Aşk, yalnız sende gerçekmiş. Seninle aşkı yaşamak hiçbir şeye değişilmezmiş. Sevgililer Günün Kutlu Olsun Aşkım.
Bağırmak, haykırmak istiyorum. Çok değil iki kelime, seni seviyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Bu dünyada ve öbür dünyada, her zaman seninle olmak dileğiyle. Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle. Daha nice sevgililer gününü beraber geçirmek dileğiyle.
Yüreğimdeki tek arzu, hayalimdeki tek tutku, beni yaşatan tek duygu senmişsin bebeğim. Sevgililer gününü kutluyorum. Daha nice yıllara.
Aşıklar yaşamınızın her anında birlikte olmanız dileğiyle sizi seviyoruz. Sevgililer gününüz kutlu olsun.
Aşk bir eşkıyanın hayata itirazıdır. Konuşursa çatışma, susarsa savaş, severse devrim olur. Тuт ki ben eşkıyayım ve seni seviyorum.
Aşk nedir bilmiyorsan, gecelere sor. Şu sapsarı yüzlere, şu kupkuru dudaklara sor. Sevgililer günün kutlu olsun aşkım.
Aşk, sevda öyle bir ateştir ki, düştü mü gönüllere yanar da yakar da. Hep yanmak dileği ile bugünümüz alev alev yansın. Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
Aşk, nereden eseceği belli olmayan bir fırtına gibidir. Sen de benim en büyük fırtınamsın. aşkım iyi ki varsın. Sevgililer günün kutlu olsun.
Aşkım, birtanem. Ben ateş, sen ise mumsun. Benim tek korkum, mumun zamanla eriyip yok olması. Ama doğru ya, mum biterse ateş zaten söner. Sevgililer Gününü kutlar, bir ömür mutluluklar dilerim.
Aşkım, bu sevgililer gününde yanında değilim belki, ama sevgim hep seninle. Seni çok özledim. Mutlu yıllar.
Aynı türküyü söylüyorsa yüreklerimiz, birlikteyiz demektir. Şu an yüreğimde sevgi türküsü var. Senin de eşlik ettiğini biliyorum aşkım. Seni seviyor ve bu güzel sevgililer gününü kutluyorum.
Ayrılık küçük sevgileri öldürür ama büyük sevgileri güçlendirir. Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp, yangını güçlendirdiği gibi. Bizim de sevgimiz hep yaşayacak ve daha da güçlenecek sevgilim. Nice sevgililer gününde birlikte olmak dileğiyle.
Bahçeden gül değil, güneşten atom koparıp getirmek isterdim. Ama kalbim gibi ellerinde yanar diye korkuyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Baktığım her adreste sen varsın, çaldığım her kapıda sen varsın, uyuduğum uykuda sen varsın, iyi ki bu güzel ve özel günde de sen varsın. Sevgililer Günümüz Kutlu olsun.
Bana bir günün 24 saat, bir saatin 60 dakika ve bir dakikanın 60 saniye olduğu öğretildi ama sensiz geçen bir saniyenin, sonsuzluk kadar uzun olduğu öğretilmedi. Yaşamımızın her anında birlikte olmamız dileğiyle sevgilim. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Bana, kimse sen gibi baktı mı bilemem, ama ben kimseye sana baktığım gibi bakmadım. Sevgililer günün kutlu olsun canım aşkım.
Bana, seni sevme deseler, karşılık olarak da dünyayı verseler, ya da dar ağacı kurup idam etseler, senden başkasını sevmeyeceğim gibi, senden de asla vazgeçmeyeceğim ömrüm. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Bazen sorarlar, "Hayatında biri var mı?" diye. Hayatımda biri yok. Birinde hayatım var. Sevgililer günün kutlu olsun sevdiğim.
Bazı aşklar okyanus gibidir. Görmesen de, sonunun bir yerlerde bittiğini bilirsin. Okyanuslar bile kıskanır, sana olan sevgimi. Görmesem de sonunu, biliyorum ki sana olan sevgim, sonsuza kadar bitmeyecek. Seni seviyorum!
Bazı insanların sesinde mutluluk gizli. İşte sen de, o insanların en mühimisin benim için aşkım. Sevdiğim, sevgililer günün kutlu olsun.
Bazı rüyalar diğerlerinden daha uzun sürer. Bazıları da çok çok güzel. Benim en uzun ve en güzel rüyam, şu an bu mesajı okuyor. Sevgililer günün kutlu olsun!
Bebeğim, sen dünyaya sürgün bir meleksen, ben seni o kadar çok seveceğim ki, bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin. Sevgililer günün kutlu olsun.
Belki yanında değilim. Ama dün de, bugün de, yarın da yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep oradayım! Sevgililer Günümüz kutlu olsun.
Ben senin o gözlerine baktığım an, kendimden geçiyorum. Seni unutmaya calışsam bile unutamıyorum. Çünkü ben seni çok seviyorum. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Beni karanlıktan aydınlığa, yalandan gerçeğe, ölümden ölümsüzlüğe götürdüğün için teşekkürler. Seni çok seviyorum. Daha nice günlere hep birlikte canım.
Benim sana olan sevdam, senin hayal gücünde saklı. Sen ise benim kalbimde! Sevdam hayal gücün kadar geniş, sen ise yaşam kaynağımsın. Seni çok ama çok seviyorum. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Beyaz bir güvercin yolluyorum sana. Kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, kar beyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, yanağını uzat hayatım. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Biliyorsun, her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış. Eskiler böyle der. Gökkuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti. En değerli hazinemsin benim, canımsın. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Bir 14 Şubat sabahı yine. Düşünüyorum da sensiz mi geçecek acaba? Sevgilim bugün görebilecek miyim bilmiyorum. Senin ellerine sarılıp belki de, söylemek istiyorum ne kadar sevdiğimi. kollarımda olacak mısın sevgililer gününde? Bir demet gül ile bekleyeceğim seni, sadece ben ve özlemlerim olacak.
Bir damardan ne kadar çok kan geçerse, yaşam ölüme ne kadar değerse, sende benim için o kadar değerli ve özelsin Meleğim. Seni seviyorum bu gün bizim olsun Sevgilim.
Bir damla gözyaşı olup, göz bebeklerinde dolup, yanaklarından süzülüp, dudaklarında ölmek isterdim.
Bir demet gül vermek isterim sana, güllerden güzelsin aslında. Gülü bir gün, seni sonsuza dek seveceğim.
Bir gülüşünün ateşiyle, bir kıvılcımdan, bir yangına dönüşür gibi, büyüyerek ve daha çok yanıyor şu kalbim. Seni canımdan çok seviyorum. Sakın bırakma ellerimi. Sevgililer günün kutlu olsun canım.
Bir güzele, güzelliğini hatırlatmak isterdim aynalardan evvel. Dünyanın en güzeli, sevgililer günün kutlu olsun.
Bir kuş olup gitsem, aşsam su enginleri. Varsam senin yanına, öpsem, doyasıya koklasam seni. En büyük hediye bu olur bana. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Bir parça aklımda, bir parça içimdesin, tüm yaşamım, vazgeçilmezimsin. Meleğim, Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
Bir yudum sevgi, koskoca bir okyanusa bedeldir. Şimdi uzaklarda, senin bir yudum sevgine hasretim sevgilim. Seni hasretimi tüketircesine kucaklıyorum.
Biraz daha sen istiyorum yokluğunda. Kapatamadığım yaralarım için. Senin için kaybettiğim benliğime tekrar kavuştuğum için, bana biraz sen lazım sadece sen. Sevgililer günümüz kutlu olsun aşkım.
Birbirlerini seven insanların kalpleri arasında, gözle görülmeyen ipler olurmuş. İnsanlar uzaklaştıkça ipler gerilir, insanın canını acıtırmış. Ama asla kopmazmış. Sevgililer günümüz daim olsun bitanem.
Biriciğim, sana doğru bir kelebek uçurdum. Dağları denizleri aştı seni buldu. Yanağına ufacık bir öpücük kondurdu. Hissettin mi? Sevgililer günün kutlu olsun!
Bu güzel günde, birbirimizden uzakta olsak bile, yüreklerimiz aynı çarpar, aynı gökyüzüne bakar, aynı nefesi solur ve aynı duyguları hissederiz. Sevgililer Günün kutlu olsun Biriciğim.
Bu sevgililer gününde beyaz bir güvercin yolluyorum sana kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, kar beyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, yanağını uzat.
Bu şehir güzelse, senin yüzünden. Sen dünyada olmasan diyorum, ben ne yapardım. Seni çok seviyorum aşkım, sevgililer günün kutlu olsun.
Bugün, her zamankinden farklı bir şey yapayım dedim olmadı. Yine sana defalarca aşık olup seni düşündüm. Sevgililer günün kutlu olsun.
Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgârlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla, küçük melekler gönderdim seni öpmeye. Sevgililer günün kutlu olsun.
Çiçek dalda, sen yanımda koklanınca güzel. Dünyada aşktan başka her şey yalan yaşadıkça. Sevgililer günümüz kutlu olsun aşkım.
Çoğalarak seviyorum seni, giderek daha çok.
Çok güzelsin yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki, sensiz duramıyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Denizi içerken, maviler takıldı boğazıma, karaya vuran balık gibi çırpınıyorum. Deniz mavisi gözlerini özlüyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Daha çok seviyorum seni, yaramın kanamasını kesen bir ilaç gibi.
Doğan her günün sabahında içimde gözlerini görebilmek aşkı olmasa, inan hiç bir şeye değmezdi yaşamak. Sevgililer günün kutlu olsun.
Dün gece sen uyurken, kızıla boyadım denizleri, uçurumdan attım sessizliği, haber saldım rüzgarlara fısıldasınlar seni ne çok sevdiğimi ve özlediğimi. Sevgililer günün kulu olsun sevgilim.
Dünyadaki en güzel şeyi sana vermek isterdim, ama seni sana veremem ki?
Eğer gökyüzü bir parça kâğıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı, yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi. Seni o kadar çok seviyorum ki.
En imkansız hayalimdi, sabah seninle uyanmak. Ömrümün sonuna kadar seninle yaşamak. Sevgililer günün kutlu olsun sevdiğim.
Eskiler her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış derler. Gökkuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti... Sen benim en değerli hazinemsin, benim bir tanemsin... Sevgililer günümüz kutlu olsun...
Ey sevgili! Sen bana Allah'ın bir lütfu, hayatın bir mucizesisin biriciğim. Seni çok seviyorum. Bu güzel günün kutlu olsun.
