Temel'in tek hayali Mısıra gidip muhteşem Piramitleri görmektir. Tarlayı,ineği satar bilet parasını denkler ve ilk gemiyle Kahire'ye gider. Gemiden iner inmezde cebindeki para ile Piramitlere nasıl gideceğini araştırır. Gezi programları ve kiralık araç çok pahalı gelir. Tam ümitsizce dolaşırken bir levha görür" kiralık develer" hemen sorar, günlüğü çok ucuza gelir ve kiralar. Tabi zekice bir soru sorar.
- "Bu deveyi nasıl kullanabilirim". Görevli kişi nazikçe bu soruya cevap verir. " Devemizde 3 vites vardır 1. Vites için bir kez "OH" demeniz yeterli 2. Vites için iki kez "OH, OH", ve en seri vites 3. vitestir bunun için ise üç kez "OH, OH, OH" demelisiniz"der. tabii Temel hemen sorar "peki nasıl durduracağım bu deveyi?,freni yok mu?"
- Satıcı "Devemizin freni için "ALLAH" demeniz yeterlidir der, Temel meydanda bir iki deneme turu atar "OH" der yürütür,"ALLAH" der deve durur. Temel ikna olunca da, satıcı devenin yönünü Piramitlere doğru çevirir. Temel "OH" diyerek deveyi birinci viteste kaldırır. Çölde yol boyunca Temel birinci vitesi pek kullanmaz seri bir şekilde hedefine gider. Uzakta piramitler görünür fakat çöl sıcağı ve devenin sarsıntısından sersemleyen Temel piramitlerin arasından hızla geçen deve ile ancak bir iki kare fotoğraf çekebilir ve deveyi durdurmak ister, "İNŞALLAH" der ,Deve durmaz, "MAŞALLAH"der deve durmaz, tüm bu gayretlerle deveyi durduracak sözcüğü hatırlayamayan Temel deveyi birinci vitese alır fakat az ilerideki uçuruma doğru deve yavaş yavaş yaklaşmaktadır, "İNŞALLAH","MAŞALLAH" der deve durmaz ve uçurum kenarında düşmeden önceki son adımını havaya kaldırır ve Temel aşağıya düşmenin verdiği korkuyla elleriyle gözlerini kapar "ALLAH" der deve zınk diye durur.
Düşmediğini gören Temel gözlerini açar ve sevinç içinde derin bir "OH"çeker.(malum 1. vites)
Habib Baba, 4. Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir.
Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir. Yolculuğun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider. Niyeti, şöyle iyice bir keselenip paklanmak, bedenini de ruhuna denk kılmaktır.
Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez ve:
- "Bugün Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz." der.
Habib baba üzülür. Rica, minnet eder, yalvarır:
- "Ne olursun, kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum. Bin bir dil döker. Hamamcı ehl-i insaftır dayanamaz ve kabul eder.
Hamamın en sonundaki odayı göstererek:
- "Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler senin farkına varmasınlar." der.
Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar.
Bir süre sonra hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onun da görünümü fakirdir. Ama sadece görünümü. İkinci müşteri kılık değiştirmiş 4. Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir:
- "Hele bir bakalım, bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?" demiştir. Bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir.
Hamamcı padişahı tanımadığından; bu fakir gence de Habib Baba’ya söylediğinin aynısını söylemiş:
- "Bugün Sultan 4. Murat'ın vezirleri hamamı kapattılar. Dışarıdan müşteri alamam."
Padişah da ısrar etmiş:
- "Ne olursun hamamcı? Kirli bedenle ibadetimi nasıl yaparım?"
Hamamcı yine dayanamamış ısrara. Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:
- "Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir yanına. Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın. Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler."
Sonra 4. Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır.
Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona. Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir. Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:
- "Evladım, sırtın fazlaca kirlenmiş, Müsaade edersen bir keseleyivereyim."
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşırır ve büyük bir haz duyar. Çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.
Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken:
- "'Buyur baba, ellerin dert görmesin."
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4. Murad'ın sırtını bir güzel keseler. Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.
- "Baba, gel ben de senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım."
Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle:
- "Olur evlad" deyip sultanın önünde diz çöker.
Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar:
- "Baba, görüyor musun şu dünyayı. Şu hayatta Sultan Murad'a vezir olmak varmış. Bak adamlar içeride tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi.."
Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler:
- "Be evladım, Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını Sultan Murad'a bile keselettirir."
Adamın biri çok zenginmiş ve hayatta her istediğini yapmış. Bir şeyi çok merak ediyormuş. O da doğum sancısıymış. Bir gün aile doktorunun yanına gitmiş ve:
- "Doktor, ben hayatta her türlü zevki tattım. Bir tek şey içimde uhde kaldı, o da doğum sancısı. Çok merak ediyorum, nasıl duygudur bu. Sana 20 milyar lira. Bana bu duyguyu tattırırsan, sana bu para helal olsun." demiş.
Doktor:
- "Aman beyefendi bu imkansız bir şey, siz kadın değilsiniz ki. Bu kadınlara mahsus bir şey." demiş.
Fakat doktor, bir yandan, bu servet denecek parayı da kaçırmak istememiş. Aklına samimi olduğu, biraz da cin gibi olan, başka bir doktor arkadaşı gelmiş. Adama dönüp:
- "Bey efendi, ben bu işi beceremem. Ama çok samimi olduğum iyi bir doktor arkadaşım var. Ona bir telefon edeyim, bakalım o ne diyecek." demiş.
