Skip to main content
ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Türkiye Başbakanı bir gün bir toplantıda bir araya gelmişler.
Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı gazeteciler? Önce ABD başkanına sormuşlar:
- ABD´de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?
Başkan cevap vermiş:
- Valla ben memura en az 2000 dolar veririm. 1000 doları ile geçinirler. Geri kalan 1000 doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam.
Gazeteciler aynı soruyu İngiltere başbakanına da sormuşlar. O da cevap vermiş:
- Ben, memuruma ortalama 3000 sterlin veririm. Geçinmesi için 2000 sterlin yeterli. Artan 1000 sterlini ne yapar, nerede harcarlar, sormam, beni hiç ilgilendirmez.
Her ikisinden bu cevapları alan gazeteciler, aynı soruyu bizim başbakana da sormuşlar.
- Valla, demiş bizimki, Türkiye´de bir memurun geçinebilmesi için en az 1 milyar lira lazım. Ama ben taş çatlasın 400 milyon lira veriyorum. Geri kalan 600 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler hiç sormam.
Timur’un içki ile başı hoş değilmiş. Hele bir ağzına vuran olsun!
Alimallah, anasından emdiğini burnundan getirirmiş.
Günün birinde, kör kandil, birini tutup getirmezler mi bizimkine, gayri köpürmüş, küplere binmiş:
“Şimdi görürsün sen, dünyanın kaç kulaç olduğunu. Yatırın şu keratayı, vurun bin değnek!” diye gür gür gürlemiş.
Geçmiş gün, Hoca da orada imiş Mübarek adam, bu söze bıyık altından gülecek olmuş ama, Timur’un gözünden kaçar mı? Hemen kaşlarını çatmış:
“Bre Hoca, sen de vara, yoğa gülersin; gülünecek ne var bunda?” diye sormuş.
Rahmetlinin hali malum, dobra dobra konuşmak, kaçamaklı laf arar mı?
“A devletlim; siz ya değnek yememişsiniz, ya da sayı bilmiyorsunuz. Bin değnek, dile kolay!” demiş.