Skip to main content
Öğretmen, öğrencilerinden Hasan'ın her gün derse gelirken bir yerlerinin kanadığını, kızardığını fark eder. Öğrencinin yaramaz olduğunu düşünerek üzerinde durmaz. Fakat biraz daha yakından tanıyınca, Hasan'ın hiç de yaramaz biri olmadığını fark eder. Yaralarının sebebini sorunca Hasan şöyle anlatır:
- "Hocam, bizim evimiz tek odalı. Bu yüzden annem, babam ve kardeşlerimle aynı odada yatmak zorundayız. Gece geç vakitlerde babam uyanıyor:
- "Hasan uyudun mu?" diye soruyor. Ben de:
- "Uyumadım baba deyince, kalkıp beni bir güzel dövüyor. Bu yüzden her tarafım yara bere içinde."
Bunu duyan öğretmen işin özünü anlar. Çocuğa öğüt vermeye başlar:
- "Bak oğlum, gece yatınca baban "Uyudun mu?" diye sorunca, uyumamış olsan bile hiç ses çıkarma. O zaman seni dövmezler." Hasan:
- "Tamam, öyle yapacağım" der ve evine gider. Ertesi gün olunca okula gelmez, iki gün sonra alçılı koluyla sınıfa gelir. Öğretmen bunu görünce çok şaşırır. Hasan'a ne olup bittiğini sorar. Hasan anlatır:
- "Hocam, sizin dediğiniz gibi gece yattık. Zaman geçmişti ki babam "Hasan uyudun mu?" diye sordu. Ben hiç ses çıkartmadım. Bir daha sordu, yine ses çıkartmadım. Anama bir şeyler söyledikten sonra garip garip sesler çıkarmaya başladılar. Biraz sonra annem "Ben geliyorum" dedi. Ardından babam "ben de geliyorum" dedi. Bunu duyunca ben kafamı kaldırdım ve "nereye gidiyorsanız, ben de geliyorum" dedim. Bunu der demez, ikisi bir oldu benim üzerime çullandılar ve beni bir güzel dövdüler. Kolum kırıldı, kafama da iki dikiş atıldı. Bu yüzden okula gelemedim" der.
Dünyada insanlar, çok çeşitli nedenlerle firmalara ve kurumlara dava açıyor. Aynı davalar Türkiye'de açılsa neler olurdu, işte araştırma sonuçları:
* Eline kahve dökülen kadın, üzerinde 'Sıcaktır' yazmadığını iddia ederek, dava ettiği Mc. Donald's dan 2.5 milyon dolar tazminat kazandı.
BİZDE OLSAYDI: Kadının eline diş macunu sürülür. Kadın yaygaraya devam edince de garsonlar kadını bir temiz döver, sonra da derin dondurucuya kapatırlardı.
* San Diego'da bir adam, erkekler tuvaletinde kadın gördüğünü söyleyerek, duygusal travma geçirdiği iddiasıyla dava açtı.
BİZDE OLSAYDI: Öncelikle travmayı erkek değil, erkekler tuvaletine gören kadın geçirirdi. Hem de duygusal olmayanından. Hatta başına daha neler gelirdi Allah bilir.
* Bir soyguncu, kendisine bedava deodorant vermediği için hapishane yönetiminden şikayetçi oldu. BİZDE OLSAYDI: Adam Önce "Burası Migros mu lan" cümleleri eşliğinde güzelce bir ıslatılır, adamın ter kokusu hafifletilir, ceza evinde parasız hiçbir şeye sahip olamayacağı bir güzel anlatılırdı. Ertesi gün de mahkuma sadece deodorant değil, cep telefonundan tabancaya kadar satın alabileceği her türlü ürünün listesi verilirdi.
* Gene Amerika'da bir kanser hastası, öngörülen süre içerisinde ölmediğini söyleyerek sağlık müdürlüğünü dava etti. Doktorların koyduğu teşhise göre çoktan ölmesi gerektiğini söyleyen davacı tazminat istedi.
BİZDE OLSAYDI: Hasta tazminat talebinin ardından yetkililerce apar topar Devlet Hastanelerinden birine yatırılır, kanserden olmasa da kaptığı başka bir enfeksiyondan ölmesi kesin olarak sağlanırdı.
* Bira düşkünü bir Alman, Anheuser - Busch biraları üreten şirkete 10 bin dolarlık dava açtı. Biracıya göre reklamda birayla kadınların tavlanacağı söyleniyordu. Ancak kendisi başarılı olamamıştı. BİZDE OLSAYDI: Açtığı davanın ardından, derhal ana haber bültenlerine çıkar. Magazin programlarına konuk olur ve kendi çapında ciddi bir şöhrete ulaşırdı adam. Ve bu sayede kadın bulduğundan bira şirketi de tazminat ödemekten kurtulurdu.
* Florida'da bir balıkçının ailesi, hava tahmini tutmadığı için fırtınada ölen babalarının ardından, hava tahmini yapan kanalı mahkemeye verdiler.