Gece bir başka giyer siyahını, yıldızlar daha bir sönük olur ve hayat daha bir kahpe oynar oyununu, sen yanımda yoksan eğer. Beyaz bir güvercin yolluyorum sana; kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, kar beyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, uzat yanağını. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Geceler uzun, geceler karanlık. Ama bütün korkulardan uzak, bir sevdadır böylesine yaşamak Birtanem. Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
Geceleri kısaltıp gündüz oluyorsun, gündüzleri bitirip yıldız oluyorsun.
Gökyüzü benim için ağlıyor, gözlerim ümitsizce seni arıyor. Dudaklarım senin ismini heceliyor. Kollarım seni sarmak istiyor. Ve sevgilim kalbim yalnız senin için atıyor. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Gökyüzündeki bütün yıldızları toplasan, bir tek sen etmez, fakat bir tek sen hepsine bedelsin.
Gönlüme taht kurdun, gönlümün sultanı oldun, gece gökyüzünde parlayan yıldızım, sabah ise ruhuma doğan güneşim oldun. Sevgililer günün kutlu olsun.
Gözlerin gözlerimde, ellerin ellerimde, aşkın içimde ve ruhun bedenimde olduğu sürece seni sevmeye devam edeceğim. Sevgililer günün kutlu olsun!
Gözlerin nehir, kirpiklerin köprü olsa, ben üzerinden geçerken ipler kopsa ve düştüğüm yer dudakların olsa. Sevgililer gününde bir öpücük borçlusun bana.
Gülen gözlerinde batıp, doğmayı senden öğrendim. İyi geceler sevgilim. Yüreğinin ışığı hiç sönmesin.
Güller anlatsın sana olan sevgimi, güller anlatsın yalnızlığımı, çaresizliğimi. Yavaş yavaş eriyen yüreğimi güller anlatsın, ben anlatamadım.
Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da. Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de. Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek, seni çok seviyorum işte o en büyük gerçek.
Hadi gel тuт ellerimi, benimle yan, benimle meydan oku her çaresizliğe. Benimle uyu, benimle uyan, birlikte varalım nice yıllara.
Hâlet-i ruhaniyemdir kelâm ettiğim lisân! Ya O'nadır, ya O'nunla olana, ya aşkadır, ya da aşkla yanana! Sevdiğim, sevgililer günün kutlu olsun.
Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için aşığım sana. Sevgililer günün kutlu olsun bir tanem, seni çok seviyorum.
Hani gözler vardır sözleri anlatır, hani sözler vardır gözleri anlatır, bir de aşk vardır seni anlatır. Nice sevgililer günlerine bebeğim.
Hiçbir şey istemiyorum sadece seni istiyorum, gözlerimi kapattığım da rüyalarımda seni görüp her gözümü açtığımda karşımda seni görmek istiyorum çok değil sadece seni birtanem. Hayatıma renk kattığın için iyi ki varsın. Sevgililer Günün kutlu olsun.
İçimden bir şiir yazmak geldi, yazıyorum. Çünkü seviyorum. Seviyorum, çünkü hissediyorum. Hissediyorum, çünkü yaşıyorum. Yaşıyorum, çünkü seninleyim.
İnsanlar, tanıdım yıldızlar gibiydi, hepsi parlıyordu. Ama ben seni, güneşi seçtim, bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim. Sevgililer günümüz kutlu olsun!
Kalbime sığmayan sevgimle, anlatamadığım duygularım, paylaşamadığım özelimsin. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Kalp midir insana sev diyen, yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı? Sevdiğim, sevgililer günün kutlu olsun.
Kendinden vazgeçecek kadar sev beni, sonu hüsranla bitse bile ölene kadar bırakma ellerimi, bırak titresin yüreğin, bırak yerden kesilsin ayakların, bırak aşık olduğun insan için harca her şeyini. Vazgeçilmezim, Sevgililer Günün kutlu ve mutlu olsun, bir ömür boyu sürsün.
Kimsin sen? Yaşamak isteyip de yaşayamadığım umutlarım, farkında olmadan yıllardır beklediğim mi, kimsin sen? Sen benim sevgilimsin, sevdiğimi söyleyebildiğim. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Kur olup yanan yüreğimle, her gece bölünen uykularımla, mısraların, şarkıların dili ile seni çok seviyorum bebeğim. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Kuyruklu yıldızlar vardır, dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı sende gördüm aşkım. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Maviler giyer bulut olurum, yeşiller giyer bahar olurum, bakarsın bir gün beyazlar giyer senin olurum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Mevsimler kışa dönüşse, güller dikene dönse, güneş sönse, yine de seni seveceğim ömrüm boyunca. Sevgililer günün Kutlu olsun.
Modern aşk istemem, üzüntüden başka ne ki? İlkel aşk isterim, aşkın en ilkel halini. Seni isterim her halinle. Sevgililer günün kutlu olsun canım.
Mutlu olmak kimin umurunda, sen yanımda ol yeter.
Mürekkepten denizler, kağıttan gemiler yaptım. Sonra ismini her yere yazdım. İsmini yazınca seni ne kadar çok sevdiğimi anladım. Sevgililer günün kutlu olsun.
Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana. Sen çöllerde serap, engin denizlerde yakamoz, ormanın derininde huzur gibisin, ışığım sensin, güneşimsin. Bil ki çok özlendin. Sevgililer günün kutlu olsun!
Ne güzel bir cümledir seni seviyorum demek sevgiline, işte o an hiçbir şey bu kadar mutlu edemez ne kadını ne erkeği. Bu mutluluğun sonsuz olması ümidi ile Sevgililer Günün kutlu olsun bebeğim.
Ne zaman seni anlatmaya çalışsam, tekrar aşık oluyorum.
Ne zaman tutsam ellerini, gözlerimin önünden mevsimler geçer, ne zaman gözlerin gözlerime değse, samanyolundan bir yıldız düşer. Sevgililer günün kutlu olsun aşkım.
Nefes diye çektiğim ciğerlerimde aşkın dolaşır, canıma can katarsın bir tanem. Iyi ki var ve iyi ki benimlesin. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Nefes diye seni çekerim içime. Her nefeste kaplarsın benliğimi. Ruhumla severim seni, cennet kokulu meleğim. Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Dolanıp sarmak geliyor içimden, saramıyorum. Öylesine bağlanmışım ki, sensiz duramıyorum. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Uykudan uyanınca insanı uyandığına pişman eden, geri dönmek isteyip de dönemeyince çaresizlikten delirten, hayatta bir defa görülebilen harika bir rüyasın! Seni çok seviyorum. Sevgiler günümüz kutlu olsun sevgilim.
O sessiz akşamda, ay ışığı geceme girdi, karanlıkta kalan kalbimi aydınlattı, ardından yakamozun ışıltıları ressamları kıskandıran resmini yansıttı, deryaların kalbine bebeğim. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Öperim dudaklarından, gül kokulu yanaklarından, her dem gözlerimin hapsindesin, kalbimin tek sahibisin. Sevgililer günün kutlu olsun!
Öyle biri olacak ki, her şeyi unutturacak. Ve diyeceksin ki. Bana içinde sen olmayan her şeyi unutturdun. Sen benim için, işte öylesin aşkım. Sevgililer günün kutlu olsun.
Parlayan her günün sabahında, içimde gözlerini görebilmek aşkı olmasa, inan hiç bir şeye değmezdi yaşamak. Sevgililer günün kutlu olsun.
Paylaştıkça çoğalan tek şeyin sevgimiz olduğunu hiç unutmayalım ve sevgimizi daima çoğaltalım sevgilim. Daha nice mutlu sevgililer gününe.
Rabbim iyi ki seni dünyaya getirtmiş ve iyi ki benimle yollarımızı birleştirmiş. Şükürler olsun Rabbime. canım benim, seni çok seviyorum, bir tanem. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Ruhum yaşadıkça bu bedende seni sever. Seni sevdikçe bu can da senden vazgeçmez bebeğim. Seni seven yüreğimle sevgililer gününü kutluyorum.
Sabahları seninle doğar içimdeki güneşin, gülücüklerinle sıcaklığımı arttırır ve batmazcasına daha çok ısınırım. Kaynağı sevgi olan ne batar ki hayatta? Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Sana bahçeden gül değil, güneşten atom koparıp getirmek istiyorum ama, kalbim gibi ellerim de yanar diye korkuyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Sana canım demeliyim, çünkü bu can senin. Sana sevgilim demeliyim, bu sevgililer günü bizim. Aşkımı sadece bu gün değil, her gün bilmelisin, Sevgililer günün kutlu olsun biriciğim.
Sana dalgalardan kalem yaptım ve kıyıya seni seviyorum yazdım, sen de inandın değil mi? Sen delisin, seni sevmedim, sana bağlandım. Sevgililer günün kutlu olsun!
Sana dijital bir gül yolluyorum, çünkü uzaklarda, elimden ancak bu kadarı geliyor. Ama bil ki gerçeğini, gözlerinin içine bakarak vermek isterdim. Ve seni sevdiğimi fısıldamak. Sevgililer günümüz kutlu olsun! Seni denizdeki kumlar, gökteki yıldızlar kadar çok seviyorum.
Sana doğru bir kelebek uçurdum, dalgaları denizleri aştı seni buldu, yanağına ufacık bir öpücük kondurdu. Hissettin mi? Sevgililer günün kutlu olsun Bitanem.
Sana iki kelimelik, sonunu bilmediğim bir hikaye anlatayım mı? Seni seviyorum!
Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için. Sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için. Sana sen kadar yakın olmak isterdim, beni seni sevdiğim kadar sevebilmen için. Sevgililer günün kutlu olsun biriciğim.
Semada yıldızlar tükenmedikçe, taşlar dile gelip unut demedikçe, senin sevdan beni kara toprağa vermedikçe, seni unutamam bebeğim. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Sen, benim görmek için bakmaya gerek bile duymadığım ezberimsin.
Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip, ne de kimse sana rakiptir. Daha nice sevgililer gününde beraber olmayı diliyorum.
Sen benim rüyalarımdaki hayalim, hayattaki tek yaşama sebebimsin. İyi geceler meleğim.
Sen benim yıldızımsın, güneşim olduğun gibi. Sen benim bitmeyen günlerimsin, tıpkı bugün olduğu gibi. Günaydın sevgilim, günaydın benim en güzel günüm.
Sen çöllerde serap gibisin, engin denizlerde yakamoz gibisin, ışığım sensin, güneşim sensin. Bil ki seni çok özledim. Sevgililer günün kutlu olsun.
Sen dünyada sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin. Sevgililer günün kutlu olsun...
Sen en büyük sevgiyi hak edecek kadar mükemmel ama herkesin sevmeyi hak edemeyeceği kadar özelsin sevgilim. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Sen gözümden süzülen yaş, tek düşüncem, hasretimsin.
Sen güneşin doğduğu, karanlığın bittiği yerdesin. Sen hep kalbimde yatan tek sevgilimsin. Sevgililer günün kutlu olsun.
