Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.
1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the рот nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek (chew the fат) adı veriliyordu.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti "graveyard shift" denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the веll") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye.
- Türk pilotlar araçlarının bagajlarında mangal bulunduramayacak.
- Otomobilde teyp ve anfi teşkilatı varsa söktürülecek, mini vantilatör, kafasını sallayan köpek ve dikiz aynalarında boş CD bulunduran pilotlar yarışa alınmayacak.
- Araçların arkasında yazılı bulunan "Canısı, Var Ya, Deli Yürek, Bir Doyamadım Bir de Sabah Uykusuna, Günahkar Sokakların Tövbekar Çocuğu Muhittin; O Şimdi Asker, Tertip İdris, Anan da sollardı" gibi ibareler acilen çıkartılacak.
- Pitstop anında (tamir bakım amaçlı kısa mola) teknik ekipten, "Usta gelmişken bir karbüratöre bakıver", ya da Diferansiyelden ses geliyor, alt takımlara el atıver" gibi taleplerde bulunulmayacak.
- Ülkemize gelen hiçbir yabancı pilotun arabasına yaklaşıp, "Usta kaç yapıyo bu?", "Bizim Almanya´daki kayınçoda bunun aynısından vardı", Bunların ikinci elleri kaça gidiyo hoca" gibi sorular sorulmayacak.
- Start verildiği anda arkadan Daaaaat" diye kornayla uyarı yapılmayacak.
- Yarış sırasında yabancı pilotlarla çarpışmak suretiyle kaza yapan pilotlarımızın, "Trafik gelmeden yerinden kıpırdatmam arabayı", ya da "Sana sanayiden tanıdık bi ustanın kartını vereyim, giт ona yaptır, faturayı ben hallederim" gibi yaklaşımlar göstermelerine kati surette izin verilmeyecek.
- Yabancı sigara reklamlarıyla birlikte, milli menfaatler uyarınca, sigara ve içkilerin yanı sıra Vefa Bozacısı gibi reklamlar alınabilecek. Ancak, yarış sırasında kesinlikle çay sigara içilmeyecek.
- Cam silici çocuklar pistten uzak tutulacak.
- Yine startta bekleyen arabaların arasına, trafik tıkalı zanneden sucu, kağıt helvacı, simitçi gibi seyyar satıcıların girerek sürücülere satış yapması engellenecek.
- Piste kati surette hız engelleyici tümsek konmayacak.
- Pistin çevresinde büyük veya küçük baş hayvanların, sürücülerle virajı aldığında karşı karşıya gelmesine engel olunacak.
- Seyircilerin bir kaza anında piste fırlayıp, kazma, kürek ve levyelerle sürücüyü yaka paça arabadan çıkarmalarına engel olunacak.
- Pitstoplarda duran otomobillere kapkaççıların yaklaşmasına izin verilmeyecek.
- Starttan önce otomobillerin başında bekleyen Pit Bebeklerine "Yavrum hepsi senin mi?", "Bebek akşam musun?" gibi tacizlerde bulunanlar kesin diskalifiye edilecek.
- Otopark mafyasının, pistin etrafındaki 10 kilometre çapındaki alana girmesine kolluk kuvvetleri engel olacak.
- "Merhaba ben Serkan nasıl yardımcı olabilirim?"
- "Benim telefonda bir problem var, bankomatta işlem yapamadım."
- "Peki ilk önce telefonunuzun 'menü' tuşuna sonra da '5' tuşuna basın."
- "Evet. Tamam."
- "Ekranda ne var şimdi?"
- "Show Tv."
.....................
- "İyi günler kredi kartı başvurunuz için aramıştım sizi."
- "Tabi buyrun."
- "Mesleğiniz nedir acaba?"
- "Hayat kadını."
- "Özel sektör yazıyorum ben."
- "O da olur"
.....................
Kadın:
- "Merhaba ben kredi kartınızla köpek almıştım."
Yetkili:
- "Evet efendim?"