BİZDE OLSAYDI: Dava asla açılamaz ve sonuçlanamazdı. Çünkü Türkiye'de hava tahminleri her türlü ihtimal göz önüne alınarak yapılır. "Yarın hava kar yağışlı olacak ve zaman zaman da güneşli geçecek." Veya "denizlerimizde hava 2 ile 6 kuvvetinde olacak." (Bu hava tahmini gerçekten yapılır bizde ve inanın yaşayan bilir, ama 2 ile 6 hava arasında dağlar kadar fark vardır.) * Bir kadın sürücü, çarptığı ve öldürdüğü adamın eşinden, kaza anında kendisine şok yaşattığı için tazminat talebinde bulundu.
BİZDE OLSAYDI: Sık sık olan bir vakadır bizde bu. "Önüne baksaydı kardeşim" ile başlayan ve "onlar da dikkat etseydiler birader" denilerek salınan çok trafik canavarı vardır bu ülkede.
Tazminat istemediklerine dua edelim.
Nasa, 1966 yılı civarında, aya gidecek Apollo astronotlarını eğitmek için, Kızılderili Rezervasyonu sınırlarında bulunan ve ortamı ay yüzeyine çok benzeyen Tuba City'e götürmüş. Astronotlar çalışmaya başlamış. Acayip görünümlü kamyonların arasında, sadece 2 uzay giysili astronot görünüyormuş uzaktan. Yakınlarda da yaşlı bir Navajo çobanı ile oğlu koyun otlatıyormuş. İki astronot dikkatlerini çekmiş, izlemeye başlamışlar. Bu arada da bazı Nasa personeli onları fark etmiş ve yanlarına gelmiş. Çoban İngilizce bilmediği için, oğlu aracılığıyla, o iki acayip adamın ne olduğunu sormuş. Nasa personeli de:
- "O adamlar aya gidecek astronotlar, eğitim yapıyorlar." deyince çoban çok heyecanlanmış ve:
- "Astronotlarla aya bir mesaj yollaması mümkün mü?" diye sordurmuş oğluna. Nasa personeli bunun çok orijinal bir şey olacağını düşünüp bir koşu teyp getirmişler ve adamın mesajını Navajoca teybe kaydetmişler. Mesaj kayıdı bitince Nasa personeli çocuktan babasının mesajını tercüme etmesini istemiş ama çocuk reddetmiş. Daha sonra Kızılderili rezervasyonunda birçok kişiye yanaşmışlar, her biri, önce "Cık cık cık" demiş, sonra da mesajı tercüme etmeyi reddetmiş. Ama en sonunda eline para sıkıştırılınca, bir genç, yaşlı adamın mesajını tercüme etmiş:
- "Bu heriflere dikkat edin, topraklarınızı çalmaya geldiler."
Mafya babası, haraçlarını daha güvenli toplaması için, özellikle sağır ve dilsiz yeni bir tetikçi bulur. Ne de olsa yakalandığında ağzı var, dili yok. Tabiri caizse polise ötme olanağı da yok. Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark edince, tetikçiyi çekiverir kenara. Derhal işaret dilini bilen, aile tercümanını da çağırırlar, başlarlar sorgulamaya. Tercüman işaretle sorar:
- "Para nerede?"
Tetikçi el kol hareketiyle ve de heyecanlı şekilde cevaplandırmaya çalışır:
- "Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neden bahsettiğini bile anlamıyorum."
Tercüman:
- "Ne parası diyor. Hiçbir şeyden haberi yokmuş."
Mafya babası, bunun üzerine 38'liği koltuğunun altından çekip tetikçinin beynine dayar:
- "Şimdi sor bakim, para neredeymiş?"
Tercüman işaretle sorar:
- "Para nerede?"
Sağır-dilsiz kan ter içinde işaretle cevap verir:
- "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3'üncü ağacın kovuğunda üç yüz bin dolar saklı."
Baba sabırsız biçimde tercümana döner:
- "Ne söyledi, ne söyledi?"
Tercüman soğukkanlı biçimde aktarmaya koyulur:
- "Dedi ki, hâlâ neden bahsettiğinizi anlamıyormuş, paradan filan da haberi yokmuş. Ayrıca o tetiği çekmek de biraz sıkarmış."
Bir zamanlar İngiliz hükümeti, çocuğu olmayan ailelerin bu sorununu çözmek için, "Cici Baba" servisi kurmuş.
Cici Baba, evliliklerinin ilk beş yılında, çocuk sahibi olamayanlara yardım eden, bir devlet memuru.
Smith ailesi de böyle bir servis için başvuruda bulunur.
Bayan Smith, heyecanla "Cici Baba"yı beklerken kapı çalınır. Ancak gelen kişi, cici baba adayı değil, kapı kapı dolaşan bir bebek fotoğrafçısıdır. Konuşma şöyle gelişir:
Bayan Smith :
"Günaydın"
Fotoğrafçı :
"Günaydın efendim ben şey için gelmiştim."
Bayan Smith :
"Açıklamanıza gerek yok kocam her şeyi anlattı. Buyrun içeri girin."
