Skip to main content
Meşhur türk yalanları Meşhur Türk yalanları Seni leylekler getirdi yavrum...
* Bunun garantisi biziz abi...
* Seni leylekler getirdi yavrum...
* Ben hiç yalan söylemem * Kalsaydınız bişeyler yerdik...
* Vallaha sarıda geçtim memur bey...
* Kazanmak önemli diil mühim olan yarışmaya katılmaktı...
* Akşama erken gelicem...
* Bu, aldığım en güzel hediye...
* Bi oturuşta iki büyük deviririm...
* Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için...
* Ağzıma sigara sürmedim...
* Ben almıyım rejimdeyim...
* Kadınlar en çok kel erkeklerden hoşlanır...
* İşim bitsin, ben seni ararım...
* İhraç fazlasi bunlar...
* O elinizdeki tek kaldı, başka yok...
* Dünya ahiret bacımsın...
* Şu an 65 milyon bizi izliyor...
* Bu son sigaram...
* Bütün kadınlar güzeldir...
* Sen bi de beni gençliğimde görecektin...
* Ben de tam seni arayacaktım...
* Bişey olmaz...
* Bizi davet ettiler ama gitmedik...
* Senin annen bir melekti yavrum...
* Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı...
* Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri...
* Üzülme sevgilim evlenince anneni yanımıza alırız...
* Evi boşaltın! Almanya'dan oglum geliyor...
* Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum!
* Formu doldurun, biz sizi ararız… * Arkasindan degil, burda olsa yüzüne de söylerim… * Her bedene uyar bu...
* Gol atmayı sevmiyorum. Asist yapmak daha çok hosuma gidiyor.
* Senin eline kimse su dökemez… * Ögretmenin vurdugu yerde gül biter… * Belki biraz sıktı, ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır...
* Aksam elektrikler kesildi, dersimi yapamadım...
* Bi kereden bişey olmaz.
* Son biletler bunlar * Hiç acıtmayacak.
* Kuru ekmek bana yeter... Yeter ki huzurum yerinde olsun...
* Devletimiz güçlüdür...
* Failleri en kısa zamanda yakalanacak...
* Benim isçim, benim köylüm, benim memurum...
- ________________ -------------------- Bilsem soylemezmiyim?
Bir kereden birsey cikmaz.
BiZE GiDELiM CAY iCER OTURURUZ.
ILK OPTUGUM ERKEK/KIZ SENSiN.
PASOMU EVDE UNUTTUM ABii.
ANNE KIZ ARKADASIMA GiDiYORUM.
BiZiM EVDEN SEHiRLER ARASI ARANMIYOR..
SENi KARIMDAN СОК SEViYORUM SEVGiLiM KALSAYDINIZ BiSEYLER YERDiK...
VALLAHA SARIDA GECTiM MEMUR BEY...
KAZANMAK ONEMLi DiiL MUHiM OLAN YARISMAYA KATILMAKTI...
DUNYA AHiRET BACIMSIN..
SU AN 65 MiLYON BiZi iZLiYOR...
BU SON SiGARAM...
SENi DUSUNMEKTEN BUTUN GECE GOZUME UYKU GiRMEDi...
SEN Bi DE BENi GENCLiGiMDE GORECEKTiN...
Yemezsen arkandan aglar...
SENi LEYLEKLER GETiRDi YAVRUM...
AKSAMA ERKEN GELiCEM...
BEN ALMiYiM REJiMDEYiM...
Kadinlar en сок kel erkeklerden hoslanir...
ISiM BiTSiN BEN SENi ARARIM...
Ihrac fazlasi bunlar...
O ELiNiZDEKi TEK KALDI, BASKA YOK...
BEN DE TAM SENi ARAYACAKTIM...
BiZi DAVET ETTiLER AMA GiTMEDiK...
BiR KEREDEN BiSEY OLMAZ.
VALLA BU SiZE СОК YAKISTI...
MERAK ETME HAYATIM SEKRETERiMi GORSEN СОК CiRKiN....
MERHABA KARICIGIM, MESAi YENi BiTTi DE...
UZULME SEVGiLiM EVLENiNCE ANNENi YANIMIZA ALIRIZ...
EVi BOSALTIN! ALMANYA`DAN OGLUM GELiYOR...
KiLOLARIMLA BARISIGIM, BEN BOYLE MUTLUYUM!
FORMU DOLDURUN BiZ SiZi ARARIZ BU SENE UNiVERSiTE SORULARI СОК BASiTTi, KESKE SINAVA GiRSEYDiM...
Gercek aski sende buldum..
2 SAAT BEKLEDiM... GELMEDiN!
Hatirasi var, bunu sana veremem...
BENiM iCiN ONEMLi OLAN RUH GUZELLiGi Bir ARKADASA BAKIP CIKICAM, iSTERSEN KiMLiK BIRAKAYIM...
MEKTUP GELMEDi Mi ? AMA BEN KENDi ELiMLE POSTAYA ATTIM...
BEN HiC YALAN SOYLEMEM AKSAM ELEKTRiKLER KESiLDi, DERSiMi YAPAMADIM...
BUNUN GARANTiSi BiZiZ ABi...
TELEFON SEHiRLERARASINA KAPALI BEN ZATEN BOYLE OLACAGINI BiLiYORDUM...
BiZ SADECE ARKADASIZ.
SON BiLETLER BUNLAR BU SON BLUZ BASKA GELMEZ BENCE KACIRMAYIN..
Arkadasina degil, burada olsun yuzune de soylerim.
En zaten boyle olacagini biliyordum...
Cok uzuldum.
Dünya ahiret bacımsın....
Bütün kadınlar güzeldir....
İki saat kapıda bekledim, açan olmadı....
Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi....
Ağlamıyorum.... Gözüme bişey kaçtı....
Akşama erken gelicem....
Bu aldığım en güzel hediye....
Bi oturuşta iki büyük devirirm....
Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için....
Ağzıma sigara sürmedim....
Eee ne zaman gidiyoruz içmeye?....
Bir kez olsun yüzüm gülmedi....
Hayatımda hiç ilaç almadım....
Ben eski yüzücülerdenim....
Senin annen bir melekti yavrum....
Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı....
Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri....
İki gözüm önüme aksın ki....
Ben her bahar aşık olurum....
Üşüyosan ceketimi alabilirsiniz....
Seni anlıyorum.
Her bedene uyar bu....
Gol atmayı sevmiyorum. Asist yapmak daha çok hoşuma gidiyor.
Senin eline kimse su dökemez...
Öğretmenin vurduğu yerde gül biter Şöyle bir arabam olsun milyarlarca borcum olsun....
Belki biraz sıktı ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır....
Kitaplarıma bir daha bakayım ama kitabı sana verdiğimden eminim....
Onun için bişeyler yapmayı çok isterdim. Ama malesef. Elimden bişey gelmez. Sensizlik canıma tak etti....
Hiç acıtmayacak.
Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz....
Sayısaldan para çıksa, önce kimsesiz çocuklara sonra da yaşlılara bağışlarım....
Haaa bi de okul yaptırırım....
Abi kızı görücen bi içim su....
Adem Bey şu an toplantıda.... Kim arıyodu?
Sizden iyi olmasın bi arkadaşım vardı....
Kuru ekmek bana yeter.... Yeter ki huzurum yerinde olsun....
Dış transferleri 15 gün içinde bitiricez.....
Aradım.... Çaldı çaldı açan olmadı....
Dünyanın en mutlu çifti olucaz....
Devletimiz güçlüdür.............
Failleri en kısa zamanda yakalanacak........
Enflasyon düşecek.........
Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz........
Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz........
Benim işçim, benim köylüm, benim memurum....
Ben sizler için varım........
* Kendi yapabileceğiniz, fakat astlarınıza da yaptırabileceğiniz ufak tefek işleri, mutlaka astlarınıza yaptırın. (Yaptığı işi yine beğenmeyin.) * Onları yanınıza çağırıp acil iş vereceğiniz vaktin, mesai bitimine 5 dk. kala veya öğle arası olmasına dikkat edin.
* Fırça atacak bir bahane bulduğunuzda fırsatı sakın kaçırmayın.
* İşiniz icabı firmada olmayacağınız günlerde, gitmeden onlara zor görevler verin ve geldiğimde tamamlanmış olsun deyin. Gittiğinize sevinemesinler.
* Her ofise bir yazıcı değil, her kata bir yazıcı tahsis edin.
* İşinize yaramasa bile astlarınızdan hazırlaması zor raporlar isteyin.
* Size sunulan rapor ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun eksik tespit edin ve beğenmediğiniz kısımlarına çizik atın.
* Asla astlarınıza özel hayatınızdan bahsetmeyin. Onların yanında sürekli işten bahsedin.
* Günaydın, iyi akşamlar derken bile ses tonunuz donuk olmalı.
* Astlarınızın yaptığı işleri beğenmeme yönünde tavır alın.
* Size espiri yapıp da havayı yumuşatmak isteyenlere tebessüm etmeyin.
* Onlara zor görevler verin ve gerçekleşmesi için kısa vakit tanıyın.
* Bir işi bitirmeden başka bir iş daha vermeye çalışın.
* Şikayetlenirlerse yaptığı işin basit birşey olduğunu ima edin.
* Toplantılarınızda bitirilmiş işlerden değil bitirilmemiş işlerden bahsedin.
* Pazartesi günü öğleden önce toplantı yapın, bitiremedikleri işler için neden cumartesi pazar bitirmediniz diye sorarak ücretsiz fazla mesaiye alıştırın.
* Firma dışında olduğunuz zamanlarda telefonla hesap sorun.
* Onlara verdiğiniz işin daha pratik çözüm yollarını bilseniz bile onlara söylemeyin. Kendileri uğraşıp bulabiliyorlarsa bulsunlar.
* Doldurmasını istediğiniz tablo türünden boş raporları kağıt olarak verin, elektronik ortamda geri isteyin. Uğraşıp aynı tabloyu bir daha çizsinler.
* Astlarınız "müsaitseniz felan iş konusunda görüşecektim" gibi birşey sorduğunda müsait olsanız bile meşgulmüş gibi onu biraz bekletin.
* Hediye vermek isterlerse kabul etmeyin.
* Sizden izin isterlerse sebebini sorun ve izin verseniz bile zorluklar çıkartın ki bir daha izin isterken iyice bir düşünsün.
* İzin isteme sebebine göre mümkünse izin kağıdına yazdığı tarihten başka bir tarihe izin verin ki belki başka bir firma ile randevulaşıp iş görüşmesine gidiyordur.
* İzin isteme sebebi belgelenebilecek bir şeyse (para çekme, doktora reçete yazdırma gibi) izin dönüşü o belgenin fotokopisi isteyin.
* Satışlar iyi gitse bile sürekli kötüymüş gibi bir hava verin.
* Zam verme konusunda yetkiniz varsa zam isteyenlere vasıflarındaki eksikliklerden (ileri düzey ing. Sertifikası vs.) bahsedin. Önce o vasfı kazanması gerektiğini söyleyin.
* Astlarınızdan birine verdiğiniz bir işi bazen ötekine de verin ki, aynı işi ayrı ayrı yaptıklarını anladıklarında sizin onlara pek güvenmediğinizi anlasınlar.
