli Mevsimin gelmeyince Açar mısın Kardelen? Dostu oldum gecelerin Çözemedim bilmecelerin Cevabını sen bana Çözer misin Kardelen? Ayrılık tattırsa da acısını, Unutamazsın hatırasını Hepsini bir kalemde Siler misin kardelen? Yurdun dağlar senin Hep yükseklerdesin Eğilip de elimden Tutar misin Kardelen? Sevda içimde bir sancı İyisin amma çoğu zaman acı Çaldım işte kapını Açar misin kardelen? Arkadan bir dürten olmuştu.
Geri döndü. Baktı. Gözlerini açtığında annesi başucundaydı. "yatağına yat daşöyle uyu"Etrafı dinledi. Yaz böcekleri dışında ne bir kaval, ne de onun sesi vardı. Anladı ki, rüya görmüştü. Yıldızlar yağıyordu saçlarına. Ağlamak ve gözyaşlarında boğulmak için; sığınacak bir köşe arıyordu. Düşüncelere dalmak ve yeni düşüncelerle buluşmak için.
Kimselere anlatamadıkları ve kafasından atamadıkları bir yumruk gibi içine oturuyordu. Hatıraların acısı yüreğini dolduruyordu. Hak etmeyen insanlara sevgi, ilgi, zamanı vermenin ızdırabı yakıp kavuruyordu içini.
Bir deniz, bir okyanus misâli kabaran, ve ruhunu cendereye alanların biraz olsun azalması için, yine bir dost, bir can arkadaşı arıyordu akşamın loşluğunda. Rüzgâr önünde savrulan bir yaprak misâli, derin vadilerde, koyaklarda dolaşıyordu. Düşüncenin dar geçitlerinde, sonsuz kıvrımlarında ayak sürüyen zihnini dinlendirmek için yeni yollar arıyor, yeni kitaplara dalıyordu. Yarılan, bölünen, çırpınan ve duygusallıktan çatlayan yüreğini ferahlatmak için bir o yana, bir bu yana koşuyordu.
Sokaklar mekânı ve kaç ettiği mesafeler boyunca sonu gelmez çelişkilerle boğuşuyordu. Dağılan ve dağlayan cümlelerin verdiği ince ağrıyı dindirmek için; soğuk suların altına başını uzatıyor, soğuk yerlerde yatıyordu. Fiziksel bir yankının eseri olmayan bu durumu bilmesine rağmen yine de bütün bunları yapıyordu. gözyaşlarında boğulmak için Kararan bir gökyüzü altında ve kirli bir yeryüzü üzerinde volta atıyordu gece kuşları. Hırsın, kinin, kibrin ve nefretin taraftarları kendilerine özgü mekânlarda yeni planlar kurup; iyiliği, dostluğu ve barışı yıkmanın, insanlığı zora sokmanın hesabını yapıyorlardı.
Mesafeler aşılıyor, güzellikler törpüleniyor ve acılar harmanında yeni yeni yıkıntılar oluşturuluyordu. Boşa geçen zamanda gencecik vücutlara zulümden imzalar atılıyordu. Nazik ve kibarlar bir kenara çekiliyor;
Meydanı "kötülüğün erleri" dolduruyordu. Gün yitiriyordu ziyasını.
Kuşlar yollara düşüyordu. Acılar ve anılar tazeleniyordu. Ruhlar birer pervane olup kendi etrafında dönüyordu. Hüzün kaldığı yerden devam edip, sineleri yakmayı sürdürüyordu. Kaybettiklerine ağlıyordu.
Hürriyetlerini kaybedenler, özgürlükleri için sızım sızım sızlanıyorlardı. Kader mahkumları bir günü daha defterden düşüyordu.
Sokaklar boşalıyor; evler, kahveler, meyhaneler doluyordu. Kafayı tütsüleyenler; feleğe kahredip nara atıyorlardı. Yine de kimse kendini sorgulamıyordu. Çocuklar neşeleşöyle evleri dolduruyordu. Umutları giderek azalanlar, biten bir günde de bir şey kazanİmamış olmanın korkunç ızdırabıyla yanıp tutuşuyorlardı. Fakirliklerine, kimsesizliklerine, arkasızlıklarına kahredip, " dünyanın düzeni bu mu?"
