En son şakalar

Bir köyde, ateşli bir hasta varmış. Köylüler hastayı kasabaya doktora getirmişler. Doktor hastaya fitil vermiş ve:
- "Köye döndüğünüz gibi hastaya bunu аnаl yoldan verin" demiş.
Köylüler:
- "Tamam doktor bey" deyip köye gelmişler. Köyde birbirlerine:
- "Аnаl yol ne demek?" diye sormuşlar. Fakat kimse bilememiş. Bu nedenle hastaya bir türlü ilacı verememişler. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmeye başlamış. Bunun üzerine köylüler, doktora telefon etmeye karar vermişler. Muhtar doktora telefon edip:
- "Doktor bey, cahilliğimize verin, biz bunu ne yapacağımızı anlamadık." demiş.
Doktor:
- "Anüsten verin." demiş. Muhtar:
- "Tamam doktor bey" deyip telefonu kapatmış ve köylülere dönüp:
- "Doktor anüsten verin dedi" demiş.
Köylüler yine birbirlerine:
- "Anüs nedir?" diye sormuşlar fakat yine kimse bilememiş. Köylüler tekrar:
- "Doktoru arayıp öğrenelim" demişler. Muhtar, doktoru arayıp:
- "Kusura bakma doktor bey, biz yine ne yapacağımızı bilemedik." demiş.
Karşıdan doktor bir şeyler söylemiş. Muhtar köylülere dönmüş:
- "Doktor, makattan verin dedi" demiş.
Köylüler yine birbirlerine:
- "Makat nedir?" diye sormuşlar ama makat ne bilen yok. Hasta da gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor. son çare, doktoru bir kez daha aramaya karar vermişler. Yine muhtar, telefonun başına geçmiş. Ama bir yandan da:
- "Arayıp duruyoruz ama, doktor çok kızacak"  diye söylenmeye başlamış. Sonunda telefonu açmış ve durumu anlatmış. Doktor yine bir şeyler söylemiş.
Telefonu kapatan muhtar, yüzü kızarmış olarak köylülere dönmüş:
- "Ben size doktor kızacak demiştim, götüne sokun dedi."
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı, "Biraz bekleyeceksin hocam, " dedi. "İki - üç dakikaya kadar çıkartıyorum. "Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topatlıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "
Ekmeklerimi alayım, " dedi. "Benim ikizler acıkmıştır. "Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört - beş tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu. Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği beklemesini şöylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!. "Bayat ekmekleri kendisi istiyor. " dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatını veriyorum. "
"Kim bu adam?" diye sordum. "Kore gazilerinden "
Dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hemde çok az bir maaşla. "Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufakda olsa bir şeyler yapmak istiyordum. "Aradaki farkı ben vereyim, " dedim. " Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler. "Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkar taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu. "Çok şanslısın hacı amca, " dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim. "Yaşlı adam, bir evlat sevgişöyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
"Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"