* Astınızı oturuyor gördüğünüzde "felan iş ne oldu bak ta gel gibi" bir soruyla onu yerinden kaldırın.
* İki astınızı iş dışında konuşuyor olduğunu hissettiğinizde yanınıza çağırıp "felan acil iş sonuçlandı mı?" gibi sorularla onu rahatsız edin.
* Boş kadro oluştuğu zaman yeni eleman hemen almayın. Diğer personel işleri yürütüyorsa gözlemleyin ve sessiz kalın. İşler yürüyorken niye bir kişi alıp maaş veresiniz ki. Bırakın boş kadroya rağmen işleri yürüten diğer personel belki kendilerinin makamı arttırılır diye idealist çalışsınlar. Ümitvar olmaları, çalışmaları için güzel birşeydir.
* Eğer boş kadroya eleman alma zorunlu hale geldiyse yine de aceleci olmayın. Biriken işleri yeni eleman iş bulmanın sevinci içinde yapar nasıl olsa.
* Eğer boş kadro müdür veya şef pozisyonunda ise yeni aldığınız kişiyi "sorumlu" sıfatıyla işe alın ama müdür veya şefin tüm sorumluluklarının hesabını ona sorun. Böylece aynı görevi yapan kişiye hem daha az maaş verirsiniz. Hem de haddini ona bildirmiş olursunuz.
* Eğer sorumlu sıfatındaki kişi kendisinin neden sorumlu diye geçtiğini sorarsa daha yeni işe girdiğini hemen aceleci davranmaması gerektiğini zamanı gelince yapılacağını söyleyin. O zaman belki hiç gelmeyecektir ama bırakın ümitvar olsun.
* Zam dönemi geldiğinde işi ağırdan alın. 2 veya üç ay sallayın. Soranlara konunun henüz görüşülmediğini, geçmiş ayların farklarını sonradan alabileceklerini ima edin. Ama geçmiş ayların farklarını vermeyin.
* Firmanızın araç park bölgesi varsa astlarınızın arabalarını oraya park etmelerini yasaklayın. Bunu direk siz söylemeyin. Güvenlik görevlisine talimat verin.
* Firma içerisinde yapılmaması gereken davranışları yazılı olarak tebliğ edin ve imza alın.
* Astlarınızla telefon görüşmelerinde telefonu siz kapatmadığınız sürece onların kapatmaması gerektiğini prensip edinin. Belki o söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandı ama sizin aklınıza başka bir konu geldi. Ya da başka bir talimat daha vermesin diye kasıtlı yaptı.
Eğer sizden önce kapatırlarsa tekrar arayıp neden önce kapattığının hesabını sorun.
* Bir astınıza bir talimat vereceğiniz zaman telefonla görüşüyorsa telefonu "sonra tekrar ararım" deyip kapatmasını, sizi bekletmemesini sağlayın.
* Mesai bitiş saati bile olsa ayrılmadan size haber vermeleri gerektiğini prensip edinin. Haber verdiğinde ise felan iş ne oldu gibi rahatsız edici sorular sorun.
* Haftasonu tatilinde siz firmada iseniz, astınızın evini veya cebini arayacak bir bahane bulunuz. Direk siz görüşmeyin başkasına aratın ve hemen firmaya gelmesi gerektiğini kendisine bildirin. Ya gelecektir ya gelemeyecektir yada kasten gelmeyecektir. Ama her halukarda keyfi kaçacaktır.
* Astınız senelik izinde iken siz çalışıyorsanız onu rahatsız etmenin vakti gelmiş demektir. Onu arayarak falan dosyayı nereye kaldırdın veya nereye kaydettin gibi sorularla hedefi vurunuz.
* Arada bir "ekibimden memnun değilim" gibi sözlerle egolarının damarına basınız.
* Elemana ihtiyacınız olmadığı zaman gazeteye "eleman alınacaktır" ilanı veriniz ama ilanda firma adı olmasın. Müracaatlar felan nolu posta kutusuna yapılacaktır diye yazdırın. Sizin elemanlardan müracaat edenleri tespit edip, yanınıza çağırın ve başvurusunu kendisine iade edin.
* Telefonlara 1 dk. dış hat sınırı koyun. Vakti aşınca otomatik kesilsin.
* Firmanızın muhtelif yerlerine kamera döşetin. Uygunsuz davranışları ekrandan tespit ettiğinizde telefonla anında arayıp uyarın ki gözlemlendiklerini anlasınlar.
* Sizden önce firma personele ikramiye veriyor idiyse önce ikramiyeleri maaşlara eşit dağıtın. Sonra maaşlar yüksek diyerek zam döneminde zam yapmayın.
* Firmanızda bilgisayar ağının server'ından kim hangi sitelere girdiğini kontrol ettirin. Uygunsuz sitelere girenlere uyarı yazın.
* Faks cihazından kim nerelere ne çekmiş raporu alın.
* Santralden hangi iç hat nereleri ne kadar aramış raporu alın.
* Bant, makas, kağıt gibi malzeme alım talep fişlerindeki öğeleri çizin veya miktarı azaltın. Sonra imza atın.
* Fazla mesai yapan büro personeline ücret zaten vermiyorsunuz ama devamsızlık veya mazeret izinlerinin ücretini maaşından kesin.
* Avans zaten vermiyorsunuz ama zaruri isteyenler olduğunda dilekçe ile başvuru isteyin.
* Tarafınıza yazılan dilekçelerde imla hataları bulun ve iade edip tekrar yazdırın.
* İşyerinde kahvaltıyı yasaklayın.
* Mesai başlama saatinde ortalıkta dolanın ve bakışlarınızla vaktinde işe başlayıp başlamadıklarını kontrol edin.
* Aynı şeyi mesai bitimine yakın herkesin gevşediği zamanlarda da yapın.
* Yemek saatinde yemekhaneye biraz erken girin. Erken yemek almak isteyen uyanıklar karşılarında sizin ekşi suratınızı görsünler.
* Kendinize sekreter mutlaka alın ama ayrıyeten firmaya santralci almayın. Bekçi boş boş oturuyor nasıl olsa o bağlasın telefonları.
* Bekçi demişken aklıma geldi. Arabanızı bekçiye yıkatın, sildirin. Nasıl olsa canı hep sıkılıyor. Ne diye yıkama servisine para veresiniz.
* Firmaya giriş ve çıkışlarınızda bekçiye asker selamı verdirerek egonuzu okşayın.
* Sigorta primlerini eksik gösterin, hatta bazı dönemler hiç yatırmayın.
* Hesapta para olsa bile maaşları gününde yatırmayın. Bırakın biraz repoda değer kazansınlar.
* Vergi iadesi, nema gibi paraları personele geç ödetin. Bırakın onlar da değer kazansın.
* Herşey yolunda giderken bile ortamı gerecek bir konu veya bir kurban bulun.
* Mesai bitiminde servislerin tamamı birden talimat almadan kalkmasın. Servisleri vaktinde kaldırmamak için servise binmesi gereken birilerini oyalayın ve servislere birazdan geliyor deyin. Servis araçlarını bir süre beklettikten sonra oyaladığınız kişi gelemeyecek diye servisleri gönderin. Hem servisler geç kalksın hem oyalayıp iş verdiğiniz personel servise binemesin.
* İş başvurusu görüşmelerinde işe almaya karar verdiğiniz personele o an için çok iyi davranın. İşe girince de feleği şaşsın.
* İşe almamaya karar verdiğiniz görüşmeciye ise kök söktürün. Ama biraz ümit verin. Sonradan ise başvurunuz kabul edilmemiştir diye bir bildirim yapmayın. Ümit içinde bekleyip dursun. Eğer o kişi sizi ararsa görüşmeyin. Değerlendiriliyor deyin.
* Astlarınıza önemli tecrübelerinizi anlatmayın ki size alternatif olmasınlar.
* İşe alacağınız astınızın özgeçmişi kabarık ise işe almayın ki o da size alternatif olmasın.
* Çözebileceğiniz sorunlar çoksa ve tecrübelerinizle kısa sürede çözebilecek olsanız bile bunu zamana yayarak yavaş yavaş çözün. Çünkü varlık sebebiniz sorunlardır. Onları çabuk çözerseniz artık size ihtiyaç yokmuş fikri oluşabilir.
* Sorunlar biterse kendiniz sorun yaratın ve onu çözün.
* 1911'de Fransız terzi Franz Reichelt kendi buluşunu test etmeye karar verdi. Kendi yaptığı elbise şeklindeki paraşütle Eyfel kulesinden atladı. Ama paraşüt açılmadı.
* Avusturyalı Hans Steininger 1.4 metrelik sakalı ile meşhur olmuştu. 1567 yılında Steininger, kasabasında çıkan yangına yardıma giderken yanlışlıkla sakalına takılıp düşerek, boynu kırılarak ölmüştü.
* Amerika'da bir hayvanat bahçesinde görevli olan fil bakıcısı rutin temizliğini yaparken filin dışkısı altında kalarak can vermiştir.
* 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Çinli şair Li Po, Ay'ın, Yangtze Nehri'ndeki yansımasını kucaklamaya çalışırken boğularak ölmüştü.
* Hindistanlı beyzbol oyuncusu Ray Chapman bir beyzbol maçında atış sırasında öldü. 1920'de oynanan bir maçta kafasına beyzbol topu gelmesi yüzünden öldü.
* İsveç Kralı Adolf Frederick yemeği çok severdi ve bu yüzdende öldü. 1771 de 61 yaşında bir sofrada etler, ıstakozlar, çorbalar, tütsülenmiş etler, şampanya ve en sevdiği tatlıdan 14 tane yedikten sonra ölmüştü.
* Sivil savaştan sonra politikacı Clement Vallandigham çok başarılı bir avukat olarak tanınmıştı. 1871 Thomas McGehan 'in mahkemede savunmasını yaparken jüriye tabancanın pozisyonunu göstermek isterken kaza ile kendisini vurdu. Teorisi doğruydu ve müvekkili suçsuzdu ama bunu ispatlamak için yaptığı gösteride yaşamını yitirdi.
* Allan Pinkerton (1819-1884) meşhur Pinkerton detektif ajansını yaratan kişiydi. Suç tahlil teknikleri konusunda çok önemli çalışmaları vardı. Böyle bir araştırma sırasında kaptığı enfeksiyon yüzünden yürürken öldü.
* 2 Şubat 1959'da Rusya'nın Ural Dağları'nda yaşanan olay, ülkenin en ünlü çözülememiş gizemi oldu. 28 Ocak' ta Ural Politeknik Enstitüsü'nden on öğrenci kış yürüyüşü ve kısa süreli kamp için yola çıktı. Bir öğrenci kendini kötü hissedince dağda uygun bir bölgede kendini toparlayabilmek için kaldı. Diğer dokuzu ise ormanda bulundu. Terk ettikleri çadırları içeriden yırtılmış bir şekilde bulundu. İlk iki ceset ormanın içinde yalınayak ve sadece iç çamaşırları ile, sonraki üç ceset ise benzer bir durumda yakın bir yerde bulundu. Bundan iki ay sonra ise, son kurbanlar 75 metre uzaklıkta kar altında gömülü bulundu. Dört öğrencide büyük iç yaralanmalar, kırık kaburgalar ve ezilmiş kafatasları vardı. Birinin dili yoktu. Gerçek şu ki müfettişler saldırıya benzer herhangi bir bulgu bulamadı. Son dört kurbanın da başkalarına ait olduğu düşünülen ve radyasyon içeren kıyafet giydikleri belirtildi. Çığ, uzaylılar ve askeri test ölüm olaylarıyla ilgili olarak ortaya atılan teorilerden birkaçı.