Adam:
- "Ne yaparsan yap, bana bu duyguyu tattır." demiş.
Doktor hemen arkadaşını aramış ve durumu anlatmış. İşin içinde büyük para olduğunu söylemiş. Doktor Arkadaşı da:
- "Hemen bana gönder o adamı" demiş.
Doktor, adama, diğer doktor arkadaşının muayenehanesinin adresini vermiş ve oraya göndermiş. Aradan zaman geçmiş. 3 saat sonra doktorun telefonu çalmış. Doktor telefonu açtığında, karşısında adamı gönderdiği doktor arkadaşı:
- "Hemşerim hemen arabana atla, muayenehaneme gel. İşi hallettim. Payına düşen 10 milyarı al. Çünkü bu salağı bana sen gönderdin." demiş.
Doktor arabasına binip, doğru arkadaşının muayenehanesine gitmiş. Arkadaşı içeride, adam görünürlerde yok. Doktor, arkadaşına:
- "Yahu nasıl hallettin bu işi, bu imkansız bir olay" diye sormuş.
Arkadaşı:
- "Çok kolay oldu. Zaten gönderdiğin adam yan odada. İnanmazsan nasıl kıvranıyor, aç kapıyı, gör istersen." demiş.
Doktor, yavaşça yan odanın kapısını aralamış. Gerçekten de adam içeride, kendini yerlere atıyor, bağırıyor inliyor.
Doktor, arkadaşına:
- "Arkadaş iyi de bunu nasıl yaptın? Bana anlatır mısın?" diye sormuş.
Arkadaşı cevap vermiş:
- "Çok kolay. Adama iki şişe müshil ilacı içirdim. Poposuna da iki dikiş attım. Hadi bakalım çıkarabilirse çıkarsın."
Sakla samanı gelir zamanı.
" Şu anda gereksiz görülen bir şey, ileride gerekli olabileceği düşünülerek bir kenarda saklanmalı ve tasarruf edilmelidir. Sahip olduklarımızın değeri bilinmelidir. Gün gelir işimize yarar. "
Ayağını yorganına göre uzat.
“ Kazanç kadar harcama yapılmalıdır. Gelirinden çok harcama yapmaya kalkmamalıdır. Gelir ve giderler birbirine uyumlu olmalı, giderler gelirlere uydurulmalıdır. Tasarruf edilmelidir. "
Damlaya damla göl olur.
" Küçük birikimler bir araya gelince çok büyük miktarlara ulaşırlar. Küçük miktarların birikmesiyle büyük bir toplam sağlanır. Bu nedenle ufak tasarrufları dikkate almalı, bundan ne olacak dememelidir. "
Ak akçe kara gün içindir.
" İnsan iyi gününde parasını çarçur etmemeli, kötü gününü de düşünerek hareket etmelidir. Daha önce biriktirilen para sıkıntılı günlerde işe yarar. Bunun için tasarruf yapılmalıdır. Kısaca yerinde tasarruf, yerinde de harcama alışkanlığı kazanılmalıdır. "
Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
" Tükenmeyecek varlık yoktur. Ne denli varlıklı olunursa olunsun, bir gün bu varlığın yokluğa dönüşebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, sahip olunanlara güvenmemeli, eldeki malı har vurup, harman savurmamalı, tutumlu olmalıdır. "
Bol bol yiyen, bel bel bakar.
" Çokça ve geleceği düşünmeden, tasarruf etmeden harcayan, kazançsız kaldığı zaman acınacak duruma düşer. "
Çoğu zarar, azı karar.
" İyi ve kötü her şeyde belli bir ölçü vardır. Bu ölçü dışına çıkmamak her şeyde orta yolu bulmak ve tasarruflu davranmak gereklidir. "
İşten artmaz dişten artar.
" Tasarruf yapmak için aşırı harcamalar kısılmalı, bol bol yemekten sakınmalı, yemeğe fazla para harcamaktan kaçınmalıdır. Kazanç çok olsa da tutumlu davranarak tasarruf edilmeyince para biriktirilemez. "
Altını saklamak değil, kuruşu saklamak hünerdir.
" Tutumluluk değersiz görünen şeyleri değerlendirmekle olur. Tutumluluk, dağlar kadar paraları saklamak değil, kuruşları saklamanın önemli olduğudur. "
Akara kokara bakma çuvala girene bak.
" İyi, kötü, az çok deme; mal ve para biriktir. "
Dişinden tırnağından artırmak.
" Birikim yapmak için hayattan kısıtlamalara giderek tasarruf yapılabilir. "
Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
" Kişi gençliğinde çalışıp para biriktirmelidir ki, ihtiyarlığında çalışamadığı zaman, onunla rahat rahat geçinsin. "
Her çok, azdan olur.
" Çoğu elde etmek için azları biriktirmek gerekir. Zenginlik ve birikim her zaman az miktar kazançlarla olur. İlk zamanlarda gözümüze az gibi görünen değerler, belli bir müddet tasarruf edilip biriktirildiklerinde işe yarar hale gelirler. "
Su akarken testiyi doldurmalı.
" Hazır kazanıyor birikim yapabiliyorsak, kenara üç beş kuruş atarak biriktirmeliyiz. Kişi, fırsattan yararlanmalı; geliri bol olduğu zaman ilerisi için para biriktirmeye, mal mülk edinmeye bakmalıdır. "