Kadın:
- "Bu köpeğin kulakları duymuyor. Acaba sigorta kapsamına giriyor mü?"
Yetkili:
- "Ben bi üstüme danışayım"
.....................
- "İyi günler, nasıl yardımcı olabilirim?"
- "Para çekemiyorum ben."
- "Şifrenizi yanlış giriyormuşsunuz Ahmet bey."
- "Şifre mi? Benim şifrem hep aynıdır. İstanbul'un kurtuluşu."
- "Lütfen, bana şifreyi söylemeyin efendim."
- "Hah, tamam hatırladım, 1956"
- "Efendim o İstanbul'un kurtuluşu değil ama."
- "Yaaaa! Kaçtı İstanbul'un kurtuluşu?"
- "Efendim ben maalesef söyleyemem bunu size."
- Niye sen de mi bilmiyorsun?"
- "Biliyorum, ama güvenlik açısından benim şifreyi bilmemem gerekiyor."
- "Ben sana şifreyi sormuyorum ki!... İstanbul'un kurtuluşunu soruyorum."
- Evet, ama..."
.....................
- "Alo ben Konya, Yahu benim bu printer çalışmıyor"
- "Windows'ta mı çalışıyor?"
- "Evet"
- "Bilgisayar printeri görüyor mu Konya?"
- "Evet, karşı karşıyalar"
.....................
- "Şu an bankanızın ATM'sinden maaşımı çekemiyorum."
- "Üzgünüz efendim geçici bir hatadan ötürü şu an tüm sistemlerimiz off'tadır."
(Bir saat kadar sonra yine arar.) - "Ben şu an Of'dayım ve hala paramı çekemiyorum."
.....................
- "Güvenliğiniz için bir kaç soru sormam gerekiyor."
- "Doğum yeriniz?"
- "Erzurum."
- "Doğum tarihiniz?
- "23 Ocak 1957"
- "Annenizin evlenmeden önceki soyadı?"
- "Anamı karıştırma bu işe."
Fenerbahçe'nin kırabileceği rekorlar ve yapabileceği ilkler... *** 1. Sezon başlamadan şampiyonluk turu atmak. 2. Türkiye kupasında herhangi bir 3. lig takımına elenmek. 3. Dünyanın en büyük gаy yürüyüşünü yapmak. (Maçtan sonra bütün stad Bağdat caddesine çıksın yeter...) 4. Maçlardan önce taraftara posta ve e-mail yoluyla "lütfen maçta fener gol gol gol diye bağırın" şeklinde çağrıda bulunmak. 5. Tüm oyuncuları gаy olan ilk futbol takımı olmak. (Az kaldı...) 6. Şampiyonlar liginde(eğer katılabilirse) en kötü dereceyi yapmak. (Halihazırda en kötü ikinci derecenin sahibi, yolu açık olsun) 7. Aynı sezonu 3 ya da daha fazla teknik direktörle bitirmek. 8. Fenerium'da isimsiz veya Amerikan fermuarlı forma satışı. (Taraftar kısa aralılarla kandırılınca uyuz oluyo...) 9. Fenerium'da yumurta satışı. (Korkak tavuk yumurtası lezzetli olur... ) 10. Türkiye kupası maçlarında maç başlamadan sahadan çekilmek. (Kafaya taş yemekten ya da 2. lig takımına elenmekten iyidir...) 11. Havlayan meriç ısırabilir. 12. FB yönetiminin taraftara "Dünya kupasını alan ilk kulüp takımı olacağız" sözünü vermesi. (Taraftarı kandırmada sınır yok...) 13. Kulüp binası yanına bağlanacak bir köpeğin burada 24 saatten fazla durması. (Malum, köpek bağlasan durmaz...) 14. Seçimleri yönlendirdiğini zanneden FB taraftarının erken seçim ilan etmesi. 15. Yapılacak hazırlık maçı için lig maçının iptalinin istenmesi. (Yakında bu da olur...) 16. Biraz yoğurtla fenerden cacık olabilir. (Teknoloji gelişti bu da halledilir...) 