Sen nehirlerde akan suyum, beni ıslatan sevda yağmurumsun, sen aşkta yol aldığım ilk gemi,  durduğum son limansın. Sen beni üşüten rüzgar, yüreğimi yakan son ateşsin. Sevgililer günümüz kutlu olsun Sevgilim.
Sen Tanrıya dilediğim dilek, göklere uzanan ellerimsin.
Sen yağmur damlası gibi düştün yüreğime, okyanus olup biriktin gönlüme, sen benim ben de senin oldum ebediyen sevgilim. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun.
Sen yaşadığım ömür, en güzel günlerim ve daima benimsin.
Sen yoksan her şey eksik, sen varsan her şey tamam!
Sen yüreğimde saklısın, hayatımda cansın, varlığıma varlık, ruhuma eş, yaşama sevincimsin SEVGİLİM. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Sen, benim hayatta başıma gelen en güzel şeysin.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, sana hep hep yeniden başlamak isterim. Sevgililer günün kutlu olsun bir tanem.
Seni çoooook seviyorum.
Seni denizdeki kumlar, gökteki yıldızlar, ormandaki ağaçlar, dünyadaki insanlar, okyanustaki sular, sahildeki martılar ve güneşin ışıklarından daha çok seviyorum. Birlikte daha güzel günlere gitmemiz dileğiyle; sevgililer günün kutlu olsun.
Seni her düşündüğümde kalbime bir yıldız çiziyorum. Benim şimdi kaç yıldızım var biliyor musun? Benim artık bir gökyüzüm var. Sevgililer Günümüz kutlu olsun sevgilim.
Seni kendime, hep kendime sakladım. Bir tek kendime. Kalbimin güzel ve en özel yerine. Sevdiğin seni sever, sen de ver sevgini sevdiğine. Sevgililer Günün kutlu olsun bir tanem.
Seni ne kadar sevdiğimi merak ediyorsan, yağan yağmurun her damlasını tutmaya çalış. Tutamadığın her yağmur damlası kadar seviyorum seni. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Seni ne kadar seviyorum biliyor musun? Söz verip de tutmadığın günler kadar, beni beklettiğin saniyeler kadar, bana sevgiyle bakmadığın an kadar, uykularımı kaçırdığın geceler kadar, sonunda anladım senin de beni ne kadar sevdiğini zalim.
Seni sevdiğim kadar yaşasaydım, olumsuzluğun adını aşk koyardım. Sevgililer günün kutlu olsun biricik aşkım.
Seni tahmin edeceğin kadar değil, tahammül edemeyeceğin kadar çok seviyorum. Sana sevgilim diyebildiğim için, kendimi çok şanslı görüyorum.
Seni yıldızlara benzetiyorum. Onlar kadar uzak, onlar kadar erişilmezsin. Ama bir farkın var, onlar bin tane sen bir tanesin. Sevgililer günün kutlu olsun.
Senin gülüşün, bana cennetten atılan ekmek kırıntısı gibiydi. Ben ise bir serçe. Karın tokluğuna sevdim seni. Sevgililer günün kutlu olsun canım aşkım.
Senin için, sen hariç her şeyimi veririm ömrüm. Seni çok seviyorum, sevgililer gününü kutluyorum.
Senin de başında o çılgın rüzgar esiverirse seni sevdiğimi unutma bebeğim. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Sensiz hayat anlamsız. Nefes bile alamıyorum, uyuyamıyor, düşünemiyor. Bu düşünce beni bu hale getiriyorsa, gerçekleşmesi beni bitirir be gülüm. Bırakma bu yalnız kalacak ellerimi bir ömür. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Sensiz hayat bir işkence, dilimden düşmüyorsun ne gündüz ne gece, şarkılarımda satırlarımdasın hece hece, seni çok seviyorum birtanem ömrümce. Sevgililer Günümüz kutlu olsun bir yaşam boyunca.
Sesini duysam da her an, yüzünü görmek gibi değil. Özlediğimi bil her an. Çünkü hiç bir şey seni sevmek gibi değil. Seni o kadar çok özledim ki, sevgililer gününde yanında olmak istiyorum.
Sevdiğine özlem duyarsın, hasret çeker değer verirsin ve en önemlisi onun yeri başka dersin. Gönlümde hep başka yeri olan sevdam, bu güzel gün bizlere armağan olsun.
Sevgi bir tutku, tutku bir gaye, gaye de bir şeyleri paylaşmaksa, o zaman hep yüreğimdesin tutkum. Seni seviyorum sevgililer günün kutlu olsun.
Sevgi çabadır, sevgi hayattır, sevgi dünyanın anlamı gönlün muradıdır birtanem. Seni seviyorum. Sevgililer gününü kutluyor ve bugünün her yıl böyle sürmesini dilerim.
Sevgi var ya şu sevgi, nasıl desem aşk var ya kanıma düşen cemre. canımdaki can var ya anlatılmaz yaşanır bu sevdam. Sevgililer Günün Kutlu Olsun.
Sevgilerin en yücesi, tadılabilecek hazzın en doyumsuz olanı bu yaşadığım, koklanabilecek en güzel koku, yaşanmış en büyük aşk bizimkisi. Seni seviyorum.
Sevgililer günün kutlu olsun aşkım.
Sevgililer gününde belki yanında değilim ama dün de, bugün de, yarın da yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep oradayım! Sevgililer günümüz kutlu olsun aşkım.
Sevgililer gününde beyaz bir güvercin yolluyorum sana; kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, karbeyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü. Yanağını uzat. Yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep oradayım!
Sevgililer öpüşürken neden gözlerini kapatır bilir misin? Çünkü gözleriyle değil de kalpleriyle görmek isterler. Yani hissetmek isterler. Ben de seni ruhumun derinliklerinde hissediyorum sevgilim. Çünkü seni çok seviyorum. Sevgililer günümüz kutlu olsun!
Sevgilim deyip ellerinden tutamasam da, inan canım aşığım sana. İnşallah en güzel günlerde birleşen ellerle olmak dileğiyle seni seviyor ve bu özel gününü kutluyorum, hasret kelebeğim.
Sevgilim neredesin. Gecenin bak kaçı olmuş, ben hala aşkımıza nöbetteyim. Gözlerim dolmuş, içim burkulmuş. Ben senden hiç gidemedim ki, hala Sendeyim.
Sevgilim o kadar senle doluyum ki, insanların bana bakarken seni görmelerinden ve bu aşka nazar dolu günler yaşatmalarından korkuyorum. Çünkü ben seni, senden bile çok seviyorum. Sevgililer Günün kutlu olsun.
Sevgin bir yorgan gibi ürperen tenimi sardı. Yanımda değilsin ama, yüreğim baş ucunda. Sensiz ben de bir ölüyüm buralarda. Seni seviyorum. Sevgililer Günün Kutlu olsun Sevgilim.
Seviyorum seni ben. Her gün anacağım. Sevgilim, aşkım diyerek, sana koşacağım. Seni bir gün anıp, sonra atmayacağım. Sevgim büyüktür, bir güne bırakmayacağım.
Sonu olmadığını düşündüğün yollardan giderken, korktuğun tüm karanlıkları bir güneş gibi aydınlatıp, bu yolda her daim yoldaşın olurum bir tanem. Yeter ki sen aydınlığına aydınlık kat. Sevgililer Günün kutlu olsun seni seviyorum.
Soru sorma ey sevgili! Cevabını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sana olan bu aşkın azalmadığı gibi, hep artıyor olması. Sevgililer günün kutlu olsun aşkım.
Unutma ki sevmek, daima beraber olmak değil, sensizken bile seninle olabilmektir. Seni seviyorum!
Uyandığımda aklıma gelen ilk şey, uyurken aklımdaki son şeysin? Sevgililer günün kutlu olsun.
Uyanır uyanmaz gelirsin aklıma. Bir güneşe bakarım bir de duvardaki bana gülen fotoğrafına. Benim için en güzel günler, seninle uyandığım günlerdir sevgilim. Günaydın sana.
Uyurken seni izlemek vardı şimdi. Kokunda sarhoş olmak. Seni uyandırmak için can atmak, ama kıyamamak. Aşkım sevgililer günün kutlu olsun.
Uzaklığında da, yakınlığında da her zamanda ve her mekânda.
Üşüyor musun? O zaman gel yanıma! O kadar yaktın ki canımı, üşümezsin bir daha. Sevgililer günün kutlu olsun bir daha.
Verilebilecek en güzel hediyeydi sevgin, görebileceğim en güzel görüntü, sevdaların en deriniydi. Sesini duyabilmek büyük mutluluk, binlerce teşekkür, binlerce sevgi sana sevgilim. Sevgililer Günümüz kutlu olsun.
Yağmurun toprağa kavuşması gibi, Bir toz kalkar yüreğimden, aşkınla yıkanırım. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Yalnızlık üşümekse yalnızım üşüyorum. Sensizlik uçurumsa тuт kolumdan düşüyorum. Soru sorma cevabını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, seni çok seviyorum. Sevgililer günün kutlu olsun sevdiğim.
Yar deyince kalem elden düşüyor. Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor. Lambada titreyen alev üşüyor. aşka hudut çizilmiyor sevdiğim. Sevgililer günün kutlu olsun.
Yaşamak özlemsiz, özlem sevgisiz, sevgi sensiz olmaz! Unutma ki sevmek daima beraber olmak değil, sensizken bile seninle olabilmektir. Bu sevgililer gününde yanında değilim belki, ama özlemim, sevgim hep seninle. Seni seviyorum!
Yaşamak ne güzeldir sevgili, severek, sevilerek, bu eşsizliği tadarak, bilerek can tanem. SEVGİLİLER GÜNÜN kutlu olsun.
Yaşanacaksa aşk böyle yaşanmalı, gözlerle konuşup anlaşmalı, kendinden bile kıskanmalı, iki yarım biri tamamlamalı bir tanem, yaşanacaksa aşk böyle yaşanmalı. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Yedi ayrı iklimden yedi çeşit arı getirseler, yedi çeşit arı yedi ayrı çiçeği dolaşsa, yedi ayrı çiçekten bal yapsa, senin kadar tatlı olamaz. İyi ki varsın. Sevgililer günümüz kutlu olsun!
Yeri geldi ayrılıklara ağladık, yeri geldi hasretlik özlemleri yaşadık ama kalbimize koyduğumuz sevdayı asla unutmadık, inadına sevdalı yaşadık MELEĞİM. Seni seviyorum. İyi ki hayatım bir parçası ve bu günümün ışığı gibi parlayanımsın.
Yine bir Sevgililer Günü, böylesine güzel bir günde bitip tükenmeyen yollardayım sevgilimin kollarında olmak varken uzaklardayım. Böyle bir günde yine isyanlardayım çaresizce sevdiğimden ayrı.
