Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. Isteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi. Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu. Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu. Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:
"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."
Kral gülümseyerek cevap verdi:
"O altınlar sana ait delikanlı."
"Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."
"Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir !"
Aydın'ın köylerinden birinde köylüler her zamanki gibi oturmuş TV seyrediyolarmış. O sırada TV'de Ecevit çıkmış. Mustafa abi onu görünce az ekmeğimi yemedi zamanında şimdi bi hal hatır sorduğu yok ıbynenin demiş. köylüler atma Mustafa abi demişler. Mustafa abi de inanmıyosanız gidelim size göstereyim demiş. köylüler atlamışlar bi otobüse tutmuşlar ankara'nın yolunu. TBMM'nin önünde beklerlerken Ecevit çıkmış dışarı Mustafa abiyi görünce hemen gelmiş yanına elini öpmeye kalkışmış. nasılsın abicim kusura bakma işler yoğun sana gelemiyoruz demiş. köylüler şaşırıp kalmışlar. sonra bi gün yine kahvede TV seyrederlerken o zamanki cumhurbaşkanı demirel çıkmış TV'ye Mustafa abi yine aynı şeyleri söylemiş. köylüler ecevit belki akrabasıdır bunu da tanıyacak değil herhalde diye yine tutmuşlar Ankara'nın yolunu.
Yine demirel mustafa abi'yi görünce elini öpmeye kalkmış. köylüler mustafa abiye büyük saygı duymaya başlamışlar. derken bi gün TV'ye dönemin ABD başkanı clinton çıkmış. herkes susmuş Mustafa abiye bakmış. mustafa abi yine elimde büyüdü diye başlamış konuşmaya.
Köylüler yuh artık o kadarda olamaz demişler. toplanıp borç harç ABD'ye gitmişler. beyaz sarayın önüne geldiklerinde korumalar sadece mustafa abinin içeri girmesine izin vermişler. o da köylülere siz aşağıda bekleyin biz size balkondan el sallarız demiş. 10-15 dakika sonra balkonda iki kişi belirmiş. köylüler suratları tam seçemiyolarmış. o sırada oradan geçmekte olan micheal jordan'a senin boyun uzun şu balkonda el sallayan kim bi bakıver demişler. jordan bi süre bakmış sonra valla el sallayanı bilmiyorum ama yanındaki bizim mustafa abi demiş