* 1998'de bir Fransız oldukça karmaşık bir intihar girişiminde bulundu. Bir deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir ip bağladı, ipi de büyük bir kayaya bağladı. Sonra zehir içti ve kendini ateşe verdi. Uçurumdan atlarken de tabancayla kafasına ateş etti! Ama devamı daha ilginç. Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi kesti, böylece adam suya düştüğünde asılı kalmadı. Soğuk su yanan elbiselerini söndürmekle kalmadı aynı zamanda onu şoka sokarak yuttuğu zehri kusmasını sağladı. Sudan bir balıkçı tarafından çıkarılıp hastaneye götürülen adam orada hipotermi (vücut ısısının aşırı düşmesi)den dolayı öldü.
* Meşhur viski tadımcısı Jack Daniel 1911 de bir sabah iş yerine erken geldi. Kasasını açmak istedi fakat şifreyi hatırlayamadı. Kızgınlıkla kasaya tekme attı ve ayak başparmağı yaralandı. Buradan kaptığı enfeksiyonla da öldü.
* Bobby Leach Niagara şelalelerinden bir fıçı içinde atlayan dünyadaki ikinci kişi. Bu atlayıştan başka ölüme meydan okuyan başka girişimleri de bulunuyor. Bu kadar cesur birisinin ölümü ise oldukça ironik. Leach, bir gün bir Yeni Zelanda sokağında yürürken bir portakal kabuğuna basınca kayarak düştü ve bacağını kırdı. Öylesine kötü bir kırıktı ki bacağın kesilmesi gerekiyordu. Cesur adam bir süre sonra kırıkta oluşan hastalıklar yüzünden öldü.
* I. Dünya Savaşı sırasında alınan yenilgilerle beraber Çarlık rejiminin içine girdiği kriz derinleşir. Sarayda önemli bir etkiye sahip olan Rasputin, Çariçe Alexandra Fyodorovna aracılığıyla devlet ve ordu yönetimine karışır, uzmanların önerilerinin aksine kararlar alınmasına yol açar. Zamanla rejimdeki başarısızlıkların nedeni olarak görülür. II. Nikolay' ında sırdaşı olması, kimi çevrelerce Alman yanlısı ve vatan haini olarak damgalanır. Monarşinin devamını isteyenler arasında Rasputin'in ortadan kaldırılmasıyla beraber yönetimin düzeleceğine inananlar suikast planlamaya girişir. Suikastçilerin önde gelen ismi Prens Feliks Yusupov'dur. Sarayda verilen bir yemek davetinde Rasputin'e zehir verilir. Pastalara ve kadehine siyanürün tozlaşmış hali konulur fakat Rasputin pastaları yemesine rağmen zehirlenmeyince silahla vurulur ve öldü zannedilir; ancak Rasputin ayağa kalkarak Prens'in yakasına yapışır. Sonrasında ise bahçeye kaçarken zorlukla bir kez daha vurularak karların üzerine düşer. Buzlu bir nehire atılan Rasputin, köprüden 140 metre uzakta ölü olarak bulunduğunda otopsi yapılır. Yapılan otopsi raporuna göre Rasputin kurşunlardan değil ciğerine dolan sudan, yani boğularak ölmüştür.
* "Modern dansın annesi" sayılan Isadora Duncan eşarp takmayı çok severdi. New York Times gazetesinde yazılan bir yazıda anlatıldığı şekliyle 1927 de çok hızlı bir otomobille giderken güçlü bir ipekten yapılan eşarbı rüzgar yüzünden direksiyona dolaştı. Korkunç bir güçle boğazını sıkan eşarbını viyolonselcisi ve kuaförü çıkartmaya çalışsalar da başarılı olamadılar. Araba durduktan sonra hemen ilk yardım yapılmasına rağmen bayan Duncan'ı kurtaramadılar.
* Homer ve Langley Collyer obsesyon derecesinde biriktirme hastalarıydılar. İki kardeş gazete ve bir sürü şeyi evlerinde biriktiriyorlardı. Evin koridorları, odaları, her yeri bunlarla doluydu. 1947'de evlerinde öldüler. Evlerinden 100 ton çöp çıktı. Kardeşler evde birbirlerinden 15 metre uzaklıkta bulunmuşlardı. Beslenebilmek için gazetelerin arasında tünel yapıp öyle hareket ediyorlardı.
* Jerome Irving Rodale sağlıklı yiyecek konusunda bir uzmandı. Organik tarımda bir öncüydü. Organik tarım ve bahçecilik konusunda bir dergi ve gazete çıkarıyordu. Büyük bir övünçle en az 100 yaşına yaşayacağını söylerdi. Rodale 1971'de Diск Cavett Show'da bir röportaj sırasında kalp krizi geçirip öldü. Show sırasında uyuduğunu sanan sunucu hatta şaka yaparak sıkıldınız mı diye sormuştu. Öldüğünde 72 yaşındaydı. Bu röportaj hiç yayınlanmadı.
* Christine Chubbuck televizyonda intihar eden ilk ve tek haber spikeridir. 1974 de TV programının başlamasından 8 dakika sonra sunucu depresyona girip şunları söyler. "Kanalın 40 yılında polisin son haberlerini, son kanlı cinayetleri ve renkli yaşamları aktardık. Şimdi bir tanesini daha göreceksiniz.' dedikten sonra tabancasını çıkartıp başına dayadı ve ateşledi.
* Tuvalette ölüme birçok örnek verebiliriz. Ancak Elvis Presley (1935 - 1977) bunların en meşhuru. Rock 'n Roll kralı Graceland'da bir pansiyonda tuvalette oturur vaziyette ölü bulundu. Doktorların söylediğine göre kalp krizi geçirmişti. Öldüğünde çok şişmandı ve çok fazla uyuşturucu kullanıyordu.
* Robert Williams bir robot tarafından öldürülen ilk kişidir. 1979'da Williams Ford Motor da depoda malzeme katlarına tırmanırken birden bire robotun çalışmasıyla hızlıca kafasına çarpması sonucu öldü. İkinci ölüm 1981 de Kawasaki de gerçekleşti. Kenji Urada 37 yaşında bir mühendisti. Çalışırken kırılan robotun kolu aniden dönerek Urada'ya çarptı ve ölümüne neden oldu.
* Aktör Vic Morrow Alacakaranlık kuşağı dizisinin çekimleri sırasında sette öldü. Bir helikopter patlama sahnesinde fırlayan pervane aktörün kafasını kopartarak ölümüne neden oldu. İki çocuk aktörde bu sebepten öldüler. Bu olaylardan sonra Amerika'da film setlerindeki güvenlik şartları ve kanunlar çok ağır koşullar getirilerek yenilendi.
* 1982 de 27 yaşındaki David Grundman Kaktüs reklamları için çöl bitkilerine tabancasıyla atışlar yapıyordu. Fakat bir atışı sırasında kaktüsten fırlayan bir parça ona çarparak ölümüne sebep oldu. Günümüzde bir bitki yüzünden ölen tek kişi olarak biliniyor.
* Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams 1983'de otel odasında şişe kapağıyla boğulmuş olarak bulundu. Bulunduğunda çok sarhoş olduğu anlaşıldı.
* 1983 de Cankurtaranlar partisi kutlamalarında sezonun ilk boğulması yaşanmış. Parti sona erdiğinde 31 yaşındaki Jerome Moody rekreasyon bölümünün havuzunda ölü bulundu. Acıdır ki cankurtaranlar cankurtaranı kurtaramadılar.
* Diск Shawn (1924-1987) bir komedyendi. Sahnede bir showu sırasında geçirdiği kalp krizi sonunda öldü. Diск Shawn politikacılar ve onların seçim kampanyaları ile dalga geçen komedi programları yapıyordu. Bir gösteri sırasında şakalarını yaparken kalp krizi geçirip sahnede bayıldı. Eve götürülen komedyen öldü.
* İngiliz 'king Kong' lakaplı güreşçi Kirk 1987 de final maçında 'Belly-Splash' yaparken yani zıplayıp rakibinin üstüne düşme hareketini denerken kalp krizi geçirdi. Maçtan önce Kirk arkadaşına bir gün öleceğini ve bu ölümün ringde olmasını umut ettiğini söylemişti.
* 1991 yılında artist Christo ve Jeanne-Claude bir instalasyonlarında binlerce büyük şemsiye kullandılar. Bu şemsiyeler sarı ve mavi renklerdeydi. Bu büyük şemsiyeler 6 metre yüksekliğinde ve 8.7 metre genişliğindeydi. İki ay hazırlıktan sonra instalasyon sergilenmeye başlandı. Sergiyi gezen yaşlı bayan, çıkan bir rüzgar yüzünden üstüne düşen şemsiyenin altında kalarak öldü.
* 1991'de 57 yaşındaki Taylandlı kadın Yooket Paen çiftliğinde yürürken bir inek pisliğine basıp düştü. Düşerken tellere tutunmaya çalışırken elektrik çarpması sonucu öldü. Kısa bir süre sonra kardeşi 52 yaşındaki Yooket Pan komşusunu olay yerine göstermek için götürdü. Fakat ne şanssızlıktır ki o da aynı yerde inek pisliğine basıp aynı şekilde elektrik çarpması sonucu öldü.
* 1999'da 67 yaşındaki Betty Stobbs İngiltere'de motorunun arkasına bir koyun aldı. Fakat koyun çok açtı. Sahibin arkasında karnını doyurmak isterken dengeleri bozuldu ve 100 metreden düşerek öldüler.
* 2006 da Avustralyalı vahşi yaşam uzmanı ve TV programcısı Steve "Timsah avcısı" Irwin kalbine saplanan bir vatoz balığı iğnesi sonucu öldü.
* Mariesa Weber iki hafta ailesinden haber alamadı. Onları yatak odasında kitaplığın altında ölü buldu.
* Marko ve Roberto de Solisa adlı iki kardeş, birbirleriyle pek iyi geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle alay etmesine dayanamayan Marko, kardeşini, kafasına sıktığı tek kurşunla öldürdü. Buraya dek her şey normal sayılabilir. Anormal olan, Marko ile Roberto'nun yapışık ikiz olması ve aynı dolaşım sistemini paylaşması. Roberto'nun ölümünden 5 dakika sonra, kan dolaşımının durması sonucu Marko da yaşamını yitirdi. Böylece işlediği cinayet, intihara dönüşmüş oldu.
* Kamboçya'da iki asker, patlamamış mayınla futbol oynamaya kalkınca mayın patladı ve yaşamlarını kaybettiler. Olayı ilginç kılan bir başka nokta, parçalanarak can veren iki askerin, Kamboçya ordusunun en iyi mayın uzmanları olmalarıydı.
* ABD'nin Alabama eyaletinde 25 yaşındaki bir asker, tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencerenin kenarına oturarak, tükürüğünü büyük bir tencere biçimindeki sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan asker, dengesini kaybedip 11'inci kattan düştü.