Fotoğrafçı :
"Öyle mi? Bebek işinde üstüme yoktur, özellikle ikizlerde."
Bayan Smith :
"Kocamda öyle söyledi buyrun oturun."
Fotoğrafçı :
"O zaman kocanız belki de size........."
Bayan Smith :
"Aa evet, ikimiz de en iyi sonucun böyle alınacağını düşünüyoruz."
Fotoğrafçı :
"Öyleyse hemen başlayalım."
Bayan Smith : (Kızararak) "şey nerede başlamalı?"
Fotoğrafçı :
"Her şeyi bana bırakın. Ben genellikle iki kez banyo küvetinde, bir kez kanapede ve belki bir kaç kez yatakta denerim. Bazen oturma odasının Halısında iyi oluyor."
Bayan Smith :
"Banyo! Oturma odasının Halısı! Neden bizim beceremediğimiz anlaşılıyor."
Fotoğrafçı :
"Şey hanımefendi, hiç kimse, ilk seferinde iyi bir sonuç garanti edemez ama altı yedi kere denersek bir tanesi mutlaka şahane olacaktır."
Bayan Smith:
"Afedersiniz ama biraz fazla olmuyor musunuz?"
Fotoğrafçı :
"Kesinlikle değil benim işimde insanlar aceleci olmamalıdır."
Bayan Smith :
"Başarılı oluyor musunuz bari?"
Fotoğrafçı : (Çantasını açarak bebek fotoğrafları gösterir). "Şu bebeklere bakın bunlar benim işlerim. Bakın bu dört saat sürdü."
Bayan Smith :
"Evet çok güzel bir bebek"
Fotoğrafçı :
"Fakat gerçekten güç bir iş. Görmek istiyorsanız şuna bakın, ister inanın ister inanmayın bu Londra'nın ortasında, otobüsün üzerinde oldu."
Bayan Smith :
"Tanrim!"
Fotoğrafçı :
"Bunlar da şehrin en şirin ikizleri. Anneleri ile çalışmanın ne zor olduğunu bilseniz, ikizlerin şirinliğine daha çok şaşırırsınız."
Bayan Smith :
"Öyle mi?"
Fotoğrafçı :
"Sormayın. Şunun da işini doğru yapabilmek için onu Hyde Park'a götürdüm. Herkes çevremizi sardı. Peş peşe dört beş tam boy ve iş bitti."
Bayan Smith :
"Dört beş tam boy!"
Fotoğrafçı :
"Evet üstelik üç saatten fazla sürdü. Sonunda bir kaç kişi kalabalığı tuttu. Karanlık olmadan önce yeniden denemeliydik, ancak serçeler aletimin üzerine konup, gagalamaya başladılar. Bu yüzden işi bırakmak zorunda kaldık."
Bayan Smith :
"Yani gerçekten serçeler şeyinizi aaa - aletinizi ısırdılar mı?"
Fotoğrafçı :
"Evet böyle şeyler oluyor tabi. Ben tekniğimi geliştirmek için, tam üç yıl harcadım. Mesela şu bebek. Bu neticeye ancak, büyük bir mağazanın ön vitrininde ulaşabilirsiniz."
Bayan Smith :
"Bu kadar da olmaz!"
Fotoğrafçı :
"Hanfendi hazırsak ayağı alıp geleyim."
Bayan Smith :
"Ayak mı?"
Fotoğrafçı :
"Aa evet, alet ağır olduğu için sürekli elde taşımak zor oluyor, bunun için ayak kullanıyorum. Hanımefendi. hanımefendi. Hay Allah neden bayıldı şimdi bu."
Kadınların erkekleri avuçlarında oynatmak için programlanmış bir toplumsal bilinç altları var. Bu kurallar her kadına, kadınlık hormonlarıyla birlikte geçiyor ve genetik olarak devam ediyor.
Kadın genlerindeki kodların şifrelerini çözdüğünüzde karşınıza çıkan liste şöyle:
1. Asla gerçekten düşündüğün şeyi söyleme.
Asla!
2. Her zaman anlaşılmaz ol.
3. Aylar evvel tartışılmış bir konuyu gündeme getir, hır çıkar. Yıllar evvelki bir olayı gündeme getirerek devam et.
4. Erkeğin her şey için özür dilemesini sağla.
5. Ağla ve "Hep senin yüzünden" de.
6. adamın çantasına, elbisesinin cebine, arabasının torpido gözüne üzerinde "Seni seviyorum" yazan notlar bırak.
7. Erkeğin gözlerinin içine bak, sonra bir kahkaha at, adam ne olduğunu anlayamasın, bir kahkaha daha at.
8. Ağla.
9. Adam "güzel gözlerin var"
Dediğinde "O kadar mı?" diye sor.
10. Her yere ve her şeye geç kal. Adam gecikecek olursa bas bas bağır.
11. Regl döneminin cinayeti affettirici unsur olabileceğini anlat.
12. "Bilmem anlatabiliyor muyum?" de adamın gözlerine bak, sonra adamın söyleyeceği her şeye "anlamamışsın" cevabını ver.
