Temel cennete gitmis. büyükce kapinin önünde üc kisi beklemeye baslamislar. en önde müslüman bir kadin, ikincisi hristiyan bir erkek, ücüncü sirada da temel.
Kapi acilmis ve görevli bagirmis.
- Siradaki gelsiiiin.
Müslüman kadin girmis kapi kapanmis ve iceriden bir saate yakin kadinin yürek yakan feryatlari duyulmus. temel ile hristiyan dehset icinde beklesirken kapi acilmis. temel hemen öne atirlarak sormus;
- Ula naptiniz kadina?
- Müslüman kadin öyle günahsiz cikti ki zerre kadar bile bulamadik hemen melek olmasina karar verildi. bilirsiniz meleklerin arkasinda iki adet kanat olur. biz de kanatlari monte etmek icin üc delik sola üc delik de saga actik. tabi ki delikler acilirken biraz cani yandi ama simdi alisti huzur icinde cennetin semalarinda ucuyor. siradaki gelsiiiin.
Hristiyan erkek girmis kapi kapanir kapanmaz yarim saate yakin feryat sesleri sonucu kapi acilmis. ayaklari korkudan titreyen temel yine sinirle sormus;
- Ula hristiyani niye bagirttiniz?
- O da öyle günahsiz cikti ki direk hz. Isa’nin havarisi olmasina karar verildi. bilirsiniz havarilerin kafasinda hale vardir. biz de kafasinin üzerine iki sola iki de saga olmak üzere dört delik actik. biraz cani yandi ama simdi hz. Isa ile birlikte cennetin semalarinda ucuyor. siradaki gelsiiin.
Deyince temel ;
- Ben gelmem iceriye. demis.
- Nereye gideceksin peki baska sansin var mi?
- Var. Gerekirse cehenneme giderim.
- Cehennemde kim var biliyor musun?
- Kim var?
- Seytan.
- Ne yapar ki?
- Vallahi denk getirirse halleder seni.
- Olsun onun deligi hazir.
Temel iş amaçlı antalya’ya gitmiş. bir hafta kalması gerektiği için bir otelde kalmış. bir hafta sonra otel ücretini ödemek için resepsiyonistin yanına gidince 6000 tl hesapla karşılaşmış. "bu ne kardeşim" diye itiraz edince 6000 tl’lik ücreti kısa yazılarla listelenmiş şekilde vermişler. dolayısıyla temel,
- Bu h. K. Ü nedir kardeşim? karşısına 1000 tl yazmışsınız. demiş.
- Efendim o havuzu kullanma ücreti..
- Ama ben hiç havuza girmedim ki..
- Girseydiniz beyfendi, havuz bir haftadır oradaydı.
- Peki bu s. S. K. Ü nedir? bi de utanmadan karşısına 2000 tl yazmışsınız.
- Spor salonu kullanma ücreti o efendim.
- Ee ama ben hiç spor salonuna girmedim ki.
- Ama beyfendi spor salonu bir haftadır oradaydı, girseydiniz.
- Peki bu a. B. Y. Ü nedir kardeşim ?
- Açık büfe yemek ücreti ?
- Kardeşim ben hiç yemek yemedim ki otelinizde..
- Bir haftadır yemek salonu buradaydı, yeseydiniz beyfendi
Diyaloglarından sonra temel daha fazla dayanamayarak görevliden aldığı kağıdın üzerine birşeyler yazıp geri vermiş. sırayı kendine geçiren temel,
- Benim liste 8000 tl olduğuna göre bana 2000 tl borcunuz var. demiş.
Temelin verdiği kağıtta t. S. Ü. ve karşısındaki 8000 tl dışında birşey yazmadığını gören görevli şaşkınlıkla,
- Ama beyfendi bu t. S. Ü. ne demek.
- Temeli s*kme ücreti.
- Ama biz sizi s*kmedik ki.
- Ee s*kseydiniz efenim, bir haftadır buradaydım
Usa ordusu afrikanın balta girmemiş ormanlarına gider.
Fıkra bu ya amaç hiçbir yerde bulunmayan bir maymun türünü silah zoruyla yakalamaktır.
Cia, fbi, sas komandoları, sniperlar dahil hiçbir kuvvet maymunları yakalayamaz.