* New Hempshere eyaletinde on yaşındaki bir çocuk, kolasını çiviyle açmaya çalışırken yaşamını yitirdi. Kolanın içindeki gaz basıncıyla fırlayan çivi, çocuğun boğazına saplandı ve çocuk yaşamını yitirdi.
* Japon bilim adamları, 1971 yılında bir tepelik araziyi yangın hortumları ile bol miktarda suladılar. Amaç, toprak kayması ve yağmur fırtınası efekti yaratmaktı. Tepenin aniden çökmesi ile 4 bilim adamı ve 11 izleyici kişi hayatını kaybetti. Sonuçta bilim adamı olsanız bile tedbirli olmak gereklidir.
* 1983 yılında San Diego'da bir kadın, bir alışveriş merkezinde hırsızlık yaparken polislerce yakalandı. Polislere eğer onu bırakmazlarsa nefesini tutacağını ve kendini öldüreceğini söyleyen kadın, ölünceye kadar nefesini tutarak hayatını kaybetti.
* Allan Pinkerton, 1884 yılında bir kaldırımda yürürken kayarak dilini ısırmıştı. Bu talihsiz ısırık daha sonra enfeksiyona dönüştü ve Pinkerton'ın hayatına maloldu.
* Danimarkalı astronom Tycho Brahe, 1601 yılında düzenlenen ve çok uzun süren bir ziyafette çişini tutmak zorunda kalmıştı. (Yemeğin ortasında kalkmak çok kaba bir hareket olarak yorumlanıyordu) Mesanesi gereğinden fazla dolan Brahe, bu sebeple ortaya çıkan enfeksiyon yüzünden hayatını kaybetmişti.
* Amerika'da 1995 yılında bir kola makinesinden bedava içecek almaya çalışan adam makineden fırlayan kutu kolanın kafasına isabet etmesi sonu hayatını kaybetti.
* Arjantin Buenos Aires'te gerçekleşen ölüm olayında karısını öldürmeye çalışan adam karısını, kaldıkları otelin 23. katında aşağıya atar. Kadın aşağı düşerken elektrik tellerine takılır. Karısının ölüp ölmediğinden emin olmak isteyen adam kendisini de aşağı atar, tellere tutunamaması sonucu yere çakılarak hayata veda eder.
* İtalya'da gerçekleşen bir ölüm olayında Pisa kentinde oturan Romollo Ribaldo isimli adam işsiz olduğu için intihar etmeye karar verir. 42 yaşındaki Romollo Ribaldo'ya eşi intihar etmemesi için dil döktü. İkna olan Romollo ağlamaya başladı ve elindeki silahı yere fırlattı ve kötü sürpriz! Yere düşen silah ateş aldı. Silahtan çıkan kurşun Romollo'nun eşine isabet etti ve kadın öldü.
* Khay Rahnajet isimli Iraklı bir terörist içinde bomba düzeneği olan bir paketi posta ile suikast adresine gönderdi. Paketin üzerinde yeteri kadar pul olmadığı için posta servisi paketi geri postalar. Paketi alan acemi terörist pakete bomba düzeneği kurduğunu unutarak paketi açar, bombanın patlaması sonu parçalanarak ölür.
* Eşine şaka yapmak isteyen Jake Fen isimli bir adam kendisini asmış süsü verir. Eve gelen eşi kocasının kendisini astığını görünce bayılır. Bu sırada kapıyı açık gören komşuları olan kadın içeri girer. Jake ve eşinin öldüğü zanneden kadın evi soymaya karar verir ve ne varsa toplar. Evden topladıkları ile dışarı çıkmak üzere olan kadına Jake tekme atar. Kadın cesedin canlandığını zannederek korkudan ölür.
* New York'un işlek caddelerinin birinde bir otomobil yürüyen bir yaya hafifçe çarptı. Yaya tam yerden kalkacağı sırada yoldan geçen birisi kalkmazsa sigortadan yüklü miktarda para alabileceğini söyler. Yayada yola tekrar yatar. Otomobil sürücüsü ise yayanın yerden kalktığını düşünerek gaza basar ve yaya otomobilin altında ezilerek can verir.
* Mısır'da bir çiftçilik yapan bir adam tavuklarından birinin Nil nehrine düştüğünü farkeder ve tavuğunu kurtarmak için nehre atlar. Fakat girdaba yakalanınca kıyıya dönemez ve yardım ister. Adamın yardımına yetişen oğlu başarılı olmaz ve o da girdaba kapılır. Baba oğul kurtarılmak için yardım istemeye başlarlar. Adamın karısı kızları ve diğer oğlu yardım etmek isterler fakat onlarda başarılı olmazlar. 6 kişilik aile boğularak can verir fakat tavuk kurtulur.
* Hampshire'dan Michael Toye yakın bir dostuna beyaz ispirtonun yanıcı bir madde olduğunu kanıtlamak için kendini bir bagajın içine hapsederek üstüne beyaz ispirto döktü. Şaşkın adamın bedeni bir anda alev alınca yanarak can verdi.
* Gökyüzü dalışı yapan tecrübeli hava akrobatı Ivan McGuire 1988 yılında Kuzey Carolina'da 3 bin metreden yapacağı atlayışı görüntülemek için harekete geçti. 3 bin metre yükseklikten kendini boşluğa bırakan McGuire. Kamerasını unutmamıştı ama maalesef paraşütünü unutmuştu. Doğal olarak yere çakılarak öldü.
* Kurutma makinesinin azizliğine uğrayan Ray Washbrook makinenin içine sıkışmış pamukları temizlemek için sanayi tipi kurutma makinesinin içine girdi. Yaklaşık 20 dakika 110 derece ısıda dönen zavallı adam hemen oracıkta can verdi.
* 50 yaşındaki Alex Mitchell, BBC'de yayınlanan komedi dizisine gülerken kalp krizi geçirerek öldü. 'Gülmekten öldü' deyiminin karşılığını tam olarak sergileyen Mitchell, 'Goodies' dizisinin kurbanı oldu.
* 59 yaşındaki Kaliforniyalı, havuzun drenaj borusuna kapılınca canından oldu. Havuzun boşaltım kanalındaki 300 lbs’lik çekim gücüyle bir anda neye uğradığını şaşıran talihsiz adamın ince bağırsakları dışarı fırlamış bile olabilir.
* Henri M’Bongo isimli tavuk hırsızı Kamerun’daki bir vukuatında çaldığı tavukları çiğ çiğ yemesi için zorlandı. Tavukların tüyünden ve kemiklerinden dolayı boğulan hırsız çiğ tavuktan öldü.
* Fransa’da cenaze görevlisi olan Marc Bourjade, tabutların tepesine düşmesiyle can verdi. 1982 yılında gerçekleşen olay sonrasında Bourjade’ın ölü bedeni de üzerine düşen tabutlardan birine konarak toprağa verildi.
* Hampshire’da kronik horlama sorunu yaşayan Mark Gleeson, bu kronik rahatsızlığından kurtulmak için bir gece kadın pedlerini burnuna tıkadı. Gleeson uykusunda boğularak öldü.
* Belçika’da bir hava gücü, Sudan’da yiyecek yardımı yaptığı sırada yiyecek kasalarını üç Sudanlı’nın üzerine düşürerek, 3 adamın ölmesine neden oldu. İyilik için yapılan girişim ölümle sonuçlandı.
* İran’da araba içindeki iki adam havada uçan kartalın azizliğine uğradı. Gagasındaki kobra yılanı bir anda düşünce olanlar oldu. Aracın içine düşen kobra tarafında ısırılan adamlar kartalın kurbanı oldu.
TÜRKİYE'NİN EN İLGİNÇ ÖLÜMLERİ * Erzurum'da rahatlatır düşüncesiyle müşterisine masaj yapan berber adamın boynunu aniden sağa sola çevirirken boynunu kırar ve adam oracıkta hayatını kaybeder.
* Bir işçi 600 tonluk press makinesinin arasından emeklemek suretiyle geçerek, ucundaki 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalıştı. Mekanı Cennet olsun.
* Kurtarmaya gelen ambulans yerde yatan yaralının suratına park etti. Yaralının toprağı bol olsun.
* Midesine kaçan sineği öldürmek amacıyla ağzına sinek ilacı sıktı. Allah kalanlara akıl fikir versin.
* Adam, yolda mutlu mesut yürürken kafasına balkon düştü. Toprağı bol olsun, iyi adamdı.
* Adam, para çekmek amacıyla girdiği bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu öldü.
* Nüfus sayımı nedeniyle bom boş olan otoyolda bir sayım görevlisi bariyerlere çarptı ve vefat etti.
* Kafasında mermer kırdırmaya çalışan medyatik bir karateci, travma sonucu öldü.
* Bir arabaya 11 kişi binip viyaduğe uçmak suretiyle, 11 kişi Allah'ın rahmetine kavuştu.
* Katta olmayan asansöre binmeye çalışan adam boşluğa düştü. Başımız sağ olsun.
* Balkona 50 kişi çıktılar ve sonuçta balkon çöktü. Böylece toplu ölüm gerçekleşti.
* Ormanda zehirli mantarları mangalda bir güzel közleyip afiyetle yiyen aile bir daha evine dönemedi.
* Yatağındaki tahtakurusu ve bilumum haşaratı öldürmek için yatağını ilaçladı ve aradan iki, üç dakika geçmeden aynı yatakta derin bir uykuya daldı. Sabahı getiremedi.
* Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı çıkartmak için ayağını silkeleyen adam, o sırada yoldan geçmekte olan yardımsever bir laz vatandaşın elektrik çarptığını sanması üzerine, kafasına kürek, kalas vb sert cisimlerle vurularak vefat etti.
* Trafik kazasından yaralı olan adam, kurtarıldı. Gayet sağlıklı bir şekilde olayı atlatan adam ambulansçı amcanın "yav sen bin hele film falan çekelim" demesi üzerine hastaneye gitmeye ikna edildi. Adam yolda ambulansın kaza yapması sonucu öldü. (Ambulansçı amca hala sağ) * Adam çok sıkışmıştı. İhtiyacını bir yerde gidermesi gerekiyordu. Müsait bir yerde pozisyon aldı ve icraata başladı. Nereden bilebilirdi ki işediği yerde elektrik tellerinin olduğunu.
* Aynı işyerinde biri gündüz bir gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba, oğuldan; biri mobilette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobilette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaştılar ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce Hakkın rahmetine kavuştular.
* Sarhoş bir şekilde tem otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişi radyoda çalmaya başlayan oynak bir şarkı üzerine aracı sağa çektiler ve tem'de göbek atmaya başladılar. Sonucuna katlandılar tabii. İşin ilginç yanı ise bu 5 kişiden 5'ininde ölmesi ve beşine de ayrı ayrı araçların çarpmış olması.
* Giriş katın bir kat altında olan ve üstü ahır olarak kullanılan köy kahvesinde okey oynayanlar, üstlerine, katın çökmesi sonucu inek, öküz vb. büyükbaş hayvanların düşmesi ile köy mezarlığındaki anahtar teslim çukurlarına yerleştiler.
* Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra, dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar seans süresini ayarlamayı unutunca, bütün gece kusarak Hakkın rahmetine kavuşmuşlar.
