Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:- Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır.Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:- Peder ne der, kader ne der. 0 0 0
Bir derviş tespih çekerken; yanından, eteklerinde elma taşıyan bir genç kızın geçtiğini görür ve sorar ona:- Nereye gidiyorsun öyle?Kız cevap verir dervişe;- Karşı tarlada çalışan sevdiceğime elma götürüyorum...Derviş de ona;- Kaç tane elma var burada? Çok değil mi?Deyince, genç kız şu manidar cevabı verir:- İnsan sevdiğine verdiğini hiç sayar mı?Derviş, usulca elindeki tespihin ipini koparır ve yere bırakır. 0 0 0
Zamanın birinde, âlim zatlardan birisi, bir nehir kenarında namaza durmuş. Mecnun bir kişi, tam o sırada sözde alim zatın önünden geçmiş.Adam, öfkeyle namazını bozarak, o mecnun kişiye seslenmiş:- Bre melun! Görmez misin ki namaza duruyorum. Ne diye önümden geçersin?Mecnun kişinin dervişe verdiği cevap ise çok ilginçtir:- Ben Leylanın aşkıyla senin namaz kıldığını görmezken, sen Mevla'nın aşkıyla durduğun namazında beni nasıl görüyorsun." 0 0 0
Garip dervişin biri büyük bir köşkün önünden geçerken "av meraklısı ve zalim" olan bey, yardımcıları ile ava gitmek için evden çıkıyorlardı. Dervişle selamlaştılar. Aksilik bu ya o gün hiç bir şey vuramadan dönerler. Bey çok sinirlidir:- Sabah ava giderken karşılaştığımız o dervişi bulun çabuk! Onun yüzünden işlerim ters gitti. Uğursuzu getirin bana!Yardımcıları hemen dervişi bulup beyin huzuruna çıkarırlar. Bey kükrer:- Bre uğursuz adam! Senin yüzünden elimiz boş geldik! Hiçbir şey vuramadık! Tiz vurun kellesini!Derviş, beye şöyle der:- Beyim sabah selamlaştık. Siz hiçbir şey vuramadınız. Ben ise kellemi kaybediyorum. Siz söyleyin, hangimiz daha uğursuzuz? 0 0 0
Fatihe sorarlar:- İstanbulu niçin fethettin?Cevap verir:- Önce o benim gönlümü fethettiği için! 0 0 0
Tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına bağırır.- Atımı getirin!O sırada münasebetsiz bir seyirci;- Eşek olsa olmaz mi? Diye seslenir.Oyuncu hiç istifini bozmaz:- Hay hay! Buyrun beyefendi 0 0 0
Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:- Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım. 0 0 0
Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:- Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve:- Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da. 0 0 0
Ahmet Almanya'da çalışıyormuş. Bir gün Alman arkadaşı Ahmet'e:- Siz Türkler sadece para için çalışıyorsunuz. Ama biz Almanlar onurumuz için çalışırız, demiş.Ahmet de:- Haklısın, herkes neyi eksikse onun için çalışır, demiş. 0 0 0
Bir gün küçük çocuğun birisi parkta bir bankın üzerinde oturmuş şekerlerini yiyormuş, yaşlı adamın birisi gelmiş çocuğun yanına oturmuş:- Bak evladım bu kadar şeker yersen bütün dişlerin dökülür.Çocuk:- Bak amca benim dedem yüz on yaşınaKadar yaşadı, demiş.- Yaa deden de mi çok şeker yiyordu?- Hayır amca, her şeye burnunu sokmuyordu... 0 0 0
Amerikalı iş adamı, bir Çinli'ye alay ederek sormuş:- Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman. 0 0 0
Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:- Buyurun beyim ne alırsınız?Yahya Kemal tebessümle:- Evlat, müsaade edersen bir nefes alacağım. 0 0 0
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:- Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin! 0 0 0