Diye haykırıyorlardı. Ve seslerini yine kendilerinden başkası duymuyor, iniltilerine hiç kimseler kulak asmıyordu. Hayaller sökün ediyordu dört bir yandan. Aşka dair, mutluluğa dair, servete ve devlete ve şehvete dair. Uğruna mücadele edilmesi, çalışılması düşünülen hayaller. Bir defa daha görmek, bir kere daha sevmek adına kurulan hayaller. Izdırapları büyük, mutluluğu bir an olan hayaller kuruluyordu. Pişmanlığının vereceği acı tahmin edilmesine rağmen yine de istenilen ve gerçekleşmesi arzu edilen hayaller. Akılla değil de; hisle, mantıkla değil de;
Sezşöyle at başı koşan hayaller. Hatıralar boğazına doluyordu ellerini.
Her akşam olduğu gibi yeniden hesaplaşıyordu yaşadıklarıyla. Yaşayıp isteyip de, yaşayamadıklarıyla. Geriye dönüşlerle bir film şeridi gibi geçiyordu hayatı gözünün önünden. Hayatından geriye kalanın hatıralar olduğunu bir kere daha anlamanın verdiği azapla yeniden sarsılıyordu.
Hayatın mâzide gizli olduğu gerçeğinin bir kere daha farkına varıyordu.
Ana, baba, eşler, yarım kalan aşklar, yaşandığı zamanlarda dünyanın sonu olarak bildiği sevdalar, kardeşleri, arkadaşları geçiyordu hatıralar resmi geçidinden. Orada en çok yer edenlerle paylaştıklarını bir kere daha yaşama imkanın olmadığına ağlıyordu. Birer gözyaşı olup dökülüyordu göz pınarlarından, nişan aldığı yüreğini doğru, Zalimler, tarihin kaydedeceği yeni zulümlere kapı açıyordu. Mazlumlar yeni çilelere uğruyordu. Birileri, kendilerinin hiçbir zaman yapmayacakları fedakârlıkları, yine başkalarından bekliyorlardı. Vatan adına, millet adına, din adına. Gelişme, ilerleme ve kurtarma adına. Anlayanlar anladıklarıyla kalıyor, anlayamayanlar her vakit olduğu gibi yine ön safta yer tutuyorlardı. Yüreğinin kıvrımlarında dolaşıyordu. Hasretini şarkılar taşıyordu uzaklara. Şarkılar ve yangınlı türküler, duygu dünyasının kılavuzu oluyordu. Yeni melodiler vasıtasıyla, ruhu inceldikçe inceliyor, kelimeler birer ateş topu gibi zihnine hücum ediyordu. Şiirlere, yazılara ve yeni konularda buluşuyor. Akşam ve musiki ele ele vererek, içinde; yeni ateşler yakıyordu. Savrulan, zamandan zamana. Düşen, mekândan mekâna. Saatler bu minval üzre sürüp giderken, sabah oluyor, gün doğuyor ve yeni bir akşamı bekliyordu.
Kiz: Alo Erkek: Alo naber? Kiz: Iyi sen Erkek: Iyi, Hayırdır? Kiz: Ya Gökhan yeni bilgisayar aldim, bana ögretsene su mereti kullanmayi Erkek: Peki bi açta sen önce Kiz: nasıl açiliyo Erkek: Power dügmesine baş Kiz: Ee bastim bisey gözükmüyo Erkek: Monitorü açtin mi?
Kiz: Haa bekle açiim. ( yarim saat sonra ) Kiz: Olm niye kapadin teli?