DİĞER İLGİNÇ ÖLÜMLERİ * New Orleans'ta, kimse boğulmadan geçirilen bir sezon sonucunda can kurtaranların verdiği partide boğularak ölmek: Jerome Moody, 1985 * Eyfel Kulesi'nden paltosunu paraşüt olarak kullanarak atlayıp ölmek: Franz Reichelt, 1911 * Sandalyeye bağlanmış 47 roket ile kendisini uzaya fırlatmaya çalışırken ölmek: Wаng Hu, 16. Yüzyıl * Çatıdan düşen ineğin altında kalarak ölmek: Joao Maria de Souza, 2013 * Vücuduna çorba enjekte ederek ölmek: Ilda Vitor Maciel, 2012 * Hamamböceği yeme yarışmasında çok fazla hamamböceği yiyerek ölmek: Edward Archbold, 2012 * Ayağına bıçak bağladığı dövüş horozunu kamerayla kaydederken bıçaklanıp ölmek: Jose Luis Ochoa, 2011 * Yere değecek kadar uzun olan sakallarına basarak boynunu kırıp ölmek: Hans Steininger, 1567 * Kendisini sonsuz yaşama ulaştıracağı düşüncesiyle cıva haplarını içerek ölmek: Çin'in ilk imparatoru Qin Shi Huang, M. Ö. 210 * Hayranların yolladığı hediyelerin altında kalarak boğulup ölmek: Atina meclis üyesi Draco, M. Ö. 620 * Sizi oynayan kişinin kalp krizi geçirdiğiniz anı canlandırmasını izlerken kalp krizi geçirerek ölmek: Gareth Jones, 1958 * 1 tonluk fabrika robotunun kolunun kafasına düşmesi sonucu robotların öldürdüğü ilk insan olarak ölmek: Robert Williams, 1979 * Kör bir adamın evine doldurduğu ıvır zıvır sonucu çıkış kapısını bulamaması sonucu açlıktan ölmesi: Homer Collyer, 1947 * Kendi tahta ayağı ile dövülerek öldürülmek: Sör Arthur Aston, 1649 * Atının üzerinde düşmanının kesik başını etrafa gösterirken, kesik baştaki bir dişin kendisine batması sonucu oluşan enfeksiyondan ölmek: Sigurd Eysteinsson, 1892 * Şerefine verilen ziyafette çok fazla yiyerek ölmek: Julian Offray de La Mettrie, 1751 * Savaş gazisi olduğunu kutlamak için ateşlenen top mermisinin altında ezilerek ölmek: John Kendrick, 1794 * Maktulün kendisini nasıl vurduğunu jüriye göstermek isterken kendi kendini öldürmek: Clement Vallandigham, 1871 * Evcil maymun tarafından ısırılma sonucunda ölmek: Yunanistan Kralı I. Aleksandros, 1920 * Kendi adını mezar taşında okuduktan sonra şok olup ölmek: Marcus Garvey, 1940 * Kazayla bir füzeyi kendine doğru ateşleyerek ölmek: HMS Trinidad savaş gemisi.
* Segway'ı icat edip, onunla uçurumdan aşağıya düşerek ölmek: Jimi Heselden, 2010 * Ofis camının kırılmaz olduğunu ispatlamak için bedeniyle cama vurma sonucu camın kırılmasıyla aşağıya düşüp ölmek: Gary Goy, 1993 * Aşırı dozda havuç suyundan ölmek: Basil Brown, 1974
- ---- EN İLGİNÇ BEDDUALAR --------- * Uyuz olasın da kaşıyacak tırnak bulamayasın.
* Canın dondurma çeksin de, buzluktaki dondurma kabından köfte çıksın.
* Çayın içerisine batırdığın bisküvi kırılsın da çayın içine düşsün.
* Ayak serçe parmağın kanepeye çarpsın.
* Çöle düşesin de kutup ayısıyla karşılaşasın.
* Evlendirme programına çıkasın da arayan kimsen olmasın.
* En sevdiğin dizi çıka da elektrikler kesile izleyemeyesin.
* Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç olasın.
* En sevdiğin dizinin karşısına geçtiğinde, dizinin günü değişsin inşallah.
* On parmağından biri kala, o da dolama ola.
* Nikahında kaleminin mürekkebi bite de imzanı atamayasın.
* Yetmişine kadar kaynananla aynı evde yaşayasın.
* Düğün günü cırcır olasın.
* Yeni aldığın elbisenin üstüne çamaşır suyu döküle, hiç giyemiyesin de gözün kala.
* Ekmeğin tavşan, kendin tazı ol, koştur da yakalayama.
* Çok sıkışasın da gidecek tuvalet bulamayasın.
* Çayın üstüne döküle üfleyecek nefesin olmaya.
* Diyetisyenlerin, plastik cerrahların elinde kalasıca.
* Allah senin işini devlet dairesine düşüre.
* Tam 24 saat ola da telefonun hiç çalmaya.
* Saçını değiştiresin de kocan fark etmesin.
* Evlilik yıl dönümünü unutasın da, karın 40 yıl başının etini yiye.
* Yüzün sivilce dola da, sürecek gram fondöten bulamayasın.
* Kuş gibi uçasın da konamayasın.
* Kulağına su kaçsın da çıkarama.
* Nezle olupta peçete bulamazsın İnşallah.
* Çorbandan kıl çıksın.
* Allah ölmüşlerine kavuştursun.
* Allah seni davul etsin, beni de tokmak emi.
* Yaşam ünitelerine bağlanan fişini çekme kararları bana sorulsun inşallah.
* Sırtından sopa, kafandan bit eksik olmasın.
* Takım elbiseyle çamurlara düşesin.
* Terliğinin kenarı kopsun da yolda kal.
* Topu inşaata kaçasıca.
* Tuttuğun takım küme düşsün.
* Umarım yeni giydiğin çorap ile banyoda ıslağa basarsın.
* Maşa yaparken kulağını kıvırırsın inşallah.
* Kırık azı dişinin içine et kaçsın da onu çıkarmaya kürdan bulama. Dilin sürekli oraya gitsin. Ağzın yamuk geze.
* Fıkrana kimse gülmesin.
* Çekirdek çitlerken son cekirdeğin çürük çıksında ağzında o iğrenç tat kalıcı olsun.
* Araban yolda bozulsun da itecek birilerini bulama inşallah.
* Arabanın altında kal, jiletle kazısınlar.
* Öpüşürken sevgilinin suratına hapşurursun inşallah.
* Allah senin işini devlet dairesine düşüre.
* Heyecanla bir şeyleri ballandıra ballandıra anlatırken, adam gelsin desin ki bunu daha önce anlatmıştın.
* Hapşırman gelsin de hapşırama.
* Bütün beddualarım tutsun da iflah olamayasın inşallah.
* Araba kullanırken cep telefonuyla konuşasın, sonrada trafik polisine yakalanasın.
* Ucuza aldım diye sevindiğin araban çalıntı çıka.
* Silikonun patlasın inşallah.
* Hem fikir, hem zikir suçlusu olasın.
* Ne yersen ye asit yapa ağzında, bir "falım" çiklet bulamayasın.
* Susurluk Skandalı'na adın karışsın.
* Medyalara gelesin inşallah. Talk showlara, reality showlara çıkasın imajın sarsıla.
* Tam otomatik çamaşır makinen kireçlensin, bir gram Calgonit bulamayasın.
* Dağın başında araban bozula, kontörün bite.
* İddaa kuponun son maçtan yatsın.
* Sayısal da 5 tuttur inşallah.
- ------ BİLGİ İŞLEM BEDDUALARI ------- * Mouse'un kırılsın, tık tıklayama.
* Hatların kopsun da hiç bir yere bağlanama.
* Disk'lerin "crash" ola.
* File'larına virüs bulaşa.
* Network'lerden atılasın.
* İnternetin kopa da hiç bir yere bagῘanamayasan * Database'in patlaya.
* Security key'lerin deşifre ola.
* Back-upların bozulsun da geçmişe dönemeyesin.
* Kartuşun bitsin.
* Bütün hatlar dolu ola da bağlanamayasın.
* E-mail'in bozula da kimseyle mesajlaşamayasın.
* Netten 500 MB'lik bir dosya indirirken, bitmesine iki dakika kala elektrikler kesile de mosmor ol inşallah!
* Chat yaparken kapı zilin çalsın.
* İçtiğin çay klavyeye dökülsün.
* Arama motorlarına giremeyesin.
* Hitin düşsün, liste sonu ol.
* Posta kutuna iki ay mail gelmesin.
* Üç vakte kadar bağlantın kopsun inşallah.
* Klavyenin sesli harf tuşları basamaz olsun da, sevgiline mektup yazamayasın.
* Windowsun çöksün, ele güne muhtaç ol inşallah.
* Kafana harddiskler kadar taş düşsün.
* Kodlarını yanlış yazasın da web sayfası yapamayasın.
* Askerliğini uzun dönem yapasın da, 12 ay nete bağlanamayasın.
* 2 senedir yazmaya çalıştığın 500 sayfalık roman dosyana virüs girsin de, edebi hayatın bitsin.
* Pes kolunda ki savunma tuşun tutukluk yapsın da ceza sahası dışından gol ye emi.
* Klavyenin space tuşu bozulur inşallah.
* Kapsama alanı dışında kalasın.
* Cep telefonun kırılsın, laptopun yansın.
* Teknolojiden mahrum kalasın.
* Modemin olur da, bilgisayarın olmaz inşallah.
* bilgisayarın geçersiz işlem yürütsün emi.
* Bilgisayarına virüs kaça da format atmak zorunda kal inşallah.
* Bilgisayarına virüsler dadansın inşallah.
* Evde kumandayı bulama.
* Parmakların klavyenin arasına sıkışa, enter tuşun bozula da bir şey gönderemeyesin.
- ------ EKONOMİK BEDDUALAR ------- * Repo'da açığa düşesin, faiz sana zarar yaza.
* IMKB 100 endeksin 1600 direncini kıramaya.
* Uygun kur bulmaya, pozisyon açığına düşesin.
* Reuters'in arızalana, rate'leri izleyemeyesin.
* Paran aracı kurumda kala, iç edile; Dövize endeksli kredi alasın.
* Merkez Bankası para piyasalarına müdahale ede. O sırada sen de orada olasın, halden anlamayan Bireysel Danışmana denk düşesin.
* Sabah seansında endeks hızla düşe, sen panik olup kağıt çıkasın, ikinci seansta endeks kendini toplaya ama iş işten geçmiş ola.
* İMF nin gazabına gelesin.
* Aldığın dolarlar sahte çıka.
* Kredi kartının şifresini unutasın da paranı çekemeyesin.
- ---- ÖĞRENCİ BEDDUALARI --------- * Sınavda kaleminin ucu bitesice.
* Tarih sınavından önce kitabını okulda unutasıca.
* Akşam servisini kaçırasıca.
* Fen projesini evde unutasıca.
* Önünü görmeden sollama, evine acı haber yollama.
* Gönlünde yer yoksa bana güzelim, Fark etmez, ben ayakta da giderim.
* Arabanın dizeli, sevdim seni köylü güzeli.
* Miras değil, alın teri.
* Rampada geçme beni, inişte üzerim seni.
* Selektör yapmanıza gerek yok. Zamanı gelince hepinize yol vereceğim.
* Şoför dediler, kız vermediler.
* Ben seni İstanbul boğazında değil, Ankara'nın ayazında sevdim.