17. Her sezon başında büyük vaatlerle uyutulan taraftara Fenerium'da indirimli yastık ve nevresim takımı kampanyası. 18. Futbolcuların dayak yememesi için tesislerin yurtdışına alınması. (En azından taraftar "Yurtdışında da oynuyoruz" diye kandırılabilir...) 19. Sırf kupa almak için turnuva düzenlemek. (Bu taraftar kandırılmayı hak ediyor...) 20. İstiklal Marşını FB marşı yapmak. (İspanyolların kahramanlık şarkısını kendine marş yapan takımdan bu da beklenir, belki Mehmet Akif ERSOY da fenerlidir...) 21. Türkiye kupasında kendilerini eleyecek takıma filistin askısı, elektrik verme, araba arkasında sürükleme gibi işkenceler uygulanması. (1986-87 sezonunda FB'li futbolcular kendilerini kupadan eleyen Samsunsporlu futbolcuları maç biter bitmez sahada bir güzel dövmüşlerdi, sıra işkencede...) 22. Transfer edilecek yıldız futbolcuyu uçaktan inmeden dövmek, kadroya almadan kovmak. 23. 18 yaşını doldurmayan ve okuma yazma bilmeyen birisini teknik direktör olarak görevlendirmek. 24. FB taraftarının orijinal beste yapması. 25. Stadta pirinç, balık, yosun gibi su ve deniz ürünleri yetiştirmek. (Yağmurlar arttığında...)
Allah eşeği yarattı ve ona dedi ki:
- "Sen bir eşeksin. Sabahtan akşama kadar yorulmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın. Ot yiyeceksin, az akıllı olacaksın ve 50 yıl yaşayacaksın."
Eşek:
- "50 sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 30 yıldan fazla verme." dedi ve öyle oldu. Sonra Allah köpeği yarattı ve ona dedi ki:
- "Sen bir köpeksin. İnsanların mallarını koruyacaksın, onların en yakın dostu olacaksın. insanlardan geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yıl yaşayacaksın."
Köpek:
- "Allah'ım, 25 yıl böyle yaşamak çok fazla. Bana 10 yıl ver yeter." dedi ve öyle oldu.
Daha sonra Allah maymunu yarattı ve dedi ki:
- "Sen bir maymunsun. Ağaçtan ağaca salınacak ve bir aptal gibi davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yıl yaşayacaksın." Maymun:
- "20 sene dünyanın palyaçosu olarak yaşamak çok fazla. Bana 10 seneden fazla verme." dedi ve öyle oldu.
En sonunda Allah erkeği yarattı ve ona dedi ki:
- "Sen erkeksin, dünyada yaşayacak tek rasyonel düşünen canlı sen olacaksın. Diğer yaratılmışlara zekanı kullanarak hükmedeceksin. Dünyayı yöneteceksin ve 20 yıl yaşayacaksın."
Erkek:
- "Allah'ım erkek olmak için 20 yıl yetmez. Lütfen bana eşekten artan 20 yılı, köpekten artan 15 yılı ve maymunun 10 yılını da ver." dedi.
Allah bunu kabul etti ve erkek 20 yıl erkek olarak yaşadı, sonra evlendi ve 20 sene eşek olarak sabahtan akşama kadar çalıştı ve ağır yükleri taşıdı. Sonra çocukları oldu ve 15 yıl köpek gibi yaşadı, evi korudu, aileden artanları yedi.
Sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun olarak yaşadı, aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirdi. Bugüne kadar hep böyle geldi.
Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı. En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu. Sansar, - Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım. diyordu. Tilki de, - Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın. diyordu. Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz. Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip, - Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını övmeye başladı. Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek, - Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi. Sansar, - Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay etmek haddime mi kalmış. Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller döktü. Bununla da yetinmeyip öbür hayvanları da, öküzün en zeki hayvan olduğuna inandırmaya çalıştı. Sansardan sonra çayırda otlayan öküzün yanına tilki gitti. Kendisine bön bön bakan öküze, - Ah öküz kardeş, dedi, gözlerinden zeka kıvılcımları çıkıyor. Öküz, - Ben her ne kadar öküzsem de sandığın kadar da öküz değilim, kendimi bilirim, dedi. Tilki, - İnan olsun öküz kardeş, dedi, senin o zeka kıvılcımları çakan pırıl pırıl gözlerine bakarken, ipnotize olup kendimden geçiyorum. En zeki hayvan yarışmasının rakipsiz tek adayı sensin. Tilki, öküzün zekasını tanıtmak için, can düşmanı sansardan daha büyük bir reklam kampanyasına girişti. Hayvanlar, öküzün zeki olmadığını, yarışmayı kesinlikle kazanamayacağını elbet biliyorlardı. Ama sansarla tilkinin, kendilerinden baskın çıkıp en zeki hayvan seçilmemesi için, öküzün zeki olduğu yalanına inanmadıkları halde inanmış göründüler. Birbirlerine öküzün ne büyük zekası olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar. - Aman zürafa kardeş, bizim öküz yok mu, ben onun kadar zeki hayvan görmedim. - Hiç bilmez olur muyum, devekuşu kardeş, öküz benden bile zekidir. Sen ne dersin leylek kardeş? - En zeki hayvan yarışmasında ben oyumu, gözümü kırpmadan öküze vereceğim. Dağlar, taşlar, ormanlar, çöller, kayalar, dereler, hayvanların öküz övgüleriyle yankılanıyordu:
- Hayvanların en zekisi öküzdüüüür! - Öküzden daha zeki hayvan yoktuuuur! - Bizim en zekimiz öküüüüz! Bütün hayvanların bu yoğun propagandası karşısında öküz de yavaş yavaş, gerçekten hayvanların en zekisi olduğuna inanmaya başlamıştı. Kendi kendine şöyle diyordu:
- Çakal, sansar, tilki, bütün hayvanlar söylüyor, hayvanların en zekisi benmişim. Hepsi de aldanmıyor ya, öyleyse dedikleri doğru. Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi olduğunda anlaştılar. Böylece öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi, yükselmiş oldu. Öküz artık kasıla kasıla yürüyor, şişine şişine böğürüyor, yayıla yayıla kuyruk altından mayıs bırakıyordu. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında, çiftesi en pek hayvan yarışması yapılacaktı. Hiç kuşkusuz, çiftesi en pek hayvan, ya at yada katırdı. Eşek de, - Benim de çiftem güçlüdür! diye araya giriyorduysa da, katırla atın çiftesi yanında eşeğin çiftesinin adı bile geçmezdi. Katır atın, at da katırın çiftesi en güçlü hayvan diye seçileceğinden korkuyordu. Bu iki hayvan arasında tarih boyunca süren kanlı bir çifte atma rekabeti vardı. Bu iki can düşmanı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine atıp tutmaya başladılar. At şöyle diyordu:
