Vaziyyet-ül velvele ve isgal-i cemaatiyye : Seyircinin sahayı işgali Krampon-ül bela-i şeytan : İyi futbolcu (rakip takimdan) Krampon-ül kabiliyye-i maasallah: Iyi futbolcu (bizim takimdan) Mühendis-i kürre-i hümayun: Teknik direktör Gaflet-ü dalaletiye: Kendi kalesine atilan gol Hiyanet-ül vatan-fir kayme: Şike Hakimiyyet-ül kürre: Top kontrolü Krampon-ül deccal-uryan-ül kayb-i kürre: Futbolcunun topu kaybetmesi Serdar-i kuvva-ül kürre: Takim kaptani Asakir-i milliye-i devleti Osmaniyye: Türk milli takimi Vaziyet-ül madara: Tarihi fark Hezimet-ül yarabbi sükür: Serefli maglubiyet Sut-ul minare: Havadan atilan top Zamane-i yekun-u kürre-i cihad: Topun oyunda kaldigi süre (2 dakika) Zamane-i fuzuliyye: Bosa gecen zaman Biserefiye-i tribün-ül sarih: Acik tribün Cihad-ül kuvva-i milliye: Milli mac Akibet-ül cihad ya seydi: Uzatma dakikalari Vaziyyet-ül hararet: Karambol Seyh-ül divan-ül kürre-i hümayun: Futbol federasyonu başkani Ulema-i rezil-i rüsva: Spor yazari (veya skoru yazan) Cihad-ül reis-i cumhuriyye: Cumhurbaskanligi kupasi Cihad-ül vezir-i azam: Basbakanlik kupasi Vaziyyet-ül kalaba ve istif ül balik-i numerra: Numarali tribün Muhafazzar-i kal’a: Kaleci Asakir-i muhafazza-ül satih : Defans oyuncusu Veled-i rüzigar: Kanat oyuncusu Asakir-i saha-ül merkeziyye: Orta saha oyuncusu Cihad-i vallah-ül azim: Kavga Müfreze-i krampon-ül bomba: Golcüler Reis-ül tekke-yi kurre-i hümayuniyye: Klüp baskani Gariban-i umumiyye: Taraftar Gariban-i gurbet: Gurbetci taraftar Mudr-i terbiyye-i bedeniyye ya sehr-i Istanbul: Istanbul GSGM genel müdürü Defterdar-i cihad-ül kürriye: Hakem Sancaktar-i hatt-ül saha: Yan hakem Sur-ül düttürü: Hakem düdügü Sükun-u mahser: Yenilen gol sonrasi sessizlik İsyan-i garibaniyye: Kötü tezahürat Tezahür-ü cümle-i cemaat: Toplu tezahürat Reis-i imam-i cemaatiyye: Amigo Ceza-i serriye aman yarabbi: Penalti Vaziyyet-ül hüzzam velakin Allahüm Rabbena ve Insallah vaziyet-i zafer-i kuvva-i aliye sehr-i Istanbuliyye : 1 gol Istanbul’da turu getirir mi ?
La havle ve la kuvveten: Yenilen gol Alllaaaaaahhhh: Atilan gol Darbe-i müstehcen: Faul Taaruz-u aleyküm selam: Kontra atak Cenazi-i mefta-i kürre: Ölü top Sut-ul hürriyet: Frikik Taaruz-u fevkal beser: Mükemmel atak Ferman-i kehribar: Sari kart Ferman-i ahmer: Kirmizi kart Taaruz-ul beles: Ofsayt Kabe-i hürriye-i hümayuniyyeh sahane: Stadyum Divan-i krampon-ül deccal-i üryan-ül mafis kaabiliyet: Yedek kulübesi Hareket-ül rabiya-il kusuriyye: 9 kusurlu hareket Darbe-i mabad: Teknik direktörün kovulmasi İblis-i vesvese: Basin Harabet-i kürre-i feza: Hava topu Cinsiye-i defterdar-i cihatül kürriye na mümkün: Ibne hakem Krampon-ül deccal-u uryan: Futbolcu Akibet-ül hüzzam : Elenme
- Ne var lan? ne istiyon gene… -olm sus, sessiz konuş…çaktırmadan yukarı bak..
- Ne var lan yukar…hasss… -yaa. izliyolar olm, mikroskop bu..
- E napcaz..
- Bölünüp ikiye ayrılalım, izimizi kaybettirmeye çalışalım.
- Hadi bakalım… -hobaaa..
- ———————————-alo nurettin,gel kocum bira mayaliyoruz hikmettinlerle -vay bre kafirler, bekleyin..
- ———————————- – hamza dayı, yengeyi nutrettin in klonuyla görmüşler… – neaaa? parçalarım ulan çekirdeğini, nerde o?
- Aha şu değil mi?
- Yaw o bizim hanımın 4 nesil klonu. yetişkin bir bakteri o.
- Sorun yok o zaman, hadin bölünüp okey oynayalım.
- Ama bu sefer plazmalar senden.
- Ayıpsın abi… ————————————- – naber lan ibibik!
- Saygılı ol… mitoz geçirerek seni ben ürettim!
- Hadi len… asıl ben seni!
- Ama ama ama… ————————————- – hnkkkkhhh!!!
- Abi noluyo?
- Hnnnhhhhh!!
- Iyi misin abi?
- Ya kabız olmuşum da, mitoz geçiremiyorum ————————————- geceyarısı:
- Kız neriman, hişşt kııs, bölünsene fantezi yapalım, ha?
- ———————————-musteri bakteri: bardaki herkese benden bi içki -geri kalanlar: Alllaaah bölünün… ————————————- – ulan bölün dur, bi gün de hayatın anlamı nedir diye düşündünüz mü ?
- Sus bi yav bölünmeye devam et – Nusret abi az ilerde ağzına layık protein molekülü gördüm abi + Eywallah koçum dur hemen koful oluşturayım – Kız Naciye koca bulun mu kız? Kikir de kikir + Ya bulsak nolcak yine mitoz bölüncez – Kanka öyle bir hatun yaptım ki bir Endoplazmik Retukulüm ü var of diyorum sana + Mitokondrileri de büyük mü bari – Ele geliyor abi işte bıngıl bıngıl + Nasıl yani ele geliyor? El de ne ki ——————————-abi kavga var -tamam koç, bölünüp geliyorum hemen -nan olm kosun kosun ayse hanım teyzeler sut koymuşlar dışarı yiyelim -yok nan geçen bizim ahmetlerin sulale gitti hepsi orda yoğurt oldular walla Sercan abi,ablam telefona gelemez,şu an bölünüyo..
- Hiii.. Niye söyledin,öldürcem seni!
- Abi okeye dördüncü lazım -nabiim,bölün..
- Ulan yine yanlış adamı yakaladınız -buda mı klon çıktı komserim,of yaa bu kaçıncı..
- Içinizdeki güce inanın atomcuklar!
- Nasıl yani?
- Sizdeki o çekirdeğin içinde öyle bir güç varki,açığa çıktımı dünyayı sarsar. Kendine güven..
- Hadi len ordan..
- Hmm.. Adın mandrake demek.. Ne yaparsın -ikiye bölünebilirim -hadi len ordan..
HMCK nın vücuduna giren bakteriler
1- abi biz bu vücuda girdik ama iyi mi yaptık bilmiyorum 2- keyfini çıkar olm hergün alkolümüz sigaramız geliyor patates kızartmamız geliyor daha ne?
1- onu diyorum abi işte pek sağlıklı bir yaşam değil pek ayık gezmiyoruz hergün alkol… —Orhan ben buralardan sıkıldım artık! Dışarıda başka burunlar, başka mukozalar varmış!!
- Peki hayatım! Şöyle önlere doğru gel. Ben bir hapşurtayım şunu.
- Eyvaaah! Abi antikorlar geliyorrr!!!
- Sus oluum sus! Yere yat hemen.
- Orhan ben buralardan sıkıldım artık! Dışarıda başka burunlar, başka mukozalar varmış!!
- Peki hayatım! Şöyle önlere doğru gel. Ben bir hapşurtayım şunu.
- Eyvaaah! Abi antikorlar geliyorrr!!!
- Sus oluum sus! Yere yat hemen.
Tifosinin vücuduna giren bakteriler..
B1:abi bakteriyisde bu kadr zevksizlik olmaski… b2:ne bilim olm uzaktan ii gözüküyodu… b1:sen sanırım davulla yakından muhattap olmadın..
B2: :confused:
B1:davulun sesi diyorum uzaktan diorum hoş gelir diyorum…kapiş ?
B2: ok b1:abi ben burdan kaçma planları yapıyorum …olayın eğlencesi kalmadı sıfır aksiyon …adamın antikorlar alyuwarlar hiçbişi çalışmıyo…acep öldümüki lan..
HİAnın Vucuda Giren Bakteriler A: Lan burası Neresi Allah Belanı Versin İsmail Ne Biçim yere Getirdin Bizi B: Abi Kusura Bakma Yanlız Abi Dışarıdan pek Bi Karızma Duruyodu Ne Bileyim Ben A: Çık Allah Belanı Versin Çık B: Abi Çıkamıyoruz A: Nasıl çıkamıyoruz Lan?
B: Abi Tıkılı Kaldık Yapacak Bir Şey Yok A: Yapacak bir Şey kaldı Eşşedüenlea… cannibalism vücuduna giren bakteriler -abi ii yer bulmuşsun bu sefer önceki 3 yerdensonra -olm hiç sorma hele o hiamıdır nedir.. Ondan kurtulduğuma şükrediyorum…hmck gene iiidii…tifosi ıyyy hiç hatırlatma… -abi bi sorn war bunun saçları biraz uzun kaybolmasak… -ne kaybolması çök bi yere otur…soluklan biraz..
- Tamam abi..
Cannibalismin kulagına kaca 2 bakteri başta mutludur… + abii bura ne gusel biyermişş yav! =) – vallaf gusel gibi evt lan ilk kes doru bisi dedin ve cannibalism cd calarının kulaklıgını kulagına gecirir!
- Abi karanlık oluo burası korkuorum – korkma gece oldu sanırımmmm hmm bööööööööööööööööööööööööööögggggghkk (Cannibal Corpse – I Will Кill You ) bakterini biri küfür ederken şehit olur, digeri hala küfür etmektedir…

* 1911'de Fransız terzi Franz Reichelt kendi buluşunu test etmeye karar verdi. Kendi yaptığı elbise şeklindeki paraşütle Eyfel kulesinden atladı. Ama paraşüt açılmadı.
* Avusturyalı Hans Steininger 1.4 metrelik sakalı ile meşhur olmuştu. 1567 yılında Steininger, kasabasında çıkan yangına yardıma giderken yanlışlıkla sakalına takılıp düşerek, boynu kırılarak ölmüştü.
* Amerika'da bir hayvanat bahçesinde görevli olan fil bakıcısı rutin temizliğini yaparken filin dışkısı altında kalarak can vermiştir.
* 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Çinli şair Li Po, Ay'ın, Yangtze Nehri'ndeki yansımasını kucaklamaya çalışırken boğularak ölmüştü.
* Hindistanlı beyzbol oyuncusu Ray Chapman bir beyzbol maçında atış sırasında öldü. 1920'de oynanan bir maçta kafasına beyzbol topu gelmesi yüzünden öldü.
* İsveç Kralı Adolf Frederick yemeği çok severdi ve bu yüzdende öldü. 1771 de 61 yaşında bir sofrada etler, ıstakozlar, çorbalar, tütsülenmiş etler, şampanya ve en sevdiği tatlıdan 14 tane yedikten sonra ölmüştü.
* Sivil savaştan sonra politikacı Clement Vallandigham çok başarılı bir avukat olarak tanınmıştı. 1871 Thomas McGehan 'in mahkemede savunmasını yaparken jüriye tabancanın pozisyonunu göstermek isterken kaza ile kendisini vurdu. Teorisi doğruydu ve müvekkili suçsuzdu ama bunu ispatlamak için yaptığı gösteride yaşamını yitirdi.
* Allan Pinkerton (1819-1884) meşhur Pinkerton detektif ajansını yaratan kişiydi. Suç tahlil teknikleri konusunda çok önemli çalışmaları vardı. Böyle bir araştırma sırasında kaptığı enfeksiyon yüzünden yürürken öldü.
* 2 Şubat 1959'da Rusya'nın Ural Dağları'nda yaşanan olay, ülkenin en ünlü çözülememiş gizemi oldu. 28 Ocak' ta Ural Politeknik Enstitüsü'nden on öğrenci kış yürüyüşü ve kısa süreli kamp için yola çıktı. Bir öğrenci kendini kötü hissedince dağda uygun bir bölgede kendini toparlayabilmek için kaldı. Diğer dokuzu ise ormanda bulundu. Terk ettikleri çadırları içeriden yırtılmış bir şekilde bulundu. İlk iki ceset ormanın içinde yalınayak ve sadece iç çamaşırları ile, sonraki üç ceset ise benzer bir durumda yakın bir yerde bulundu. Bundan iki ay sonra ise, son kurbanlar 75 metre uzaklıkta kar altında gömülü bulundu. Dört öğrencide büyük iç yaralanmalar, kırık kaburgalar ve ezilmiş kafatasları vardı. Birinin dili yoktu. Gerçek şu ki müfettişler saldırıya benzer herhangi bir bulgu bulamadı. Son dört kurbanın da başkalarına ait olduğu düşünülen ve radyasyon içeren kıyafet giydikleri belirtildi. Çığ, uzaylılar ve askeri test ölüm olaylarıyla ilgili olarak ortaya atılan teorilerden birkaçı.
* 1998'de bir Fransız oldukça karmaşık bir intihar girişiminde bulundu. Bir deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir ip bağladı, ipi de büyük bir kayaya bağladı. Sonra zehir içti ve kendini ateşe verdi. Uçurumdan atlarken de tabancayla kafasına ateş etti! Ama devamı daha ilginç. Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi kesti, böylece adam suya düştüğünde asılı kalmadı. Soğuk su yanan elbiselerini söndürmekle kalmadı aynı zamanda onu şoka sokarak yuttuğu zehri kusmasını sağladı. Sudan bir balıkçı tarafından çıkarılıp hastaneye götürülen adam orada hipotermi (vücut ısısının aşırı düşmesi)den dolayı öldü.
* Meşhur viski tadımcısı Jack Daniel 1911 de bir sabah iş yerine erken geldi. Kasasını açmak istedi fakat şifreyi hatırlayamadı. Kızgınlıkla kasaya tekme attı ve ayak başparmağı yaralandı. Buradan kaptığı enfeksiyonla da öldü.
* Bobby Leach Niagara şelalelerinden bir fıçı içinde atlayan dünyadaki ikinci kişi. Bu atlayıştan başka ölüme meydan okuyan başka girişimleri de bulunuyor. Bu kadar cesur birisinin ölümü ise oldukça ironik. Leach, bir gün bir Yeni Zelanda sokağında yürürken bir portakal kabuğuna basınca kayarak düştü ve bacağını kırdı. Öylesine kötü bir kırıktı ki bacağın kesilmesi gerekiyordu. Cesur adam bir süre sonra kırıkta oluşan hastalıklar yüzünden öldü.
* I. Dünya Savaşı sırasında alınan yenilgilerle beraber Çarlık rejiminin içine girdiği kriz derinleşir. Sarayda önemli bir etkiye sahip olan Rasputin, Çariçe Alexandra Fyodorovna aracılığıyla devlet ve ordu yönetimine karışır, uzmanların önerilerinin aksine kararlar alınmasına yol açar. Zamanla rejimdeki başarısızlıkların nedeni olarak görülür. II. Nikolay' ında sırdaşı olması, kimi çevrelerce Alman yanlısı ve vatan haini olarak damgalanır. Monarşinin devamını isteyenler arasında Rasputin'in ortadan kaldırılmasıyla beraber yönetimin düzeleceğine inananlar suikast planlamaya girişir. Suikastçilerin önde gelen ismi Prens Feliks Yusupov'dur. Sarayda verilen bir yemek davetinde Rasputin'e zehir verilir. Pastalara ve kadehine siyanürün tozlaşmış hali konulur fakat Rasputin pastaları yemesine rağmen zehirlenmeyince silahla vurulur ve öldü zannedilir; ancak Rasputin ayağa kalkarak Prens'in yakasına yapışır. Sonrasında ise bahçeye kaçarken zorlukla bir kez daha vurularak karların üzerine düşer. Buzlu bir nehire atılan Rasputin, köprüden 140 metre uzakta ölü olarak bulunduğunda otopsi yapılır. Yapılan otopsi raporuna göre Rasputin kurşunlardan değil ciğerine dolan sudan, yani boğularak ölmüştür.
* "Modern dansın annesi" sayılan Isadora Duncan eşarp takmayı çok severdi. New York Times gazetesinde yazılan bir yazıda anlatıldığı şekliyle 1927 de çok hızlı bir otomobille giderken güçlü bir ipekten yapılan eşarbı rüzgar yüzünden direksiyona dolaştı. Korkunç bir güçle boğazını sıkan eşarbını viyolonselcisi ve kuaförü çıkartmaya çalışsalar da başarılı olamadılar. Araba durduktan sonra hemen ilk yardım yapılmasına rağmen bayan Duncan'ı kurtaramadılar.
