En son şakalar

Günlerden bir gün evdeoturan çocuk evde oturmaktan çok sıkılmıştır ki telefonunu eline alıp herkese çağrı atmaya başlamıstır bu kadarı çocuğu tatmin etmemiiştir ki artık kafasından numaralar yazıp o numaralara çağrı atmaktadır çağrı attığı numaralardan biri arar ve yüksek bir sesle sorar:
- Siz kimsiniz? çocuk kısık bir ses tonuyla:
- Kimi aramıstınız? der. - Bilmiyorum biraz önce bu numara bana çağrı attı tanıyamadığım için aramıstım der. Çocuk ise:
- Özürdilerim o bendim yanlıslıkla oldu der ve teli kapatır. Tam o anda bir mesaj gelir:
- Pardon kim oldunuzu öğrene bilirmiyim beni aramıssınızda der. Çocuk sasırır ve tel numarasın gizler ve mesaj atan kisiyi arar alo diye bir ses duyar ve kaptır karşısındaki bir kız'dır çocuk kızın sesini çok beğenir ve mesaj atmaya karar verir mesaj su cümlerle başlar "iyi günler ben sizi okulun önünde gördüm ve beğendim sizde isterseniz sizle tanısmak istiyorum der. Kız bu mesaja şaşırır ve cevap yazar - Beğenmenize sevindim ama ben okulu bırakalı 2sene oldu der ve - Birişöyle karıstırdınız Sanırım diğerek msj son verir çocuk ne yapıcanı saşırır ve cevap verir - bende sizi 2sene önce görmüstüm ama yeni telefon numaranızı yeni bulabildim der ve İsmini sorar kızdan cevap gelmemektedir çocuk merak eder ve msj çeker - rahatsız olduysanız bir daha sj aİmam lütfen msj cvp verin peki çocuk niye bu yalanı söyleme göreğini duydunu düsünür bir cevap veremez ya kız güzel değilse ya özürlüyse diğe düsünürken uykuya dalar sabah kalktığında telefona bakar msj gelmemiştir kendi kendine söz verir birdaha kızı rahatsız etmeyecektir. Ama hala kullağında kızın o güzel sesi vardır birşeyler çocuğu kıza doğru çekmektedir. Peki bu nedir?şk mı? Telefonu alır numaraları yazar ve siler bi an numarayı ezberlemiş olduğunun farkına varır ve güler neden allahım neden diye söylenirken bir mesaj gelir çocuğun suratında bir gülümseme olusur mesaj şu cümşöyle başlar - benim numaramı kimden ögrendiysen ismi ona sor der ve - yasınızı ve İsminiz öğrenebilirmiyim? der. Çocuk:
- Ismim Onur yaşım ise 19 der - sizin İsminizi öğrenebilir miyim? yine bekler bekler cevap gelmeyeceğini düsünürken oda ne cevap gelir - ben nergis okulu bıraktım peki sen ne yaparsın ve benim numaramı nerden aldın? diye sorar kız cevabın ne olucanı merak etmektedir cevap:
- İsmini söylemeyeceğime söz verdim der kız dan mesaj gelir - ben yeni aldım sadece bu numarayı 3 kişi bilyordu babam annem ve kuzenim bilmekte sen nasıl öğrenebilirsin ki nasıl? kızın merakı artar ve çocuga bulusmak istedini şeyler çocuk severek kabul eder - kadıköy mine kafede bulusalım der ve altına ekler iyi geceler sabah oldunda çocuk hazırlanır kokular sıkaç üstüne ve kafeye doğru yol alır kız kafede onu beklemektedir çocuk kafeye gelir ve kızı arar NEREDESİN çocuk heycanlıdır kızı görür ve yanına gider tanısırlar ve konuşmaya başlarlar kız sorar:
- Numaramı nerden buldun? çocuk duİmamazlıktan gelir kız tekrar aynı soruyu yöneltir - numaramı nerden buldun? - buldum iste kız gülegüle diyerek kalkar çocuk telefon eline alır ve kıza mesaj atar - başkasını yollamak yerine kendin gelseydin öğrenirdin dedi bu mesajdan sonra kızda ufakda olsa bi pismanlık vardı - bekle bekle geliyorum diye mesaj yollasada çocuk beklemedi ve çıktı eve doğru yol almıstı kız kafeye geldi ve çocuk yoktu sadece masada su not vardı:
- Birşeylerİ NE KADAR ÇOK ELDE ETMEK İSTİYORSAN O KADAR BÜYÜK KUMAR OYNarsın KAYBETTİN GÜZELİM. kız sasırdı ve kaçırdığı ne olabilirdi kiz çocuğa günlerce mesaj attı ama çocuktan cevap gelmedi iki yıl sonra kız bu numaraya tekrar mesaj atar - ARTIK NELER KAÇIRDIĞIMI BENDE BİLİYORUM GELECEĞİMİ VE MUTLULUĞU KAÇIRDIM PEKİ SEN MUTLUMUSUN? cevap gelir:
- Sen ne kadar mutluysan bende o kadar mutluyum
Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:
- Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri alda birlikte yaşayalım.