13. Babanın silah koleksiyonundan, abinin kara kuşak karateci olduğundan bahset.
14. Ailedeki herkes bana "Prenses" der diye anlat.
15. Eski erkek arkadaşının göbeğinin olmadığını her fırsatta söyle.
16.
Tuvalete gruplar halinde giт. Asla yalnız başına bir şey yapma.
17.
Bağımsızlık bir zaafiyet işaretidir, anne baba evinde oturmaya devam et.
18. Ağla.
19. "Bil bakalım canım ne istiyor?" diye sor, bilemediğinde azarla.
20. Her şeyi dakikası dakikasına planla, sonra asla o plana uyma.
21. Kız arkadaşlarını eve çağır, balkonda avaz avaz "Kapı açık, arkanı dön ve çık" diye şarkı söyle.
22. Adamın konuşmasını "E leri açık söyleme" diye kes.
23. "Kilo mu aldım"? diye sor, cevabı beklemeden "Tereyağlı ekmeği" yemeye başla.
24. Ağla.
25. Fıkraların sonunu unut.
26. Sadece arkadaş grubundaki erkeklere merhaba de ve "onları" birbirlerine düşür.
27. Adamın giyimine sürekli karış, üç dakikada bir "dik yürü" diye uyar.
28. "Neyin var senin?" sorusuna "Madem anlamıyorsun ben de söylemiyorum." cevabını ver.
29. Adamla ilgileniyor gibi görün, o sana ilgi duyduğu anda azarla.
30. Beş saniyelik bir sessizlik olduğu anda "Ne düşünüyorsun?" diye sor.
31. Saçlarının uçlarını düzelttirdiğinde, adam fark etmezse bütün gece somurt.
32. İnsanların sürekli kafasını karıştır.
33. "Meclis'te kadın kotası" fikrini aç, bütün gece bu konuyu anlat, başka konuya geçmek isteyenleri "Maço" ilan et.
34. Ağla.
35. Kızarmış patatesleri erkeğin tabağına koy, bunun bir sevgi gösterisi olduğunu söyle, sonra "Sen biraz kilo aldın" de.
36.
Tuzluğa bak ve adama "Bu tuzluk sana neyi hatırlatıyor?" diye sor. Adam bilemediğinde "daha doğru dürüst tanışmıyorduk bile. Ben senden tuz istemiştim, tuzluğu verdiğinde küçük parmağın küçük parmağıma değmişti"
Diye anlat ve "Aramızdaki elektrik bitti" de, tuvalete giт. Döndüğünde masada şampanya yoksa olay çıkar.
37. Ağla.
38. Kulağında kaç delik olduğunu sor, bilemezse eski sevgilinin bunların hepsini bildiğini anlat.
Mart ayı gelmiştir, kediler her akşam süslenip, püslenip, mis gibi kokularını sürünüp dışarı çıkmaktadırlar. Aralarında bir de küçük erkek kedicik vardır. Bir gün “ben de gelmek istiyom†der. Kediler sinirlenir. “Hadi len, senin daha yaşın küçük, giт misket oyna. € Bir gün, iki gün, üç gün... Bizimkini iyice merak sarar. Son bir kez daha dener şansını bir akşam: “Ya ne olur beni de götürün nereye gidiyorsanız?†aralarından babacan bir kedi çıkar: “Gel lan, sen de gel de öğren, ilerde lazım olacak. Sevişmeye gidiyoruz. Mart ayı bizim ayımız. € Hepsi toplanır. Aylardan mart dedik ya, hava soğuk, damda beklerler. “Bak,†der babacan kedi:
- Aşağıdan dişi kedi geçtiğini gördün mü saldır! Aradan saatler geçer, ne gelen, ne giden var. Bizim gariban kedicik iyice üşümüştür. Babacan kediye yanaşır, kolunu hafifçe vurarak: “Abi ya,†der:
- Ben bi beş dakka daha sevişiyim, gitcem.
Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı. En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu. Sansar, - Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım. diyordu. Tilki de, - Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın. diyordu. Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz. Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip, - Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını övmeye başladı. Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek, - Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi. Sansar, - Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay etmek haddime mi kalmış. Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller döktü. Bununla da yetinmeyip öbür hayvanları da, öküzün en zeki hayvan olduğuna inandırmaya çalıştı. Sansardan sonra çayırda otlayan öküzün yanına tilki gitti. Kendisine bön bön bakan öküze, - Ah öküz kardeş, dedi, gözlerinden zeka kıvılcımları çıkıyor. Öküz, - Ben her ne kadar öküzsem de sandığın kadar da öküz değilim, kendimi bilirim, dedi. Tilki, - İnan olsun öküz kardeş, dedi, senin o zeka kıvılcımları çakan pırıl pırıl gözlerine bakarken, ipnotize olup kendimden geçiyorum. En zeki hayvan yarışmasının rakipsiz tek adayı sensin. Tilki, öküzün zekasını tanıtmak için, can düşmanı sansardan daha büyük bir reklam kampanyasına girişti. Hayvanlar, öküzün zeki olmadığını, yarışmayı kesinlikle kazanamayacağını elbet biliyorlardı. Ama sansarla tilkinin, kendilerinden baskın çıkıp en zeki hayvan seçilmemesi için, öküzün zeki olduğu yalanına inanmadıkları halde inanmış göründüler. Birbirlerine öküzün ne büyük zekası olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar. - Aman zürafa kardeş, bizim öküz yok mu, ben onun kadar zeki hayvan görmedim. - Hiç bilmez olur muyum, devekuşu kardeş, öküz benden bile zekidir. Sen ne dersin leylek kardeş? - En zeki hayvan yarışmasında ben oyumu, gözümü kırpmadan öküze vereceğim. Dağlar, taşlar, ormanlar, çöller, kayalar, dereler, hayvanların öküz övgüleriyle yankılanıyordu:
- Hayvanların en zekisi öküzdüüüür! - Öküzden daha zeki hayvan yoktuuuur! - Bizim en zekimiz öküüüüz! Bütün hayvanların bu yoğun propagandası karşısında öküz de yavaş yavaş, gerçekten hayvanların en zekisi olduğuna inanmaya başlamıştı. Kendi kendine şöyle diyordu:
- Çakal, sansar, tilki, bütün hayvanlar söylüyor, hayvanların en zekisi benmişim. Hepsi de aldanmıyor ya, öyleyse dedikleri doğru. Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi olduğunda anlaştılar. Böylece öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi, yükselmiş oldu. Öküz artık kasıla kasıla yürüyor, şişine şişine böğürüyor, yayıla yayıla kuyruk altından mayıs bırakıyordu. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında, çiftesi en pek hayvan yarışması yapılacaktı. Hiç kuşkusuz, çiftesi en pek hayvan, ya at yada katırdı. Eşek de, - Benim de çiftem güçlüdür! diye araya giriyorduysa da, katırla atın çiftesi yanında eşeğin çiftesinin adı bile geçmezdi. Katır atın, at da katırın çiftesi en güçlü hayvan diye seçileceğinden korkuyordu. Bu iki hayvan arasında tarih boyunca süren kanlı bir çifte atma rekabeti vardı. Bu iki can düşmanı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine atıp tutmaya başladılar. At şöyle diyordu:
- Hıh, katırın çiftesi de çifte mi sanki. Öküz bile ondan daha sert çifte atar. Babası eşek olan bir hayvanın çiftesinden ne çıkar. Katır da şöyle demekteydi:
- Atın çiftesiyle sinek bile ezilmez. Öküzün çiftesi bile atınkinden daha güçlüdür. At derede su içmekte olan öküzün yanına gidip ona şöyle dedi:
- Ey sayın öküz, sen dünyanın yalnız en zeki değil, hem de çiftesi en güçlü hayvanısın! Art sol ayağıyla bastıgı taze fışkıdan fos diye bir ses çıkaran öküz, - Aman at kardeş, dedi, sen varken benim çiftemin lafı mı olur. At üsteledi:
- Yoo, sayın öküz, sen bir çifteyle katırı devirirsin. Boşuna alçakgönüllülük gösterme. At gitti, arkasından katır, öküzün yanına geldi, - Dünyanın çiftesi en güçlü hayvanı sayın öküze saygılarımı sunarım, dedi. Öküz, bu sözlere önce inanmak istemedi, ama katır, - Benim çifte de, atın çiftesi de seninkinin yanında hiç kalır. deyince, - Ben onlardan daha iyi bilecek değilim ya. diyerek, çiftesinin pekliğine inanmaya başladı. Her hayvan kendini çiftesi en güçlü hayvan sanıyordu. Horoz bile, mahmuzuyla çifte atabileceğini sanmaktaydı. İşte bu yüzden bütün hayvanlar, çiftesi zayıf bir hayvanın çiftesi en pek hayvan olarak seçilmesini istemekteydi. Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün çiftesi en güçlü olduğunda birlik gösterdiler. Böylece en zeki hayvan olan öküzün çiftesi en güçlü hayvan olarak da hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi daha da yükseldi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında hızlı koşma yarışı yapılacaktı. Her hayvan, hatta kaplumbağa bile, kendisini en hızlı koşan hayvan sanmaktaydı. Ama yine her hayvan içinden, en hızlı koşan hayvanın ya tavşan yada tazı olduğunu biliyordu. Hepsinin içinde de, her zaman, her yerde olduğu gibi, en güçlüye, en başarılıya düşmanlık, kıskançlık, çekemezlik duyguları vardı. Onun için, en hızlı koştuklarını bildikleri halde, tavşanla tazının yarışmayı kazanmasını istemiyorlardı. Hızlı koşmada en amansız rakip olan tavşanla tazı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine can düşmanı olmuşlardı. Tazı, - Ben birinci olmayacaksam, öküz olsun daha iyi. diyordu. Tavşan da aynı düşüncede olduğundan öküze gidip, - Sen yalnız en zekimiz, en çiftesi güçlümüz değil, hem de bizim en hızlı koşanımızsın sayın öküz, dedi. Öküz, tavşana, - Tazı da senin gibi düşünüyor. dedi. Yarışma günü gelip çattı. Bütün hayvanlar koşmaya başladılar. Hızlı koşabilenler, rakipleri birinci olmasın diye birbirlerini çelmelediklerinden, önleyip engellediklerinden düşüp devriliyorlardı. Hepsi de, içlerinde en yavaş koşan öküzün birinci gelmesini istiyorlardı, ona yol veriyorlardı. Bunun sonunda öküz birinci oldu. En zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan hayvan seçildiğinden, öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, düzeyi, işi, görevi daha da yükselmişti. Öküzün burnu büyümüştü, yanına varılmıyordu artık. Gel zaman, giт zaman. En yakışıklı hayvan seçimi yapılacaktı. Bütün hayvanlar kendilerini en yakışıklı sanmaktaydı. Ama hepsi de en güzel hayvanın dağ keçisiyle geyik olduğunu da biliyorlar, bu iki güzel hayvanı kıskanıyorlardı. Tek onlar birinci seçilmesin de, isterse öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçilsin. Geyikle, dağ keçisine gelince, bu iki rakip birbirlerinin aleyhine propagandaya girmişlerdi. İkisi de birbirlerinin çok çirkin olduğunu yayıp duruyordu. Dağ keçisi geyik, geyik de dağ keçisi için, - Öküz bile ondan yakışıklıdır. diyordu. Öbür hayvanlar da, yalan olduğunu bildikleri halde öküzün en yakışıklıları olduğuna inanmış görünmeye başlamışlardı. Seçim günü geldi. Bütün hayvanlar oylarını öküze verdiler. Böylece öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçildi. Bu seçimden hayvanların en güzeli, en yakışıklısı olan geyikle dağ keçisi bile memnundu. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında en yırtıcı olanı seçilecekti. İki aday vardı, biri kurt, biri de kuş. Kuş deyince serçe kuşu değil, kartal. Kurtla kartaldan daha yırtıcı hayvan yoktu. Ama yine. de bütün hayvanlar, bu gerçeği bildikleri halde, kendilerinin en yırtıcı olduğunu sanıyorlardı. Kartal, yatıp geviş getirmekte olan öküzün yanına gitti:
- Sayın öküz, dedi, akılsız kurt, kendisini senden daha yırtıcı sanıyor. Öküz, - Ben hiç yırtıcı değilimdir, dedi, çünkü ot yerim. - Yooo, hiç alçakgönüllülük göstermeyin boşuna. Siz kurda göre çok daha yırtıcısınız. Az sonra da yanına gelen kurt, öküze, - Dünyanın en yırtıcı hayvanını selamlarım. dedi. Öküz, - Yanılıyorsun kurt kardeş, dedi, evet ben en zeki hayvanım. Evet, en çiftesi pek hayvan benim. Evet, en hızlı koşan hayvan benim. En yakışıklı hayvan da benim. Ama en yırtıcı değilim. Sen benden çok daha yırtıcısın. - Hayır, hayır. İstersen sen benden üstün olabilirsin yırtıcılıkta. Seçim günü gelip çattı. Öküz, hayvanların oybirliğiyle en yırtıcı hayvan seçildi. Bu birincilikten sonra, hayvanlar toplumundaki yeri, işi, düzeyi daha da yükseldi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanların en düşünür olanı seçilecekti. Elbette bu yarışmada en güçlü iki aday kazla hindiydi. Her zaman olduğu gibi, bu iki güçlü aday birbirlerine düşünce, yine öküz en düşünür hayvan seçildi. Gel zaman, giт zaman. En koruyucu hayvan seçimi yapılacaktı. Elbette hak, çoban köpeğiyle kurt köpeğinden birinindi. Ama en koruyucu hayvan seçiminde çoban köpeğiyle kurt köpeği bile oylarını öküze vermişlerdi. Öküzün, - Ben kendimi bile koruyamam. demesi, seçilmesini önlemedi. Ama seçimden sonra, öküz de kendisinin en koruyucu hayvan olduğuna inanıp böğürerek, köpek taklidi yapıp havlamaya çalıştı. Gel zaman, giт zaman. En büyük hayvan seçimi yapılacaktı. Ya fil, ya deve kazanacaktı yarışmayı. Ama karınca bile kendini hayvanların en