Erkek: Ee kesildi sandim?! Kiz: Monitorü aç dedin anca açtik evde tornavida kalmamis gittim bi de tornavida aldim, o sirada bi de tirnagim kirildi çok aciyo Erkek: Naptin kizim sen manyak misin? Kiz: Monitorü açtimda nasıl bisey gözükecek onu anlamadım ne anlami vardi? Erkek: Off sen onu kapa sonra beni ara. Kiz: Ya sen de. bi kapa bi aç!. ( 20 dakka sonra ) Kiz: Ay of kapadim Erkek: şimdi açtim Kiz: Neeaa yine mi? Erkek:
Hayır onun da power dügmesine bassan Kiz: Ya 1 saat bosuna mi ugastirdin beni? Erkek: Sen kendin uğraştin ben bisey demedim Kiz: Neyse giriyo windows a. Erkek: Oooo windows bilirmiyiz :o) Kiz: Biliorum biriyler heralde Erkek: Girdi mi? Kiz: Girdi Erkek: Ee ne istiyosun ne ögretiim? Kiz: Yaaa ben nete girmek istiyorum nasi giricem? Erkek: Senin modemin var mı? Kiz: Yok ben de o dediğinden Erkek: Sende diil bilgisayarda olcak zaten! Kiz: Bilmem var mı? Erkek: Off off bak şimdi orda bilgisayarim yazan bi ikon var Kiz: Ne var, ne var? Erkek: Ikon ikon, sen annamazsin ki şimdi. logo gibi bisey Kiz: Heh var noldu?
Erkek: Ona sag tusla tikla Kiz: Sag tusuna basiyorum bisey olmuyo Erkek:
Nasıl olmaz baş bi hemen açilacak? Kiz: Ee sag tusuna basiyorum klavyede bisey olmuyo Erkek: Hayır faşöyle tiklican Kiz: Ayyy ben fare mare ellemem! Erkek: Offf bilgisayarin faresi mouse be mouse varya hani böle iki tuslu! Kiz: Heeee ( d|l|l| d|l|l| ) ay bekle cebim çaliyo Erkek: Cebine alarmi taktin ehehehhe Kiz: Igrençsin! ( Arka Plan : Alo, aaaaaa Pino naber canım, bende iyiim nolsun, hiç iste bilgisayar aldik gökhan onu anlatiyodu, ay sapikmisin telefonda anlatiyo ne özel dersi, hadi çocuk bekliyo şimdi bekletmiim sonra konusuruz öptüm byebye ) Kiz:
Heh geldim Erkek: Hosgeldin bittimi konuşman Kiz: Evet kısa kestim, e nerde kaldik? Erkek: şimdi sen soganlari rendeliyodun ben de sosu firina veriodum Kiz: Ne diosun sen ya?! Erkek: Nerde kalcaz sana fareyi anlatiyodum Kiz: Heh anlat gerisini ben tikladim Erkek: Orda gir özelliklere bak bi tane telefon resmi varmi yokmu Kiz: Var da biraz eski bir telefon Erkek: Tövbe tövbe! resim o kizim eski yeni ne farkeder, şimdi çevirmeli aga gir Kiz: Neye neye? Erkek: Off bilgisayarima bu sefer sol tusla iki kez tikla, aman dikkaç faşöyle tikla Kiz: Ben salak miyim? Erkek: Yok ben sadece söliim dedim Kiz: Eee noldu tikladim?
Erkek: şimdi kapa Kiz: Niye açtirdin o zaman? Erkek: Bastan al Kiz:
Manyak misin sen ya? Erkek: Açtin mi? Kiz: Açtim Erkek: tamam sen bekle ben biriyler yiip geliyorum. ( 15 dakka sonra ) Erkek: Ben geldim kizim orda misin hala? (hmmm evet bence de, ya mango güzel de pahalı biraz hmm ya ay dur gökhan geldi galiba hadi öptüm baay ) geldim geldim.