Yapacak tek bir şey kalmıştır. usta avcı karadenizli temelden yardım istemek.
Hemen trabzona fax çekilir.
Durumun ehemmiyetini kavrayan temel, dededen kalma tek kırmayı ve uyuz köpeği kaptığı gibi ilk uçakla afrikanın yolunu tutar.
Tanklar uçaklar toplar askerler hepsi tek sıra halinde önlerinde komutanları efsane avcı temeli beklerler.
Temel ormana girer maymunlara bakar. komutanlar merak içerisinde bizim bunca teknoloji ile bir türlü yakalayamadığımız
Maymunları bu nasıl yakalayacak hem de bir uyuz it ve bir tek kırma tüfek ile diye düşünüp dururlar.
Temel ağacı sallar. maymun dalda, köpek aşağıda bekliyor. ağacı bir sallar maymun düşmez. bir daha sallar
Maymun düşer gibi olur. bir kez daha sallar maymun yere düşer. sotede bekleyen uyuz it hemen maymunun dübüre yanaşır.
Tak tak tak tak . maymun bayılır. askerler hemen hayvanı çuvala koyarlar.
Ileride bir ağaç daha. hemen temel ağaca yaklaşır. ağacı sallar maymun düşmez tekrar sallar düşmez. yine sallar maymun yere
Düşer. uyuz it hemen tak tak tak tak tak. işini bitirir. maymun bayılır. anında çuvala.
Komutanlar şaşkın gözlerle izlerler. herif tek kurşun bile harcamadan maymunları topluyor.
Bir ağaca daha yaklaşır. temel ağacı sallar maymun düşmez tekrar sallar yine düşmez . bir daha bir daha bir daha. yok maymun düşmüyor.
Komutana yaklaşır. efendim şu tüfeği bide şu kurşunu alın. ben ağaca çıkacağım. maymunu düşürmeye çalışacağım. eğer
Maymun düşerse sorun yok. ama olur da ben düşersem gözünüzü bile kırpmadan köpeği vurun.
NASREDDİN HOCA FIKRALARI SIĞ SUDA YÜZMEK Nasreddin Hoca bir gün evine dönerken taşa takılmış ve su birikintisine yüzüstü düşmüş. Hocayı bu halde gören bir adam:
" Oldu mu Hoca, bir karış suda yüzülür mü? Madem yüzecektin derede yüzseydin, demiş.
Bunun üzerine Hoca:
" Derede herkes yüzer. Önemli olan, böyle sığ suda yüzmektir, diyerek cevabı yapıştırmış.
SEBZELİ KAVUK ÇORBASI Nasreddin Hoca kuyunun başında durmuş aşağı bakarken kavuğunu düşürmüş. Kuyu derin inip alamaz. Kavuksuz eve gidemez. Soran olsa kavuğumu düşürdüm diyemez. Alay ederler. Bahçeden marul, maydanoz koparmış. Küçük parçalar halinde kuyuya atmaya başlamış. Burada ne yapıyorsun Hoca, diye soranlara, akşam yemeği için, sebzeli kavuk çorbası hazırlıyorum, demiş.
Adamlar, kuyuya bakıp, olabilir, deyip gitmişler. Hava karardıktan sonra Hoca kimselere görünmeden evine varmış.
HOCA ORMANDA KAYBOLDU Nasreddin Hoca, Çarıklı Köyüne giderken ormanda kaybolmuş. Birkaç adamla karşılaşmış ama adamlar kaybolduğuna inanmamışlar.
" Koskoca Nasreddin Hoca ormanda kaybolmaz.. Sen buraları avcunun içi gibi bilirsin," demişler.
Nasreddin Hoca bakmış olmayacak fikir değişikliğine giderek diğer karşılaştığı adamlara, nereye gidiyorsunuz? diye sormuş. Bir iki derken, üçüncü adam Çarıklı Köyüne gidiyorum, demiş.
Bunun üzerine Hoca, hah, ben de o köye gidiyordum, deyip adamla birlikte köye gitmiş.
YALAN SÖYLEME YARIŞMASI Akşehirde en iyi yalan söyleme yarışması düzenlenir. Yarışmaya Nasreddin Hoca da katılır. Yarışmacılar, sırayla birer yalan söylerler. Sıra Hocaya gelince şu yalanı söyler:
" Ben büyük bir yalancıyım. "
Nasreddin Hocayı doğru sözlü olarak tanıyan halk jürisi, Hocayı birinci seçer. Böylece Hoca ödül olarak verilen eşeğe biner ve evine doğru yola koyulur.