Yüreğim hafif ıslaktır benim, kuytu köşelerde ağlamaktan ve rengi hafif uçuktur, kurusun diye kaç kez güneşe asmaktan. Sevgililer günün kutlu olsun aşkım.
Yüreklerimiz bir bedende bir can iken, bu sevdayı yaşamamak olur mu bir ömür ey sevgili? Yanımda can, canımda can oldun can tanem. Sevgililer Günümüz Kutlu olsun.
Yüzümde anlamsız bir gülücük, içimde sonsuz sevgi, güne keyifle başlayıp keyifle bitiriyorum. Bir şey var hayatımda anlayamıyorum, düşündüm de bir sen varsın seni arıyormuşum meğer ey Aşk! Sevgililer Günün kutlu olsun.
Zamansız yağan yağmur bulutu gibi gelip oturacağım gözbebeklerine ağlayacaksın, bir burukluk duyacaksın vefasız yüreğinde beni unutmayacaksın, bir kabus gibi uykularını böleceğim gece yarısı, nasıl ben seni unutmadıysam sen de beni unutamayacaksın.
Zannetme ki gözlerim sana baktıkça bıkacak, ölsem de ruhum seninle kalacak. Kapanırsa gözlerim senden önce bu hayatta, inan ki son sözüm SENİ SEVİYORUM olacak. Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun!
Adamın teki bir bara gitmiş. Tam otururken barmen bana bir B. demeden barmen; Beklesene kardeşim sanamı bakacağım diğer muşterileremi diye terslemiş. Aradan 1-2 dakika geçmiş yine barmene barmen bana bir bira verirmisin demiş. Barmen de al lan biranı deyip masaya sertçe bardağı koymuş. Barmen bir dakika bakarmısın demiş adam. Gene ne istiyorsun diye çıkışarak gelmiş. Adam sizinle bir iddaya girmek istiyorum demiş ne iddası demiş barmen. Bakın demiş adam; şu barın sonuna bir likör bardağı koyacağım ve oturduğum sandalyemin üstüne çıkıp bardağın içine hiç sağa sola bir damla damlatmadan işeyeceğim. Seninle 1000 dolarına iddaya girmek istiyorum demiş ve parayı çıkartıp masaya koymuş. Barmen şaşırıp kem küm ederken adam barmene; sen biraz düşün ben bir tuvalete gidip geleyim demiş. Barda oturanlar ısrarla iddaya gir iddaya gir damlatmaması sıçratmaması imkansız demişler. O sırada adam tuvaletten gelmiş ve sormuş evet iddaya giriyormusun? Barmen tamam demiş kabul ediyorum. Adam bardağı barın sonuna koymuş, gitmiş sandalyesinin üstüne çıkmış açmış fermuarını bardakilerin üstüne, barmenin suratına, barın heryerine işemiş fermuarı kapatıp kendinden emin bir ifadeyle yerine oturmuş. Barmen kazandığı 1000 doların sevinciyle sırıtarak adamın yanına gelmiş; kaybettin kaybettin 1000 dolar kaybettin ama neden üzülmüyorsun? demiş. Adam bak demiş barmene; şu tuvaletin yanındaki gurubu görüyormusun demiş onlarla iddaya girdim dedim ki şimdi gidip şu barmenin ağzına yüzüne işeyeceğim ve barmen gülecek. Sayende 5000 dolar kazandım sağol.
Havada belki güneş yok, sıcaklık ise ateş misali kavuruyor her yanı, bunalmakta tüm insanlık. Sıkıntıları saymaya kalkmak mı? Hayır!. “Kuş misali özgür olmak istiyorum” diyor Melisa. Kuş misali özgür olmak, çiçekler arasında uçuşan bir kelebek, yaşamda çözemediği duygu karmaşası kalması istiyor. Asla sabit bir çiçek gibi toprağa tutunmak niyetinde değil, başarıyı beklemekte. Kendisini anlatıyor; elbiselerinin, eşyalarının, dört bir yanının, o hafif ezgilerle tıngırdatmaya çalıştığı gitarının siyah olmasını istiyor. Bir siyah kadar asil olma düşüncesi. Göklerdeyken aşağılara uzansa, denizlere varma azminde. “Ben ne dersem o olsun, düşlerim gerçekleşsin” hayali içinde. Melisa kim? Nasıl biri? O, hayatının altın yıllarında, uzun boylu, kısa saçlı, sempatik. Gözlerinde rengarenk ahenk var, elinde gitarını konuşturur, bir yandan da söylemekte. O Melisa. Kendi ayakları üzerinde durabileceğini düşünüyor, tam olgunlaşmamış meyve belki, ya da büyümekteki fidan. Ailenin ayrılmasına altı yaşlarında şahit olmuş, ama o onyedi yaşında. Gerçek bir babayı, belki hayatını paylaşabileceği insanda bulma niyetinde, bunun farkında değil. Kimbilir dağları belki o yarattı. Kitaplarıyla kardeş olmak istiyor. Bir acemi gibi hepsini aynı anda okumak istiyor. Sabretmek ona göre değil. Yalnızlığın gezdiği yolda ilerlemekte. Belki ileride Goethe’nin “Werther” ini yaşayabilir, kim bilebilir ki! “Ateşli hastalık geçirdiğimde sabit bir rüya görüyorum, bir balon içinde göklere yükseliyorum” diyor Melisa. Bilemediği özgürlüğe hapis, çıkış noktası arar Melisa. Evrenin sonsuz boşluğunda yol almak ister, belki olmaz ama o ister, kesinlikle olmalı. Hayatının baharını yaşamaktasın, bir zamanlar vurulmuşsun, onun bıraktığı izi taşıyorsun. Sen o izin kaybolması niyetinde yeni bir iz peşindesin aslında. Bak bir etrafına, gökyüzüne bak, bulutların özgür biçimde darmadağın olmasına bak, sen o basitliğe indirgenemezsin. Sen kumsalda eşi benzeri olmayan bir taş, sen parlayan çakmak taşı olmalısın. Evin bir köşesinde beslediğin zarif kuşu sen bıraktın Melisa. Ama o geri dönsün, tekrar seninle olsun istiyorsun. Sen beklemeksizin sorguluyorsun. “Neden ben değil de başkası, ya da başkası değil de neden ben?” Neden mi? Bazı gerçekleri sorma, buna özgürlük diyorlar Melisa. Seçebileceğin iki yol var; Biri görünür, diğeri görünmez, iki yol ardından. Karanlığı istiyorsun, karanlık öyle yakın ki, sen o karanlığı, siyahlarınla buluyorsun. Karanlık, bir katran karası gibi simsiyah, hafif bir ışık arıyorsun hissettirmeksizin. Karanlıkta görmek değil düşünmek vardır Melisa. Karanlığın etkisinden kurtulmuş, ışık sayesinde, bir gölge kalmış Melisa. Sen siyahlarınla karanlığa uygun, karanlık senin yanında. Bir bardak var içi su dolu. İçinde hafif alkol bekler seni. Rengarenk bir sıvı, dışında cam. Koklamak mı? Görmek mi? Tatmak mı? Hayır!. Senin için hissetmek. Senin aradığın derinlerde. Duygu mu - tutku mu? Senin aradığın duygu. En duygusal an şimdi gökyüzünde. Haykır o zaman dolsun bulutlar, ağlasın. Gökyüzünden senin adına akan sular gölleri doldursun, göller taşsın, akarsular çağlasın. Ağla Melisa, gözlerin parlasın. Çiçek olmak sabitlik değildir, son tozlarınla etrafa dağılırsın, mutlak bir arı olmak değildir önemli olan, arı gelir senin yapraklarına konar. Belki sen, dört yapraklı bir yonca olursun, belki de açılmamış gonca, körpecik. Karanlık çöküyor etrafa, her yer bulanık, sis var. Deniz gel-giт olaylarını yaşıyor. Deniz, yavaş yavaş çekiliyor kıyılardan, uyuyor. Hafif hafif kıyıya vuruyor dalgalar, seslerde ahenk var. Senin gözlerin sonuna kadar açık, gözlerinde en ufak yorgunluk ifadesi görünmüyor. Bir enerji modülü, geceleri sana sunuyor. Uyumuyor, düşünüyorsun. Geceleri göremezsin Melisa, düşünürsün. Bir yarasa gibi hissedersin, dokunmadan sıyrılırsın taşlardan. Sen siyahsın Melisa. Karanlıktan korkma Melisa. Gecenin bir vaktinde pencerene bir kuş konabilir, o bıraktığın kuş değil belki ama yeni ve umut dolu bir kuş. Ya da bir bülbül, sabahları şakıyarak uyandırır seni, sabahları hissedersin. Doğadaki bir çiçeğe arı konar, özüne ulaşır, ya da bir kelebek çırpınır etrafta. Melisa, asi kız. Melisa, göklerde uçan şahin kadar gösterişli. Melisa siyah, Melisa farklı. Haydi özgürlüğe uzan, uzanabildiğin kadar uzağa, yakalayabilirsin. O, Melisa.
Ünlü şovmen Cem Yılmaz, gösterilerinde:
- "Buradan çıkınca anlatılanların hepsini unutacaksınız" der. Ama star muhabiri unutmamış. Okuyun, gülmekten ölün. Bir buçuk aydır sahnelere çıkmayan Cem Yılmaz, dün Ankara'daydı. Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu'nda sahne aldı. Kırdı, geçirdi.
- "Evde espri yapamıyorum. Eve iş getirme diyorlar" diyerek başladığı programında politik esprilere de yer verdi. İşte, kahkaha makinesinin unutulmaz esprileri:
- "Bir komedyenin programını izledim. Kadın sünnetçi çıkarmıştı. İlk kadın sünnetçi. Ben 1978'de sünnet oldum ve sünnetçi kadındı. Böyle hatıraların olması gerekiyor komedyen olman için. Ben 30 sene sonra anlatırım diye kendime 5 yaşında sünnet organize etmiş olamam. Beni kadın sünnet etti. Bundan bahsederken belden aşağı bir şeyden bahsetmiyorum. Sünnet bir hadisedir.
Erkek çocuğun mürüvvetinin görüldüğü yer. Erkek çocuğun mürüvvetinin görüldüğü yerler sünnet, askerlik, evlilik. Gerçi sünnette daha net görülür mürüvvet. Ona mürüvvet diyorlar, enteresan bir şey. Kadın ismi vermiş olmaları tuhaf. Gerçi rahim diye de adam var olsun. Diyarbakır'a  gidiyordum uçakla. Hostesle muhabbet ediyoruz. Business'ta oturuyorum.