* Biz kimseyi yolda bırakmadık, onlar müsait bir yerde indiler.
* Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.
* YoIIɑrı yɑvɑşçɑ geçerim, hɑyɑIinIe yɑnɑrım bebeğim.
* Ya olduğun gibi görün, ya da gözüme görünme.
* Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.
* Ya seninle, ya sensiz * Ya sev, ya terket * YoIu çekmez kɑhrım, seninIe kɑtIɑnırım.
* Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş.
* Yollar doç’un bastır koçum.
* İlerde güzel günler göreceğiz demişlerdi, daha ne kadar gideceğiz.
* Bir sabah uykusuna doyamadım, bir de sana.
* Yüreğin de bileğin kadar kuvvetliyse gel.
* Çürüyüp gitse de vermeycem.
* Babam sağolsun.
* Vur kalbime hançeri, yüreğim parçalansın. Fazla derine inme, çünkü orada sen varsın.
* Şehir içi Hattıyım, Sana Bağlıyım.
* Bana, unut beni diyorsun. Mademki unutmak o kadar kolay, sen onu unut ve bana dön.
* Liselim * Minibüsümün plakası, Alemin Delikanlısı.
* My other car is porsche * bana tek sen değil, herkes hasta.
* Tek rakibimiz, Türk Hava Yolları.
* SoIIɑdın dɑ ne oIdu? Hɑyɑtın mı kurtuIdu?
* Aşk çekenin, yol gidenin!
* Lütfen sürücü hatalarını yüz yüze görüşelim.
* Ya geç karşıma ez beni, ya geç kenara izle beni.
* İstedim vermediler, sen şoförsun dediler.
* Sevmek suçsa, idamımı isterim.
* Özendiğiniz hayatı, yaşamakla meşgulüm.
* Demir gibi kollarım, hiç affetmem sollarım.
* Azrail bile ayağıma gelecekse, sen neyin tribindesin.
* Dün gece görmüşler seni, dağıtmışsın şanzımanı freni.
* Dağlar kurdun, yollar fordun.
* Kızı kolda, fordu yolda severim.
* Arkadaşın çok olur ama, zor gününde yok olur.
* Seni seviyorum diyen dillere değil, senin için ağlayan gözlere inan.
* Dillere düşeceğiz seninle.
* Doktor değiliz ama hastamız çok.
* Mecburum geçmeye * Seni ne zaman unutacağımı sorma, ne zaman öleceğimi bilmiyorum.
* Seni asil insanların basit sevgileriyle değil, basit insanların asil sevgileriyle sevdim.
* Kurbanda kesilir koç, yollara yakışır doç.
* Benim için ağlama, gözlerinden olursun.
* Gözlerin güzel ama, bakmasını bilmiyorsun.
* Sevene can feda, sevmeyene elveda.
* gözlerim yolun bekçisi, kalbim bekler durakta seni.
* Gecelerin yargıcı * Şov yapma.
* İmkansız aşk bitti, acı hayat devam ediyor.
* Dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı.
* Kızları da alsalar askere, vallahi istemem tezkere.
* Minibüs Şöförüyüz Alemde, Severiz yamuk Olmaz Bizde!
* Minibüs Yolların, Bu Delikanlı Senin Bebeğim.
* Rampaların atmacası.
* Sattım koç, aldım doç.
* Usul geç, şöför uyanmasın.
* Unutma, unuttum demek da bir hatırlamadır.
* Sarı çıyan * Bu kamyondan ürk, içindeki Türk.
* Unutmak zor, anlatmak ise imkansız. Çünkü sen unutuldukça hatırlanan, anlattıkça bitmeyensin.
* Dar geliyorsun artık dar, başkent olsan neye yarar.
* Küçümseme kimseyi, nokta da küçüktür. Ama bitirir cümleyi.
* Şoförün hatasını toprak örter.
* Hayatımı yazsam, duble yol olur.
* Alem bana, ben sana hastayım.
* Vitesi beşe, kafayı sana taktım.
* Son Durak Geldi herkez indi, Bir Sen inemedin kalbimden Güzelim.
* Şöförüm Sevmişim Seni, Dinlerim hergün Ferdi'yi.
* Kargalar sürüyle, kartallar yalnız takılır.
* Aşka hürmet et, fakat eğilme.
* Misafir çocuğu gibiydin. Geldin, dağıttın, gittin.
* Son imparator * İnci tanem * şehir içinde toz duman yollar, kalbim seninle Atar.
* Tedbir senin, takdir Allah'ın.
* Sen başkasın.
* Kasko yok, muska var.
* Kafamı zamanında nasıl dağıttıysam, bir daha toparlamayı başaramadım.
* Müşteri Bekler yolda, Hızır Gibi yetişirim Durağa.
* Allahın verdiği gaza basılır.
* Uzaktan seveceğim, haberin olmayacak.
* Dünya dert şampiyonu.
* Sollama beni, sollarım seni! Hadi, hayırlı yolculuklar abi.
* Seviyorum, sanma ki aşkım yetimdir. Yalvarmam asla, aşkım asaletimdir.
* Kurtlar sofrası * Aşka merakım ezelden, sen sadece bahaneydin.
* Nescafe bile üçü bir arada, ben hala yanlızım.
* Bir sana, bir gece uykusuna hasretim.
* Senin baban yalancı!
* Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım.
* İstɑnbuI kɑzɑn, ben kepçe oImuşum yoIIɑrdɑ.
* Karayollarında öleceğime, yar kollarında öleyim.
* Çilemse çekerim, kaderimse gülerim.
* Büyüyünce TIR olcam.
* Bɑnɑ derin derin bɑkmɑ güzeIim, son durɑk, iniceksin.
* Sırılsıklam * Sen hangi mevsimin yağmurusun?
* Kuzu kurdun, yol Ford’un.
* Gamzelim * Seninle Yolculuk Güzel.
* Başarı boş duranın değil, koşturanın hakkıdır.
* Gözlerinin hastasıyım, bu yolların ustasıyım.
* En asil intikam affetmektir.
* Ahlarla kaybettin, keşkelerle arayacaksın.
* Gaz, fren, şanzıman; halim duman!
* Durɑktɑ moIɑ, içerim bir sigɑrɑ.
* Hızdan zevk alan, hastaneden sevk alır.
* Demirde pas yolda as. Darılma ford, sen de bas.
* Bu dünyada 2 kör tanıdım: Biri beni görmeyen sen, İkincisi ise senden başkasını görmeyen ben.
* Ovada yeşil ot, rampada mavi ford.
* Ölüme gidelim dedin de, mazot mu yok dedik.
* Çekemeyen anten taksın. Hatalarımız aramızda kalsın.
* Maşallah * Sarsıldım ama yıkılmadım.
* Güvendiğim dağlara kar yağdıranlar, hazırlanın kaymaya geliyorum.
* Sana gelmediğim gün, mazota gittiğim gündür gülüm.
* Sollama beni, mahçup ederim seni!
* Kamyoncu dediler, kız vermediler * DurɑkIɑrdɑ hɑyɑIin, şɑrkıIɑrdɑ seni dinIerim.
* Kamyonum çeker 10 ton, gönlüm çeker Paris Hilton.
* Dünya dikenli bir hayat, sevenlerde mi kabahat?
* Öyle bir gecede gel ki, unutmak ve unutulmak mümkün olmasın.
* Aşkın bana hız verir, yağmur çamur vız gelir.
* Hatunlar geçer teker teker. Ah şu kamyon, benden neler çeker.
* İster kıro de ister maganda, ama paranın kralı bende.
* Şeker tatlı olabilir, senin kadar değil. Herkes seni sevebilir, benim kadar değil.
* Ela gözlümün nazına, hastayım fordun ara gazına.
* Hayvan açken, insan tokken kudurur.
* Ölürüm sana * Senin gözlerin varsa, benim sözlerim var.
* İnat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın.
* Beni takip etme güzelim, ben de yanlış yoldayım.
* Dikiz ɑynɑmdɑ kɑIdı gözIerin güzeIim.
* O gözlerin var ya! Benim olacaksın delikanlıca.
* Önüne gelene sellektör yapma cici kız, akün biter vurdurmaya mahkum olursun.
* Sağlam şoför kalmaz rampada, Müslüm Baba sığmaz ipod’a.
* Ömur biter, yollar bitmez.
* O şimdi asker * Kızlar bana bakar, ben ise yola.
* Sensiz olmuyor.
* Toz kaldırma.
* Aşıksan vur saza, şöförsen bas gaza.
* Geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı, dünya bir daha güneş yüzü görmezdi.
* minibüsüm süper gider yolda, herkez Kullanışıma Hasta.
* Hayal Gözlüm * Bu dünyada sakın sevme, seversen ihanet etme, ihanet edenleri ise asla affetme!
* Sürüşüme yollar, duruşuma kızlar hasta.
* Kıskananlar çatlasın.
* Duruşuma kızlar, gidişime yollar hasta.
* Karşılıksız sevenler * Memleket nire?
* Sol şeritlerin şahıyım, yolların padişahıyım.
* Güzelin nazına, Ford'un ara gazına hastayım.
* Dünyada man, ahirette iman.
* Bana öyle melun melun bakma güzelim, biliyorum birazdan sen de ineceksin.
* Sevdim Birkere Seni, Şöförüm üzmem Seni.
* Bu dünyayı güzel olduğu için değil, içinde sen olduğun için seviyorum.
* Rahmetli de sollardı.
* Şehir içi Benim Hattım, uzak Dur pataklarım.
* Hatasız dost arama, yalnız kalırsın.
* Aklın ben de kalmasın.
* Alırsın Ford, olursun Lord.
* Biri, kibrit. Diğeri, mum. Yakanda biter. Yananda biter.
* Taksitle aldık.
* Gece Kuşu * Adımı avcuna yaz, hatırladıkça yalarsın.
* Sahip olduğum herşeydin, herşeyimi alıp gittin.
* Duanla doğmadım ki, bedduanla öleyim.
* Varlığımda kıymetimi bilmeyeni, yokluğumla terbiye ederim.
* Uzaktan severim, ruhun bile duymaz.
* Sevenler ölmez.
* Huzur islamda.
* Benden sana bir akıl, aklın varsa tek takıl.
* Gidişime yollar, bakışıma kızlar hasta.
İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmiş:
- "Baba, merhaba Ben Lale."
- "Ooooo güzel kızım benim. Nasılsın bakalım?"
- "Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla."
- "Hayırdır? Bir sorun mu var?"
Kız ağlamaya başlar. Babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
- "Ne oldu kızım? anlatsana."
- "Murat evi terk etti. Boşanmak istiyormuş."
- "Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?"
- "Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya, ben onunla evlendim."
- "İyi halt ettin, zilli. Neyse, artık yapacak bir şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın."
- "Boşanalım ama, benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı internetten herkese yollayacakmış."
- "Püüh. Rezil. Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?"
- "Ama babacığım O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını."
- "Peki olan olmuş artık. Yarın havale ederim parayı öğleden sonra bankaya gidip çekersin. Sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoğrafları."
- "Sağol baba. Eeee, şey, bir de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var."
Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
- "Kürtaj mı? Bir de hamile mi kaldın o çocuktan sen?"
- "Aslında ondan değil. Zenci bir çocuk vardı. Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya."
