en iyi fıkralar

Kadinin biri göğüslerinin küçüklüğünden şikayetçidir
Ve silikon taktirmak istemektedir.
Özel bir hastaneye gidip derdini anlatir.
Doktor: – ‘hanimefendi yalniz bizim silikonlar en lüks
Ve en pahali olanidir, 5000 lira tutar.’
Kadin:
"Aaa oldukça pahaliymiş bana önerebileceğiniz
Başka bir hastane var mi?"
Doktor:
"Evet, en ucuz bu isi ssk hastanesi yapmaktadir.
Gidip bir de onlarla görüşün."
Kadin doğru ssk hastanesinin yolunu tutar, doktorla görüşür
Ve bakar silikon fiyati 150 lira . kadin çok sevinir hemen
Taktirmak ister.
Doktor:
"Yalniz uyarmak zorundayim bizim silikonlarimizin
Küçük bir problemi vardir. silikonlarimiz bir müddet sonra kendiliğinden iner ve
Göğüsleriniz küçülerek eski haline gelir
Fakat kollarinizi kuş gibi çirparak tekrar şişirebilirsiniz" der.
Kadin:
"Tamam problem değil bunu yapabilirim" der ve silikonlari taktirir.
Birkaç gün sonra hastaneden çikip yeni imajini test etmek için
Bir bara gider ve hemen yanina yakişikli bir adam yaklaşir.
Adam:
"Affedersiniz bir içki ismarlayabilir miyim?"
Kadin:
"Tabii neden olmasin" der.. içinden de silikonlar
Işe yaradi etkisini de hemen gösterdi diyerek sevinir..
Ancak bir müddet sonra silikonlar küçülür, kadin hemen
Kollarini kuş gibi çirparak silikonlarini tekrar şişirir..
Bu arada adam sorar:
"Affedersiniz ssk mali mi?"
Kadin şaşirarak:
"Evet ama nereden bildiniz?"
Adam:
"Aman hanimefendi nasil bilmem
(bacaklarini iki yana açip birbirine çirpar), ben de ssk’liyim.
Trabzonlu Temel Ağa'nın sevgili torunu Eda'ya verilen ödev ile başı derttedir... Eskişehir'e göç eden "teğerli arkadaşu" Niyazi'ye başına gelenleri yazar:
Niyazicuğum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlay. Zaten dertlerini hep bağa açar. Dedi ki; "habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarin öğretmen beni dövecek."
Dedum ki; "Ağlama uşağum, bunun içun öğretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk." Ne mümkün Niyazi kardaşum:
Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmiş. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmiş. Ograstum yapamadum. Uşak ağlay. Derken bubasi geldi. O da çözemedi.
Diyrum oğa ki, "damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben uşağı şoforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur." Ha, biz bi yandan da uşağa tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kızdum. Diyeceksun ki niye? Uşak daha incir ağacından duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduğuni sanay. Biz gelduk araba yariştiriyruk. Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun ineceği zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Uşacuklarda şarkı yok, türki yok, oyun yok; dayamis matamatigi. Ayuptur...