Skip to main content
İki arkadaş pazar günü golf oynarlar. Bir pazar yine golf oynamaya hazırlanırken, biri de, onlara katılmak istediğini söyler. Elemanlar birbirine baktıktan sonra adamın teklifini kabul ederler. Oyun ilerler ve elemanlar, adama ne iş yapyığını sorarlar. Adam:
- Öğrenmek istemezsiniz. Ben tetikçiyim. Tüfeğim golf çantasında ve nereye gitsem onu yanımda taşırım. İstersen bir göz at.
Biraz beklemeden sonra biri cesaretini toplayıp çantaya bakar. Gerçekten de orada, büyük bir dürbünü olan tüfek vardır. Eleman heyecanlanır ve "Vaaay! Şuna bak. Eminim ki, buradan, bu dürbünle bizim evi görebilirim" der. Bir iki saniye baktıktan sonra "Evet görebiliyorum! Hatta pencereden yatak odasını bile görebiliyorum. İşte karım… Dur bir dakika, çıplak! Yanında da kapı komşum var, o da çıplak!!!" der ve düşünmeden tetikçiye dönüp "Bir atış için kaç para istiyorsun?" diye sorar. Tetikçi.
- Her tetiği çekişim 500 milyon.
- 500 milyon!!! Çok para. Ama tamam. Senden iki atış yapmanı istiyorum. Birincisi karımın ağzına, ikincisi ise, komşumun penisine… Güzel bir ders alsın!
Tetikçi kabul eder. Tüfeği kaldırıp evi nişanlar ve beklemeye başlar. 5 dakikalık bir beklemeden sonra, eleman(golfçü)dayanamayıp neden ateş etmediğini sorar. Tetikçi, "Biraz daha bekle. İşi tek kurşunda halletmek üzeriyim" der…
Dursun, imam nikahlı 4 karısıyla tek göz gecekonduda yaşamaktadır. arkadaşı temel’le karısı bir akşam ziyaretine gelir. karadenizlinin karadenizliye her daim ikramı, bir kaç kilo hamsi yapılır. yenilir, içilir sohbet edilir. vakit hayli geç olunca, dursun temel’i bırakmaz. yeriniz vardı, yoktu, olurdu, olmazdı derken temel ve karısı için de birer yer yatağı açar dursun.
Hanımları bir yolunu bulup sitem ederler dursun’a. "ula dursun zaten yerimiz yok. ev tek oda. hem hani bu akşam hepimizle halvet edecektin?"
Dursun da der ki "sırayla, bir saat arayla gidip dolabın kapısını açın. ben dolabın ışığında döşeğinizi bulup sizi memnun ederim"
Sabah olmuş, dursun bütün hatunlarıyla aynı yöntemle sevişmiştir. temel de uyanır bi süre sonra.
- Uşağım, nasıl rahat uyuyabildin mi?
- Sorma dursun. balık çok tuzlu geldi. acaip susadım. sabaha kadar yandım kavruldum.
- E uşağım dolapta su vardı. kalkıp içseydin.
- Ula nasıl kalkayım? dolabın kapısını açanı s*ktin!..
Anadolu’nun ağalık düzeni süren bölgelerinde; herkes başı sıkışınca, bir derdi olunca, doğru ağaya koşar.
Küçük reşo’nun da kamışına su yürümüş. yani ergenliğe erişmiş. ama reşo farkında değil, aleti devamlı şişiyor ve ağrıyormuş. hastalandığını sanmış ve doğru ağaya koşmuş. kapıyı açan ağaya utana sıkıla da olsa, aletini göstermiş. ağlamaklı bir sesle:
- Ağam şişti, inmir…!
Ağa durumu anlamış. içerden buz almış, reşo’ya uzatmış. buzu alete bastırmasını söylemiş. bir süre sonra, buzun etkisiyle ağrı ve şişlik kalmamış.
Reşo rahatlamış ve mutlu bir şekilde eve dönmüş.
Ama ertesi gün ayni dert. yine şişlik ve ağrılar. tekrar ağaya koşmuş. yine buz faslı.
3. gün yine ağrı ve şişten şikâyetle ağaya koşmuş.
Kapıyı çalmış. bu kez ağanın karısı açmış kapıyı.
- Abla ağam evde yok mudur?
- Yoktur ula, ne yapacaksin ağayi ?
Reşo, bu kez ağanın karısına aleti işaret ederek, sızlanmış:
- Abla şişti. inmir..!
Abla durumu anlamış ve reşo’yu içeri almış.
Reşo’nun aletini bir güzel indirmiş ve göndermiş.
Reşo, bu tedavi yönteminden oldukça memnun kalmış…
Ertesi gün yine dayanmış ağanın kapısına.
- Yine ne var ula reşo ?
- Ağam, abla yoktur?
- Ablayı ne yapacaksin ula pok yiyen?
Reşo, aletini işaret ederek;
- Vallah ağam o senden eydir. o hem şişini indirir. hem de iltihabini alir.