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır:
- "Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmişsin. Allah'ım nedir bu başımıza gelenler. Okulu bitirir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını."
- "İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü."
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürür:
- "Okuldan mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli? Eh ulan sen hele bir gel buraya ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adım attırmayacağım sana. İlk isteyenle de evlendireceğim."
- "O iş zor be baba biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce eşler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar. Pek iyi bir rapor sunacağımı zannetmiyorum ben."
- "Allah'ım, çıldıracağım. Bir de cinsel hastalıklar haaa. Kesin o zencidendir."
- "Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır."
Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir, ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır:
- "Hemen bu akşam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakayım."
- "Mahmutpaşa Karakolu'ndayım. Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında."
- "Karakol mu? Bir de karakola mı düştün layyynnn? Ne yaptın?"
- "Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım."
Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime adeta kahrolmuştur. Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya başlar:
- "Babacığım sakın üzülme, bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır:
- "Canın sağ olsun be güzelim, boş veeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canın sağ olsun senin."
Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp:
- "Bir Monte Carlo" dedim!
Adam birkaç saniye yüzüme bakıp:
- "Abi bu Bakırköy'e gider" diye cevap verdi.
İşte o an benim ve şoförün bittiği andı.
...................
Yolcunun kafası karışık sanırım:
- "Mükemmel bir yerde inebilir miyim?" der. Kendisi de dolmuştakiler de güler söylediğine.
Şoför kadını indirirken:
- "Buyrun size layık değil ama"
...................
Yolcu müsait bir yerde inmek ister ama dili sürçer:
- "Müsait bir yerde iner misiniz?"
Şoför:
- "Niye sen mi kullanacaksın?"
..........................
Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:
- "Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?"
Bizim şoför olaya hakim:
- "Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi?"
..........................
İstanbul'da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir kokona yelpazesiyle:
- "Şoför bey klimayı açar mısınız? Çok sıcak oldu." demişti.
Pala bıyıklı şoför amca teyzeyi bir süre süzdükten sonra, kapıyı açıp açıp kapatmaya başladı.
.........................
İstanbul'dayız. Dolmuşa bindik, dolmuş doldu, tam kalkacak, elemanın biri açtı kapıyı, içeride tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi, arkada 4 Eleman hala bir umut sordu:
- "Kaptan, yer var mı?"
Şoför de arkasını dönüp cevap verdi:
- "Bilmiyorum, üst kata bir bak bakalım."
............................
Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı:
- "Abi bir öğrenci, bir de hayvan al."
* Adam basmış, karısı soprano.
* Adam donmuş, karısı fanila.
* Adam gülmüş, karısı lale.
* Adam karısına "inek" demiş, birlikte aşağı inmişler.
* Adam satmış, karısı RTL.
* Adamın biri yemek yemeğe bayılıyormuş, yemiş bayılmış.
* Adamın biri tuvalete atlamış, niye? Çünkü kendini bi bok zannediyormuş.
* Adamın biri tuvalete sıçmış, karısı da baloya gidememiş.
* Adamın biri hakkını aramış meşgul çıkmış.
* Adamın biri sinemaya gider. Filmin yarısı biter ve 10 dk. ara yazar. Adam arar arar ama bir şey bulamaz.
* Adamın biri varmış, İkinci dönem düzeltmiş.
* Adamın birinin kafası kızmış, vücudu erkek.
* Adamın canı sıkılmış, gevşetememişler.
* Adamın gözü dalmış, burnu yaprak.
* Allah bana 'Yürü Ya Kulum' dedi. -Arabayı sattım.
* Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş. -İyi iyi, dinlensinler, zaten çok yorulmuşlardı.
* Arkeologlar arka bahçede kazı yapıyorlarmış, -Kaz ölmüş.
* Bağırsak kurtları bağırsakta yaşarlar, bağırmasak ta.
* Bana yamuk yapma! -Ama kare, çember falan yapabilirsin.
* Bebeğin tekine TIR çarpmış ama ölmemiş, neden? -Bezi bariyerliymiş.
* Bebeğiniz oldu gözünüz aydın, kulaklarınız Manisa.
* Ben her şeyi düşünürüm, Demek ki ben tefalim.
* Benetton -Sen etme.
* Biliyor musun, sen yüzme bilmesen ve denize girsen bile batmazsın. Çünkü tipin kayık.
* Bir adam yatmış, karısı feribot.
* Bir adam ağzına yay sokuyormuş? neden? Çünkü Yayla lezzet testi yapıyormuş.
* Bir adam çölde kalmış ve çayı çok severmiş, Çay bulmuş içmemiş, neden? -Çünkü, Ülkersiz bir çay saati düşünülemez.
* Bir adam karısını dövüyormuş, kapı çalmış karısını dövmeyi bırakmış neden? -Eşek sudan gelmiş.
* Bir adamın metresi varmış, karısının santimetresi.
* Bir gökdelenin üzerinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyormuş neden? -Çünkü binanın şarjı bitiyormuş.
* Bol keseden atmış, -Dar keseden eşek.
* Bozuk paran var mı? -Var -İyi, ver de tamire götürüyüm.
* Bu tartı neden tartmıyor? Kim buraya anti tartar diş macunu sürdü?
* Büyüyünce ne olacaksın oğlum? - Traş olucam baba.
* Can bedenden çıkmayınca ne olur? -Diğer derslerinden geri kalır.
* Can neden boğazdan gelir? -Can Emirgan'da oturduğu için.
* Canı gördün mü? - Hangi Canı? - Patlıcanı.
* Çok iyi göbek atan kazana ne denir? -İyi oynayan kazansın.
* Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu son isteğinde ne istemiş? -Çok korkuyorum elimi tutar mısın?
* Eli olmayan babaya ne denir? -No-el baba.
* Emaye tencere desene. - Emaye tencere - No, you are not a tencere.
* En hızlı sayı hangisidir? -10 -Niye? -Onun arabası var.
* Fatih Sultan Mehmet tahta çıkınca ne yapmış? tahtayı yerine çaktırmış.
* Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor!
* Hakan şükür maçta sakatlanınca onu kim taşır? Hakan taşıyan * Her yerim tutuldu bir kulaklarım tutulmadı. O zaman bende onu kiraya veririm!
* Hi-men bankaya gidip kimin adına hesap açtırır? Gölgelerin gücü adına.
* İki Laz, yoldan aldıkları iki kadını eve götürmüşler. Yatmadan önce kadınlar:
- Önceden söyleyelim! Biz Dönmeyiz! - Dönmezseniz dönmeyin! Ev bizim!
* Jilet SEN SOR, -Ben söyleyim.
* Kaptan pilotunuz konuşuyor, çıkarın beni bu kaptan.
* Karınca bir zencinin koluna düşmüş ne demiş? -Karakola düştüm.
* Medyum Memiş kaç kardeştir? Dört kardeş. Small Memiş, Medium Memiş, Large Memiş, Xlarge Memiş.
* Mevlana niye dönüyormuş? Çünkü elinde çift okey varmış.
* Ne diyon? -Celine Dion * Noel babanın niye hiç eli yoktur? Çünkü NO-EL baba * Oğlumun adını mafya koydum, artık bir mafya babasıyım!
* Okula erken gittim komutanken döndüm.
* Rıdvan'ın bir büyüğü nedir? -Rıdtwo * Saatin çalışıyor mu? -Evet. -Benim kine de iş bulsana.
* Sen terlemişsindir, -Sana terlik getiriyim.
* Seni görünce gözlerim dolar, kulaklarım mark.
* Sinüs 60, kosinüs tutmuş.
* Size bir kıllık yapayım; İçine kıllarınızı koyarsınız.
* Tartı neden tartmamış? -Çünkü üzerinde anti-tartar diş macunu varmış.
* Tem otoyoluna muz düşerse ne olur? -Temmuz * Temel arabasıyla dağ başında giderken benzini bitmiş. Bari beni benzinciye kadar idare etsin diye depoya işemeye başlamış. Yoldan geçen bir adam merak içinde sormuş:
- Abi bu senin yaptığın normal mi? -Hayır demiş Temel 'Kurşunsuz'.
* Tomi'nin annesi kimdir? -Anatomi * Tükenmez kaleminin yayını versene. -Napacıksın? -Yayla lezzet testi.
* Viyana kuşatması neden bitmiş? -Etrafta atacak kuş kalmadığı için.
* Volkswagen Passat, Şahsi oynama.
* Yeni bir kitap çıkmış, ismi "Nasıl parasız mutlu olunur?" Fiyatı on milyon.
* Yeni mi aldın? - Neyi? - Babayı.
* Yerin kulağı var benim de kulağım var. -Ben yer miyim ? Hayır yemem.
* Yıkanan Ton'a ne denir? Washington!
Nasrettin Hoca, dalgın dalgın yolda yürüyormuş. Şakacı birisi, arkadan yaklaşıp Hocanın ensesine kuvvetli bir tokat patlatmış. Hoca, neredeyse yere düşecek gibi olmuş. Hiddetle arkasına dönerek adama sormuş:
- "Bana ne cüretle vurdun?"
Adam, ukala bir tavırla cevap vermiş:
- "Kusura bakmayın efendim! Ben sizi arkanızdan, çok samimi bir dostuma benzettim."
Hoca, adamın bu sözüne kanmamış ve adama:
- "Olmaz öyle şey, yürü kadıya gidiyoruz!" diyerek adamı mahkemeye götürmüş.
Hoca, kadıya olayı anlatmış. Adam Kadı'nın yakın arkadaşıymış. Kadı, arkadaşını bu zor durumdan kurtarmak için Hocaya demiş:
- "Sen de ona bir tokat at ve ödeşin."
Hoca, bu şekilde ödeşmeyi kabul etmemiş ve kadıya demiş:
- "Mahkeme yapılsın."
Bunun üzerine kadı Hocaya demiş:
- "Bir tokadın hakkı 5 akçedir. O halde davalı bu parayı versin sana!"
Hoca, bu karara razı olmuş.
Dava edilen adam:
- "Yanımda hiç para yok, hemen gidip getireyim." diyerek izin istemiş. Kadı da adama izin vermiş.
Hoca, adamın dönmesini beklemeye başlamış. Aradan epey zaman geçtiği halde, adam bir türlü gelmemiş. Beklemekten sıkılan Hoca, hiddetle yerinden kalkmış ve kadının yanına gitmiş. Birden Kadı Efendinin ensesine okkalı bir tokat patlatmış ve eklemiş:
- "Kusura bakma Kadı Efendi, daha fazla bekleyemeyeceğim. Madem ki bir tokadın diyeti beş akçedir. Adam gelirse söyle ona, 5 akçeyi sana versin."
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla Sohbet ediyor:
- "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:
- "Adın ne senin evladım?" dedi.
- "Ali, komutanım" dedi.
- "Nerelisin?"
- "Tokatlıyım, komutanım. Tokat’ın Zile kazasındanım"
- "Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
- "Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum."
- "Peki" dedi üsteğmen.
- "Gidebilirsin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi:
- "Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi:
- "Sen söyle biz yazalım" dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu:
- "Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra:
- "Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali:
- "İki üç satır daha ekleteceğim” diyerek mektubun sonuna şunları yazdırdı:
- "Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, O'nu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer birer, sonraları beşer beşer, onar onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile, bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye, hayır bile bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine, komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu:
- "Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum ha. Sen sakın bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra:
- "Şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası:
- "Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.