büyüğü sandığından, fille deveyi büyüklükte çekemiyor, başka bir hayvanın birinci olmasını istiyordu. Fille deveye gelince, onlar da birbirlerine düşmüşlerdi. Seçim yapıldı. Çok demokratik bir seçim olmuştu. Öküz, seçimi kazanmış, hayvanların en büyüğü seçilmişti. Artık böbürlenmesinden, öküzün yanına varılamıyordu. Gel zaman, giт zaman. En sütlü hayvan yarışması yapılacaktı. Yarışmayı, ya ineğin ya mandanın kazanacağı biliniyordu Ama gelgelelim, memeleri olmayan, bütün yaşamında bir damla süt bile görmemiş olan tavuklar bile, kendilerini en sütlü hayvan sanıyorlar, bu yüzden de mandayla ineği kıskanıyorlardı. Aralarındaki rekabet yüzünden birbirlerine düşmüş olan mandayla inekse, tek rakibi birinci olmasın diye, öküzün en sütlü hayvan olduğunu söylüyorlardı. Manda, öküzün yanına gidip, ona en sütlü hayvan olduğunu söyleyince, öküz, - Siz beni kızkardeşim inekle karıştırdınız galiba, dedi, ben hiç süt vermedim şimdiye dek. Memelerim de yok. Manda, - Maşallah siz o kadar sütlü bir hayvansınız ki, dedi, süt vermek için memeye bile ihtiyaç yok. Arkadan inek, öküzün yanına geldi. Ağabeyine en sütlü hayvan olduğunu söyledi. Öküz, - Yahu, memem bile yok ki, süt vereyim. dedi. Öküz böyle söylerken, biyandan da işiyordu. Bunu gören inek, - İşte, işte bak ne güzel de süt veriyorsun! diye bağırdı. Öküz, - Ne sütü yahu, işiyorum. dedi. İnek de ona, - Demek sen şimdiye dek hep süt işiyormuşsun da haberin bile yokmuş. dedi. Bütün hayvanlar, başta en sütlü hayvan olan mandayla inek, öküzün en sütlü hayvan olduğunu yaymaya başladılar. Dağ-taş onların yaydıkları reklamla inledi. - En yağlı süt, öküz sütü! - Sütlerin en temizi öküzün sütüdür. - Öküz öyle sütlüdür ki, süt işer! Bu yoğun reklamlarla artık öküz de sidiğinin süt olduğuna, sanrı renkli süt işediğine inanmıştı. Seçim zamanı geldi. Bütün hayvanlar, en başta da inekle manda, oylarını öküze verdiler. Böylece öküz, en sütlü hayvan seçildi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlara yeni bir başkan seçilecekti. Oldum bittim hayvanların başkanı elbet aslandı. Yine bir aslanın başkan seçileceğine hiç kuşku yoktu. Ama ne var ki, kaplan da başkanlığa adaylığını koymuştu. Kaplan, - Ya o, ya ben!. diyordu. Kaplan böyle diyordu ama, aslanın yine başkan seçileceğinden korkuyordu. Bunun üzerine “Ya o, ya ben!” diyen kaplan, - Ne o, ne ben! demeye başladı. Aslan da, kaplanın başkanlığa adaylığından sonra başkan olmaktan umutsıızluğa kapılmaya başlamıştı. Ya kaplanı başkan seçerlerse. Tek kaplan seçilmesin diye, aslan da, - Ne o, ne ben! demeye başladı. Bütün hayvanlar, hak etmediklerini, layık olmadıklarını bile bile hayvanların başkanı olmak istiyorlardı. Her başarılı, her güçlü kıskanıldığından, onlar da aslanla kaplanı çekemiyor, kıskanıyorlardı. İşte böyle böyle hayvanların başkanlığına öküz aday gösterildi. Çünkü hayvanlar, inanmadan öküzü en zekileri seçmişler, ama sonra sonra inanmaya başlamışlardı. Öküzü, yalan olduğunu bile bile, en sütlü hayvan, en güzel hayvan seçmişler, sonradan bu seçim resmileşince kendi yalanlarına inanmaya başlamışlardı. E böyle olunca, en zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan, en yakışıklı, en yırtıcı, en düşünür, en iyi koruyan, en büyük, en çok süt veren hayvan olan öküz, neden hayvanların başkanı olmasındı? Bu denli çok üstünlük ne aslanda vardı, ne de kaplanda. Kaldı ki, rakibi kaplan seçilmesin diye, tarih boyunca hayvanların başkanı olan aslan bile, öküzün başkanlığa kendisinden daha layık olduğunu söylüyordu. Yeni başkan adayı kaplansa, - Başkanlık öküzün hakkıdır! diyor da başka bir şey demiyordu. Öbür hayvanlara gelince, nasıl olsa kendileri başkan olamayacaklarına göre, onlara en az zararı olan, hiç de rakip saymadıkları öküzün başkan olmasını istiyorlardı. İşte böylece seçim zamanı gelince, bütün hayvanların oybirliğiyle öküz başkan seçildi. Başkan öküz, kendini gerçekten başkan sanarak başkan gibi davranmaya başlayınca, hayvanlar da bu davranışı karşısında onu gerçekten başkan sanmaya başladılar. Hayvanların tarihini yazan gergedan, çağını yazdığı tarih kitabına bu olayı şöyle yazdı:
“Atla katır tepişir, olan eşeğe olur. Öyle zaman gelir, güçlüler birbirine girer, arada öküz bile başkan olur.”
Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı. Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak:
- "Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim. Eğer isterseniz size satarım" dedi. Adam, taşa uzaktan bir göz atıp:
- "O sadece basit bir çakmak taşı, bütün sahil o taşlarla doludur" dedi.