* Homer ve Langley Collyer obsesyon derecesinde biriktirme hastalarıydılar. İki kardeş gazete ve bir sürü şeyi evlerinde biriktiriyorlardı. Evin koridorları, odaları, her yeri bunlarla doluydu. 1947'de evlerinde öldüler. Evlerinden 100 ton çöp çıktı. Kardeşler evde birbirlerinden 15 metre uzaklıkta bulunmuşlardı. Beslenebilmek için gazetelerin arasında tünel yapıp öyle hareket ediyorlardı.
* Jerome Irving Rodale sağlıklı yiyecek konusunda bir uzmandı. Organik tarımda bir öncüydü. Organik tarım ve bahçecilik konusunda bir dergi ve gazete çıkarıyordu. Büyük bir övünçle en az 100 yaşına yaşayacağını söylerdi. Rodale 1971'de Diск Cavett Show'da bir röportaj sırasında kalp krizi geçirip öldü. Show sırasında uyuduğunu sanan sunucu hatta şaka yaparak sıkıldınız mı diye sormuştu. Öldüğünde 72 yaşındaydı. Bu röportaj hiç yayınlanmadı.
* Christine Chubbuck televizyonda intihar eden ilk ve tek haber spikeridir. 1974 de TV programının başlamasından 8 dakika sonra sunucu depresyona girip şunları söyler. "Kanalın 40 yılında polisin son haberlerini, son kanlı cinayetleri ve renkli yaşamları aktardık. Şimdi bir tanesini daha göreceksiniz.' dedikten sonra tabancasını çıkartıp başına dayadı ve ateşledi.
* Tuvalette ölüme birçok örnek verebiliriz. Ancak Elvis Presley (1935 - 1977) bunların en meşhuru. Rock 'n Roll kralı Graceland'da bir pansiyonda tuvalette oturur vaziyette ölü bulundu. Doktorların söylediğine göre kalp krizi geçirmişti. Öldüğünde çok şişmandı ve çok fazla uyuşturucu kullanıyordu.
* Robert Williams bir robot tarafından öldürülen ilk kişidir. 1979'da Williams Ford Motor da depoda malzeme katlarına tırmanırken birden bire robotun çalışmasıyla hızlıca kafasına çarpması sonucu öldü. İkinci ölüm 1981 de Kawasaki de gerçekleşti. Kenji Urada 37 yaşında bir mühendisti. Çalışırken kırılan robotun kolu aniden dönerek Urada'ya çarptı ve ölümüne neden oldu.
* Aktör Vic Morrow Alacakaranlık kuşağı dizisinin çekimleri sırasında sette öldü. Bir helikopter patlama sahnesinde fırlayan pervane aktörün kafasını kopartarak ölümüne neden oldu. İki çocuk aktörde bu sebepten öldüler. Bu olaylardan sonra Amerika'da film setlerindeki güvenlik şartları ve kanunlar çok ağır koşullar getirilerek yenilendi.
* 1982 de 27 yaşındaki David Grundman Kaktüs reklamları için çöl bitkilerine tabancasıyla atışlar yapıyordu. Fakat bir atışı sırasında kaktüsten fırlayan bir parça ona çarparak ölümüne sebep oldu. Günümüzde bir bitki yüzünden ölen tek kişi olarak biliniyor.
* Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams 1983'de otel odasında şişe kapağıyla boğulmuş olarak bulundu. Bulunduğunda çok sarhoş olduğu anlaşıldı.
* 1983 de Cankurtaranlar partisi kutlamalarında sezonun ilk boğulması yaşanmış. Parti sona erdiğinde 31 yaşındaki Jerome Moody rekreasyon bölümünün havuzunda ölü bulundu. Acıdır ki cankurtaranlar cankurtaranı kurtaramadılar.
* Diск Shawn (1924-1987) bir komedyendi. Sahnede bir showu sırasında geçirdiği kalp krizi sonunda öldü. Diск Shawn politikacılar ve onların seçim kampanyaları ile dalga geçen komedi programları yapıyordu. Bir gösteri sırasında şakalarını yaparken kalp krizi geçirip sahnede bayıldı. Eve götürülen komedyen öldü.
* İngiliz 'king Kong' lakaplı güreşçi Kirk 1987 de final maçında 'Belly-Splash' yaparken yani zıplayıp rakibinin üstüne düşme hareketini denerken kalp krizi geçirdi. Maçtan önce Kirk arkadaşına bir gün öleceğini ve bu ölümün ringde olmasını umut ettiğini söylemişti.
* 1991 yılında artist Christo ve Jeanne-Claude bir instalasyonlarında binlerce büyük şemsiye kullandılar. Bu şemsiyeler sarı ve mavi renklerdeydi. Bu büyük şemsiyeler 6 metre yüksekliğinde ve 8.7 metre genişliğindeydi. İki ay hazırlıktan sonra instalasyon sergilenmeye başlandı. Sergiyi gezen yaşlı bayan, çıkan bir rüzgar yüzünden üstüne düşen şemsiyenin altında kalarak öldü.
* 1991'de 57 yaşındaki Taylandlı kadın Yooket Paen çiftliğinde yürürken bir inek pisliğine basıp düştü. Düşerken tellere tutunmaya çalışırken elektrik çarpması sonucu öldü. Kısa bir süre sonra kardeşi 52 yaşındaki Yooket Pan komşusunu olay yerine göstermek için götürdü. Fakat ne şanssızlıktır ki o da aynı yerde inek pisliğine basıp aynı şekilde elektrik çarpması sonucu öldü.
* 1999'da 67 yaşındaki Betty Stobbs İngiltere'de motorunun arkasına bir koyun aldı. Fakat koyun çok açtı. Sahibin arkasında karnını doyurmak isterken dengeleri bozuldu ve 100 metreden düşerek öldüler.
* 2006 da Avustralyalı vahşi yaşam uzmanı ve TV programcısı Steve "Timsah avcısı" Irwin kalbine saplanan bir vatoz balığı iğnesi sonucu öldü.
* Mariesa Weber iki hafta ailesinden haber alamadı. Onları yatak odasında kitaplığın altında ölü buldu.
* Marko ve Roberto de Solisa adlı iki kardeş, birbirleriyle pek iyi geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle alay etmesine dayanamayan Marko, kardeşini, kafasına sıktığı tek kurşunla öldürdü. Buraya dek her şey normal sayılabilir. Anormal olan, Marko ile Roberto'nun yapışık ikiz olması ve aynı dolaşım sistemini paylaşması. Roberto'nun ölümünden 5 dakika sonra, kan dolaşımının durması sonucu Marko da yaşamını yitirdi. Böylece işlediği cinayet, intihara dönüşmüş oldu.
* Kamboçya'da iki asker, patlamamış mayınla futbol oynamaya kalkınca mayın patladı ve yaşamlarını kaybettiler. Olayı ilginç kılan bir başka nokta, parçalanarak can veren iki askerin, Kamboçya ordusunun en iyi mayın uzmanları olmalarıydı.
* ABD'nin Alabama eyaletinde 25 yaşındaki bir asker, tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencerenin kenarına oturarak, tükürüğünü büyük bir tencere biçimindeki sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan asker, dengesini kaybedip 11'inci kattan düştü.
* New Hempshere eyaletinde on yaşındaki bir çocuk, kolasını çiviyle açmaya çalışırken yaşamını yitirdi. Kolanın içindeki gaz basıncıyla fırlayan çivi, çocuğun boğazına saplandı ve çocuk yaşamını yitirdi.
* Japon bilim adamları, 1971 yılında bir tepelik araziyi yangın hortumları ile bol miktarda suladılar. Amaç, toprak kayması ve yağmur fırtınası efekti yaratmaktı. Tepenin aniden çökmesi ile 4 bilim adamı ve 11 izleyici kişi hayatını kaybetti. Sonuçta bilim adamı olsanız bile tedbirli olmak gereklidir.
* 1983 yılında San Diego'da bir kadın, bir alışveriş merkezinde hırsızlık yaparken polislerce yakalandı. Polislere eğer onu bırakmazlarsa nefesini tutacağını ve kendini öldüreceğini söyleyen kadın, ölünceye kadar nefesini tutarak hayatını kaybetti.
* Allan Pinkerton, 1884 yılında bir kaldırımda yürürken kayarak dilini ısırmıştı. Bu talihsiz ısırık daha sonra enfeksiyona dönüştü ve Pinkerton'ın hayatına maloldu.
* Danimarkalı astronom Tycho Brahe, 1601 yılında düzenlenen ve çok uzun süren bir ziyafette çişini tutmak zorunda kalmıştı. (Yemeğin ortasında kalkmak çok kaba bir hareket olarak yorumlanıyordu) Mesanesi gereğinden fazla dolan Brahe, bu sebeple ortaya çıkan enfeksiyon yüzünden hayatını kaybetmişti.
* Amerika'da 1995 yılında bir kola makinesinden bedava içecek almaya çalışan adam makineden fırlayan kutu kolanın kafasına isabet etmesi sonu hayatını kaybetti.
* Arjantin Buenos Aires'te gerçekleşen ölüm olayında karısını öldürmeye çalışan adam karısını, kaldıkları otelin 23. katında aşağıya atar. Kadın aşağı düşerken elektrik tellerine takılır. Karısının ölüp ölmediğinden emin olmak isteyen adam kendisini de aşağı atar, tellere tutunamaması sonucu yere çakılarak hayata veda eder.
* İtalya'da gerçekleşen bir ölüm olayında Pisa kentinde oturan Romollo Ribaldo isimli adam işsiz olduğu için intihar etmeye karar verir. 42 yaşındaki Romollo Ribaldo'ya eşi intihar etmemesi için dil döktü. İkna olan Romollo ağlamaya başladı ve elindeki silahı yere fırlattı ve kötü sürpriz! Yere düşen silah ateş aldı. Silahtan çıkan kurşun Romollo'nun eşine isabet etti ve kadın öldü.
* Khay Rahnajet isimli Iraklı bir terörist içinde bomba düzeneği olan bir paketi posta ile suikast adresine gönderdi. Paketin üzerinde yeteri kadar pul olmadığı için posta servisi paketi geri postalar. Paketi alan acemi terörist pakete bomba düzeneği kurduğunu unutarak paketi açar, bombanın patlaması sonu parçalanarak ölür.
* Eşine şaka yapmak isteyen Jake Fen isimli bir adam kendisini asmış süsü verir. Eve gelen eşi kocasının kendisini astığını görünce bayılır. Bu sırada kapıyı açık gören komşuları olan kadın içeri girer. Jake ve eşinin öldüğü zanneden kadın evi soymaya karar verir ve ne varsa toplar. Evden topladıkları ile dışarı çıkmak üzere olan kadına Jake tekme atar. Kadın cesedin canlandığını zannederek korkudan ölür.
* New York'un işlek caddelerinin birinde bir otomobil yürüyen bir yaya hafifçe çarptı. Yaya tam yerden kalkacağı sırada yoldan geçen birisi kalkmazsa sigortadan yüklü miktarda para alabileceğini söyler. Yayada yola tekrar yatar. Otomobil sürücüsü ise yayanın yerden kalktığını düşünerek gaza basar ve yaya otomobilin altında ezilerek can verir.
* Mısır'da bir çiftçilik yapan bir adam tavuklarından birinin Nil nehrine düştüğünü farkeder ve tavuğunu kurtarmak için nehre atlar. Fakat girdaba yakalanınca kıyıya dönemez ve yardım ister. Adamın yardımına yetişen oğlu başarılı olmaz ve o da girdaba kapılır. Baba oğul kurtarılmak için yardım istemeye başlarlar. Adamın karısı kızları ve diğer oğlu yardım etmek isterler fakat onlarda başarılı olmazlar. 6 kişilik aile boğularak can verir fakat tavuk kurtulur.
* Hampshire'dan Michael Toye yakın bir dostuna beyaz ispirtonun yanıcı bir madde olduğunu kanıtlamak için kendini bir bagajın içine hapsederek üstüne beyaz ispirto döktü. Şaşkın adamın bedeni bir anda alev alınca yanarak can verdi.
* Gökyüzü dalışı yapan tecrübeli hava akrobatı Ivan McGuire 1988 yılında Kuzey Carolina'da 3 bin metreden yapacağı atlayışı görüntülemek için harekete geçti. 3 bin metre yükseklikten kendini boşluğa bırakan McGuire. Kamerasını unutmamıştı ama maalesef paraşütünü unutmuştu. Doğal olarak yere çakılarak öldü.
* Kurutma makinesinin azizliğine uğrayan Ray Washbrook makinenin içine sıkışmış pamukları temizlemek için sanayi tipi kurutma makinesinin içine girdi. Yaklaşık 20 dakika 110 derece ısıda dönen zavallı adam hemen oracıkta can verdi.
* 50 yaşındaki Alex Mitchell, BBC'de yayınlanan komedi dizisine gülerken kalp krizi geçirerek öldü. 'Gülmekten öldü' deyiminin karşılığını tam olarak sergileyen Mitchell, 'Goodies' dizisinin kurbanı oldu.
* 59 yaşındaki Kaliforniyalı, havuzun drenaj borusuna kapılınca canından oldu. Havuzun boşaltım kanalındaki 300 lbs’lik çekim gücüyle bir anda neye uğradığını şaşıran talihsiz adamın ince bağırsakları dışarı fırlamış bile olabilir.
* Henri M’Bongo isimli tavuk hırsızı Kamerun’daki bir vukuatında çaldığı tavukları çiğ çiğ yemesi için zorlandı. Tavukların tüyünden ve kemiklerinden dolayı boğulan hırsız çiğ tavuktan öldü.
* Fransa’da cenaze görevlisi olan Marc Bourjade, tabutların tepesine düşmesiyle can verdi. 1982 yılında gerçekleşen olay sonrasında Bourjade’ın ölü bedeni de üzerine düşen tabutlardan birine konarak toprağa verildi.
* Hampshire’da kronik horlama sorunu yaşayan Mark Gleeson, bu kronik rahatsızlığından kurtulmak için bir gece kadın pedlerini burnuna tıkadı. Gleeson uykusunda boğularak öldü.
* Belçika’da bir hava gücü, Sudan’da yiyecek yardımı yaptığı sırada yiyecek kasalarını üç Sudanlı’nın üzerine düşürerek, 3 adamın ölmesine neden oldu. İyilik için yapılan girişim ölümle sonuçlandı.
* İran’da araba içindeki iki adam havada uçan kartalın azizliğine uğradı. Gagasındaki kobra yılanı bir anda düşünce olanlar oldu. Aracın içine düşen kobra tarafında ısırılan adamlar kartalın kurbanı oldu.
TÜRKİYE'NİN EN İLGİNÇ ÖLÜMLERİ * Erzurum'da rahatlatır düşüncesiyle müşterisine masaj yapan berber adamın boynunu aniden sağa sola çevirirken boynunu kırar ve adam oracıkta hayatını kaybeder.
* Bir işçi 600 tonluk press makinesinin arasından emeklemek suretiyle geçerek, ucundaki 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalıştı. Mekanı Cennet olsun.
* Kurtarmaya gelen ambulans yerde yatan yaralının suratına park etti. Yaralının toprağı bol olsun.
* Midesine kaçan sineği öldürmek amacıyla ağzına sinek ilacı sıktı. Allah kalanlara akıl fikir versin.
* Adam, yolda mutlu mesut yürürken kafasına balkon düştü. Toprağı bol olsun, iyi adamdı.
* Adam, para çekmek amacıyla girdiği bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu öldü.
* Nüfus sayımı nedeniyle bom boş olan otoyolda bir sayım görevlisi bariyerlere çarptı ve vefat etti.
* Kafasında mermer kırdırmaya çalışan medyatik bir karateci, travma sonucu öldü.
* Bir arabaya 11 kişi binip viyaduğe uçmak suretiyle, 11 kişi Allah'ın rahmetine kavuştu.
* Katta olmayan asansöre binmeye çalışan adam boşluğa düştü. Başımız sağ olsun.
* Balkona 50 kişi çıktılar ve sonuçta balkon çöktü. Böylece toplu ölüm gerçekleşti.
* Ormanda zehirli mantarları mangalda bir güzel közleyip afiyetle yiyen aile bir daha evine dönemedi.
* Yatağındaki tahtakurusu ve bilumum haşaratı öldürmek için yatağını ilaçladı ve aradan iki, üç dakika geçmeden aynı yatakta derin bir uykuya daldı. Sabahı getiremedi.
* Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı çıkartmak için ayağını silkeleyen adam, o sırada yoldan geçmekte olan yardımsever bir laz vatandaşın elektrik çarptığını sanması üzerine, kafasına kürek, kalas vb sert cisimlerle vurularak vefat etti.
* Trafik kazasından yaralı olan adam, kurtarıldı. Gayet sağlıklı bir şekilde olayı atlatan adam ambulansçı amcanın "yav sen bin hele film falan çekelim" demesi üzerine hastaneye gitmeye ikna edildi. Adam yolda ambulansın kaza yapması sonucu öldü. (Ambulansçı amca hala sağ) * Adam çok sıkışmıştı. İhtiyacını bir yerde gidermesi gerekiyordu. Müsait bir yerde pozisyon aldı ve icraata başladı. Nereden bilebilirdi ki işediği yerde elektrik tellerinin olduğunu.
* Aynı işyerinde biri gündüz bir gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba, oğuldan; biri mobilette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobilette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaştılar ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce Hakkın rahmetine kavuştular.
* Sarhoş bir şekilde tem otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişi radyoda çalmaya başlayan oynak bir şarkı üzerine aracı sağa çektiler ve tem'de göbek atmaya başladılar. Sonucuna katlandılar tabii. İşin ilginç yanı ise bu 5 kişiden 5'ininde ölmesi ve beşine de ayrı ayrı araçların çarpmış olması.
* Giriş katın bir kat altında olan ve üstü ahır olarak kullanılan köy kahvesinde okey oynayanlar, üstlerine, katın çökmesi sonucu inek, öküz vb. büyükbaş hayvanların düşmesi ile köy mezarlığındaki anahtar teslim çukurlarına yerleştiler.
* Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra, dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar seans süresini ayarlamayı unutunca, bütün gece kusarak Hakkın rahmetine kavuşmuşlar.
DİĞER İLGİNÇ ÖLÜMLERİ * New Orleans'ta, kimse boğulmadan geçirilen bir sezon sonucunda can kurtaranların verdiği partide boğularak ölmek: Jerome Moody, 1985 * Eyfel Kulesi'nden paltosunu paraşüt olarak kullanarak atlayıp ölmek: Franz Reichelt, 1911 * Sandalyeye bağlanmış 47 roket ile kendisini uzaya fırlatmaya çalışırken ölmek: Wаng Hu, 16. Yüzyıl * Çatıdan düşen ineğin altında kalarak ölmek: Joao Maria de Souza, 2013 * Vücuduna çorba enjekte ederek ölmek: Ilda Vitor Maciel, 2012 * Hamamböceği yeme yarışmasında çok fazla hamamböceği yiyerek ölmek: Edward Archbold, 2012 * Ayağına bıçak bağladığı dövüş horozunu kamerayla kaydederken bıçaklanıp ölmek: Jose Luis Ochoa, 2011 * Yere değecek kadar uzun olan sakallarına basarak boynunu kırıp ölmek: Hans Steininger, 1567 * Kendisini sonsuz yaşama ulaştıracağı düşüncesiyle cıva haplarını içerek ölmek: Çin'in ilk imparatoru Qin Shi Huang, M. Ö. 210 * Hayranların yolladığı hediyelerin altında kalarak boğulup ölmek: Atina meclis üyesi Draco, M. Ö. 620 * Sizi oynayan kişinin kalp krizi geçirdiğiniz anı canlandırmasını izlerken kalp krizi geçirerek ölmek: Gareth Jones, 1958 * 1 tonluk fabrika robotunun kolunun kafasına düşmesi sonucu robotların öldürdüğü ilk insan olarak ölmek: Robert Williams, 1979 * Kör bir adamın evine doldurduğu ıvır zıvır sonucu çıkış kapısını bulamaması sonucu açlıktan ölmesi: Homer Collyer, 1947 * Kendi tahta ayağı ile dövülerek öldürülmek: Sör Arthur Aston, 1649 * Atının üzerinde düşmanının kesik başını etrafa gösterirken, kesik baştaki bir dişin kendisine batması sonucu oluşan enfeksiyondan ölmek: Sigurd Eysteinsson, 1892 * Şerefine verilen ziyafette çok fazla yiyerek ölmek: Julian Offray de La Mettrie, 1751 * Savaş gazisi olduğunu kutlamak için ateşlenen top mermisinin altında ezilerek ölmek: John Kendrick, 1794 * Maktulün kendisini nasıl vurduğunu jüriye göstermek isterken kendi kendini öldürmek: Clement Vallandigham, 1871 * Evcil maymun tarafından ısırılma sonucunda ölmek: Yunanistan Kralı I. Aleksandros, 1920 * Kendi adını mezar taşında okuduktan sonra şok olup ölmek: Marcus Garvey, 1940 * Kazayla bir füzeyi kendine doğru ateşleyerek ölmek: HMS Trinidad savaş gemisi.
* Segway'ı icat edip, onunla uçurumdan aşağıya düşerek ölmek: Jimi Heselden, 2010 * Ofis camının kırılmaz olduğunu ispatlamak için bedeniyle cama vurma sonucu camın kırılmasıyla aşağıya düşüp ölmek: Gary Goy, 1993 * Aşırı dozda havuç suyundan ölmek: Basil Brown, 1974
* Adam basmış, karısı soprano.
* Adam donmuş, karısı fanila.
* Adam gülmüş, karısı lale.
* Adam karısına "inek" demiş, birlikte aşağı inmişler.
* Adam satmış, karısı RTL.
* Adamın biri yemek yemeğe bayılıyormuş, yemiş bayılmış.
* Adamın biri tuvalete atlamış, niye? Çünkü kendini bi bok zannediyormuş.
* Adamın biri tuvalete sıçmış, karısı da baloya gidememiş.
* Adamın biri hakkını aramış meşgul çıkmış.
* Adamın biri sinemaya gider. Filmin yarısı biter ve 10 dk. ara yazar. Adam arar arar ama bir şey bulamaz.
* Adamın biri varmış, İkinci dönem düzeltmiş.
* Adamın birinin kafası kızmış, vücudu erkek.
* Adamın canı sıkılmış, gevşetememişler.
* Adamın gözü dalmış, burnu yaprak.
* Allah bana 'Yürü Ya Kulum' dedi. -Arabayı sattım.
* Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş. -İyi iyi, dinlensinler, zaten çok yorulmuşlardı.
* Arkeologlar arka bahçede kazı yapıyorlarmış, -Kaz ölmüş.
* Bağırsak kurtları bağırsakta yaşarlar, bağırmasak ta.
* Bana yamuk yapma!  -Ama kare, çember falan yapabilirsin.
* Bebeğin tekine TIR çarpmış ama ölmemiş, neden? -Bezi bariyerliymiş.
* Bebeğiniz oldu gözünüz aydın, kulaklarınız Manisa.
* Ben her şeyi düşünürüm, Demek ki ben tefalim.
* Benetton -Sen etme.
* Biliyor musun, sen yüzme bilmesen ve denize girsen bile batmazsın. Çünkü tipin kayık.
* Bir adam yatmış, karısı feribot.
* Bir adam ağzına yay sokuyormuş? neden? Çünkü Yayla lezzet testi yapıyormuş.
* Bir adam çölde kalmış ve çayı çok severmiş, Çay bulmuş içmemiş, neden? -Çünkü, Ülkersiz bir çay saati düşünülemez.
* Bir adam karısını dövüyormuş, kapı çalmış karısını dövmeyi bırakmış neden? -Eşek sudan gelmiş.
* Bir adamın metresi varmış, karısının santimetresi.
* Bir gökdelenin üzerinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyormuş neden? -Çünkü binanın şarjı bitiyormuş.
* Bol keseden atmış, -Dar keseden eşek.
* Bozuk paran var mı? -Var -İyi, ver de tamire götürüyüm.
* Bu tartı neden tartmıyor? Kim buraya anti tartar diş macunu sürdü?
* Büyüyünce ne olacaksın oğlum? - Traş olucam baba.
* Can bedenden çıkmayınca ne olur? -Diğer derslerinden geri kalır.
* Can neden boğazdan gelir? -Can Emirgan'da oturduğu için.
* Canı gördün mü? - Hangi Canı? - Patlıcanı.
* Çok iyi göbek atan kazana ne denir? -İyi oynayan kazansın.
* Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu son isteğinde ne istemiş? -Çok korkuyorum elimi tutar mısın?
* Eli olmayan babaya ne denir? -No-el baba.
* Emaye tencere desene. - Emaye tencere - No, you are not a tencere.
* En hızlı sayı hangisidir? -10 -Niye? -Onun arabası var.
* Fatih Sultan Mehmet tahta çıkınca ne yapmış? tahtayı yerine çaktırmış.
* Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor!
* Hakan şükür maçta sakatlanınca onu kim taşır? Hakan taşıyan * Her yerim tutuldu bir kulaklarım tutulmadı. O zaman bende onu kiraya veririm!
* Hi-men bankaya gidip kimin adına hesap açtırır? Gölgelerin gücü adına.
* İki Laz, yoldan aldıkları iki kadını eve götürmüşler. Yatmadan önce kadınlar:
- Önceden söyleyelim! Biz Dönmeyiz! - Dönmezseniz dönmeyin! Ev bizim!
* Jilet SEN SOR, -Ben söyleyim.
* Kaptan pilotunuz konuşuyor, çıkarın beni bu kaptan.
* Karınca bir zencinin koluna düşmüş ne demiş? -Karakola düştüm.
* Medyum Memiş kaç kardeştir? Dört kardeş. Small Memiş, Medium Memiş, Large Memiş, Xlarge Memiş.
* Mevlana niye dönüyormuş? Çünkü elinde çift okey varmış.
* Ne diyon? -Celine Dion * Noel babanın niye hiç eli yoktur? Çünkü NO-EL baba * Oğlumun adını mafya koydum, artık bir mafya babasıyım!
* Okula erken gittim komutanken döndüm.
* Rıdvan'ın bir büyüğü nedir? -Rıdtwo * Saatin çalışıyor mu? -Evet. -Benim kine de iş bulsana.
* Sen terlemişsindir, -Sana terlik getiriyim.
* Seni görünce gözlerim dolar, kulaklarım mark.
* Sinüs 60, kosinüs tutmuş.
* Size bir kıllık yapayım; İçine kıllarınızı koyarsınız.
* Tartı neden tartmamış? -Çünkü üzerinde anti-tartar diş macunu varmış.
* Tem otoyoluna muz düşerse ne olur? -Temmuz * Temel arabasıyla dağ başında giderken benzini bitmiş. Bari beni benzinciye kadar idare etsin diye depoya işemeye başlamış. Yoldan geçen bir adam merak içinde sormuş:
- Abi bu senin yaptığın normal mi? -Hayır demiş Temel 'Kurşunsuz'.
* Tomi'nin annesi kimdir? -Anatomi * Tükenmez kaleminin yayını versene. -Napacıksın? -Yayla lezzet testi.
* Viyana kuşatması neden bitmiş? -Etrafta atacak kuş kalmadığı için.
* Volkswagen Passat, Şahsi oynama.
* Yeni bir kitap çıkmış, ismi "Nasıl parasız mutlu olunur?" Fiyatı on milyon.
* Yeni mi aldın? - Neyi? - Babayı.
* Yerin kulağı var benim de kulağım var. -Ben yer miyim ? Hayır yemem.
* Yıkanan Ton'a ne denir? Washington!
Fenerbahçe'nin kırabileceği rekorlar ve yapabileceği ilkler... *** 1. Sezon başlamadan şampiyonluk turu atmak. 2. Türkiye kupasında herhangi bir 3. lig takımına elenmek. 3. Dünyanın en büyük gаy yürüyüşünü yapmak. (Maçtan sonra bütün stad Bağdat caddesine çıksın yeter...) 4. Maçlardan önce taraftara posta ve e-mail yoluyla "lütfen maçta fener gol gol gol diye bağırın" şeklinde çağrıda bulunmak. 5. Tüm oyuncuları gаy olan ilk futbol takımı olmak. (Az kaldı...) 6. Şampiyonlar liginde(eğer katılabilirse) en kötü dereceyi yapmak. (Halihazırda en kötü ikinci derecenin sahibi, yolu açık olsun) 7. Aynı sezonu 3 ya da daha fazla teknik direktörle bitirmek. 8. Fenerium'da isimsiz veya Amerikan fermuarlı forma satışı. (Taraftar kısa aralılarla kandırılınca uyuz oluyo...) 9. Fenerium'da yumurta satışı. (Korkak tavuk yumurtası lezzetli olur... ) 10. Türkiye kupası maçlarında maç başlamadan sahadan çekilmek. (Kafaya taş yemekten ya da 2. lig takımına elenmekten iyidir...) 11. Havlayan meriç ısırabilir. 12. FB yönetiminin taraftara "Dünya kupasını alan ilk kulüp takımı olacağız" sözünü vermesi. (Taraftarı kandırmada sınır yok...) 13. Kulüp binası yanına bağlanacak bir köpeğin burada 24 saatten fazla durması. (Malum, köpek bağlasan durmaz...) 14. Seçimleri yönlendirdiğini zanneden FB taraftarının erken seçim ilan etmesi. 15. Yapılacak hazırlık maçı için lig maçının iptalinin istenmesi. (Yakında bu da olur...) 16. Biraz yoğurtla fenerden cacık olabilir. (Teknoloji gelişti bu da halledilir...) 17. Her sezon başında büyük vaatlerle uyutulan taraftara Fenerium'da indirimli yastık ve nevresim takımı kampanyası. 18. Futbolcuların dayak yememesi için tesislerin yurtdışına alınması. (En azından taraftar "Yurtdışında da oynuyoruz" diye kandırılabilir...) 19. Sırf kupa almak için turnuva düzenlemek. (Bu taraftar kandırılmayı hak ediyor...) 20. İstiklal Marşını FB marşı yapmak. (İspanyolların kahramanlık şarkısını kendine marş yapan takımdan bu da beklenir, belki Mehmet Akif ERSOY da fenerlidir...) 21. Türkiye kupasında kendilerini eleyecek takıma filistin askısı, elektrik verme, araba arkasında sürükleme gibi işkenceler uygulanması. (1986-87 sezonunda FB'li futbolcular kendilerini kupadan eleyen Samsunsporlu futbolcuları maç biter bitmez sahada bir güzel dövmüşlerdi, sıra işkencede...) 22. Transfer edilecek yıldız futbolcuyu uçaktan inmeden dövmek, kadroya almadan kovmak. 23. 18 yaşını doldurmayan ve okuma yazma bilmeyen birisini teknik direktör olarak görevlendirmek. 24. FB taraftarının orijinal beste yapması. 25. Stadta pirinç, balık, yosun gibi su ve deniz ürünleri yetiştirmek. (Yağmurlar arttığında...)
Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu. Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti. Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu. O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar. Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı. Adı Emile Muller'di. Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için "Çantanızı açıp bana içindökülüri birer birer anlatır mısınız?"
Dedi. genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuvarını açtı. Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:
"Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım. "Sonra bir kitap çıkardı. Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok etkilendiğini anlattı.
Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz etti. Ardından bir gazete çıkardı: İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de vardı. Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri. Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız. Özel duygulardı okudukları.
Derken çantanın gizli bölmesine attı elini. Oradan iki fotoğraf çıkardı.
Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:
"Sevgilim"
Diye açıkladı:
"Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de. Ancak uykudayken çekebiliyorum fotoğrafını. "İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok seviyordu. genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne, bir yapbozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu. * * * Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü. Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti. Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi. "Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar" dedi. Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri.
Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı. Yönetmen gerindi. Kısa bir mola vermek istediğini söyledi. Hala aradığını bulamamıştı. Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti gözü.
Biraz önce içindökülürin birer birer anlatıldığı çantaydı bu. Telaşla asistanını uyardı:
" giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene. "Asistan kız sandalyeye baktı ve "Yoo. O benim çantam"
Dedi. Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti. Aradığı oyuncuyu bulmuştu.
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi. Canını feda edecek birini arıyorlardı. genç kız ise hergün hastahane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu. Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı. Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi. Hergün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu.
"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı. genç kızda zaten başka birşey istemiyordu. Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdiki. Ama olmamıştı işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı. İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi. Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi. Ayrılıklarından bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti. Her günü zehir, her günü hüaran. Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini kimseyle paylaİmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi. En çokta saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama. Zaten artık ölüm umrunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki. Tekrar o geldi aklına. Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık. Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı.
Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu. Ufakta olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu. Oysa sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi. Kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile, ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu.
Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza. Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada. Ama sevdiğinden bi hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belkide sevdiği onu unutmuştu. Bu düşünceler içinde derinliğe daldı. Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı. Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı. O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. 1 hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki birşeyler eksikti. Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti.
Ama içindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu. Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya bağlıyordu. genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlamış, ama ameliyat kolay değil, bir aydan geçer demişti doktor. Aylar geçmişti ama hala aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Hergün onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlarla. En çokta kaç kırmızısı gülünü seviyordu.
Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi. Oda genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi görüyordu genç kız.
Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle. Kapı çaldı aniden.
Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı. Yılar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği sevdiğinin kokusu vardı mektupta. Başı dönmeye başladı.
Koltuğuna geçip oturdu yavaşça. Kağıdı açtı. Ve elleri titreyerek okumaya başladı. "Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sığmayacağını bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim. Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artıyordu. Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden dahada hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım.
Hergün yazdım, her gün okudum, senelerce ağladım. Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime, sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım. Ve bir gün herşeyi değiştiçecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim. Ve değerlendirdim. Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye. Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık. Senden çok uzaklardayım belki, ama yinede seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hemde her gece. Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken yanağına bir öpücük konduruyorum. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi bildiğimi sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin 6. senesi. Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarında sen gel olur mu sevgilim. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak olur mu? Çünkü gözyaşlarımla, adını yazdım ona. Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde. Unutma, kırmızı gülüde unutma olur mu?. Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadarda Seveceğim. Sevgilin. "

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kaç örtüsü ile, baharda Rengarenk kir çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmağın geçtiği bu vadi "Büyülü Vadi"olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı "Büyü Dükkanı"idi. Büyü Dükkanı'nın sahibi, ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı. Burası, aynı zamanda onun yaşadığı yerdi. Bu nedenle, dükkanın dışarıdan görüntüsü tıpkı bir ev gibiydi. Üç tarafında da yeşil çerçeveli pencerelerin olduğu, tamamı ahşaptan yapılmış olan bu binaya, bir varanDadın giriliyordu. İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış oldukça geniş bir oda ile karşılaşıyordunuz. Büyük bir kütüphane, üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulunduğu raflar, masa ve konsollar dükkanın dört bir tarafını kağlıyordu. Ancak bu kalabalık görüntü içinde çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu. Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu. Büyü Dükkanını çevreleyen pencereler, içerdeyken bile günün aydınlığına ve vadinin güzelliğine hakim olmanıza izin veriyordu. Dükkanın içinde, arka taraftaki bölmeye acılan bir kapı vardı. Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu. Dükkana gelen müşteriler, arka tarafa açılan kapıyı daima kapalı görürlerdi. Her insanin, yaşamında çok istediği ancak sahip olamadığı birşeyler vardır. Ya da sahip olup kaybettiği söyler. Bazen de sahip olduğu ancak kurtulmak istediği söyler. İşte bütün bunlar, o ülkede yaşayan insanların bir kısmı için, Büyü Dükkanı'na gelme nedeniydi. Bu dükkanda, isteklerinizi sınırlamak zorunda değildiniz. Müşteriler, hayal edebildikleri herşeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler. Tabii, bedelini ödedikleri takdirde. Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahişöyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin hiç bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için ödenebilecek tek bedelin para olabileceği düşünceşöyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdökülürden biraz farklı olur ve pek çok müşteriyi şaşırtırdı. dükkan sahibi Yaşlı adam, her sabah gün ağarırken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanin isteyebileceği her şeyin var olduğu dükkanıyla gurur duyarak kahvesini yudumlardı. Kahvenin ardından gelen zevkli bir kahvaltıdan sonra da pencerelerinin perdelerini sonuna kadar açarak, sallanan koltuğuna oturur ve içeri dolan gün ışığının yardımıyla okumaya başlardı. Büyü Dükkanı'nda satıcı olmak bilgelik isterdi. O güne kadar dükkana gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemişti dükkan sahibi. Herkes, çok istediği bir şeye sahip olmak uğruna onca yolu göze alarak gelir ve mutlaka alabileceği en iyi şeyi almış olarak çıkardı. Ama genellikle aldığı şey istediği şeyden çok farklı olurdu. Yaşlı adam ara sıra, okuduğu kitaptan başını kaldırır, yolu gören pencereye bir göz atardı. Eğer bir müşteri geliyorsa, onu ta uzaktan yakalayıp, dükkana yaklaşana kadar izlemeyi severdi. Bu, onun için zihinsel bir hazırlık süreciydi. Bu süre içinde zihnini, biraz sonra gelecek olan müşteriyi iyi anlayabilmek için boşaltırdı. Sabah dışarı baktığında, yağan karın yolu iyice kapattığını gördü. Bu havada gelen giden olmaz diye düşünüp, hüzünlendi. Büyü Dükkanı, hemen her gün bir müşteri ağırlardı. Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin uğramadığı günler olurdu. Yaşlı adam, o gününde bunlardan biri olmasından korktu. Nedense işsizlik içini ürpertmişti. Tam o sırada uzakta bir karartı gördü. kaç beyazının kamaştırdığı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında, bunun yaklaşmakta olan bir insan olduğunu anladı. İçini bir sevinç kapladı. Gidip sobasına bir odun attı ve tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuğa oturup, müşterisini beklemeye koyuldu. Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. İyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli varandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı. Beklediği kişinin ayak sesleri İkinci basamakta kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı aİmamayı prensip edinmişti Yaşlı adam. Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı. Sonunda kapı çalındı. Açtığında, karşısında soğuktan kızarmış elleşöyle atkısını çıkarmaya çalışan bir erkek gördü. "İyi sabahlar, görebilir miyim?" diye sordu müşteri. dükkan sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra, ısınması için ona bir kahve ikram etti. Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam, karşısında oturan Yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri olduğunu düşündü. Herhalde o da müşterisini anlar, onun haklı isteğini geri çevirmek istemezdi. Acaba Büyü Dükkanı'ndan çıkarken istediği gibi bir alışveriş yapmış olacak mıydı? Bir süre söze nasıl başlayacağını bilemedi. Belki de dükkan sahibinin bir şeyler söylemesi gerekirdi. Ancak karşısında, sabırlı bir ifade ile müşterisinin gözlerinin içine bağırak oturan satıcının, alışverişi başlatmaya niyetli olmadığını anladı. Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret hem de yumuşak bir etki yarattı. Anlaşılan, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu. Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi. - Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım. - İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim ? - Bakın, ben elli beş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne kadarki hayatımi geri istiyorum. Mümkün mü ? - Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Ancak tam olarak ne istediğinizi anlayabilmem için, bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz? dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri, Yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi:
- Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum. Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve bir çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kaç etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi bana sizden ve Büyü Dükkanı'ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki içimde bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim. Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beş yılımı bana geri verin. - Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı istiyorsunuz? - Elbette Hayır. söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacağım. - Herhalde bunu çok istiyorsunuz. - Evet, hem de her şeyimi verecek kadar. - Peki, benim size vereceğim elli beş yılın Karşılığında siz bana ne verebilirsiniz? - Ne isterseniz? - Sanki bunun için herşeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz. - Hiç kuşkunuz olmasın. Şu anda sahip olduğum herşeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin. Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken, kendini sallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi. Büyü dükkanına gelen kişiler, genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, Yaşlı adam, pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu. Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı ve ağır konuşmaya başladı:
- Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl karşılığında bana herşeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek şey isteyeceğim. - Dileyin benden ne dilerseniz. - Belleğinizi. - Anlamadım? - Belleğinizi dedim. Elli beş yılın yaşantısını içinde barındaran belleğinizi istiyorum. - Ah evet anladım. İlginç bir bedel. Kabul ediyorum. tamam alın belleğimi. - Emin misiniz? - Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım. - Belleğinizi, içindeki her şöyle birlikte bu dükkanda bırakıp giçeceksiniz. Elli beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi bile . - Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki! - O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur. - Hayır. Emin olun ki, şu dakika belleğimi size bırakıp elli beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edeceğim. Ve yine söz veriyorum, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar etmeyeceğim. - İsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp giçeceksiniz. Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı. - Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile,şöyle mi? - . . . . . . - Yani hiçbir şeyi mi ? Buraya neden geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta. ! - Ne yazık ki! Yaşlı adam, su anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için bir süre sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine yaradığından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri, Yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi. Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı:
- Sanırım ne demek istediğinizi şimdi ağlıyorum. Eğer elli beş yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediği bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına. Çok ilginç bir insansınız. Bana, Büyü Dükkanı'ndan almak istediğimden çok farklı bir şöyle çıkacağımı şöylemişlerdi de inaİmamıştım. Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmiştim, ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum. size teşekkür ederim. - Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşça kalın. Yaşlı adam, müşterisini gözden kaybolana dek gülümseyerek izlerken, aklından Santayana'nin bir sözü geçiyordu:
"Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yasamak zorunda kalırlar. "
01 - Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışmak, 02 - Yeni atılmış bir betona basmak ve isim yazmak, 03 - Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapmak, 04 - En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetmek, 05 - Kar topunun içine buz veya taş koymak, 06 - Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda illede görüşme yapmak, 07 - Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökmek, 08 - Kumsalda deve güreşi yapmak, 09 - Şahin marka arabayı, Doğan görünümlü yapmak, 10 - Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazımak, 11 - Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanmak, 12 - Mesleğimizdeki unvanımızı İngilizce olarak söylemek, 13 - Tiki olan insanların tikleri ile uğraşmak, 14 - İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalışmak, 15 - Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşmak, 16 - Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtmak, 17 - Tuvalet duvarlarını defter sanmak, 18 - Otobüs duraklarına yazı yazmak, 19 - Trafikte bizi geçen bir aracı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke saymak, 20 - Sinyal verir vermez şerit değiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde sinyal verdik görmüyor musun? demek, 21 - Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermemek, 22 - Ünlü birini gördüğümüzde ona el sallamak, 23 - Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoğraf çektirip çok samimiyiz havası vermek, 24 - Yaşamadığımız bir şeyi yaşamış gibi anlatıp ona kendimizi inandırmak, 25 - Otobüs durağa yanaştığında illede ön kapıdan inmeye çalışmak, 26 - Otobüs koltuklarını yırtma ve üstlerine acayip acayip yazılar yazmak, 27 - Minibüs şoförüyseniz beğenmeseniz bile mutlaka Kral Fm dinlemek, 28 - Trafikte kırmızı ışıkta dururken, yeşil ışık yanar yanmaz kornaya basmak, 29 - Trafikte kırmızı ışıkta dururken burun karıştırmak, 30 - Kimsenin herhangi bir konu hakkında bilgisi olmadığını anladığımız anda o konu hakkında atıp tutmak, 31 - Elektrik, su, doğal gaz, vergi, trafik cezası vb. faturaları son gününde ödemek, 32 - Kar yağdığında eve bolca ekmek almak, 33 - Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine koşup onları kaçırmaya çalışmak, 34 - Evli olanların bekarlara sakın ha evlenme demek, 35 - Aynı filme giden insanların filmden çıktıktan sonra filmi birbirlerine anlatmaları, 36 - 18 yaşına geldiği gün bara gitmek, 37 - Eline silah geçen birinin hemen o silahla şaka yapma ihtiyacı duyması, 38 - Arabayla yolda giderken tanıdık birini görünce arabayı şakadan onun üzerine doğru sürmek, 39 - Takım elbise giyince elini cebe sokmak, 40 - Tuttuğu takım galip gelince havaya silah sıkmak, 41 - Meslek arkadaşlarına mesleki şakalar yapmak, 42 - 6 aydır fırçalanmayan dişi, dişçiye giderken fırçalamak, 43 - Bilmediği yolu tarif etmek, 44 - Tuvalet terliğinin üstüne basmak, 45 - Kim o? sorusuna "ben" diye cevap vermek, 46 - Elektronik aletleri vurarak tamir etmek, 47 - Bakkaldan dönerken ekmeğin köşesini yemek, 48 - Yoğurt kovasından saksı yapmak, 49 - Google Earth'de kendi evini bulmak, 50 - Arabaya 'beni yıka' yazmak, 51 - TV'nin üstüne dantel koymak, 52 - Kumandayı streç filmle kaplamak, 53 - Tüpte kaçak var mı diye çakmakla kontrol etmek, 54 - Ağlayan çocuğu döverek susturmak, 55 - Biten şampuanı su takviyesiyle çoğaltmak, 56 - Döner ile ayranı aynı anda bitirmek, 57 - İnşaat izlemek, 58 - Ehliyet sınavına arabayla gitmek, 59 - Çay dolduran birini görünce çayı fondip yapmak, 60 - Korna ile hem selam verip hem küfür etmek, 61 - Kuşlara ve yabancılara küfür öğretmek, 62 - Arabanın dikiz aynasına cd asmak, 63 - Gelin arabasının önünü kesip para isteme, 64 - Pet şişe kapağıyla, kozalakla ya da ezilmiş kola tenekesiyle futbol oynamak, 65 - Futbol maçı sonucu kavga edip karşı takım taraftarlarının ağzını yüzünü dağıtmak ve bununla gurur duymak.