Erkek: Heh geldin sinir şey napiim şimdi hadi çabuk ol çikicam kizlarla Kiz: Nereye? Erkek: Sana ne ya hadi! Kiz: Iyi peki Erkek: Orda çevirmeli ag diye bisey var ona çift tikla Kiz: Tikladim Erkek: Orda yeni baglanti yap var hepsine ileri ileri diyerek geç Kiz: Ileri, ileri e geçmiyo bu Erkek: Ya offf, Tiklican be tiklican! Kiz: Hee tamam Erkek:
Ee noldu şimdi? o yeni çikaç şeyi aç Kiz: Açtim Erkek: Telefon numarasi yazilan yere 146 yaz Kiz: Yaİmam Erkek: Niye?! Kiz: Роrnо sitesi di mi Orası çok adisin! Erkek: Ya kizim internete girmedin ki?! Kiz: Girdim ya Erkek: Girmedin daha! Kiz: Sallama be! Erkek: Offf! oraya 146 yaz baglana tikla öle giricen Kiz: Hee peki bak kötü bisey varsa. Erkek: Yok be yok! Kiz: Ee baglan dedim baplanmiyo Erkek: Telefon hatti açık ondan Kiz: Hattimi kim açmis? Erkek: Ben Kiz: Niye açtin? Erkek: Yahu telefonla konuşuyoruz ya Kiz: Internete telefonla mi giriliyo Erkek:
Evetşöyle biraz Kiz: Hmm ozaman kapa da giriim Erkek: Hadi kapatiyorum gir, göremezsen ara Kiz: Ben arİmam sen ara Erkek: Yahu ben niye ariim?
Kiz: Iyi be tamam! of! görüşürüz bay Erkek: Bye
Bir şirkete kozalanmak (Koza: Tırtılın kelebek oluncaya kadar misafir kaldığı korunaklı yuva. ) Yeni mezun elemanın;
Askerliğini beklerken, daha iyi bir iş ararken veya yurt dışında bir master kazanana kadar düşük profilli ve sıkıcı bir başlangıç pozisyonunda çalışmayı kabul etmesi. Kelebek olur olmaz da arkasına bile bakmadan o şirketten uçması. Leblebi Profesörü Astları ona bir şey açıklamaya çalışırken, daha leb demeden bütün konuyu anladığını düşünüp, İkinci kelimede söz kesen, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini sanan dinleme özürlü yönetici. Bariyer Plânlaması Çekirdekten yetişmiş alaylı yöneticinin, ileride kendisine rakip olabiçecek zehir gibi ve eğitimli genç elemanını, "Rotasyon iyidir; satışı da öğrenirsin. Kariyerin için faydalı olur. "ayaklarıyla kandırıp başka bir bölüme postalaması.
Koltuğunu elinden almak amacıyla gelecekte yapılabiçecek olası hamlelere karşı engel yaratması. Hız Tümseği En basit görevlerde bile bin bir zorluk çıkartarak işlerinizin akışını yavaşlatan kıl meslektaş. Iş İngilizcesi Türkçe cümlelerin içine İngilizce kelimeler serpiştirilerek konuşulan ucube şirket lisanı. Örnek, " Ebru, benim reportu final hâle getirdim; yarın birlikte review edelim mi?" gerçek İngilizce ile ilgisi olmadığı için, bu lisan yabancılarla iletişimde pek işe yaramaz. Az önce Amerikan aksanıyla Türkçe konuşan kişinin, şöyle bir durumda aniden nutku tutulur. Kekelemelere gelir. Pijama Yakalı Mavi veya beyaz yakalıyken, işini kaybedip evde oturmak zorunda kalan kimse.