- Hıh, katırın çiftesi de çifte mi sanki. Öküz bile ondan daha sert çifte atar. Babası eşek olan bir hayvanın çiftesinden ne çıkar. Katır da şöyle demekteydi:
- Atın çiftesiyle sinek bile ezilmez. Öküzün çiftesi bile atınkinden daha güçlüdür. At derede su içmekte olan öküzün yanına gidip ona şöyle dedi:
- Ey sayın öküz, sen dünyanın yalnız en zeki değil, hem de çiftesi en güçlü hayvanısın! Art sol ayağıyla bastıgı taze fışkıdan fos diye bir ses çıkaran öküz, - Aman at kardeş, dedi, sen varken benim çiftemin lafı mı olur. At üsteledi:
- Yoo, sayın öküz, sen bir çifteyle katırı devirirsin. Boşuna alçakgönüllülük gösterme. At gitti, arkasından katır, öküzün yanına geldi, - Dünyanın çiftesi en güçlü hayvanı sayın öküze saygılarımı sunarım, dedi. Öküz, bu sözlere önce inanmak istemedi, ama katır, - Benim çifte de, atın çiftesi de seninkinin yanında hiç kalır. deyince, - Ben onlardan daha iyi bilecek değilim ya. diyerek, çiftesinin pekliğine inanmaya başladı. Her hayvan kendini çiftesi en güçlü hayvan sanıyordu. Horoz bile, mahmuzuyla çifte atabileceğini sanmaktaydı. İşte bu yüzden bütün hayvanlar, çiftesi zayıf bir hayvanın çiftesi en pek hayvan olarak seçilmesini istemekteydi. Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün çiftesi en güçlü olduğunda birlik gösterdiler. Böylece en zeki hayvan olan öküzün çiftesi en güçlü hayvan olarak da hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi daha da yükseldi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında hızlı koşma yarışı yapılacaktı. Her hayvan, hatta kaplumbağa bile, kendisini en hızlı koşan hayvan sanmaktaydı. Ama yine her hayvan içinden, en hızlı koşan hayvanın ya tavşan yada tazı olduğunu biliyordu. Hepsinin içinde de, her zaman, her yerde olduğu gibi, en güçlüye, en başarılıya düşmanlık, kıskançlık, çekemezlik duyguları vardı. Onun için, en hızlı koştuklarını bildikleri halde, tavşanla tazının yarışmayı kazanmasını istemiyorlardı. Hızlı koşmada en amansız rakip olan tavşanla tazı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine can düşmanı olmuşlardı. Tazı, - Ben birinci olmayacaksam, öküz olsun daha iyi. diyordu. Tavşan da aynı düşüncede olduğundan öküze gidip, - Sen yalnız en zekimiz, en çiftesi güçlümüz değil, hem de bizim en hızlı koşanımızsın sayın öküz, dedi. Öküz, tavşana, - Tazı da senin gibi düşünüyor. dedi. Yarışma günü gelip çattı. Bütün hayvanlar koşmaya başladılar. Hızlı koşabilenler, rakipleri birinci olmasın diye birbirlerini çelmelediklerinden, önleyip engellediklerinden düşüp devriliyorlardı. Hepsi de, içlerinde en yavaş koşan öküzün birinci gelmesini istiyorlardı, ona yol veriyorlardı. Bunun sonunda öküz birinci oldu. En zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan hayvan seçildiğinden, öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, düzeyi, işi, görevi daha da yükselmişti. Öküzün burnu büyümüştü, yanına varılmıyordu artık. Gel zaman, giт zaman. En yakışıklı hayvan seçimi yapılacaktı. Bütün hayvanlar kendilerini en yakışıklı sanmaktaydı. Ama hepsi de en güzel hayvanın dağ keçisiyle geyik olduğunu da biliyorlar, bu iki güzel hayvanı kıskanıyorlardı. Tek onlar birinci seçilmesin de, isterse öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçilsin. Geyikle, dağ keçisine gelince, bu iki rakip birbirlerinin aleyhine propagandaya