Şişmandı. Her gün yakınıyordu şişmanlıktan. Gazetede bir ilan gördü:
- Zayıflamak istiyorsanız bize geliniz. Hemen oraya gitti, içeri girdi, duvarda tarife vardı:
- 1 saatte 1 kilo zayıflamak 2 milyon lira, 5 saatte 5 kilo zayıflamak 10 milyon lira. 2 milyonu verdi, 1 saatlik odaya girdi, girdi ama çok şaşırdı. Küçük bir hamamdı burası. Karşıda da fıstık mı fıstık enfes bir kız duruyordu. Üstelik çırılçıplak. Göğsünde de bir yazı vardı, - Beni tutarsan, seninim. Koşmak için hamle yaptı adam, ne var ki yerlere yağ mı, cila mı, garip bir şey sürülmüş, daha ilk adımda düşüverdi. Kalktı, yeniden koşmayı, kızı yakalamayı denedi. Kan ter içinde çırpındı durdu. Derken bir zil sesi ve üniformalı bir adam göründü:
- Tamam efendim, saatiniz doldu, gelin tartılın, tam 1 kilo zayıfladınız. Şişman adam çıktı, çıktı ama aklı kızda kaldı. Ertesi günü zor etti, sabah erkenden koştu yine oraya. Bu kez cüzdanından tam 10 milyon çıkardı, 5 saatlik odaya girerken - Eh, artık o kaygan yerde durmayı öğrendim, 5 saate kızı rahat rahat yakalarım diyordu. Girdi içeriye. Karşısında iri yarı izbandut gibi bir zenci duruyordu, göğsünde de şu yazılı:
- Seni tutarsam, benimsin.
Çok zengin adam çok lüks bir restauranta gider garsona siparis olarak kırmızı et, beyaz şarap ve salata istiyorum der. Tam o sırada çok güzel bir kadın gelir ve adamın ön masasına oturur ve adamın verdiği siparişin aynısından ısmarlar. Adam yemeği yedikten sonra hesabı ister. 75 milyon hesap gelir. Adam 25 milyon da bahsis olarak toplam 100 milyon bırakır. Aynı hesap kadına da gelmiştir. Fakat kadın 75 milyon bahşiş bırakır. Bunu gören adam kadına yanaşır, -'Hanımefendi, afedersiniz bir şey sormak istiyorum. Benim fabrikalarımın sayısını, paramın hesabını bilemezken 25 milyon bahşiş bırakıyorum. Siz kim oluyorsunuz da 75 milyon bahşiş bırakabiliyorsunuz ?' Kadın adama gülümser ve, -'Benim bankalarım var...' der. Adam, -'Öylemi, ben bütün banka sahiplerini ve müdürlerini tanırım, ama sizi hatırlayamadım' der. Kadın tekrarlar, -'Benim bankalarım var ,bakın size anlatayım', Kadın dudaklarını okşayarak :
- 'Bunlar var ya bunlar, Şekerbank...' Ellerini göğüslerine koyarak :
- 'Bunlar Pamukbank' Elini eteğinin önüne tutarak:
- 'Burası İş Bankası', der Adam, Ya bu bankalar iflas ederse, diye sorar. Kadın :
- 'Arkada Garanti Bankası var..'
Temel'in tek hayali Mısıra gidip muhteşem Piramitleri görmektir. Tarlayı,ineği satar bilet parasını denkler ve ilk gemiyle Kahire'ye gider. Gemiden iner inmezde cebindeki para ile Piramitlere nasıl gideceğini araştırır. Gezi programları ve kiralık araç çok pahalı gelir. Tam ümitsizce dolaşırken bir levha görür" kiralık develer" hemen sorar, günlüğü çok ucuza gelir ve kiralar. Tabi zekice bir soru sorar.
- "Bu deveyi nasıl kullanabilirim". Görevli kişi nazikçe bu soruya cevap verir. " Devemizde 3 vites vardır 1. Vites için bir kez "OH" demeniz yeterli 2. Vites için iki kez "OH, OH", ve en seri vites 3. vitestir bunun için ise üç kez "OH, OH, OH" demelisiniz"der. tabii Temel hemen sorar "peki nasıl durduracağım bu deveyi?,freni yok mu?"
- Satıcı "Devemizin freni için "ALLAH" demeniz yeterlidir der, Temel meydanda bir iki deneme turu atar "OH" der yürütür,"ALLAH" der deve durur. Temel ikna olunca da, satıcı devenin yönünü Piramitlere doğru çevirir. Temel "OH" diyerek deveyi birinci viteste kaldırır. Çölde yol boyunca Temel birinci vitesi pek kullanmaz seri bir şekilde hedefine gider. Uzakta piramitler görünür fakat çöl sıcağı ve devenin sarsıntısından sersemleyen Temel piramitlerin arasından hızla geçen deve ile ancak bir iki kare fotoğraf çekebilir ve deveyi durdurmak ister, "İNŞALLAH" der ,Deve durmaz, "MAŞALLAH"der deve durmaz, tüm bu gayretlerle deveyi durduracak sözcüğü hatırlayamayan Temel deveyi birinci vitese alır fakat az ilerideki uçuruma doğru deve yavaş yavaş yaklaşmaktadır, "İNŞALLAH","MAŞALLAH" der deve durmaz ve uçurum kenarında düşmeden önceki son adımını havaya kaldırır ve Temel aşağıya düşmenin verdiği korkuyla elleriyle gözlerini kapar "ALLAH" der deve zınk diye durur.
Düşmediğini gören Temel gözlerini açar ve sevinç içinde derin bir "OH"çeker.(malum 1. vites)
Habib Baba, 4. Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir.
Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir. Yolculuğun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider. Niyeti, şöyle iyice bir keselenip paklanmak, bedenini de ruhuna denk kılmaktır.
Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez ve:
- "Bugün Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz." der.
Habib baba üzülür. Rica, minnet eder, yalvarır:
- "Ne olursun, kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum. Bin bir dil döker. Hamamcı ehl-i insaftır dayanamaz ve kabul eder.
Hamamın en sonundaki odayı göstererek:
- "Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler senin farkına varmasınlar." der.
Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar.
Bir süre sonra hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onun da görünümü fakirdir. Ama sadece görünümü. İkinci müşteri kılık değiştirmiş 4. Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir:
- "Hele bir bakalım, bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?" demiştir. Bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir.
Hamamcı padişahı tanımadığından; bu fakir gence de Habib Baba’ya söylediğinin aynısını söylemiş:
- "Bugün Sultan 4. Murat'ın vezirleri hamamı kapattılar. Dışarıdan müşteri alamam."
Padişah da ısrar etmiş:
- "Ne olursun hamamcı? Kirli bedenle ibadetimi nasıl yaparım?"
Hamamcı yine dayanamamış ısrara. Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:
- "Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir yanına. Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın. Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler."
Sonra 4. Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır.
Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona. Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir. Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:
- "Evladım, sırtın fazlaca kirlenmiş, Müsaade edersen bir keseleyivereyim."
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşırır ve büyük bir haz duyar. Çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.
Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken:
- "'Buyur baba, ellerin dert görmesin."
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4. Murad'ın sırtını bir güzel keseler. Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.
- "Baba, gel ben de senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım."
Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle:
- "Olur evlad" deyip sultanın önünde diz çöker.
Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar:
- "Baba, görüyor musun şu dünyayı. Şu hayatta Sultan Murad'a vezir olmak varmış. Bak adamlar içeride tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi.."
Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler:
- "Be evladım, Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını Sultan Murad'a bile keselettirir."