PAPAĞAN Nasreddin Hoca pazarda görüp beğendiği fiatı yirmi akçe olan konuşkan papağanı uzun pazarlıktan sonra beş akçeye alır. Fakat papağanı evde bir türlü konuşturamaz.
" Ey papağan, neden böyle yapıyorsun? diye sorar.
Papağan:
" Bak Hoca, beni ucuza kapatıp beş akçeye aldın. Dünyada bir tek uyanık sen misin? Eski sahibimi buraya getir. Gözümün önünde on beş akçeyi ver. Söz sana sabah akşam susarsam namerdim. "
Hoca adamı bulup evine getirir ve papağanın önünde on beş akçeyi verir. Bunun üzerine papağan neşelenir ve konuşmaya başlar. Anlatır da anlatır. Dört gün sonra Hoca çaresiz papağana yalvarır:
" Papağan, ne olur, sus artık. Günlerdir uyuyamadım. Al şu iki akçeyi, " der. Papağan akçeleri alır ve susar. Nasreddin Hoca uykuya dalar ve ertesi güne kadar deliksiz bir uyku çeker.
ARAZİ ANLAŞMAZLIĞI Nasreddin Hoca, Akşehirde kadılık yaparken birbirlerinden şikayetçi olan iki adam huzura gelir. Biri, bana borcu vardı, ödemedi. Ben de borcuna karşılık tarlasının bir kısmını çitle çevirdim, der. Öteki, doğru, borcum var, ödeyemedim ama tarlamın bir kısmını sahiplenmesi doğru değil, der. Hoca olay yerine iki adam ve şahitlerle gider. Çiti kaldırtır. Alacağın var ama böyle yapman yanlış, der. Borcu olan adama, sen de borcunu öde, der. Adam, param yok, der. Nasreddin Hoca, paran yok ama malın var. Tarladaki buğdayı sat, der. Orada bulunan şahitlerden ve meraklı köylülerden buğdayı satın alan çıkmaz.
Bunun üzerine Hoca tarladaki buğdayı ortalama bir fiata satın alır. Adam, paranın bir kısmıyla borcunu öder. Böylelikle mesele tatlıya bağlanır. Olanlar kısa zamanda Akşehirde kulaktan kulağa yayılır. Herkes, bravo şu Nasreddin Hocaya, der. dersimiz. Com Davaların kısa sürede sonuçlanmasının ve adaletin yerini bulmasının halkın yararına olduğu bir kez daha anlaşılır.
YÜZME YARIŞLARI Nasreddin Hoca sofraya oturmuş. Bakmış çorba tasında iki sinek. Hanımına seslenmiş:
" Hatun koş, yüzme yarışları başladı. "
AYRAN NİYETİNE Nasreddin Hoca yoğurt yerken, tahta kaşığı kırılmış. Çaresiz tabağı kafaya dikmiş. Onu bu halde gören hanımı:
" Hoca, bu ne hal? Yoğurt öyle yenir miymiş? "
Deyince Nasreddin Hoca:
" Kaşık kırılınca yoğurdu ayran niyetine içesim geldi. " demiş.
HOCANIN HANIMI HORLUYOR Gecenin bir vakti hanımı horlarken, Nasreddin Hocayı uyku tutmamış. Aradan bir saat geçmiş. Duvarlar sallanmaya başlayınca hanımı aniden uyanmış, yatakta oturumuna gelmiş:
" Hoca, gürültüye uyandım. Ben horluyor muydum? " diye sormuş.
Hoca:
" Ne horlaması, hanım? Gök gürledi. Belli yağmur yağacak. " demiş.
HOCA HAVUZA DÜŞÜYOR Nasreddin Hoca, içinde balık var mı diye bakarken, havuza düşmüş. Başlamış feryat etmeye:
" İmdat Yardım edin, boğuluyorum. "
Kimse oralı olmamış. Adamın biri:
" Hocam, sen yüzme biliyordun ya, " demiş.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca:
" Doğru, nasıl da unutmuşum? " demiş ve iki kulaç atmış ve havuzdan çıkmış.
Son