girmişlerdi. İkisi de birbirlerinin çok çirkin olduğunu yayıp duruyordu. Dağ keçisi geyik, geyik de dağ keçisi için, - Öküz bile ondan yakışıklıdır. diyordu. Öbür hayvanlar da, yalan olduğunu bildikleri halde öküzün en yakışıklıları olduğuna inanmış görünmeye başlamışlardı. Seçim günü geldi. Bütün hayvanlar oylarını öküze verdiler. Böylece öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçildi. Bu seçimden hayvanların en güzeli, en yakışıklısı olan geyikle dağ keçisi bile memnundu. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlar arasında en yırtıcı olanı seçilecekti. İki aday vardı, biri kurt, biri de kuş. Kuş deyince serçe kuşu değil, kartal. Kurtla kartaldan daha yırtıcı hayvan yoktu. Ama yine. de bütün hayvanlar, bu gerçeği bildikleri halde, kendilerinin en yırtıcı olduğunu sanıyorlardı. Kartal, yatıp geviş getirmekte olan öküzün yanına gitti:
- Sayın öküz, dedi, akılsız kurt, kendisini senden daha yırtıcı sanıyor. Öküz, - Ben hiç yırtıcı değilimdir, dedi, çünkü ot yerim. - Yooo, hiç alçakgönüllülük göstermeyin boşuna. Siz kurda göre çok daha yırtıcısınız. Az sonra da yanına gelen kurt, öküze, - Dünyanın en yırtıcı hayvanını selamlarım. dedi. Öküz, - Yanılıyorsun kurt kardeş, dedi, evet ben en zeki hayvanım. Evet, en çiftesi pek hayvan benim. Evet, en hızlı koşan hayvan benim. En yakışıklı hayvan da benim. Ama en yırtıcı değilim. Sen benden çok daha yırtıcısın. - Hayır, hayır. İstersen sen benden üstün olabilirsin yırtıcılıkta. Seçim günü gelip çattı. Öküz, hayvanların oybirliğiyle en yırtıcı hayvan seçildi. Bu birincilikten sonra, hayvanlar toplumundaki yeri, işi, düzeyi daha da yükseldi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanların en düşünür olanı seçilecekti. Elbette bu yarışmada en güçlü iki aday kazla hindiydi. Her zaman olduğu gibi, bu iki güçlü aday birbirlerine düşünce, yine öküz en düşünür hayvan seçildi. Gel zaman, giт zaman. En koruyucu hayvan seçimi yapılacaktı. Elbette hak, çoban köpeğiyle kurt köpeğinden birinindi. Ama en koruyucu hayvan seçiminde çoban köpeğiyle kurt köpeği bile oylarını öküze vermişlerdi. Öküzün, - Ben kendimi bile koruyamam. demesi, seçilmesini önlemedi. Ama seçimden sonra, öküz de kendisinin en koruyucu hayvan olduğuna inanıp böğürerek, köpek taklidi yapıp havlamaya çalıştı. Gel zaman, giт zaman. En büyük hayvan seçimi yapılacaktı. Ya fil, ya deve kazanacaktı yarışmayı. Ama karınca bile kendini hayvanların en büyüğü sandığından, fille deveyi büyüklükte çekemiyor, başka bir hayvanın birinci olmasını istiyordu. Fille deveye gelince, onlar da birbirlerine düşmüşlerdi. Seçim yapıldı. Çok demokratik bir seçim olmuştu. Öküz, seçimi kazanmış, hayvanların en büyüğü seçilmişti. Artık böbürlenmesinden, öküzün yanına varılamıyordu. Gel zaman, giт zaman. En sütlü hayvan yarışması yapılacaktı. Yarışmayı, ya ineğin ya mandanın kazanacağı biliniyordu Ama gelgelelim, memeleri olmayan, bütün yaşamında bir damla süt bile görmemiş olan tavuklar bile, kendilerini en sütlü hayvan sanıyorlar, bu yüzden de mandayla ineği kıskanıyorlardı. Aralarındaki rekabet yüzünden birbirlerine düşmüş olan mandayla inekse, tek rakibi birinci olmasın diye, öküzün en sütlü hayvan olduğunu söylüyorlardı. Manda, öküzün yanına gidip, ona en sütlü hayvan olduğunu söyleyince, öküz, - Siz beni kızkardeşim