Adam:
- Olmaz alİmam. Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?.
Demiş. Kırlangıç tekrar:
- Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. demiş. Adam yine:
- Olmaz alİmam. Giт başımdan, diye cevap vermiş. Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
- Lütfen beni içeri al. Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalİmam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım.
Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der. Adam ona:
- Giт derhal başımdan!. Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş. Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine "Ben ne aptal, ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık"
Demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmeşöyle kırlangıçlar da gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış.
Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:
- Kırlangıçların ömrü 6 aydır.
Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır. "Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere. Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımızı Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar.
Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır. O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır. D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığınıan yakınıp durmuşlar bir süre. İki karakterimizde işini gücünü bırakmış, dünyadan ve sorumlu oldukçarı insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler. Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir, insanlar çıldırmış, dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur. Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır. Kahramanlarımızıan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır. Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş, bırakıp gitmiştir D'yi. O günden sonra D ve M hiç arİmamış, solmamışlar birbirlerini. Ama ne D mutludur ne de M. İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır, ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir. D hiçbir zaman yedirememiştir, anlamamamıştır sevdiğini. Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye. M hep bu kaçırın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanİmamıştır buna sadeceşöyle yapması gerektiği için yapmıştır, mutsuzdur ama yapılabiçecek başka bir şey yoktur. O günden sonra D ve M aynı yerde buluİmamak için çok çabalamışlardır. Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş, insanlar üzülmüş, ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma. Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi. Duygu ve Mantıktır asıl isimleri. Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili.
Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu arİmamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barışması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım. Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun'du. Mesaj söyleydi. - Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et. Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı. İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi. - Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun. Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa; - Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
Dememi istedi. Masama; - Bu emeğinin karşılığı değil ama, diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim.
Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı.
Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.
Amerika'ya Oxford Üniversitesine matematik tahsili için giden genç, sömestr tatili için evine dönmüştü. Annesi, dört gözle beklediği çocuğu için en güzel hazırlıkları yapmıştı. Özellikle de, oğlunun tavuk sevdiğini bildiği için, nar gibi kızarmış iki de tavuk yapmıştı.
Çocuk eve girince büyük bir sevinçle karşıladılar ve anne oğlunun uzun yoldan geldiğini ve çok acıkmış olduğunu düşünerek hemen onları mutfağa aldı. Nar gibi kızarmış tavuklar ise masada, en tok adamın bile iştahını kabartacak şekilde ihtişamlı duruyordu. Baba oğluna sordu:
- "Eee! Anlat bakalım oğlum üniversitede neler öğrendiniz?"
- "Baba, pek çok şey gördüğümüz söylenemez. Fakat bize 'mantık' diye bir konu öğrettiler. Harikulade bir şey! Bak baba, bu mantık sayesinde mesela masada üç tane tavuk olduğunu sana ispatlayabilirim." Baba büyük bir hayret içerisinde:
- "Yaa! Öylemi? Nasıl ispatlayacaksın?"
- "Bak baba, şu 1. tavuk, şu ise 2. tavuk değil mi?"
- "Eveet?"
- "İşte 1, 2 daha 3 eder. O halde masada 3 tavuk vardır."
- Yaa! Öyle mi?" Baba büyük paralar harcayarak, büyük umutlarla, büyük bir ülkenin en büyük üniversitesine gönderdiği oğlunun böyle saçma sapan şeyler öğrenerek dönmesine canı çok sıkılmıştır ve hanımına dönerek kızgın bir sesle:
- "Bak hanım şu 1. tavuğu sadece sen yiyeceksin. 2. Sini de ben yiyeceğim. 3. Sünü de oğlumuz yesin."