Skip to main content
Yeni evli bir çift kol kola yürüyormuş.
Bu sırada bir horoz tavuğu kovalamış ve ibiğinden gagasıyla yakalayıp tavuğun üstüne atlamış. Horozun bu eylemine yeni evli çiftle birlikte beş altı yaşlarında bir çocuk da tanık olmuş.
Aynı olaya tanık olmanın verdiği bir yakınlaşma ile birbirlerine gülümsemişler. Erkek, küçük çocuğa sormuş:
- Yoksa bu horoz sizin mi?
- Evet abi.
- Peki, bu olay sık sık olur mu?
- Saymadım abi, ama günde sekiz-on kez oluyor galiba, diye cevap verincekarısı kocasını dirseği ile dürterek:
- Hıh! Bir horoz kadar olamıyorsun, demiş.
Bunun üzerine kocası bozuntuya vermemeye çalışarak yeniden bir soru yöneltmiş:
- Peki, küçük, bu olayı horoz hep aynı tavukla mı, yoksa değişiktavuklarla mı gerçekleştiriyor?
- Aynı tavukla olur mu abi, elbette her seferinde başka bir tavuğa biniyor, diye cevap verince bu kez de kocası dirseği ile karısını dürterek:
- Hıh! Şimdi aldın mı ağzının payını, demiş
Adamın biri karısını hava alanında kaybeder. Sürekli olarak hava alanı içinde bir oraya bir buraya koşup karısını aramaktadır. Tam karısını aradığı sırada karşıdan yine kendisi gibi koşarak gelen birini görür. Durur ve adam sorar;
- Hemşehrim sen neden koşuyorsun?
- Karımı kaybettim.
- Ya sorma benimki de kayıp, ben de onu arıyordum.
- Karın nasıl biriydi? Tarif etsene bana, belki görmüş olabilirim, sana yardımım dokunur.
- 1,80 boyunda, sarışın, mavi gözlü, 90-60-90, enine boyuna biri, kardeş benim karım böyle de seninkinin tipi nasıl ben de görmüş olabilirim.
- Boş ver benim karıyı, direk seninkini arayıp bulalım.
Adamın biri işi için Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa bineceği sırada kulağında bir ses:
- Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş bakmış, etrafında kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, uçağa binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış:
"Uçak düştü, kurtulan olmadı!"
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, fıkraoku. Com aynı ses kulağında:
- Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine etrafında kimseler yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş:
"Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı..."
Allah'a şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses:
- Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimsecikler yok! Dayanamamış, bağırmış:
- Sen kimsin yahu?
- Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
- Ulan evlenirken neredeydin!
Arkadaşları, yeni evli gence, bir çay sohbetinde:
- Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız? diye sorarlar.
Hayır, diye cevaplar yeni evli genç ve ilave eder:
- Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil.
Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum. Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım.
O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner. Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.
Dinleyenlerden biri:
- Peki birader, kapı açıldı, yenge eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın. İki taraf da asabi, o zaman ne olacak? diye sormuş.
Ötekiler de Hah! Şimdi ne olacak? demiş.
Genç gülümsemiş;
- Bundan kolay ne var, fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atarım, demiş