Ali okula yazılacakmış. Ama çok edepsiz bir çocuk olduğundan babası bazı önlemler almaya karar vermiş. Okuldaki öğretmenine ve diğer öğretmenlere durumu anlatmış. Sıra servis şoförüne gelmiş. Servis şoförüne oğlunun ne kadar edepsiz olduğunu anlatmış. Şoför hiç oralı olmamış içinden "ufacık çocuk ne kadar fırlama olabilir ki?" demiş.Okul günü gelmiş ve Ali alınması gereken yerden servise binmiş. Yolculuğun ilk başlarında sakin sakin oturan Ali daha sonra şoförün yanına gelerek; 0 0 0
Üzerindeki kıyafet ve davranışlarından köyden geldiği belli olan bir adam, son dakikada yetiştiği trene binmiş. Bindiği vagon dolu olduğu için oturacak yer bulamamış. Diğer vagonları da tek tek dolaşmış, hepsi dolu.Tam umudunu kestiği sırada vagonlardan birinin boş olduğunu görmüş ve "milletvekillerine aittir" yazısını da fark etmeden, girip oturmuş. Biraz sonra, biri gelmiş ve adama çıkışmış; 0 0 0
Dört üniversite öğrencisi sabahleyin uyanamayarak matematik finalini kaçırırlar, sınav ertesinde hocalarını yakalayıp, zar zor bindikleri arabanın lastiği patladığı için sınavı kaçırdıklarına ikna ederler.Kadın, yalvarmalarına dayanamayarak, bu dört arkadaşa sınavı 3 gün sonra yapacağını söyler. 0 0 0
Düğünden sonra kayınpederi Temel'e:- Biliyorum şimdiye kadar bir sürü aptallıklar yaptın, umarım artık akıllanmışsındır.- Söz veriyorum babacığım, bu son aptallığım olacak. 0 0 0
Üç papaz, Akşehir'e hoca merhum ile tanışmaya ve bazı sorular sormaya geldiler. Bir meydan yerine toplanarak konuşacaklardı. Papazlar ve kalabalık halk topluluğu meydan yerini doldurmuştu.Papazlar sorularını sormaya başladılar.Birinci papaz:- Dünyanın ortası neresi? diye sordu.Hoca eşeğin ön ayaklarının olduğu yeri gösterdi:- İşte dünyanın ortası burasıdır, dedi. Papaz itiraz etmek istedi:- Ne biliyorsun orası olduğunu? diye sorunca, Hoca Nasreddin:- İnanmazsan ölçebilirsin, dedi.- Kendisinden gayet emindi. Acaba dünyanın yuvarlak olduğunu ta o zaman tahmin etmiş miydi? Çünkü dünya yuvarlak olduğuna göre her yer dünyanın ortası olabilir. fıkraoku. Comİkinci papaz sordu sorusunu:- Gök yüzünde kaç tane yıldız var hoca efendi?.- Hoca cevap verdi:- Eşeğin sırtında ne kadar kıl varsa o kadar da yıldız var. Papaz itiraz etti:- Olur mu canım nereden belli doğru söylediğin? deyince, Hoca cevabı yapıştırdı:- İnanmıyorsan sayabilirsin!...O da verecek cevap bulamadı tabii. Sıra geldi üçüncü papaza:- Benim sakalımda ne kadar kıl var? dedi.- Eşeğin kuyruğunda ne kadar varsa senin sakalında da o kadar kıl var.Papaz yine itiraz etti:- Ne malûm aynı olduğu? deyince,Hoca gayet kestirme bir yol buldu:- Alırız cımbızı elimize, bir eşeğin kuyruğundan, bir senin sakalından çekeriz. Evvelâ hangisi biterse belki de "o azdır. Eğer denk gelmezse ben dâvayı kaybetmiş sayılırım, dedi.Papazın işine gelmedi sakalını yoldurmak:- Haklısın hoca efendi! demek zorunda kaldı.Bu konuşmalar papazların çok hoşuna gitmişti. Çünkü onlar beklemedikleri bir cevapla karşılaşmışlardı. Hocanın böyle zeki ve kestirme cevaplarına hayran kaldılar. 0 0 0
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir.Üçü de birbirinden oburdur. Hoca ne yemek çıkarırsa silip süpürürler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlar.Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girer. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:- Aman ne güzel çocuk. Adı ne bunun? Diye sorarlar. Hoca:- Adı Farzdır, der.Mollalar şaşırıp birbirlerine bakarlar:- Bu ne biçim isim Hoca Efendi? Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık derler. Hoca hemen taşı gediğine koyar:- Ya sünnet diyeyim de onu da mı yiyesiniz? 0 0 0
Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:- Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.Çocuk, papazın niyetini sezerek:- Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki? 0 0 0