Bizde üç işe kına yakarlar;
1 – Gelinlik kiza, gitsin ailesine, çocuklarina kurban olsun diye, 2 – kurbanlik koça, allah’a kurban olsun diye, 3 – askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye.
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun."
Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu.
(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)
Zamanın birinde, bir oduncu, ormanda odun keserken, çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken, bir an göz göze gelmiş. Yaradan'a olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış ve dile gelmiş:
- "Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana iyilik edeceğim" demiş.
Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve:
- "Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim." demiş.
Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde, darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış:
- "Kör kuyunun başına giт ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek." demiş.
Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış:
- "Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde." diye düşünmüş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince, oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan da o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan da yaralı:
- "Hatalı olan oğlum olmalı." demiş ve yılandan özür dilemiş:
- "Tekrar dost olalım." demiş. Yılan ise acı acı gülümsemiş:
- "Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız." demiş.
Hakan Özkahya, inşaat teknikeriydi.
İşsizdi. Sivaslıydı Hakan. Bekardı. 30 yaşındaydı. Para kazanıp bir hayat kurması gerekiyordu. Bir gün tesisat teknikerliği işi buldu.
- "Nerede?" diye sordu.
- "Sibirya'da" dediler.
Rusya'nın en doğusunda, buzlar üzerine kurulmuş Anadir'de ihale alan bir Türk firmasında çalışacaktı. Kabul etti. Anadir'de çalışma koşulları çok ağırdı. Isı - 40 dereceydi. Kış 9 ay sürüyor, 3 ay gece olmuyordu. Rus işçiler haftada 6 gün, günde 8 saat çalışarak 1000 dolar alırken, Türk işçiler o para için haftada 7 gün, günde 14 saat çalışmak zorundaydı. Ayda sadece 1 gün izin vardı. Yılmadı, çalıştı. Tekniker olarak işçilerden daha fazla kazanıyor, ayda 1500 dolar biriktirebiliyordu. Ama Sibirya'da, soğukta oksijensizlikten ciğerler büyüyor, ciddi sağlık sorunları baş gösteriyordu.
2 yılın sonunda Türkiye'ye döndü. Sivas'ta iş kurmak istiyordu. Olmadı. Biriktirdiği paranın bir kısmı hasta olan annesiyle babasının tedavisine gitti. O da İstanbul'a yerleşmeye karar verdi.
Orada bir ev alacak, iş bulacak ve aile kuracaktı. Lakin biriktirdiği para, İstanbul'da ev almaya da yetmedi. İş de yoktu. Yine bir gurbet işi bulabildi Hakan. Afganistan'daki Amerikan askeri kampında iş alan bir Türk şirketi eleman arıyordu. Bavulu toplayıp bu kez Afgan yollarına düştü. Kutuplardan çöllere savrulmuştu. Herat'ta kuruluydu şantiye.
Koşullar felaketti. Çalışanlar sobasız hangarlarda yerde yatıyordu.
Yetersiz besleniyor, üşüyorlardı. Ayda 700 dolar içindi bunca eziyet. 3 ayın sonunda tedavi için izin aldı Hakan. En ucuz hava yolu şirketinden Türkiye'ye kestirdi biletini. Uçağı geçen hafta Herat'tan havalandı.
Kâbil'e yaklaşırken 104 yolcusuyla düştü. Hakan'ın cesedi Kâbil'in doğusundaki bir karlı dağda bulundu. Okuyup "Vah vah" deyip geçtiğimiz haberlerin arkasında yürek burkan insan hikayeleri gizli. Sadece insan hikayeleri de değil; "döviz geliyor" diye gurbette işçilerinin denetimsiz, sefil şartlarda çalışmasına göz yuman bir ülkenin, ucuz işçilik sayesinde ihale alıp hiç gidip görmediği coğrafyalarda çalışanlarını köle gibi çalıştıran şirket patronlarının, ucuza daha çok adam taşıyabilmek için bakım harcamalarından kısan "uçan tabutlar"ın, bu uçak firmalarını ve işçileri perişan eden şirketleri uyarmayan elçiliklerin, kendi canları pahasına kazanılmış başarı haberlerinde hiç adları geçmeyip ancak kazada can verdiklerinde haber olabilen, kurtulduğunda ise kazandığını sağlık harcamalarına döken "Allah'a emanet" yüz binlerce işçinin, mühendisin, teknisyenin ve Anadolu'da onları bekleyen acılı yüreklerin de hikayesi bu.
Bu ülkenin çocukları, yaban elde karın tokluğuna çalışan işçiler, ırkçılar tarafından linç edilmiş gurbetçiler, savaş bölgesinde katledilmiş kamyoncular, dönüş uçağında, ikinci sınıf yolcu olmaktan ne zaman kurtulacak?
İnsanlar dostlukları kolay kazanır çabuk kaybederler. Pişmanlıkları ise uzun zaman sürer. Bizlerde inşallah aynı hataları yapmayız. Sevgi mayasıyla yoğrulmuş insanlar olalım.
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.
Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş.
Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini. Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş.
Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen Yaşlı adam:
- "Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir iş adamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle.
Birden siniri geçiveren ihtiyar:
- "Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı iş adamı terzinin yanına yaklaşıp:
- "Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun.
İstersen paltomu sana verebilirim" deyince, Terzi:
- "Hayır, teşekkür ederim.
Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. Yaşlı adam:
- "Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye sormuş. Gencin:
- "Ben terziyim" yanıtını alınca yaşlı adam:
- "Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever Yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş.
Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada Yaşlı iş adamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkan önce kocaman bir moda evine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış.
Terzi artık "ünlü iş adamı" diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra Yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş.
Hemen bir ambulans çağrılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni iş adamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü Yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından Yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikasını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla Yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş ve başlamış anlatmaya:
- "Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona:
- "Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş.
Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Oduncu şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş. Arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın."
Kıyafetinden hayli varlıklı bir aileden geldigi belli küçük kız, avucundaki para destesini sımsıkı tutarak rafları inceliyordu. Burası kentin en büyük oyuncak magazasıydı. aranan herşeyin bulundugu, bitmez tükenmez raf koridorlarının bulundugu magazalardan biri. Rafların arasındaBöylece gezinirken, reyonların birinde kalakaldı. Muhteşem bir bebekti bu. Dünya güzeli yüzlü ve ipek kadife elbiseli muhteşem bebek. babasına döndü, bebeği işaret etti. "Avucundaki para yeter mi?"babası, başı ile " Evet"
Dercesine olumlu bir hareket yaptı. bebeği kucakladı ve koridoru takip ederek kasaya dogru yürüdü. Tam bu sırada tıpkı kendisi gibi, babası ile alışverişe çıkmış bir küçük çocuk gördü. Kısa pantolonluydu, gömlegi iyice eskimişti. Çocugun elinde birkaç dolar vardı. Raftaki oyunlardan birinin önünde heyacanla durdu. "İşte istedigim bu baba!" diye çıglık attı, avucunu gösterdi:
"Yeter mi?"babasının gözleri yere dogru eğilirken, başı "yetmez"işareti verdi. Çocuk, avucundaki parayı baktı.
Oyunu raf yerine koydu. babasının elini tuttu ve koridorun ucuna dogru yürüdü, boyama kitaplarının olduğu rafa. Küçük kız kucagındaki bebege bi daha baktı. Sonra çocugun seçtigi oyuna döndü. bebeği götürüp yerine koydu. Oyunu eline aldı. "Yeterli param var mı baba?" dedi. babası yine "
Evet" dercesine başını salladı. Kasaya gittiler, parayı ödediler. Küçük kız kasadaki adama biriyler fısıldadı. Kız ve babası, geriye çekilip beklemeye başladılar. Az sonra oglan ve babası, ellerinde bir boyama kitabı ile kasaya geldiler. Kasiyer:
"Kutlarım sizi" dedi heyecanla;
"Bugünün bininci müşterisi olarak bir armagan kazandınız. "Ve oyun kutusunu küçük çocuga uzattı. " Harika!"
Diye çıglık attı çocuk:
"Baba bu benim en çok istedigim şeydi biliyorsun. "
Baba ogul, sevinç içinde dükkanı terkederken, içeride kalan baba:
"Ne kadar cömertsin kızım"
Dedi, "Sana bunu yapma kaçırını verdiren ne?"
"Baba. Annemle birlikte bana bu parayı verdikten sonra "Seni ençok mutlu edecek şeyi al"
Demediniz mi?"
"Tabiişöyle dedik, tatlım!. "
"Bende aynen öyle yaptım baba. Şuanda ne kadar mutlu olduğumu biliyor musun?"
Genç bir yönetici, yeni Jaguar marka arabası içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle, dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce, hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede, yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca gaza yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri gitti.
Sinirlenmiş olan genç adam, arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu:
- "Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?"
Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi:
- "Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı."
Çocuk, gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle silerek, park etmiş bir aracın arkasına işaret etti:
- "Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum."
Çocuğun şimdi hıçkırıklardan, omuzları sarsılıyordu ve şaşırmış olan adama sordu:
- "Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır."
Genç yönetici, ne diyeceğini bilemez halde, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp, tekerlekli sandalyesine oturttu. Cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkarıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında, taşın bıraktığı iz derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiç bir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı unutmamak için sakladı:
- "Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Tanrı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır. Fısıltıyı dinle veya taşı bekle. Seçim senin."
Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı. Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak:
- "Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim. Eğer isterseniz size satarım" dedi. Adam, taşa uzaktan bir göz atıp:
- "O sadece basit bir çakmak taşı, bütün sahil o taşlarla doludur" dedi.
- "Hayır, isterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz." diye atıldı küçük çocuk. Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp:
- "Tam istediğim şey! Onu bana satar mısın?" diye gülümsedi. Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki, mücevher gibi taşıyacaktı. dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de:
- "Söylemiştim ama tekrar edeyim. Satın aldığınız şey basit bir taştır." dedi. Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak:
- "Zannetmiyorum! O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor" dedi.
Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey:
- "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi. Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı ve bütün cesaretini toplayarak:
- "Baloncu amca, biliyor musun benim hiç balonum olmadı." Adam çocuğu şöyle bir süzdükten sonra:
- "Paran var mı? sen onu söyle" diye sordu.
- "Bayramda vardı, önümüzdeki bayram yine olacak" diye atıldı çocuk.
- "Öyleyse bayramda gel, acelem yok, ben beklerim." dedi adam. Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir Akasya Ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken, baloncu ona doğru dönerek:
- "Küçük, balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm." diye seslendi. Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine adım adım yaklaşırken duyduğu heyecan, bacaklarını kanatan Akasya dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara ulaştığında bir müddet onları seyretti ve dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı. Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı. Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa, dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu. İster istemez balonu yerinde bırakıp aşağıya indi ve adam dönerek:
- "Birini bana verecektiniz hangisi o?" dedi. Adam elinin tersiyle burnunu sildikten sonra:
- "Seninki ağaçta kaldı evlat istersen çık al." dedi. Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. kaldırım kenarına oturup baloncunun uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:
- "Olsun" diye mırıldandı.
- "Olsun. Ağacın üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık."