Bir gün adamin biri telekiz ile besyüz dolara anlasir. ve geceyi beraber geçirirler. ancak sabah olup sira parayi ödemeye gelince, adam cebinde yeteri kadar para olmadigini anlar. telekiza parasi olmadigini, isyerine vardiktan sonra parayi zarfla gönderecegini söyler. kiz da kabul eder.
Adam zarfin üzerine daire kirasi yazacagini söyler. adam isyerine vardiktan sonra parayi hazirlarken aslinda gecenin o kadar da iyi geçmedigini, bekledigi kadar da eglenmedigini düsünür. ve kadina besyüz dolar yerine ikiyüzelli dolar göndermeye karar verir. zarfin üzerine daire kirasi oldugunu belirttikten sonra içine de söyle bir not ilistirir.
- ‘Hanimefendi size besyüz yerine ikiyüzelli dolar yolluyorum. çünkü ben; dairenizin daha önce hiç kullanilmamis oldugunu düsünmüstüm ve dairenizin daha küçük oldugunu saniyordum… ayrica dairenizin isitma sistemini de hiç begenmedim. daha sicak olmasini bekliyordum’ ve zarfi kurye ile yollar.
Kadin zarfi açtiginda paranin eksik oldugunu ve yanina bir not ilistirilmis oldugunu görür. notu okudugunda hemen cevap olarak sunu yazar;
- ‘Beyefendi böylesi güzel bir dairenin daha önce kullanilmamis olabilecegini nasil düsünürsünüz. aslinda daire hiç de büyük degil. sizin, dairenin içini dolduracak kadar esyaniz olmadigi için size büyük gözükmüs olabilir. ayrica isitma sistemi de iyidir ancak siz ateslemeyi beceremediyseniz ben ne yapabilirim.
Not: zaten siz uyurken daire depozitosu olan 1000 dolari cebinizden ödünç almistim. kira tam ödenmediginde depozito ev sahibinde kalir.
Iyi günler’ *
Genelev işleten bir İtalyan, Milano'da sahibi bulunduğu genelevde oldukça iddialı bir isletmecilik örneği yapmak istemiş. Bütün kadınları toplamış ve demiş ki, bu evde müşterilerimizin bütün isteklerine "evet" demek zorundayız. "Aksi taktirde rekabet sansımız yoktur" demiş. Bu durumu zor da olsa içine sindirmek zorunda bulunan zavallı kadınlar "peki" deyip işlerinin başına geçmişler. Evin sahibi işadamı da girişteki panoya yazmış:
"Bu evde kadınlarımıza 'hayır' dedirtemezsiniz. Bütün istekleriniz yerine gelecektir. Aksini ispatlayana en iyi restoranda yemek ve 1 milyon dolar para teklif ediyoruz." Bunu duyan müşteriler akın eder. Her türlü teklifle karşılasan kadınlar seve seve (SS) bütün talepleri karşılarlar. İngiliz'i gelir eline, Almanı gelir kulaklarına, Amerikalısı gelir tersine derken her türlü teklifi karsılar zavallı kadınlar. Nevar ki Temel uzakta değildir. Milano'ya gelir de geneleve gitmeden dönülür mü?.. Temel esasen kapıdaki yazıdan hiç bir şey anlamadan içeri dalar. Ancak işe başlamadan önce temel kadına bir şeyler fısıldar. Kadın sert bir şekilde "HAYIR" der. Bunu duyan temel boynunu büker ve "PEKİ"
Der. Tabii ki para ödülü kendisini pek memnun etmiştir. Ancak genelev patronu ile aksam yemeğe gidince adam sorar:
"Temel, sen bu kadina ne dedin de sana hayir dedi?" Temel valla abi ben bir şey demedim. Ben sadece işin basında kadına sordum "Türk parasıyla ödeyebilir miyim" diye o da "Hayır" dedi...
Amerikalı milyoner bir bayan,genç ve yakışıklı avukatını yanına çağırır ve der ki:
"
- Artık yetmiş yaşına geldim ve biliyorum ki artık bu dünyada misafirim. Bugün yarın demeye kalmaz ruhu teslim ederiz... Onun içindir ki sana vasiyetimi yazdırmak istiyorum Avukatı da;
"
- Tabi hanimefendi...", diyerek hemen kağıt ve kaleme sarılır. Kadın başlar saymaya...
"
- Benim bildiğin gibi hiç kimsem yok bugüne kadar hep tekbaşıma mücadele ettim ve çalışmaktan ince işlere bile zamanım olmadı.. Kendimi bildim bileli iş hayatının içindeyim. Sadece iki dileyim olacak.. Biliyorsun servetimin tamamı 100 milyon dolar... Bana öldüğümde 99 milyon dolar harcanarak şöyle görkemli bir cenaze töreni hazırlansın ve yapilsin ki;benden sonra ülke bunu günlerce konuşsun..." der...
Avukat:
"
- Evet efendim anladım, der ve "
- Ikinci dileğiniz ne " diye sorar. Yaşlı ve zengin kadın biraz utanarak biraz da sıkılarak genç ve yakışıklı avukatına,:
"
- Bugüne kadar hiçkimseyle beraber olmadım ve hala bakireyim, der. Dediğim gibi bugün yarın göçüp gideceğim bu fani dünyadan... Bu zevki tatmadan ayrılmak istemiyorum ve benimle iş tutmayı kabul edecek kişiye de geri kalan 1 milyon doları vereceğim der. Avukatın gözleri açılır ve "
- Anladım efendim, diyerek kendisine bu konuda yardımcı olabileceğini söyler. Avukat akşam eve geldiginde kara kara düşünmektedir... Karısı birşeyler olduğunu anlamıştır ve konuyu kocasının açmasını bekler.. En sonunda adam karısına açılır ve o günkü yaşlı milyonerle aralarında geçen konuşmayı anlatır... Eşi de 1 milyon dolara bu işi yapacak birilerini bulabileceğini söyler ve bunu problem yapmamasını ister... Avukat en sonunda ağzındaki baklayı çıkarır ve:
"
- Hayatım biliyorsun bugünlerde benim de işlerim pek yolunda gitmiyor ve 1milyon dolar da çok iyi para hani diyorum eğer sen de kabul edersen bir kereden birsey olmaz... Hem ihtiyarin hayrını alırız hem de iyi bir para kazanmış oluruz ne dersin diye sorar... Genç kadın biraz düşündükten sonra;
"
- Haklısın hayatım zaten yolun sonuna gelmiş durumda hem 1 milyon dolar da çok iyi para bence bir mahsuru yok der.... Genç avukat gelişmelerden son derece memnun ve sabahı zor eder doğru yaşlı milyonerin yanına...
"
- Efendim,.." der. "
- Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa 1 milyon dolarlık vasiyetinizi yerine getirmek için talibim.. Zaten milyoner bakirenin arayıp da bulamadığı bir olay. ..
"
- Peki o zaman yarın sabah saat 10:00 da malikaneye gelirsin ve bu işi bitiririz der... Akşam avukat son derece neşeli evine gider ve eşine milyoner bakireyi razı ettiğini ertesi gün bu iş için saat on ' da evine gideceğini söyler.. Eşi de;
"
- Peki o zaman yarın seni ben bırakırım tahmini yarım saat sürse ben seni 10:30 gibi yine oradan alırım,.." diyerek anlaşırlar... Aynen planlandığı gibi ertesi sabah kadın avukatı malikaneye 10 da bırakır ve gider..10:30 civarında evin önüne gelir ve beklemeye başlar... Evde hiç kıpırtı yoktur..
"
- Neyse,.." der kadın.." on dakika uzayabilir önemli değil diye..." düşünür... Saat 11 ' e doğru artık dayanamaz ve başlar dit dit kornaya basmaya... Evden hala ses yok.. Birkaç dakika sonra tekrar dit dit... Gene giт yok.... Artık kadın iyice sinirlenmeye başlar ve hiç aralıksız kornaya başar....."
"..... Daaaaaattttttt !!!!! daaaatttttt...!!!!!!...." Derken pencereden yarı çıplak vaziyetde genç avukat çıkar ve eşine seslenir;
"
- Sevgilim sen bugün giт.. Benim ne zaman geleceğim belli değil... Kadın fikrini değiştirdi cenazemi belediye kaldırsın diyoooor....".
Nasrettin Hoca, her akşam yatarken:
- "Ya Rabbi! Yüz altın isterim. Doksan dokuz olursa almam" derdi.
Hocanın bir de Yahudi komşusu vardı. Her akşam, Hoca komşunun bu şekil dua ettiğini duyunca Hocayı denemeye karar verdi. Bir akşam yine Hoca duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam" demeye başlayınca daha evvel damın başına çıkan Yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.     Daha evvel:
- "99 olursa almam" diyen hoca:
- "99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz" dedi ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken Yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye başladı. Sabah oldu, Yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
- "Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim. Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı? diye denemek istemiştim" falan diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
- "Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi" deyince Yahudi ne yapacağını şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikayet etti. Nasrettin hocaya gelip:
- "Mahkemeye gideceğiz" deyince, hoca:
- "Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim" dedi. Yahudi çaresiz bunları kabullenip bir at, bir de kürk aldı hocaya.
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
- "Benim paralarımı vermiyor" dedi. Kadı, hoca merhuma:
- "Ne diyeceksin bu iddialar karşısında?" diye sordu. Hoca merhum:
- "Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu adam korkuyorum biraz sonra dışarıdaki ata bile 'benimdir' diyecektir" dedi.
Yahudi'nin gözleri bir karış açık:
- "Evet, kadı efendi. Dışarıdaki at da aslında benim" dedi. Hoca merhum:
- "Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir. 'O da benimdir' diyebilir. Bu adam bu kadar yalancı ve düzenbazdır" dedi. Yahudi heyecanla:
- "O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu" dedi. Hoca Merhum:
- "Ben demedim mi Kadı efendi?" dedi.
Kadı Yahudi'nin haksızlığına hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp gitmeye başladılar. Hoca atta, Yahudi yürüyor. Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
- "Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme" diyerek adama biraz da akıl verdi.
İstanbul'da okuyan üniversiteli kız Ankara'daki babasını arar.
- Babacım nasılsın?
- İyiyim güzel kızım, sen nasılsın?
- Babacım hiç sorma, keyfim yok. Canım çok sıkkın.
- Hayırdır kızım, nedir canını sıkan?
Kız birden hüngür hüngür ağlamaya başlar.
- Ne oldu anlatsana kızım, bırak şimdi ağlamayı?
- Mert, evden gitti benden boşanmak istiyor...
- Ne Mert'i, Mert de kim!? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun kızım?
- Hani senin sevmediğin, psikopat dediğin çocuk var ya o işte babacım.
- Ne sen onunla ne zaman evlendin? Neyse artık yapılacak bir şey yok, hemen boşanırsın kızım.
- Boşanacağım ama baba Mert'in elinde biz mutluyken çektiği özel fotoğraflarım var onları internete koymakla tehdit ediyor.
Babası iyice deliye dönerek – Ne sen ne halt yedin kızım ne özel fotoğrafı?
- Baba, evli olduğumuz zaman çekmişti onları. Şimdi onları silmek için benden 20 bin lira istiyor.
- Tamam, yollarım sana 20 bin lira, ver al resimleri hemen boşanın.
- Ee babacım bir de kürtaj için 10 bin lira daha lazım.
Baba iyice sinirden kendini yiyerek.
- Ne! Bir de hamile mi kaldın o psikopat çocuktan.
- Aslında ondan değil Afgan bir çocuktan.
Artık adam nefes alamaz olmuştur.
- Biz seni orada okuyor biliyoruz, meğer sen orada ne haltlar karıştırıyormuşsun. Okul bitince hemen geliyorsun buraya.
- İstersen hemen gelebilirim baba çünkü okuldan da atıldım ben.
Adam artık yere düşer ve öyle konuşur – Biz seni okuyor biliyorduk, baksana neler neler olmuş, dayını arıyorum seni alıp hemen Ankara'ya getiriyor.
Kız gülerek – Baba bunların hepsi bi şakaydı sadece bu sene sınıfta kaldım onu demek için aramıştım.
Babası derin bir oh çekerek – Canın sağ olsun güzel kızım boş ver, dersler de neymiş, seneye geçersin, senin o tatlı canın sağ olsun...