inekle karıştırdınız galiba, dedi, ben hiç süt vermedim şimdiye dek. Memelerim de yok. Manda, - Maşallah siz o kadar sütlü bir hayvansınız ki, dedi, süt vermek için memeye bile ihtiyaç yok. Arkadan inek, öküzün yanına geldi. Ağabeyine en sütlü hayvan olduğunu söyledi. Öküz, - Yahu, memem bile yok ki, süt vereyim. dedi. Öküz böyle söylerken, biyandan da işiyordu. Bunu gören inek, - İşte, işte bak ne güzel de süt veriyorsun! diye bağırdı. Öküz, - Ne sütü yahu, işiyorum. dedi. İnek de ona, - Demek sen şimdiye dek hep süt işiyormuşsun da haberin bile yokmuş. dedi. Bütün hayvanlar, başta en sütlü hayvan olan mandayla inek, öküzün en sütlü hayvan olduğunu yaymaya başladılar. Dağ-taş onların yaydıkları reklamla inledi. - En yağlı süt, öküz sütü! - Sütlerin en temizi öküzün sütüdür. - Öküz öyle sütlüdür ki, süt işer! Bu yoğun reklamlarla artık öküz de sidiğinin süt olduğuna, sanrı renkli süt işediğine inanmıştı. Seçim zamanı geldi. Bütün hayvanlar, en başta da inekle manda, oylarını öküze verdiler. Böylece öküz, en sütlü hayvan seçildi. Gel zaman, giт zaman. Hayvanlara yeni bir başkan seçilecekti. Oldum bittim hayvanların başkanı elbet aslandı. Yine bir aslanın başkan seçileceğine hiç kuşku yoktu. Ama ne var ki, kaplan da başkanlığa adaylığını koymuştu. Kaplan, - Ya o, ya ben!. diyordu. Kaplan böyle diyordu ama, aslanın yine başkan seçileceğinden korkuyordu. Bunun üzerine “Ya o, ya ben!” diyen kaplan, - Ne o, ne ben! demeye başladı. Aslan da, kaplanın başkanlığa adaylığından sonra başkan olmaktan umutsıızluğa kapılmaya başlamıştı. Ya kaplanı başkan seçerlerse. Tek kaplan seçilmesin diye, aslan da, - Ne o, ne ben! demeye başladı. Bütün hayvanlar, hak etmediklerini, layık olmadıklarını bile bile hayvanların başkanı olmak istiyorlardı. Her başarılı, her güçlü kıskanıldığından, onlar da aslanla kaplanı çekemiyor, kıskanıyorlardı. İşte böyle böyle hayvanların başkanlığına öküz aday gösterildi. Çünkü hayvanlar, inanmadan öküzü en zekileri seçmişler, ama sonra sonra inanmaya başlamışlardı. Öküzü, yalan olduğunu bile bile, en sütlü hayvan, en güzel hayvan seçmişler, sonradan bu seçim resmileşince kendi yalanlarına inanmaya başlamışlardı. E böyle olunca, en zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan, en yakışıklı, en yırtıcı, en düşünür, en iyi koruyan, en büyük, en çok süt veren hayvan olan öküz, neden hayvanların başkanı olmasındı? Bu denli çok üstünlük ne aslanda vardı, ne de kaplanda. Kaldı ki, rakibi kaplan seçilmesin diye, tarih boyunca hayvanların başkanı olan aslan bile, öküzün başkanlığa kendisinden daha layık olduğunu söylüyordu. Yeni başkan adayı kaplansa, - Başkanlık öküzün hakkıdır! diyor da başka bir şey demiyordu. Öbür hayvanlara gelince, nasıl olsa kendileri başkan olamayacaklarına göre, onlara en az zararı olan, hiç de rakip saymadıkları öküzün başkan olmasını istiyorlardı. İşte böylece seçim zamanı gelince, bütün hayvanların oybirliğiyle öküz başkan seçildi. Başkan öküz, kendini gerçekten başkan sanarak başkan gibi davranmaya başlayınca, hayvanlar da bu davranışı karşısında onu gerçekten başkan sanmaya başladılar. Hayvanların tarihini yazan gergedan, çağını yazdığı tarih kitabına bu olayı şöyle yazdı:
“Atla katır tepişir, olan eşeğe olur. Öyle zaman gelir, güçlüler birbirine girer, arada öküz bile başkan olur.”