Menopozisyon Sittinsene olarak ifade edilebilecek uzun bir süredir şirkette çalıştığı için işten çıkarılamayan sadık çalışanın, emekliliğini beklerken oyalandığı, yetkileri ve fonksiyonları azaltılmış pozisyon. Kalite Çemberi Kaliteyi iyileştirmek veya işin asıl sahiplerinin bile bulaşmak istemediği kemiklikteki sorunları çözmek hedeşöyle bir araya getirilen insanların, bir dolu mesai saati ve tonla kırtasiye malzemesi harcadıktan sonra, bir tam daireyi tamamlayarak başladıkları noktaya geri dönmeleri. Kartvizit Bebeği Çok hatırlı kişilerden torpil getirdiği için işe alınmak zorunda kalınan, müdürlerin kendi bölümlerinde istemediği, elemanların evlilik dışı bebek muamelesi yaptığı vasıfsız kimse. Masa Saati Bütün gün ceketini çıkarmadan masasında oturan, mesai saati bittikten sonra ofiste bir saniye bile durmayan, suya - sabuna ve zor işlere dokunmayan kişi. Saatinizi, hareketlerine göre ayarlayabileceğiniz dakik insan. Ego Müzesi Üst düzey yöneticinin odasında; diplomalarını, dandik golf kupalarını ve önemli kişilerle çekilmiş resimlerini sergilediği bölüm. Ritm Saz Tamiratı Bilgisayar, printer, fotokopi makinesi gibi elektronik ofis ıvır zıvırından hiç çakmayan tiplerin, arıza anında bir bileni çağırmak yerine alete vurarak tamir etmeye çalışmaları. Geyik Fırtınası Ofis insanlarının bir odaya tıkılıp, saatler boyunca akıllarına gelen her şeyi konuştukları, hazırlık yapılmadan gelindiği için de hiçbir sonuç veya karar alınamadan biten, litrelerce çay ve kahvenin tüketildiği plânsız, programsız toplantılar. Iş hayatının yüzde altmışını oluştaran akla ziyan seanslar. Estrojenerasyon (Estrojen: Kadınlık hormonu) Eğitimli, vasıflı ve ekonomik özgürlüğe sahip kadınlardan oluşan profesyonel nesil. Sağlıklı bir gelişme; kahvehaneleri andıran klâsik iş ortamlarımızın panzehiri.
Adamın biri işyerindeki kantinde arkadaşıyla yemek yerken:
- "Kolumun ağrısından ölüyorum. Doktora gitsem iyi olacak." diye arkadaşına dert yanmış. Arkadaşı da:
- "Yahu ne lüzum var? İlerde köşedeki marketin çıkışında yeni bir bilgisayarlı cihaz koydular. Üç liraya bir jeton alıyorsun kasadan, atıyorsun, yanında getirdiğin idrar örneğini açılan kapaktan içeri atıyorsun, on saniye sonra neticeyi ve tedavi için yapman gerekenleri öğreniyorsun. Gördüğün gibi ucuz ve çabuk" demiş. Adam hemen bir kaba idrarını doldurup arkadaşının dediğini yapmış ve Bilgisayar hemen yazılı olarak cevap vermiş:
- "Kolunuzda bir cins eklem ağrısı olan Tenis elbo oluşmuş. Sıcak suya koyun, ağır işlerden kaçının, iki hafta sonra düzelecektir" demiş. Memnun biçimde eve dönen adam, bir yandan Bilgisayarın dediğini uygularken, bir yandan da muzurca fikirlere kapılıp bu akıllı cihazın nasıl aldatılabileceğini düşünmeye başlamış. Ertesi gün olunca bir miktar çeşme suyuna köpeğinden alınmış bir kılı koymuş, üstüne de bir şekilde elde ettiği karısının ve kızının idrar örneklerini eklemiş, tüm bu karışımın üzerine bir de mastürbasyon yapıp doğru cihazın yanına varmış. Jetonu atıp kabı makinaya vermiş, on saniye sonra cihazdan yazılı yanıt gelmiş:
- "1. Çeşme suyunuz çok kireçli. Bir filtre cihazı almayı düşünün.
2. Köpeğinizde kene var. Eczaneden özel bir şampuan alıp köpeğinizi yıkayın.
3. Kızınız kokain bağımlısı. Bir psikiyatri kliniğine yatırın.
4. Karınız hamile. Kız ikizler sizden değil. İyi bir avukat bulun.
5. Kendinizi bu yolla tatmin etmeyi bırakmazsanız kolunuz iyileşmez."
Bir şirkette genel müdür olarak çalışan bir adam, eksiksiz bir sağlık kontrolünden geçmek üzere doktora gider. Doktor, hastaneye yeni bir bilgisayar sistemi aldıklarını ve bu sistem sayesinde küçük bir idrar tahlili ile "full check up" yapabildiğini söyler. "Harika" der bizim genel müdür de, "başlayalım öyleyse". Doktor, adama bir cam kavanoz vererek idrar için tuvalete gönderir. Bizim adam bir süre sonra, kavanozu dolu olarak geri getirir. Doktor, kavanozdaki numuneyi bilgisayara bağlı küçük bir konteynere döker. Bilgisayar ilginç sesler çıkartarak çalışır ve bir süre sonra yazıcısından uzunca bir döküm alınır. Doktor yazıcıdan gelen çıkışları uzun süre incelemeye koyulur.