Hep Business'ta otururum. Buraya da Business geldim. Ankara'ya business açılmış çok süper bir şey. Bilmeyen varsa söyleyeyim. Business iş amaçlı gidilen seyahat manasına gelmiyor. Portakal suyu veriyorlar sen de kendini bir b. k zannediyorsun. aynı uçağın içinde ne sınıf yapıyorsun ulan. Portakal suyu içerken kendini ne zannediyorsun. 'Mersi canım. Bunu içmeden uçamıyorum.' Bir de perdeyle ayırmıyorlar mı tavım ona.
Soruyorsun 'Somon var mı?' Arkana bakıyorsun. 'Fakirler, ekonomi, Allah belanızı versin. Uçak sizin neyinize.' Bir hava yaratırlar ki sanki uçak düşünce Business'tekiler ölmüyor. Hostesle muhabbet ediyorum. Laf döndü dolaştı sünnete geldi. Eh business'te oluyor böyle şeyler. 'Beni kadın sünnet etti' dedim. Hostes dedi ki, 'Aaa kadınlar bindiği dalı kesmez ama." Hostesin şakasına bak. Biz yapsak, aforoz ederler.
- "Ne yaparsın yap ne olursan ol öleceksin. İnsan ölümlü bir yaratıktır. İnsan öleceğini bilir. Belgesellerde gördüğün kaplanlar aslanlar gibi değil. Belgeselde gördüğün kaplan, aslan hep koşacağım zannediyor. O erkek aslanı görmüyor musunuz. Fönlü böyle. Artık ormanda nerede buluyorsa fönü. Bizimki daha kompleks bir yaşam. Öleceğini biliyorsun ve sıklıkla unutuyorsun. Hani ölümden dönenler anlatır ya; bir ışık geldi falan diye. O, kıça tıkılan pamuk. Senin inancını bilemem. İstersen toteme tap. Herkes ölecek.
Mahşer var ya. Orası işte. Kıyamet kopsun herkes orada olacak. Büyük bir kokteyl gibi düşünün. İlk gün imza almaktan anan ağlayacak. Herkes orada çünkü. Aaa Sezar. Reerkarnasyona inananlar var. Yok öyle bir şey.
Hep böyle yapıyorlar. 'Önceki hayatımda Rus Çariçesiydim' Hiç o... olan yok. Hiç duyuyor musunuz, 'Önceki hayatımda taksi şoförüydüm.' Herkes kral. Herkes yanacak bir kişi hariç. O da Fedon. Çünkü Fedon daha yanamaz. Fedon artık limitte, onu direk cennete alacaklar."
- "Türk Hava Kurumu bizim memleketin en iyi çalışan kurumu. Kurban derisini veriyorsun ondan uçak yapıyor. Artık nasıl katlıyorsa. Bir de tuzlarsın F-16 oluyor diye bir geyik var ama yalan olmasın."
- "Askerde seni mesleğinle yönlendirirler. Terzisin terzi yaparlar. Atom mühendisiysen gazinoda televizyondan sorumlu olursun. Şahsına santral kuracak değil ya. Gençliğin bir lafı vardır, 'En verimli çağımda askere aldılar' Sanki herifi soğuk füzyonu bulurken götürdüler. Bunu söylediği zaman komik durum oluyor. Ama günde sekiz saat antrenman yapması gereken baleti 8 ay botla gezdirirsen Kuğu Gölü'nden manda b. kuna transfer olur. En verimli çağımda askere aldılar. Ne yapıyordun ki? Verimli verimli evde oturuyordum. Ulan ben para basıyordum beni aldılar askere. Niye bedelli yapmadın diyorlar. 15 bin mark veriyordun 28 gün yapıyordun. Ben hiç para vermeden 550 gün yaptım. Bir de orada olanı biteni anlatıyorum senede 2 milyon dolar kazanıyorum. 28 günlük birikiminle single çıkaramazsın. 300 erkek yan yana yatıyorsun abi. Kalabalık bir erkek topluluğu demek, başka bir organizma demek abi. Kadın olmasa b. k içinde yüzeriz. Kadın kendine özenmen için sebeptir. Deodurant mı at gitsin.
Konyalı arkadaşına koksan ne olur ya. Ayaklarını haftada bir mi yıkıyorsun. Ayda bir yıkan Kim senin mantar yetiştirmene birşey diyebilir. Askerliği yapmış olan o kokuyu bilir. Küfür konusunda ben muzdarip bir insanım. Bu konuda bir çifte standart var. Vizontele'de ben bir adamı canlandırdım. Yazıldığı haliyle bir o. ç. O adamı başka türlü canlandırmanın imkanı yok. Bizim eski filmlerimizde falan küfür yoktur.
Trajedi yaşanır, adamın karısına, kızına tecav*z, bir de köyü yakarlar.
Bizim filmin kahramanı finalde gelir, ‘Alçaklaaar'. Yani hiçbir caydırıcılığı olmayan. Bir e*oin kaçakçısının hayatını yapıyor herif.
Şöyle konuşuyor: Mal geldi mi? Geldi efendim. Fakat, filhakika malımız kantara girdi. Olur mu lan öyle. Bu adamlar öyle konuşmuyor ki. Mal geldi mi? Geldi a. koyum. Malın anasını s. ler."
- "Deniz Harp Okulu'nun kuruluş yıldönümünde sahneye çıkıyorum. İlk mezunlar da gelmiş. Nasıl bir yaş ortalaması anlatamam. İlk 20 dakika eski Türkçe anlattım.
Filhakikat buna mukabil bir sonraki latifede buluşmak üzere. Benden sonra Ajda Pekkan vardı, şöyle sundum: Yeni yetenek Ajda Pekkan. Abicim sıfır reaksiyon. Herkes onaylıyor. 'Bu kız çok tutacak' diyorlar."
- "Al kadehi, ver, al. Lider taklidi yaptım durduk yerde. Eskiden lider taklidi vardı. Şimdi çok zor. İki kişi koluna girecek. Amma zor iş."
- "14 Mart Tıp Bayramı'nda doktor arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Bizde sреrм bankası var mı diye sordum. Yok dediler. Dedim isabet. İçinde banka lafı geçtiği için biri hortumlar rezillik olur."
Haydar 'ın İkna Mektubu Menekşe moru gözlüm, al yanaklım, seni bir daha dövmeyeceğim. Lütfen artık eve dön. Bak Yaşar Halıya küstu, kusmuk seni bekliyor. Ayaklarım bugün de hep seni aradı, yıkanmak için. Seni çok arıyorum, bir haftadır akşam rakılarının tadı tuzu yok. Ev sensiz çok ıssız. Gerçi nasıl, nerede yattığımı, kime nasıl çaktığımı falan hiç hatırlamıyorum ama onun sen olmadığını bir büyük rakının sonunda dahi hissedebiliyorum. Kezban, ben sana aşığım. Eve döndüğün gün, bunu arkadaşlarla kutlayacağım. Sen, kanlar içerisinde evden kaçarken nasıl duygulandığımı bilemezsin. Elimdeki şişeyi, hırsımdan ananın fotoğrafına fırlattım. (Artık duvarları gelince silersin. ) Kezban bir de gelirken 2 paket kısa Maltepe getirebilir misin? Dün Zeynep okula gitmeyip dolma sardı, ben de okeye dönerken dikkatleri dağıtmak için habire dolma yiyip, "yiyin yiyin nefis olmuş" dedim. Nasıl zeka ama. Zeynep'in tezkeresinde okul ve sınıf kısmını boş bıraktım. Onu da mı ben dolduracağım? Bu sabah seni kaçırışım aklıma geldi, efkarlanıp bir cıgara yaktım. On dört yaşlarında taş gibi kızdın. Nasıl; Mehmet, Abidin, Ramazan, Yusuf gelip seni döve döve taksiye atmıştık? Peki, seni piknik tüpü ile dövüşümü hatırlıyor musun? Yeni evliydik, bir boğaz gezisi dönüşüydü. Mehmetgiller kapıda bekliyorlardı, sen daha roka bile hazırlİmamıştın ve Ramazan içeriden "ROKA!" diye bağırmıştı. Mutfağın kapısını içeriden nasıl kilitlediğimi, ocağın oradan tüpü nasıl kaptığımı falan hiç hatırlamıyorum. O gece Ramazan 'lar gidince sen Yaşar ‘ı doğurdun. Huysuz mu huysuz, koca burunlu Yaşarımı. Bu arada son maaşınla Yaşar 'a don falan aldım. Artık yuvana dön, asabımı bozma!
Kocan Haydar
Birer birer gittiler yaşamımdan.
Herbiri ayrı bir yaraydı, her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar, insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onlarıBöylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum, kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla. Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti, duyguydu tüşöyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular, sonraları sevdamdılar.
Sabah. Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım. Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların.
Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum. Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu. Dört elle olmasa da yaşama bağlaİmamı sağlıyordu. İleriye dönük planlar yapmıyordum, dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sıra sera". Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi, sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu, olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu. Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın. Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşİmamaktı. Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir söylercesine ararcasına, kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu, gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil. Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor, kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor, sadece yürümekle yetiniyordum. Belki de bu benim mola verişimdi. Anlamsız bir rahatlıklaBöylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varİmamanın huzurunu yaşıyordum. Mola. İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar. Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım. Ne anlattıklarını biliyordum, dinlemem de görekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum.
Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinşöyle ayrıldılar yanımdan, ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım, birşeyler yazdım, rutin, sıradan hep yazılagelen söyler. Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda. Değişik olaylar olmasını bekliyordum. Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız şöylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpşöyle bakmaya da alışmıştık. Siyahın bile tek tonu vardı bizim için, versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi. Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi. Daha büyük korkulara katlanamazdık, yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik. oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı. Etrafımı boş gözlerle süzdüm. Bir arkadaşla göz göze geldik. Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler. Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu, bana aitmiş gibi. Cidden benim miydi bu yaşam?
Telefon çaldı. Bir ses evecenlikle " doktora gidiyorum, eve geç kalacağım" dedi. tamam bile demedim, göreksizdi çünkü. Yemek vaktine kadarBöylece oturdum, birkaç imza attım, birkaç demlik çay içtim, sigaramı hiç ettim onunla birlikte. Ne iyi. Yemekten dönünce gazete okudum. Kuponaları seyrettim. Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil.
Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponlarıBöylece seyretsem.
Ne haber, ne köşe yazısı, ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabiçecek miyim?
Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim, bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar"
Dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım. Ses tanıdık ve sadece bir cümle " gidiyorum". Öğle vakti. Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden. Koşasım geldi ama yapamadım, çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana. ( Kış, rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişiBöylece yürüyordu rüzgara aldırmadan.
Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil. Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk. Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti, bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana, diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk, uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor. ) Aklımdan hep paylaşımlarımızıgeçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler.