- "Hayır, isterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz." diye atıldı küçük çocuk. Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp:
- "Tam istediğim şey! Onu bana satar mısın?" diye gülümsedi. Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki, mücevher gibi taşıyacaktı. dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de:
- "Söylemiştim ama tekrar edeyim. Satın aldığınız şey basit bir taştır." dedi. Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak:
- "Zannetmiyorum! O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor" dedi.
* Kadınlar ağlar. Ancak tek başına bir köşeye çekilip de yalnız ağlamaz. Kadınlar sadece sevdiği erkek duyabilecekse ağlar.
* Bütün kadınlar kesin bir cevabı olmayan konularda soru sormakta müthiş ustadır. Maksat, siz kendinizi sürekli suçlu hissedin.
* Kadınlar asla sır saklayamaz. Daha doğrusu, kadınlar için bir sırrı en yakın üç arkadaşlarına söylemek, sırrı açık etmek kapsamına girmez. Bu mantıkla hepsi en yakın arkadaşlarına söylediklerinden sonunda sırrı bilmeyen kalmaz.
* Kadınlar telefona cevap vermeyi sevmez, uzun uzun çalsa dahi rahatsız olmadan açmayabilirler. Lakin telefonda en uzun konuşmaları yapanlar yine onlardır.
* Kadın yatağa yatmadan evvel saçını tarayan tek yaratıktır.
* Kestirme yola sapıldığında her kadına bir "kaybolacağız" korkusu gelir.
* İstisnasız her kadın vermesi gereken bir-iki kilo olduğunu düşünür.
* Kadınlar durup dururken eve bir buket çiçekle gelen kocadan şüphelenir.
* Kadınlar tuvaletin kapağını küçük bir hareketle indirmek yerine tuvaletten salona kadar yürür, kocasına söylenir ve tuvalete geri döner.
* Erkek konuşurken kadın lafın ortasından konuşmaya dalar ve devam eder. Aynı şeyi erkek yapacak olsa kıyamet kopar.
* Düğünlerde kadın kadına dans edenleri görünce kimsenin aklına bir şey gelmez. Erkekler için durum aynı değildir.
* Karısının göz ucuyla bir başka adama baktığını yakalayabilmiş erkek yoktur. Oysa kadınlar erkeklerini başka kadına baktığı an saniyesinde yakalarlar.
* Kadının dondurmayı nasıl yediğine bakarak karakter testi yapabilirsiniz.
* Evde saatlerce kendi giyimiyle ilgilenen kadın, sokağa çıktığında saatlerce başka kadınların elbiseleriyle ilgilenir.
* Kadınlar asla haksız değildir. En haksız olduğu konuda bile "Kendime göre nedenlerim var" der.
* Tabiatta kadınlara karşı son sözü söyleyebilecek tek bir doğal yapı vardır: Yankı!
* Kadınlar kendilerine neler verildiğine değil, onlar için nelerden vazgeçildiğine bakar.
* Kritiklere başlayan kadın, kritik bir yaşa gelmiş demektir.
* Kadın elinizi tuttuğu anda bile bilin ki eninde sonunda tepenize çıkacaktır.
* Dünyanın en güzel kadını olduklarını bütün erkeklerin idrak etmesini isterler. Kendileri henüz üç dört yaşlarındayken bunu idrak etmişlerdir.
* Bütün erkekleri baştan çıkarmak isterler. Çevrelerinde baştan çıkmamış tek erkek kalmayıncaya kadar harekata devam ederler. Ha, karşılık verirler vermezler, o başka mesele.
* Kendilerinden başka bütün kadınların yeryüzünden yok olmasını isterler. Hadi fazla abartmış olmayayım, anneleri ve Feriştah'a benzemesi şartıyla bir arkadaşları kalabilir.
* Her daim kavga etmek isterler. Eee haklılar, insan havasız susuz yaşayabilir mi?
* Kocalarının zengin, yakışıklı, kültürlü, başarılı, dürüst, güvenilir, sadık ve kılıbık olmasını isterler. Bu kadar meziyet kafi. Adamın kafasına kakılacak birkaç eksiklik olmalı.
* Anlaşılmaz olmayı, aynı zamanda da anlaşılmayı isterler. Anlayan varsa beri gelsin!
* Bütün kadınlar tarafından kıskanılmak isterler. Zaten bütün kadınlar bütün kadınları kıskandıklarından lüzumsuz bir istek.
* Eğer ilişki bitecekse bitiren tarafın kendileri olmasını isterler. Olurlar da. Aksi durumda ne yapar ne eder tekrar bir araya gelir, "terk etme" eylemini gerçekleştirirler.
* 24 saat alışveriş etmek isterler. Aslında bu çok önemli bir husus. Kadınların yarısı yokluktan, öteki yarısı dükkanlar 24 saat açık olmadığından bu isteğini gerçekleştiremez. Hal böyle olunca, gelsin bunalım.
* Dünyanın merkezi olmak isterler. Cesareti olan erkek varsa başka merkezler icat etsin. Hiç olmazsa "Pişman olma" duygusunu tatmış olur.
* Otuzlu yaşlarda kalmak isterler. Nitekim de kalırlar.