Adam dayanamayıp sorar:
"N'oldu doktor, bir terslik mi var?", "Bilgisayarın verdiği sonuçlara göre.." der doktor; "bir terslik yok, ama tenisten mütevellit sağ bileğinizde bir kavis oluşmuş".
"Yapmayın doktor" der bizim adam, "ben meşgul bir adamım; ne tenis ne de golfoynarım. Bütün bunları yapacak vaktim yok; nasıl olur da sağ bileğimde tenis oynamaktan bir kavis oluşur?". Bunun üzerine doktor, bilgisayarın şimdiye kadar hiç yanılmadığını, asla hata yapmayacağını söyler ve "ancak" der; "içinizin rahat etmesini istiyorsaniz, bu steril kavanozu yanınıza alıp eve götürün. Sabah kalkar kalkmaz da lütfen test için gerekli idrarı yapın. Sonra, doğruca buraya gelin, sizden ekstra bir ücret almadan testi yineleyelim". Bizim adam, "tamam" der ve arabasına atlayıp evin yolunu tutar. Bilgisayarın koyduğu teşhis canını sıktığı icin, bilgisayarlara hiddetlenir. Bütün dünyayı bu aptal makinelerin ele geçireceğini düşünür ve hiddeti daha da artar. Eve vardığında, bilgisayarın "aklını başına getirmeye" karar vermiştir.
Arabadan iner inmez, kavanoza biraz idrar yapar ve sonra da;
Arabasının kaputunu açıp karterden bir kaç damla motor yağı alıp kavanozun içine damlatır. Eve girince de olup biteni karısıyla kızına anlatır. Onlardan da kavanoza bir miktar idrar yapmalarını ister. Onlar da bizimkinin isteğini yerine getirirler. Ertesi sabah, bizim genel müdür uyanır uyanmaz eline bir рlаyвоy alip bilgisayar için tasarladığı son hinliği yapmak üzere, kavanozuyla birlikte tuvalete girer. 15 dakika sonra tuvaletten çıktığnda yüzünde mutlu bir gülümseme vardır.
Doğruca hastanenin yolunu tutar. Doktor, kendisini selamlayıp nasıl olduğunu sorar. Yüzünde hin bir gülümseme ile, "iyiyim doktor, iyiyim"
Der bizim adam. Doktor, bir yandan kavanozdaki numuneyi bilgisayarın konteynerine dökerken; bir yandan da, "formunuzda gözüküyorsunuz bu sabah" der. Az sonra bilgisayar yeniden tuhaf sesler çıkarmaya başlar. Birkaç dakika sonra da uzunca bir kağıt çıktısı gelir yazıcıdan.
Doktor, bilgisayardan gelen belgeyi titizlikle incelerken, bizim adam "bakalım senin bilgisayar bugün ne diyor doktor?" der, sinsi sinsi gülümseyerek. "Hımm..." der doktor "Bilgisayarımıza göre, arabanızın yağ değişim zamanı gelmiş, kızınız hamile, karınız da bel soğukluğuna tutulmuş. Ayrıca, tuvaletlere girerken yanınıza böyle ha bire Рlаyвоy almaya devam ederseniz, bileğinizdeki kavis daha da kötüye gidecek".
Bir makine, bir elektrik, bir de bilgisayar mühendisi arabayla yola koyulmuşlar. Bir süre sonra araba arıza yapmış, kenara çekmişler. Makine mühendisi:
- Dur ben bir bakayım, deyip kaputu açmış. Motor blokuna, şafta, diğer akşamlara bakıp bir şeyler yapmış, arabaya binmiş. Marşa basmış, araba çalışmamış.
Elektrik mühendisi:
- Dur bir de ben bakayım, deyip kaputu açmış. Aküye bakmış, kabloları kontrol edip arabaya binmiş. Marşa basmış, araba çalışmamış.
İkisinin de kafası bilgisayar mühendisine doğru dönmüş.
Bilgisayar mühendisi:
- Eee! İnip tekrar mı binsek?