66 - Donla denize girmek, 67 - Atlet ve çizgili pijamanın altıyla mangal yakıp aileyi doyurmak.
68 - Ferrari'ye tüp taktırmak, 69 - Emniyet şeridinden gitmek, 70 - Cep telefonuna polis telsizi melodisi yükleyip derslerde çalmak, 71 - Ailecek gidilen pikniklerde en gölge yere arabasını koymak, 72 - Yolculuk ederken yanındakine "yolculuk nereye hemşerim?" demek.
73 - Erkeklerde; giydikleri çorap içinde para veya sigara saklamak, kadınlarda; sutyenin içinde para saklamak, 74 - Pazardan pazara banyo yapmak, 75 - eve gelince gördüğünde "geldin mi?" diye sormak, 76 - Örgü şişiyle kulak karıştırmak.
77 - Yemeğin etini en sona bırakmak.
78 - Ayağı kısa olan masa veya sandalye altına kağıt veya gazete parçası sıkıştırmak.
79 - Denizi umumi tuvalet olarak görmek.
80 - Topluluk arasına sevgiliyle giriliyorsa sevgilinin omzuna elini atarak "kız benim" havası vermek.
81 - Herhangi bir şey için sıra beklerken araya kaynak yapmak.
82 - Bir şeyi satın almayacağı halde yanında verilen en işe yaramaz hediye beleşe geliyor diye o şeyi satın almak.
83 - Biten pili buzdolabına koyup, tekrar kullanmaya çalışmak.
84 - Selamlaşırken kafa toslamak.
85 - Kavgada karşı tarafın kim olduğunu merak edip kimsin lan sen? diye sormak, 86 - Korkulduğunda baş parmakla damağı kaldırmak.
87 - "Yok" cevabına karşılık "hiç mi yok?" diye sormak, 88 - Buzdolabının yumurtalık kısmına yarım limon koymak, 89 - Hatıra defterine bana kalbin kadar temiz bu güzel sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim diye başlayıp sepet sepet yumurta sakın beni unutma diye bitirmek.
90 - Çatalın kenarını bıçak olarak kullanmak, 91 - Yolda olmuş kazayı seyrederken kaza yapmak, 92 - Araba alınalı 5 sene olmasına rağmen döşemelerdeki naylonları çıkarmamak, 93 - Biten pili ısırarak tekrar kullanmaya çalışmak.
94 - Mangal sonunda külleri işeyerek söndürmek.
95 - Donunu veya çorabını giymeye koklayarak karar vermek.
96 - Denize yada göle girdiğinde derinliği ölçmek için boy vermek.
97 - Yürüyen merdivende yürümek, 98 - Düğün bittikten sonra gerdek gecesine damat adayını döverek uğurlamak, 99 - Spor ayakkabısını giydikten sonra unuttuğu anahtarı almak için evin en köşelerinden gitmek, 100 - Her başarılı insana küfür ederek iltifat etmek.
Birer birer gittiler yaşamımdan.
Herbiri ayrı bir yaraydı, her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar, insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onlarıBöylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum, kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla. Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti, duyguydu tüşöyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular, sonraları sevdamdılar.
Sabah. Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım. Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların.
Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum. Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu. Dört elle olmasa da yaşama bağlaİmamı sağlıyordu. İleriye dönük planlar yapmıyordum, dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sıra sera". Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi, sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu, olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu. Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın. Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşİmamaktı. Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir söylercesine ararcasına, kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu, gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil. Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor, kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor, sadece yürümekle yetiniyordum. Belki de bu benim mola verişimdi. Anlamsız bir rahatlıklaBöylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varİmamanın huzurunu yaşıyordum. Mola. İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar. Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım. Ne anlattıklarını biliyordum, dinlemem de görekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum.
Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinşöyle ayrıldılar yanımdan, ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım, birşeyler yazdım, rutin, sıradan hep yazılagelen söyler. Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda. Değişik olaylar olmasını bekliyordum. Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız şöylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpşöyle bakmaya da alışmıştık. Siyahın bile tek tonu vardı bizim için, versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi. Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi. Daha büyük korkulara katlanamazdık, yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik. oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı. Etrafımı boş gözlerle süzdüm. Bir arkadaşla göz göze geldik. Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler. Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu, bana aitmiş gibi. Cidden benim miydi bu yaşam?
Telefon çaldı. Bir ses evecenlikle " doktora gidiyorum, eve geç kalacağım" dedi. tamam bile demedim, göreksizdi çünkü. Yemek vaktine kadarBöylece oturdum, birkaç imza attım, birkaç demlik çay içtim, sigaramı hiç ettim onunla birlikte. Ne iyi. Yemekten dönünce gazete okudum. Kuponaları seyrettim. Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil.
Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponlarıBöylece seyretsem.
Ne haber, ne köşe yazısı, ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabiçecek miyim?
Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim, bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar"
Dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım. Ses tanıdık ve sadece bir cümle " gidiyorum". Öğle vakti. Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden. Koşasım geldi ama yapamadım, çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana. ( Kış, rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişiBöylece yürüyordu rüzgara aldırmadan.
Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil. Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk. Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti, bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana, diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk, uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor. ) Aklımdan hep paylaşımlarımızıgeçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler.
Gitmelerini istemiyordum aslında. Bağırıyorum, duymuyorlar, yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar, ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi, etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada, ileirde duruyordu. Sırtı bana dönük. Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum. Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokaç boyunca ilerledik, durdu. "Sana şöylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum, çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum, çünkü kalırsam yoklaşacağım.
Ağlamayacağım, göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum. Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var.
İleride ellerimiz yine kavuşacak, kuvvetle sarılacağız birbirimize. O güne değin ağlamak yok, sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok, dostum, gidiyorum. " dedi. birşey söyleyemedim, boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. söyledir, dost,söyledir. " dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı, belki sonsuza dek. Ama bu incitmedi bizi. Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük. Ağlamadık, çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isYaşlı boyun eğdik, güpegündüz. İlk değil, son da. Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akaç yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum. O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma, güldüm. akşam. Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık. Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızıa bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.
İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk. Bir bağlamda başarmıştık da bunu. Ama yine de olİmamıştı. İki ayrı insandık, iki ayrı dünya. Düşlerimiz ve sevdalarımızıvardı birbirine teğet, o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım, fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı, umut ediyordum.