Gitmelerini istemiyordum aslında. Bağırıyorum, duymuyorlar, yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar, ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi, etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada, ileirde duruyordu. Sırtı bana dönük. Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum. Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokaç boyunca ilerledik, durdu. "Sana şöylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum, çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum, çünkü kalırsam yoklaşacağım.
Ağlamayacağım, göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum. Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var.
İleride ellerimiz yine kavuşacak, kuvvetle sarılacağız birbirimize. O güne değin ağlamak yok, sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok, dostum, gidiyorum. " dedi. birşey söyleyemedim, boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. söyledir, dost,söyledir. " dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı, belki sonsuza dek. Ama bu incitmedi bizi. Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük. Ağlamadık, çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isYaşlı boyun eğdik, güpegündüz. İlk değil, son da. Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akaç yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum. O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma, güldüm. akşam. Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık. Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızıa bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.
İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk. Bir bağlamda başarmıştık da bunu. Ama yine de olİmamıştı. İki ayrı insandık, iki ayrı dünya. Düşlerimiz ve sevdalarımızıvardı birbirine teğet, o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım, fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı, umut ediyordum.
Bir firmanın İnsan Kaynakları Müdürü ölür ve göğe yükselir. Kapıda bir melek onu karşılar ve şöyle der:
- "Size bir şans vereceğiz. 24 saat boyunca cehenneme ve 24 saat boyunca da cennete gideceksiniz. Hangisini daha çok severseniz, sonsuza dek orada kalma şansınız olacak." İnsan Kaynakları Müdürü bu düşünceyi gereksiz bulur:
- "Aslında ben seçimimi çoktan yaptım. Bu yola başvurmamıza gerek yok. Ben cennete gitmek istiyorum." Melek:
- "Bu olanaksız, buranın da bazı kuralları var" der. Müdür, asansöre biner ve yerin yedi kat altına iner. Bir kapıdan içeri girdiğinde bir bakar ki, yemyeşil bir golf sahasının üzerinde ve tüm sevdiği arkadaşları orada. Şeytan bile çok sevimli ve ona iyi davranıyor. Tüm gün golf oynarlar, birlikte yemek yiyip içki içerler. Müdür çok eğlenir ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. 24 saat dolunca asansörle yukarı çıkar ve cennetin kapısından içeri girer. Cennet de güzel ama fazla sakin bir yerdir. Tüm gün bulutların üzerinde harp çalıp şarkı söyler. 24 saat dolunca yeniden meleğin karşısına çıkar. Melek sorar:
- "Evet, kararınız nedir?" Müdür yanıt verir:
- "Bunu söyleyeceğimi hiç sanmazdım ama cehennemde daha iyi süreç geçirdim oraya gitmek istiyorum." Bunun üzerine asansörle yerin yedi kat altına iner. Bir de görür ki her yer çöp dolu, pis bir koku sarmış çevreyi. Dün çok eğlendiği arkadaşları da çöpleri topluyor. Şeytana sorar:
- "Dün burası bir golf alanıydı, yemek yedik, içki içtik. Bugün ne oldu, durum neden böyle?" Şeytan yanıt verir:
- "Dün senle iş görüşmesi yapıyorduk. Bugün artık seni işe aldık."
Hava açıktı. O gün gökyüzü gerçek bir gök mavisiydi. Büyük şehirlerin kaderi gibi görülen hava kirliliği de; sırra kadem basmıştı sanki. Etrafa tatlı ve rehavet verici bir hava akımının rüzgar serinliği başladı. Bütün caddeler insanlarla, mağazalar da çeşit çeşit mallarla doluydu. Caddeler insan selini kaldıramazken koca Ulu cami, ikindi namazında ancak üç saf olabilmişti. Caminin üzerinde muhteşem bir tarihin izleri vardı. Gün; koşuşturma ile geçmiş, yürümekten yorulmuşlardı. genç müteahhit:
- "Bir yerlerde biraz oturalım."
Dedi. Arkadaşı:
- "Bir yer biliyorum oraya gidelim." diye cevap verdi.
Caddeler, artık insan ve araç yükünü taşıyamaz olmuştu. Yeşil alan olarak ayrılan bir yer; delik deşik edilmiş hızla bir otopark inşaatı devam ediyordu. İnşaattaki devasa vinç kule, Osman Gazi türbesine doğru baş kaldırmıştı. Altıparmak'a batı yönünden gelen caddenin karnı yarılmış, toz toprak içinde çalışan kazıcının hırıltısı caddenin gürültüsüne karışıyordu. Osman Gazi türbesinin bulunduğu tepeden baktığınızda; Bursa genelde ayak altında kalır. Şehir merkezinde; hava koridorları olmayan önü veya sonu kapalı caddeleri olan, yeşil alandan mahrum çarpık yapılaşmayı görürsünüz. Bursa'nın yeşili gitmiş, betonlaşmanın kızılı gelmiş olduğu görülürdü. Tepe etrafında yapılan yürüme merdiveni Osman Gazi'nin bilinçsiz ve şuursuz torunlarına; aşk merdiveni olarak hizmet vermeye devam ediyordu. Hemen hemen her oturakta sarmaşıkvari oğlan ve kızları görmek mümkündü. Televizyonla kazanılmış;
Bu batı tarzı yaşamı hazmedebilenlerin yerleri haline gelmiş. Düşünen insanın değerinin olmadığı hatta hapsedilen bir ülkede; bu gençlerin yaptıkları normal, düşünenlerin durumu anormaldi sanki. Hey gidi hey, Osman Gazi atam; yattığın şu yerde rahat mısın? Şu bir kulağı küpeli, saçları ensesinde, ağzında sigara ve yanında on dört yaşında erdemliliğinden habersiz; kol kola sigarasına eşlik eden şu genç; kız senin torunların mı? Hem de yatmakta olduğun türbenin yanı başında.
Ucube, zalim bir imparatorluk olan Bizans'tan aldığınız yer yüzünün en muhteşem ve nadide topraklarını; geçmişini ve asli vazifesini unutan bu nesile mi bıraktınız? Sana yapılacak sitem bile haksızlık sayılır. Ya sen Galip Hoca, her şeyin hercü merc olduğu, Osmanlının son demlerini yaşadığı ve ulusal bir kurtuluş Savaşının yaşandığı günlerde çıktığın cami minberlerinde ve meydanlarda " Hala dağınık mı kalacaksınız? Hala ne zaman silkinip toparlanacaksınız. Yunanın entarili askerlerinin toprağınızı ve namusunuzu kirletmesini mi bekliyorsunuz?" diye sesleniyordun. Sizler, perma perişan yokluk ve sefaletle can yoldaşı olduğunuz, yedi düvelin leş yiyen kargalar gibi Osmanlının mirasına üşüştüğü günlerde bu milleti ayakta tutmasını, Savaşıasına ve onurunu kurtarmasına öncü oldunuz. "Siyaseti ve demokrasiyi kıyma makinesi yapan, acımasızca ve şuursuzca muhteşem bir geçmişi olan bu milleti nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyen mefkuresiz bir millet haline getirdiler. Ağlanacak halimize güler olduk."  duyguları içinde hayıflanıyordu müteahhittin arkadaşı. Vatan yalınız verimli toprakları, güneşli sahilleri, yemyeşil ormanları, asfalt yolları ve mamur şehirleri dar bir toprak parçası değildir. Vatan: muazzez şehitlerin kanlarıyla yoğrula yoğrula kutsileşen mümbit ovalardan taa kıraç tepelere varıncaya kadar şüheda fışkıran ve şairin:
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. "
"Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır. "Mısralarında ifadesini bulan bir bütündür. "Bunlar mı kağanların, hakanların, padişahların torunları? Bir zamanlar Yunus'ları, Mevlana'ları, çıkaran toğlumda, şimdi bir zerresini bulamamak ne acı. "
" doğruya karşı kadife, hasmına karşı çelik olanlar nerede? Kötüye karşı Allah'ın gazabı, mazlumu koruyan Allah'ın kılıcı Türkler bu gün nerede? Savaşıa düşman eli değmemiş fakat barışta düşmana karış karış satılmak, istenen şu mübarek vatanı ve Türkiye'nin acı kıranlığı içinde yaşayanlar nerede?
Bir Bilge çıkmalı yine ve Ey Türk titre ve kendine dön demeli. "
Duyguları içinde hayıflanıyordu müteahhittin arkadaşı. Osman Gazi tepesinin etrafında; eski iğreti şekliyle kalan tek yer "Yahudiler mahallesiydi. "Anlaşılan onlara da şu veya bu sebeple inşaat izni verilmemiş olmalıydı. Paralarını ticarette değerlendirerek; gayri menkule yatırım yapmayan bir toplumun veraseti devam ediyor olmalıydı.
İki arkadaş; yan yana "Yahudiler sokağına"yöneldiler. Yolun; ortasına kadar üzerlerinde içki bardakları bulunan masaların arasından bakınarak yürüdüler. Yoldan geçenleri rahatsız edecek kadar bir içki kokusu sokağı baştan sona kaplamıştı. Anlaşılan geceleri alem yerleriydi buralar.
Karşılıklı barlar; aralıklarla peş peşe sıralanmıştı. Kapalı olduğundan sakin ve sessizdi. Kapıların üzerinde; metalik bir yazı vardı. " damsız girilmez. " dam ne idi? Dam kelimesi; Türk kültürüne tamamen yabancı ve sonradan girme bir kelimeydi. " dam"Türkçe'de evin üst tepe kısmına verilen addı. Aslı; Fransızca bir kelime olan; " dansta erkeğe eşlik eden kız", Farsça'da "tuzak kurmak, birini aldatmak için hazırlanmış hile ve tuzak"anlamındadır. Tecrübesiz genç kızlar; bu yerlere getirilerek yalan ve hile ile içki ve uyuşturucuya alıştırılan yerler değil miydi? Hatta daha ileri gidilerek nice genç kızların kızlık değerlerinin yitirildiği yerler değil miydi? Bunu bilmeyen, bunu anlamayan kaç masum var bilinmez ama bu yıllardan beri böyle devam edip gidiyordu. Sanki kimin umurundaydı. Batılılaşıyoruz ya! Ne menem bir batılılaşmaysa. Kendi milli değerlerinin ve ruhunun zıddına inat.
Galiba, "battı balık yan gider"tabiri ne kadar uygun düşüyor halimize.
Müteahhit:
"Nereye götürüyorsun. "
Arkadaşı :
"Benimle gelmez misin? Az kaldı. "Sokağı boydan boya geçtiler. Sokağın sonunda; dış cephesi mavi renkli, tamir Görmüş; Osmanlı'dan kalma tarihi bir yapı çıkmıştı karşılarına. Kapı üstüne monte Edilmiş küçük bir levhada "KONAK CAFE"yazılıydı. Dış kapısı sokağa çıkıyordu. Avlusu da yoktu. Önünden geçen sokak; ilerleyip mahalle arasında kayıp oluyordu. "Konak Cafe"
Yönünü Osman Gazi'nin türbesinin bulunduğu kuzeyden zikzaklı yapılmış; iğreti dik merdivene bakıyordu. Alt katı boş olan Cafe 'ye girdiler. İçeride bir iki esmer çekik gözlü Orta Asyalı genç; holdeki masa etrafında oturmuş ellerindeki sigaralarından çıkar dumanların altında ağır ağır konuşuyorlardı. Bir an duraksadılar. Girişin sağ yan tarafında dörder sandalyeli üç masa vardı. Solda dik bir merdiven üst kata çıkıyordu. Holün solunda bir önü yükseltilmiş bir insan başının gözüktüğü bir yükselti, ocak ve malzeme dolapları vardı. Az ileride bir ufak renkli televizyon kendine yüksekte bir yer bulmuştu. Bir kaset çalardan sesi olup; sözü olmayan bir fon tipi Türk müziği salonu dolduruyordu. Birilerinin birileri ile buluşma yeri olarak ayarlanmış görüntüsü veriyordu sanki. Eskiden; İktisadi Bilimler akademisi, bu gün ise emniyet müdürlüğü olarak kullanılan binanın arka yan köşesinde. Bir görevli genç :
"Buyurun efendim" dedi. "Şu yana oturalım" dedi müteahhittin arkadaşı. Üst kata çıkmak istemediler. Küçük kare masa üzerinde vişne renkli ipek saten örtü vardı. Üstünde örtüyü kaplayan masa camı ve üzerinde kül tablası vardı. Giriş holü; yandan ayaran aralığa gerilmiş üzerinde beyaz güller bulunan tül takılıydı. Tüllerin asıldığı noktalara yeşil ve kırmızı renkli yapma "yaprağı güzel"
Çiçekleri salınmıştı. görevli genç:
" Efendim, soğuk - sıcak ne içersiniz?" dedi. "Nascafe. "
"Süt katalım mı?"
" Hayır, Sade olsun. "
"Siz efendim. "
Genç müteahhit:
"Aynı olsun" dedi. Hizmetli genç gitti ve geri döndü. "Su ısınmak üzereymiş biraz bekleyebilir misiniz?"
"Mümkün" dedi müteahhittin arkadaşı. Gün pazartesiydi. Köy hizmetlerinden aldıkları, doksan yedi yılı ödeneği bulunmayan ihaleyi değerlendiriyorlardı. İhalesi yapılan yerlerin önceden yerleri de görülmüş değildi. İhale şöyle veya böyle kendilerinde kalmıştı. Ne getirir, ne götürür bilinmezdi. Bu iş mutlaka yapılacak ve başarılması gerekiyordu. Kaçmanın veya teminatı yakmanın hiçbir anlamı olamazdı. Bu memlekete yerleşmenin iş yapmanın bir başlangıcını teşkil edecekti.
Bütün gayret ve çaba yüz akı ile çıkmak için olmalıydı.
Cemildi adı, herkes gibi deli kanlı annesi ölürken hayatın başındaydı daha beş yaşındaydı çok zaman oldu cemildi adı, 17 yaşındaydı kalbi temiz, biraz fakir bir delikanlıydı seviyordu, sevgiyi biliyordu seviyordu güzeller güzeli cennet kızını köyün en güzel kızı, ve en akıllı gözleri yakıcı ateşti, bakışı kalpleri delen ışık cemilin aşkı bir cennet kızı cennetten gelmiş kadar güzel aşk bu ne ferman dinler ne de kanun gel zaman, giт zaman aşk büyüdükçe büyüdü alevleri gökleri, haberi köyü sardı direnmek zordu, aşk ateşti, kalp ise ateşin yeri kızda aslında onu seviyordu ama ne fark eder onunla evlenmeyecektiya nede olsa ailesi karşıydı yasemin ailesine karşı gelemezdiya Cemille evlenemezdi ailesi şehirşöyle evlenmesini istiyordu şehirşöyle evlenip onunla hayat kuracaktı şehirli zengindi de ha apartmanları, lüks arabası birde fabrikası vardı biraz yaşlıydı ama zengin bir adamdı cemil sahip olduğu kalbi satıp bunları alamazdıya zaman hızlı geçti, ve yaseminin nişan hazırlıkları başladı Cemil in ise bitmeyen uykusuz geceleri yasemini seviyordu sevdiği ise elden gidiyordu denemeliydi şansını bir kez daha Cemil, yasemini kaçırmak istiyordu cemil çiçeklerin güzelliğini yaşatmak çiçeği kıştan kaçırmak istiyordu yasemini istiyordu bir gün yasemine söyledi onu sevdiğini yasemini, kaçırmak istediğini yasemin ümit vermemeliydi dedikya, akıllı kızdı, ve şehirşöyle evlenecekti babasının sözünü dinleyecekti maalesef yasemin cemille gitmeyecekti Şahini sevdiğini söyledi aslında bu yalana ne kendisi, nede cemil inanmadı ne yapsın cemil, çaresizlikti, gururdu, aşktı bunun adı sevdiğini incitemezdi zaman çabuk geçti yasemin evlenip gitti cemilin ise hayalleri cemil duramazdı artık, köyü terk etmeliydi gitmeliydi kimsenin bilmediği uzak yerlere aslında oda bilmiyordu nereye gideceğini belki kaçırın sürüklediği bir yolda ilerleyecekti yasemini unutacak, aşkın bittiği yerde, yeni bir hayat kuracak orada başka biriyle evlenecek mutlu olacaktı nede olsa daha gençti yasemini unutacaktı yasemini sevdiğini unutacaktı gitmek çözüm olmadı yasemini unutmaya aşk büyüdü, büyüdü, büyüdü, yangın ağaçlara, kalpteki ateş akla ulaştı sevgiliyi unutmak, sevgiden kaçmak ne zordu ne zordu, sevdiğinden kaçıp, sevdiğini çöllerde aramak bir yaz günüydü, hava sıcaktı cemil yasemini unutacaktı unutana kadar dolaşacaktı cemil yavas yavaş bilincini kaybetmeye başladı kendinden geçmiş bir halde geziyordu dağlarda, ovalarda çöllerde yalnızlığın, aşkla buluştuğu yerde aklını kaybediyordu deliriyordu galiba hatta delirmişti aradan aylar geçti, cemili bulduğumda akbabalar cemilin ölmesini bekliyordu vücüdu kaç içindeydi akbabalar, kaç içinde bırakmışlardı cemili ölmek üzereydi, aç susuz, sıcak bir yaz gününüydü aldık götürdük cemili, canlıydı hala nefes alıyordu sadece bir hafta boyunca sonra yasemin adını duyduk dudaklarından yasemin, yasemin, yasemin adam sen kimsin, nereden geldin yasemin, yasemin yasemin sevdiğinin ismiydi cemil ise bir deliydi komşu köyde bir Hoca vardı. Genelde dağlarda yaşayan bir hoca. Aslında insanlar bu hocaya da deli derlerdi ama ben ondan o kadar hikmetli sözler duyardım ki onun dünyadaki en zeki en bilgili insan olduğuna inanırdım. Herkesle konuşmayı sevmeyen, aslında az konuşan biriydi.
Hikmet sahibi, bilgili bir hocaydı işte. Ben çocukken çok kötü hastalanmıştım. Ölmek üzereyken hastalandığımı duymuş ve gelmiş. ODadın herkesi çıkarmış ve yarım saat kadar yanımda kalmış. Ne yaptığını bende hatırlamıyorum ama bazı dualar okuduğunu hatırlıyorum ve sonrada uyuduğumu. Uyandığımda Hoca gitmişti ve ben kendimi çok iyi hissetmiş ayağa kalkmıştım. Cemili Hocanın yanına götürdük ve hoca cemilin yanında kalmasını istedi zaten biz gitmeden onun rüyasını görmüş, onu bekliyordu. Hoca her gün cemille konuşurdu fakat, cemil hiç tepki vermeden gözleriyle boş boş bakar ve dinlerdi. Cemil deliydi ama hoca ona sürekli telkinlerde bulunur, kainattaki mükemmel nizamdan, kainatta her şeyin hikmetli olarak yaratıldığından, kainatın bir mektup olduğundan bahsederdi. Birlikte bazen bir kaaran ağacının tepesine çıkarlar geceleri yıldızlar izlerler, dağlarda geceleri esen rüzgarın sesini, dua eden, zikir çeken böceklerin seslerini dinlerdi. Kainatla birlikte hocada dualar ederdi. Gündüzleri cemil için bitkilerden ilaç yapar ve içirirdi. Aradan aylar yıllar geçti cemil artık sağlığını ve bilincini tekrar kazanmıştı. Nasıl oldu bilmiyorum ama cemil artık tamamen iyileşmişti ve vücudunda hiçbir yara izi kalmamıştı. Cemil bir gün bana isteği zaman yasemini görebildiğini, yanındaymış gibi onu hissedebildiğini söyledi. Anlattığına göre yasemin her gün kocasından dayak yiyor ve ağlıyordu. Şahin hep içki içiyor başka kadınlarla geziyor, hatta kadınları eve getiriyordu. Bu dayanılacak bir şey değildi, yasemin için bu hayat yaşanacak, katlanılacak şey değildi.
Evlendikleri ilk hafta iyi görünüyordu. fakat daha sonra yayaş yavaş Şahin gerçek yüzünü göstermeye başladı. Hergün bir bahane bulup yasemine hakaretler yağdırıyor, onu dövüyordu. Yasemin ise hergün ağlıyor, ve Allah'tan yardım istiyordu. sürekli dayak yiyor ve ağlıyordu. En büyük acısı Cemili hala sevmesi ve onunla evlenmemiş olmasıydı. Yapacak hiçbirşeyi yoktu, eve dönemezdiya, dönse de cemil olmadan dönmesinin anlamı olmayacak mutlu olamayacaktı. Yaşadıkları dayanılacak bir hayat değildi fakat her şeye rağmen yasemin bütün acılara dayanıyor, bu çektiği işkenceli hayatta arınıyor, sabrı isyana meydan okuyordu.
Cemilin yaşadığı aşk, aşkın büyüklüğü cemile yasemini görme onu duyma yeteneğini kazandırmıştı. Cemil yaseminin çektiği ızdırabı hissedebiliyor, ve zamanı gelince gidip yasemini kurtaracağını söylüyordu Cemili buİmamın üzerinden 4 yıl geçmişti. Cemil, birgün yaseminin kendisine ihtiyacı olduğunu söyledi ve bizimle vedalaşarak ayrıldı. Cemil giderken hoca ile onu birlikte uğurladık. Cemile alışmıştık ama gitme dememiz mümkün değildi. Yasemin aradan geçen onca yılda mutluluğu hiçbir zaman tadİmamış, kocasından ne sevgi nede saygı görmemişti. Yaseminin duyduğu hep hakaret, gördüğü kendisi ile hiç ilgilenmeyen kocası oldu. Annesini, babasını, köyünü özlemişti.
Evlendiğinden beri çocukluğu ve ailesi aklına geldikçe hep ağlardı.
Yasemin ailesini, ailesindeki sıcaklığı özlüyordu. Yasemin baharı, baharlarda kardeşleşöyle papatya kokulu tarlalarda, çiçeklerin arasından koşarak oynadıkları köyünü özlüyordu. Yasemin köyünü, sonbaharda ekinler biçilirken insanı büyüleyen rüzgarın uzaklardan getirdiği kokuyu özlüyordu. Yasemin cemili özlüyordu. Cemilin sevgi dolu bakışını, insana güven veren ses tonunu, kendisine verdiği değeri özlüyordu.
Cemilden ayrıldıktan sonra cemili ne kadar çok sevdiğinin farkına daha iyi varmış, onu unutmanın mümkün olamayacağını anlamıştı. Cemilin şu anda nerede ne durumda bilmiyordu ama ümitliydi. Çekilen bunca acılara rağmen kendisini hayata bağlayan bir şey vardı, bu yüzden ümidini kaybetmeden hep Allah'a dua ederdi. Allah'tan istediği cemili birkez daha görebilmekti. Onu gördüğünde sevgisini ona anlatacaktı. Bir Cuma günüydü, şahin yine içki içmiş başka kadınların yanından geliyordu.
Yasemin artık dayanamıyacağını bu yaptıklarının insanlığa sığmadığını söyledi. Yaseminin aldığı cevap yine kocasından duyduğu hakaret dolu sözler oldu. Şahin yasemini sevmediğini, defolup gitmesini söyledi.
Yaseminde bu hayattan kurtulmak istiyordu, ama tekrar annesinin babasının yanına gidip ne diyecekti. Onlara nasıl anlatacaktı olanları.
Yasemin dayanamadı ve Sarhoş kocasına artık katlanamayarak, kapıyı çarptı ve çaresiz bir şekilde ağlayarak dışarı çıktı. Dışarıda yağmur yağıyordu, bardaktan boşalırcasına. Yağmur sokaç taşlarında parçalanıyor, ve yağmurun sesi yaseminin ağlamasının sesini bastırmak istiyordu. Yağmur yağıyor, yağmurla yaseminin gözyaşları birbirine karışıyordu. Kalbinde bir sızı vardı, kalbi ağlıyor, gözleri ağlıyordu.
Yaseminle birlikte göklerde ağlıyordu. Soğuk bir Cuma günüydü. Üşüyordu.
Cemilde oradaydı. Yasemini arıyordu. Saatlerce dolaştı, dolaştı. Tam bir haftadır yoldaydı ve hiç dinlenmeden yasemin arıyordu. Onu bulacağını hissediyordu. Cemil sokaklarda dolaştı, yağan şiddetli yağmura o da aldırmıyordu. Kalbi nereye isterse oraya doğru gidiyordu.
Rüyaşında yağmurlu bir havada bankta oturan bir kadın görmüştü.
Rüyaşındaki bu kadın ona yaseminin yerini söylüyordu. Bu yüzden bankta oturan gördüğü ilk kıza yasemini soracaktı. Yasemin ağacın altında bir banka oturdu. Yağmur yağdığı için parkta kimse yoktu, yalnızdı. Dua ediyordu. Sonra karşısına baktı, uzakta bir adam belirdi. Adam yavaş yaklaştı. Sonra yaseminin önünde durdu. Yaseminin önünde durdu, göz göze geldiler ve bir süre sessizce bakıştılar. Sonunda adam ona yasemini sordu. Yaseminin yaşını, köyünü, evlendiği adamın adını, babasının adını, söyledi. Hatta yaseminin nasıl bir kız olduğunu da tarif etti.
Cemil yasemine, yasemini soruyordu! Cemilin yasemine olan aşkının büyüklüğü, ondan ayrılmanın acısı onun deli gibi dağlarda dolaşması, hatta delirmesi ne anlama geliyordu. Uzaklardan yasemini gören, onunu yaşadıklarını, duygularını uzaklardan hisseden adam, karşısındaki yaseminden habersizdi. Onu tanİmamıştı bile. Yasemin cemili tanımıştı, ama yasemin benim diyemedi. Yasemin onu hala çok seviyordu, ama onu sevdiğini şöyleyemedi. Cemile sorusuna tek kelişöyle cevap verdi.
Bilmiyorum. Nede olsa cemille evlenmemiş, şehirşöyle evlenmiş, cemili terk etmişti. En azından, kendisine deli gibi aşık fakir bir genci hayal kırıklığına uğratmış, onunla evlenmemişti. Yasemin kendisinin şuçlu olduğuna inanıyordu. Hem de idam ediyecek bir şuçlu. Sonra Cemil boynunu büküp, yasemini aramak üzere oradan ayrıldı, bir daha hiç kimseye yasemini sormadı ve yine dağlara doğru yola çıktı. Yasemin ise kalktı ve kocasının evine tekrar dönmeye karar verdi. Keşke cemil, onu tanısaydı belki o zaman onu alır götürürdü. Yasemin hiç birşey şöylemedi, şöyleyemedi. şöylemek istedi, cemil dönüp giderken arkasından bağırmak istedi, yasemin benin demek istedi. Dili tutuldu, kelimeler boğazına takıldı. Ölmek istiyordu yasemin. hava soğuktu üşüyordum yanmayı istiyordum ısınmak için seni buldum bir gün sen bana ateş gibi geldin yanmayı düşündüm ateşte hava soğuktu üşüyordum yağmurluydu hava, yağmur yağıyordu ıslanmıştım bende ıslanan gözlerinde bir gün seni buldum, saçların ıslaktı saçlarını yağmur ıslatmıştı bakışların hüzünlüydü, buğuluydu gözlerin damlalar iniyordu gözlerinden sonra göklere çıkıp dumanlar bulut oluyordu insanın ağlaması; gökten, rahmet yağdırıyordu damla damla suluyordu toprağı damlalar sadece toprağı suluyordu göz yaşlarıyla karışıyordu ümitlerin tükendiği, senin gittiğin gündü Cuma günüydü yağmurluydu hava, yağmur yağıyordu Aradan haftalar aylar geçti.
Soğuk bir kış günüydü. İkindi vaktiydi. Cemil yine dağlarda dolaşmaktan iyice yorulmuştu. Cemil kendi köyüne oldukça yakın bir yerdeydi, fakat köye girmek istemiyordu. Vakit akşam üzeriydi ve hava gittikçe daha çok soğuyordu. Cemil rüzgardan korunmak için iki kayanın arasına paltosunu serdi ve uyumaya başladı. Yasemin ise o aralarda köyüne dönmeye karar vermişti ve tek başına yola çıkmıştı. Akşam yaklaşmıştı ve acele etmeliydi. Kestirmeden tepenin etrafından dolaşmadan, karşıdaki kayalıklara tırmanıp, karşıya geçmeye karar verdi. Kayalıklara kadar tırmandı. Ve o an. Zamanın durduğu, cümlelerin boğazlara takıldığı an.
Cemil orada gözleri kapalı uzanmış yatıyordu. Yüzü bem beyaz olmuşşöylece uzanıyordu. Yasemin cemili tanıdı ve yanına geldi. Cemil maalesef donmuştu ve nefes almıyordu. Yasemin cemilin elini tutmak istedi, ve o an cemilin elinde sım sıkı tuttuğu mendili, yere düştü.
Cemil mendilin üzerinde bir kalp çizmiş ve kalbin içersine “seni seviyorum yasemin” yazmış, yaseminin geleceğini biliyormuş gibi bekliyordu. Kaskatı bir buz parçası olmuş bedeni, orada uzanmış, yasemini bekliyordu. Ölmüştü. Yasemin ağladı, ağladı, ağladı. Köye dönmekten vazgeçip cemilin yanında kalmaya karar verdi. Yasemin cemilin yanına uzandı, ve bir yandan gökte yeni belirmeye başlayan yıldızları izliyor, bir yandanda ağlıyordu. umudum tükenirse sana kavuşmaya nasıl düşüneyim, nasıl göreyim seni uzaklardan eserse bir gün ayrılık rüzgarı nasıl şöyleyeyim, seni sevdiğimi mevsimler değişir kış olursa gömerlerse bir gün beni toprağa elini tutmadan, dokunmadan sana nasıl gideyim, nasıl unutayım seni Sabah cemille yaseminin donmuş bedenlerini, bir çoban buldu. Donmuş bedenlerini soğuk bir kış gününde, yan yana defnettiler. Toprak yasemin ve cemili ayrıİmamak üzere kavuşturmuştu.
19. Yüzyılda Mora'da doğup büyüyen ve divanındaki bir şiirden Moralı Süleyman adlı bir şeyhin müridi olduğu anlaşilan Sümbülzade Vehbi, hece ve aruz vezniyle yazdığı şiirlerle tanınır. Vehbi, divan edebiyatı türlerinden “rücu” şiirleriyle ün yapmıştır. €Rücu”, mesajın ilk satırında tahmin edilenden çok farklı olduğunu ikinci satırda anlatan bir sanat tarzıydı. Rivayete göre, padişahın “bana öyle bir beyit söyle ki, ilk satırın “cellat!”diye bağırırken, ikinci satırın sonunda sana bir kese altın vereyim”emri üzerine Sümbülzade Vehbi'nin hazırladığı divan edebiyatının en güzel ve en eğlenceli rücu orneğini aşağıda bulacaksınız Sözlük Rücuönmek(sözünden dönmek) Bezm:Toplantı Zer:Altın Drahsan:Süslü Nevcivan:Genç kiş Dest:Ayak Sahtiyan:Kuzu derisi Nagihan:Aniden Saduman:Mutlu, sevinçli ***************** Bezm-i hamam edelim, sürtüşürem ben sana, Kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can ****************** Lal-u şarap içirem ve ıslatup geçirem, Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan ****************** Eyil eyil sokayım, iki tutam az mıdır ? Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan ***************** Diz çökerek önüne ilik ilik akıtam, Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan ***************** Salınarak giderken,ardından ben sokayım, Ard eteğin beline, olmasın çamur aman. ***************** Kulaklarından tutup dibime kadar sokam, Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan **************** Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç Düşmanın bağrına hançerimi nagihan *************** Herkese vermektesin, birde bana versen, Avuç avuç altını, olsun kulun saduman *************** Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim, Yeterki sen kulundan lokum iste her zaman *************** Sen her sabah gelesin, ben Vehbi'ye veresin, Esselamü aleyküm ve aleykümselam